Connect with us

Haberler

Çiftçi-Sen’den “İklim Adaleti Forumları” Çağrısı

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen, “İklim Adaleti Forumları” için bir çağrı yayımladı. Çağrıda kapitalist-emperyalist politikaların gıda egemenliğini, tarımı nasıl katlettiğine değinilirken “İklim Adaleti Forumu”nun yerellerde tertip edilmesi talep edildi.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Devletlerin iklim krizinin çözüm önerilerini tartıştığı uluslararası toplantılardan birisi de COP31 adı altında Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek. Ülkelerin iktidarları her zaman yaptıkları gibi iklim krizinin doğrudan mağdurlarının taleplerini görüşme, tartışma yerine sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlayamaya devam edecekler. İklim krizinin doğrudan mağdurları olarak sesimizi yükselterek duyurmak zorundayız.

İklim krizinin sonuçlarından en çok etkilenenler kırsal kesimde yaşayanlar ve üretenlerdir. Ülkelere dayatılmış olan endüstriyel tarım sistemi iklim krizinin en önemli nedenlerinden birisidir de. Kullanılan kimyasallar toprağın karbon emme özelliğini ortadan kaldırdığı gibi bu kimyasalların üretim, depolanma ve kullanım süreci yoğun enerji tüketimine neden olmaktadır. Ayrıca “yerelde üretip yerelde tüketme, mevsiminde üretip mevsiminde tüketme” anlayışı yerine şirket gıda sisteminin işlenmiş, dondurulmuş gıda oluşturma, mevsim dışı ürünler üretme ve ihracat yapma politikaları teşvik edilmiştir. Endüstriyel tarım ve gıda sisteminin küresel sera gazı üretiminde %44 den fazla bir paya sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yerküreyi soğutma potansiyeline sahip küçük çiftçiler ve köylüler uygulanan tarım politikalarıyla üretemez duruma getirilmektedir. Tarımsal üretimi kendi doğal döngüsüne döndürecek politikalar tartışılmadan iklim krizinin ekolojik ve sosyal problemlerinin çözülebileceğinden bahsedilemez.

İklim krizinin yaratılmasında sermayenin doğayı metalaştırmasının rolü büyüktür. Meralar otlaklar, akarsular, ekili araziler, ormanlar sermayenin ihtiyacını karşılayabilmek için madenciliğe, ‘yenilenebilir enerji’, ‘temiz enerji’ “propagandasıyla yeni enerji sistemlerine açılmıştır. COP Toplantılarının önerileriyle yeni enerji sistemlerini uygulamaya koyan ülkelere, şirketlere “Karbon salmıyorlar!” gerekçesiyle uluslararası maddi teşvikler de sunulmuştur.

Yeni enerji sistemlerinin yarattığı tahribatı en çok yaşayan ülkelerden birisi ülkemizdir. Başta Karadeniz bölgesinde olmak üzere HES’ler nedeniyle çiftçilerin/köylülerin suya erişimleri zorlaşmış, tarımsal üretimde problemleri artmıştır. Canlıların suya erişimleri kısıtlanmış, ekolojik denge bozulmuş, bitkisel üretim için yararlı böcekler yerine zararlı böceklerin popülasyonları artmıştır.

JES’ler atmosfere saldıkları zararlı gazlarla sera gazı oluşumuna katkı sunmuş ve yeraltına deşarj edilirken saldıkları kimyasallarla da yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını bitkisel üretim ve canlılar için zararlı hale getirmiştir.

Rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin ekolojik dengeye verdikleri zararlar da her geçen gün daha fazla görülmektedir. Her şeyden önce bu enerji santrallerinin kurulabilmesi/çalışabilmesi için yoğun bir şekilde “nadir toprak elementleri”ne ihtiyaç vardır ve bu elementler binlerce dönüm tarım arazisinden, binlerce ton kimyasal kullanılarak ayrıştırılmaktadır. Bu kullanılmış kimyasallar ve kimyasal havuzları suyu, toprağı, havayı olumsuz etkilemekte iklim krizinin asli unsuru haline gelmektedir. Bu santrallerin kurulduğu araziler ormanlık bölge veya tarım arazisidir. Arazilerine el konulan çiftçiler/köylüler yurtlarını terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Bir anlamıyla İklim göçerleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Sermayenin ihtiyacına uygun enerji politikalarına karşı çıkmalı, “Enerjide Adalet ve Enerji Demokrasisi” istemeliyiz!

Savaşlar, iklim krizine yol açan en önemli nedenlerden birisidir. Bombalar, silahlar, uçaklar canlı yaşamını, oksijen salımı yapan bitkileri yok ederek ekolojik yapıları darmadağın etmektedir. Savaş sırasında atmosfere salınan gazlar, yanan binalar, yakılan ağaçların saldığı karbondioksit vb. gazlar da sera gazını çoğaltmakta iklim krizini tetiklemektedir.

Ülkeler, COP süreçlerinde iklim krizine neden olan bu sorunlardan hiç bahsetmemekte, sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlamaya, “Yeşil Boyama” yapmaya çalışmaktadır.

Sermayenin enerji, maden, su ve gıda politikalarının ve iklim krizinin mağdurları olan bizler; çiftçiler/köylüler olarak bu politikalardan etkilenen emekçilerle, kentlilerle, ekolojistlerle birlikte sadece COP süreçlerindeki gelişmeleri izleme yerine; emeğin, doğanın, tüm canlıların yaşam hakkını savunmak, halkın söz ve karar sahibi olduğu politikaları üretmek, Gıda Egemenliğini inşa etmek için mücadeleye hazırız!

Dünya’nın farklı yerlerinden iklim krizinin mağdurları COP31 için Antalya’ya gelip devletlerin ve sermayenin kendilerini yok sayan politikalarını karşı çıkacaklar, “İklim Adaleti” isteyecekler. Uluslararası forumlar düzenleyerek “Alternatif Zirve” örgütleyecekler. Sermayenin madencilik, enerji, gıda, su politikalarının ve yarattığı iklim krizinin mağdurları olarak bizler de orada olmalıyız. Etkinlik ve Forum’ları enternasyonalist dayanışma ile örgütlemeliyiz. Halkın, yereldeki mücadele örgütlerinin, uluslararası mücadele örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru kendini ve yakınındakilerini örgütlediği bir süreçle yürümeliyiz. Halkın söz ve karar sahibi olduğu bir gelecek için mücadele ediyorsak bu süreci de aşağıdan yukarıya doğru örgütlersek iddialarımıza uygun davranmış oluruz.

Devletlerin/sermayenin İklim krizine dönük yalancı, yeşil boyamacı çözüm önerileri ancak kollektif bir üretim ve enternasyonalist bir dayanışmayla karşı durulabilinir. Daha yaşanası bir Dünyayı birlikte kurabiliriz. 28 Ocak’ta Antalya yerelinde düzenlenmiş olan “İklim Adaleti Forumu’nun örgütlenme mantığını doğru buluyor ve destekliyoruz. Bu nedenle bulunduğumuz yerlerde benzeri Forumların örgütlenmesinde üzerimize düşeni yapacağız. Haydi mücadeleye, özgürleşmeye!

Emperyalist saldırganlığa hayır!

Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımına Hayır!

Sermayenin Doğayı Metalaştırmasına Hayır!

Karbon Ticaretine Hayır!

Yeşil Boyamaya Hayır!

Enerji Adaleti ve Demokrasisi Hemen Şimdi!

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Köylü Hakları Hemen Şimdi!

ÇİFTÇİLER SENDİKASI (ÇİFTÇİ-SEN)

Genel Başkanı, Ali Bülent ERDEM

Genel Örgütlenme Sekreteri, Adnan ÇOBANOĞLU

Kaynak: ciftcisen.org

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x