Connect with us

Haberler

Düzce Aluform Pekintaş Fabrikasında Direniş Var

Yayınlanma:

-

19-20 Ekim 2022 tarihinde Aluform Pekintaş fabrikasında toplamda 39 işçi, Kod-25 ve Kod-49 iftiralarına maruz kalarak işten çıkarıldı. Süreç, 5 işçinin Türk Metal Sendikasına üye olmasıyla başladı. Sendikalı işçi sayısı kısa bir sürede 40’a ulaştı. Bu durum, patronu ciddi bir şekilde rahatsız etmeye başladı. Patron ve temsilcileri işçileri sendikadan istifa etmeye zorladı. Fabrika müdürü, baskı ve tehdit yoluyla işçilerin telefon ve e-devlet şifrelerini alarak sendika üyeliklerini iptal etti ancak her şeye rağmen istifa etmeyen işçiler vardı ve müdür tarafından istifaya zorlanan kişiler tekrar sendika üyesi oldular.

Çalışma Saatlerinde Namaz Kılmak Yasak!

İşçiler sendika üyeliğinden taviz vermeyince mobbingler ardı ardınca gelmeye başladı. Çalışma saatleri uzatıldı, sık sık fabrika içindeki yerleri değiştirildi ve kötü muameleye maruz kalmaya başladılar. Son olarak müdür işçilerin namazlarına karıştı: “Namazın kazası olur, işin kazası olmaz!” diyerek sadece mola vakitlerinde namaz kılmalarını, çalışma saatlerine denk gelen ikindi ve Cuma namazlarını kılmak için çalışmayı bırakıp namaza gidemeyeceklerini söyledi. Yeni işe alınacak işçilere de namaz kılıp kılmadıkları sorulduğu bilgisine ulaştık.

İlk etapta sendikadan istifa etmeyen ve etmeyeceklerini açıkça dile getiren 5 işçi işten çıkarıldı. Daha sonra bu işten atılan işçilerin aleyhinde şahitlik yapmayı kabul etmeyen, namaz konusunda direnen ve tekrar sendika üyesi olan 34 işçi daha işten çıkarıldı. Üstelik bütün haklarından mahrum bırakılarak işten atıldılar. Kod-25 ve Kod-49’dan dolayı işten atıldıkları için başka bir yerde de işe giremiyorlar.

İdari Bürokrasi İşçilerin Karşısında!

İşten atılan işçiler direnişe başladılar. Fabrika önünde eylem yapmak istediler ancak bu sefer de Düzce’nin mülki ve idari makamları ile karşı karşıya geldiler. Vali, işçilerin fabrika önünde eylem yapmalarını 4 ay boyunca trafiği gerekçe göstererek yasakladı. Ardından gözaltılar başladı. Bunun üzerine işçiler Pekintaş grubunun diğer fabrikaları önünde eylem yapmaya başladılar. Bu sefer de patronun manevi tazminat mahkemeleriyle uğraştılar. Düzce’nin valisi, emniyet müdürü, alay komutanı, müftüsü, SGK müdürü, İŞKUR müdürü, yerel medyası hep birlikte aba altından sopa göstererek işçileri direniş eylemlerinden vazgeçirmeye çalıştı.

İşten atılan emekçiler bugün itibariyle 9 aydır işsizler. Fabrika önünde eylemlerine devam ediyorlar. Mücadelelerine sahip çıkılmasını, kendileriyle dayanışma içinde olunmasını istiyorlar.

Yeni Pencere, özel haber

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x