Connect with us

Haberler

Üsküdar’da Eylem: Gazze Barış Kurulu Soykırım Oyunudur; Katil ABD, İran’dan Defol!

Yayınlanma:

-

Üsküdar’da, 1 Mart 2026 Pazar günü Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen’in tertip ettiği eylemde ABD ve İsrail’in İran saldırısı ve Trump önderliğinde kurulan Gazze Barış Kurulu protesto edilirken Türkiye limanlarından İsrail’e devam eden sevkiyat ve petrol transferi eleştirildi.

Eylem boyunca; “İran, ABD’ye Mezar Olacak, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, İstanbul’dan Gazze’ye Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi Hainler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Katil ABD Katil İsrail, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, Barış Kurulu Soykırım Oyunu” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Gülşah Eldemir’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SİYONİST KATLİAMIN SÜRDÜĞÜ GAZZE’DEKİ “BARIŞ KURULU” SOYTARILIĞINA;

İSRAİL’LE DEVAM EDEN TİCARETE VE SOYKIRIMA PETROL SEVKİYATINA;

KATİL İSRAİL VE ABD’NİN İRAN MUHASARASI VE SALDIRISINA;

İŞBİRLİKÇİLİK VE İHANETE HAYIR!

   Bismillâhirrahmânirrahîm,

   Kıymetli dostlar,

Aksâ Tûfânı’nın başlangıcından bu yana eşi benzeri olmayan günlerden geçiyoruz. İnsanlık tarihinin görüp göreceği en büyük soykırımlardan birine ve bağlantılı olarak insan havsalasının alamayacağı boyutlarda bir direnişe tanık olduk.

Batı Asya’daki emperyalist-Siyonist kuşatma bugün bambaşka bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

Dün itibariyle İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan yeni ve büyük savaş, tarihin yeni bir kırılma ânı olarak kaydedilecektir.

Egemen dünya düzeninin kibri, Batı Asya’daki her bir İslam beldesini birer birer yutan azgın bir canavara dönüşmüş; yeni ve son bir hamle olarak gidip İran’ın kapısına dayanmıştır!

Gazze’de iki yılı aşkın bir süre boyunca yüz binlerce kardeşimizi Siyonist lejyonu aracılığıyla katledip ölçülemez bir yıkım gerçekleştiren emperyalizm, Suriye’yi yeni bir mevzii olarak ele geçirdikten sonra 1979’daki İslam Devriminden bugüne en büyük düşmanı ilan ettiği İran’a karşı plânlayıp durduğu ölümcül darbe için türlü bahane ve gerekçelerle okyanustan körfeze, işbirlikçi rejimlerin yönetimindeki bölge ülkelerine konuşlu üslerine kadar tarih boyunca görülebilecek en büyük yığınaklardan birini “muhasara” için kurduktan sonra 12 Gün Savaşında olduğu gibi sözüm ona “müzakereler” esnasında alçakça yeni bir saldırı başlatmıştır.

   Emperyalizmin ve Siyonizm’in karşısına dikilen yürekler!

Bugün İran etrafında boy veren muhasara ve saldırganlık ancak farklı halkaların oluşturduğu bir zincir metaforu ile anlaşılabilir. “Arap Baharı” diye adlandırılan sürecin son ve çetin halkaları Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin’de yaşanmıştır. Küresel hegemonyaya karşı itirazın yoğunlaştığı cephelerde, emperyalistlere ve işbirlikçi rejimlere karşı kıyasıya bir mücadele sergilenirken Gazze Direnişi, sadece Batı Asya’da/Ortadoğu’da değil bütün bir dünyada küresel hegemonyaya itirazın ete kemiğe bürünmüş hâli oldu.

İşte bu iradeyi kırmak, küresel şeytanî işleyişin temel amacı olmuş ve bunu da ya doğrudan ya da işbirlikçi rejimleri koşullamak sûretiyle yapmıştır.

Filistin halkının Gazze’de gösterdiği eşsiz direniş, sadece Siyonist savaş makinesinin karşısına dikilmedi! Katil İsrail’in işgal ettiği Filistin coğrafyasına ya da genel anlamda bütün bir Batı Asya’ya/Ortadoğu’ya tutunması ancak bölgedeki işbirlikçi rejimler marifetiyle mümkün olduğu için Direniş, önce bölgedeki bu rejimlerle dolayısıyla da hepsinin ipini elinde tutan Büyük Şeytan Amerika’ya ve onun Egemen Dünya Düzeni içindeki ortaklarına karşı mücadele etmişti.

Türkiye’de, sizler gibi yürek ve bilinçleri İntifada saflarında harlanan devrimci halkalar; ülkenin dört bir yanında, şehirlerin cadde ve meydanlarında Siyonist katliam makinesini besleyen bütün atardamarları söküp parçalamak için mücadele etti.

Azerbaycan’dan Gazze’ye ölüm akıtan BTC boru hattının vanalarının kapatılması, İsrail’in her türlü ihtiyacını temin eden tedarik zincirinin kırılması, İsrail’in güvenliği için çalışan Kürecik NATO Radarı ile İncirlik Amerikan Üssünün kapatılması bu mücadelenin temel hedefleri olmuştu.

Halkımızın Filistin hassasiyetini sonuna kadar istismar eden AKP iktidarı ise işte bu mücadeleyi yükselten İntifada dostlarının karşısına dikilmekte gecikmedi; tutuklamalar, hapsetmeler ve uzayan yargılamalarla hakikatin bilinç ve yüreklerde mayalanmasının önüne geçmek istedi.

Şimdi ise Gazze’de direnişi yok etmek için Büyük Şeytan ABD’nin şefi Trump’ın başkanlığını yürüttüğü ve işbirlikçi bölge rejimlerinin de yer aldığı BARIŞ KURULU soytarılığı ile yeni ve bambaşka bir durum çıktı ortaya!

Herkes bilmelidir ki bütün bu şarlatanlıkları reddediyoruz! Katillerden barış güvercini çıkarma hipnozuna elbette teslim olmayacak ve Gazze direnişini bütün unsurlarıyla yok ederek işgali kalıcılaştırmak isteyen bu iradenin karşısında durmaya devam edeceğiz!

Direnişin dostları!

2002-2022 arasındaki AKP iktidarı yılları boyunca İsrail’le ticaretin 1,5 milyar dolardan 9,5 milyar dolara çıktığını; siyasî ilişkilerdeki tüm kriz iddialarına rağmen ticarî münasebetlerin istikrarlı bir şekilde sürdüğünü gördük ve yıllar boyunca bu iş birliğine karşı mücadele ettik.

Aksâ Tûfânı sürecinde “İsrail’le ticaret, Filistin’e ihanet!” itirazımızın nasıl kitleselleştiğini hatırlayalım; “Gemiler Gazze’ye, Hayfa’ya değil!” sloganının da öyle…

AKP iktidarının İsrail’le önce reddettiği sonra kısıtladığı daha sonra da baskıları savuşturmak için tümden yasakladığını iddia ettiği ticaretin hileli yollarla nasıl sürdüğünü herkes çok iyi hatırlıyor.

Şimdi artık bambaşka bir gerçeklik var. Suriye’de az önce bahsettiğimiz dönüşüm ve egemenlerin umursamadığı katliam, açlık ve sefaletle devam eden sözüm ona ateşkesle birlikte düşen duyarlıktan faydalanarak İsrail’le ticaret ve işgale petrol sevkiyatı artık çok daha pervasız bir şekilde yapılıyor.

Arkadaşlarımızın takibini yaptığı KİMOLOS adlı gemi bu pervasızlığın açık bir örneği olarak kayda geçmiştir. 7 Ekim’den sonra yapılan tüm sevkiyatlar perdelenirken son iki sevkiyat (Nissos Christiana ve Kimolos) perdelenmedi. Bu iki sevkiyatta 2 milyon varil ham petrol İsrail’e ulaştı ve elbette bu saldırılarda kullanılıyor çünkü KİMOLOS adlı gemiyle yapılan son sevkiyat, İsrail’in en stratejik ve askerî tesislerine de enerji aktaran Aşkelon’a yapıldı.

   Arkadaşlar!

   Bir yandan Filistin hassasiyetini sonuna kadar istismar etmek; diğer yandan para kazanmaktan vaz geçmemek için İsrail’e mal ve hizmet temin etmek; diğer yandan Epstein sapıklığının baş aktörlerinden bir katilin başkanlığını yaptığı ve soykırımcı Netanyahu’nun üyesi olduğu kurula girmek taktir edersiniz ki akla, vicdana ve hakikate ziyan bir tutumdan başkası değildir! Bu işbirlikçilik ve ihanet tablosuna karşı hakikatin gür sadâsını yükseltmekten başka bir seçeneğimiz yoktur!

Kıymetli kardeşler!

Batı Asya’yı alabildiğine küresel kapitalizmin sömürüsüne açmak için uzun yıllar boyunca adım adım ilerleyen süreç, konuşmamızın başında da belirttiğimiz gibi gelip 1979 İslam Devrimi ile bu sömürgeci hattan kopup bağımsızlaşan İran’ın kapılarına dayandı.

Bölgemiz yine ağır bir muhasara ve yeni bir saldırganlık ile karşı karşıya. İşbirlikçi rejimler sayesinde bölgemizde sayısız üsse sahip olan ABD; İsrail adlı karakolunu tehlikelerden korumak ve Venezuela’da olduğu gibi enerji kaynaklarına çökmek ve küresel rekabette avantajlı duruma geçmek için Küresel 28 Şubat’ı dâimî kılmaya çalışıyor.

Bir yandan 28 Şubat, diğer yandan 1 Mart sembolizmi arasında, bambaşka bir tarihî eşikte bulunuyoruz. “1 Mart tezkeresi” Irak işgaliyle başlayan utanç verici işbirlikçiliğin güçlü bir göstergesiydi. Şimdi bu utanç levhası, sınırlarını çok çok aşıp bambaşka bir tehdit çemberi oluşturdu ancak yağma yok!

Herkes duyup bilsin ki zalimlere, tağutlara geçit vermeyeceğiz! İşbirlikçilik ve ihanet zincirini kırıp parçalayacak ve Allah’ın izniyle asla diz çökmeyeceğiz!

Yaşasın Küresel İntifada!

   Kahrolsun İsrail, Kahrolsun ABD!

   Katil İsrail, Filistin’den Defol!

   Katil ABD, İran’dan Defol!

EĞİTİM İLKE-SEN               

TOKAD

ÖYB                                               

SAĞLIK İLKE-SEN

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x