Connect with us

Haberler

Eğitim İlke-Sen: ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler’ Dersinin Seçimi Engellenemez

Yayınlanma:

-

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası), MEB’e bağlı ortaokullarda okutulacak seçmeli derslerden “Yaşayan Diller ve Lehçeler”in, özellikle de Kurmancî ile Zazakî’nin seçimi sürecinde yaşanan engellemeler ve dersi okutması gereken Kürt Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinin atamalarının yapılmaması hakkında bir açıklama yayımladı.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Seçmeli Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersini Engellemek, Zulmü Seçmektir!

MEB’e bağlı ortaokullarda okutulacak seçmeli dersleri tercih süresi 3 Ocak’ta başladı. 21 Ocak’ta bitmesi planlan süreç hava koşulları nedeniyle 7 Şubata kadar uzatıldı. 2012’de müfredata eklendiğinden beri “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adı altında verilen özellikle Kurmancî ve Zazakî dersleri için şu aralar yoğun bir kampanya sürdürülüyor. Sivil toplum örgütleri, sanatçılar ve kimi inisiyatifler hiç olmadığı kadar “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersinin seçilmesi için çağrıda bulunuyor.

Böyle bir ilginin büyümesi güzel ancak geçen on yılda ana dilde eğitim gibi daha geniş bir talebin görmezden gelindiği süreçte Kürtçe dersinin önündeki engeller bir türlü kaldırılmıyor. Sahadan edindiğimiz verilere göre “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersi, okul yönetimlerinde verilen seçmeli ders formundan ya çıkarılıyor, ya seçmeli ders satırında yer almıyor ya da öğrencilere farklı dersler seçtiriliyor. Böyle bir ‘ders talep toplama’ şekli baştan yanlıştır. Sunulan dersler üzerinden öğrenciler bir tercihe zorlanamaz. Birkaç dersin sıralandığı bir form, adına ne derseniz deyin seçmeli ders formu olamaz.

Öte yandan Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı illerde “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adı altında verilen Kurmancî ve Zazakî derslerine girecek öğretmen sayısının yetersizliği bir hayli düşündürücü. Bugüne kadar Kürt Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak atanan sayısı 70 iken, mezun sayısı 500’dür. Kürtçe ve lehçelerine duyulan bunca ilgi ortadayken son on yılda gelinen süreçte derslere girecek öğretmen bulunamaması tam fiyaskodur ve asla iyi niyetle açıklanamaz! Maalesef ki bu konuda kasıtlı bir görmezden gelme politikasının sonuçlarıyla karşı karşıyayız.

Seçmeli derslerle ilgili MEB’in nasıl bir önlem alacağı, soruna yaklaşımını ortaya koyacaktır. Seçmeli ders seçimi sürecinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğünden kamuoyu emin olmalıdır ve bu konudaki yetersizlikler ve sorunlar derhal giderilmelidir.

Dillerin, toplumsal hayatın her bir noktasında özgürce kullanılamayıp yasaklara maruz kalması ve insanların ana dillerini ancak seçmeli şartına bağlı olarak okuyabilmeleri açık bir utançken bu küçücük imkân dahi türlü engellemelerle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Dillerin farklı olması Allah’ın ayetlerindendir. Bu hakikate cephe almak açık zulümdür.

Bu vesileyle bütün duyarlı çevreleri zorunlu eğitim dayatmasına, farklı dilleri başta eğitim olmak üzere bütün toplumsal alanlardan dışlayan baskıcı, yok sayıcı politikalara karşı mücadeleye davet ediyoruz.

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x