Connect with us

Haberler

Ateşkes Süreci, Gazze’yi ve Direnişi Nasıl Etkileyecek?-I

Yayınlanma:

-

Gazze’de ilan edilen ateşkesi, ateşkese giden süreci, ateşkes sonrası muhtemel gelişmeleri Aksâ Tûfânı boyunca sahada aktif mücadele içinde de yer alan Filistin dostları, Yeni Pencere için değerlendirdi. Değerlendirmelerin ilk bölümünü ilginize sunuyoruz.  

Gülşah Eldemir:

İki yıldır süren Aksâ Tûfânı, yeni bir ateşkes anlaşması ile direniş zaferini kutluyor. Zalimlerin ebedi kalmayacağını ve mazlumun elbet hâkim olacağına iman ediyoruz.

“Bir soykırım ateşine tüm dünya neden seyirci kaldık ve neden hâlâ insanlar ölüyor?” diye dönüp bakmamız gerekiyor. Pek çok toplum, ülkesinin soykırımcı ile olan bağlarının koparılması için direniyor. Hükümetler nerede durursa dursun, önemli olan halkların ne yaptığıdır.

Türkiye’de yaşayan halklar olarak terör örgütü İsrail ile yıllarca “normalleştirilmiş” ilişkilerimiz ile 2 yıldır yüzleşmek zorunda kaldık. İsrail’in %7 elektriğini biz sağladık. %28 petrol ihtiyacı bizim topraklarımızdan akıyor. Lojistik hizmet gücünü limanlarımızdan biz sağladık. Meyve-sebzeden demir-çeliğe kadar İsrail’in soykırımı sürdürmesinde yanında olduk. Hatta Amerika’dan tedarik edilen silah mühimmatlarını taşıyan gemilere bizim limanlarımız ev sahipliği yaptı.

Hâl böyleyken gücüne güç katan İsrail, soykırımı 2 yıldır en dehşet verici şekilde sürdürebildi. Bunca güce rağmen sonunda yenilen elbette İsrail oldu. Tüm uluslararası prestijini kaybetti. Gazze’nin bütün hastanelerini yıkmış olsa da bir avuç Gazzelinin direnişi sayesinde bugün yitik bir terör örgütü ile karşı karşıyayız.

Öldüğümüzde Allah, bize neden İsrail’i yok etmediğimizin hesabını doğrudan sormayabilir ama zalime bir sakız ile bile neden ortak olduğumuzdan muhakkak ki hesaba çekileceğiz. Allah’ın bizlerden beklentisi de budur. Musa’nın âsâsı ile yarılan denizden kimlerin geçeceğine dair imtihanımız sürerken Akdeniz’den İsrail’e giden ticaret gemileri hâlâ önümüzde bir sınav kağıdı olarak durmaktadır.

Soykırımcı ile yapılan anlaşmalar kesilseydi ve İsrail’e tam ambargo uygulansaydı, 1 milyona yakın insanın tüm dünyanın gözleri önünde öldürülmesini izlemeyecektik.

Gazze’de taş üstünde taş kalmadı ama bu çaresizliği herkes sahiplenme yarışında! Kimin daha fazla ateşkese öncülük ettiğine bakmak yerine neden 2 yıldır soykırıma ortak olduğumuzu sorgulamamız gerekiyor.

İşte tam da sivil inisiyatif hükümeti harekete geçirmek için bu noktada elinden geleni yapmak zorundadır. Bu tarihî, imanî, vicdanî ve insanî bir sorumluluğumuzdur.

Gazze’de ateş bir süreliğine durdu ama İsrail ile olan ilişkilerimiz hâlâ devam ediyor. 5. seviye kıtlığın yaşandığı Gazze’de halkın yaralarını elbette saracağız fakat Gazze için yapılacak en faydalı şey, İsrail’i besleyen damarları keserek onu yalnızlaştırmaktır.

Türkiye olarak;

-Limanlarımızdan İsrail’e giden gemileri engelleyerek İsrail’in lojistik hizmetlerini zayıflatmamız,

-“Türkiye limanlarından İsrail’e giden bir petrol yoktur!” diyerek petrol sevkiyatı gerçeğinin üstünü kapatmaya çalışanlara ve petrol sevkiyatına devam edenlere derhal yaptırımda bulunmamız,

-İsrail’i bir devlet olarak tanımaktan vazgeçip diplomatik ilişkileri kesmemiz; direnişe, insanlık onuruna, Gazze halkına ve ateşkes sürecine karşı yüzü ak eyleyecektir.

Harun Özkarakaş :

2 yıllık soykırım sürecinde bölge ülkelerinin edilgen pozisyonu bu sürecin nasıl çözüleceği konusunda da yine edilgenlikle kendisini gösterdi. Bölgenin göbeğinde yaşanan bu büyük krize yalnızca kınamalarla cevap veren bölge ülkeleri bu krizin aşılması için herhangi bir formül üretemedi. Yine 2 yıl boyunca yaptıklarını devam ettirip yönlerini Amerika’ya çevirdiler. Bizatihi soykırım sürecinin gerek siyasi gerek ekonomik gerek askerî açıdan ortağı olan Amerika, dayatmış olduğu bir metinle krizi çözeceğini savunuyor. 2 yıl boyunca yalnız bırakılan Filistin direnişi, dayatılan bu metne yine imkânları çerçevesinde bir direniş gösterdi. Bölge ülkeleri Trump’ın dayatmış olduğu barış plânına gerekli tepkiyi göstermek yerine takdirde bulundular. Cephede tek başına savaşan Filistin direnişi, diplomasi alanında da kendi yöntemleriyle bazı kazanımlar elde etme çabası içerisine girdi.

Bölgedeki siyasi erkler, eğer kendileri bir teklif üretmiş olsalardı bugün sıkışmış olan İsrail olacaktı. Teklifi üreten Trump olunca ve bölge işbirlikçileri de buna destek verince sıkışan ne yazık ki Filistin direnişi oldu! Küresel aktivizm Filistin tarafını tutuyorken egemenler İsrail’den yana tavır alıyorlar. Bugün bu plânla Filistin’deki sıcak çatışma bitmiş olabilir. Yine kırılgan bir zemin olduğunu parantez açarak belirtmiş olalım ancak küresel aktivizm ve egemen siyaset arasındaki bu gerilim, önümüzdeki yıllarda yeni koşullara ve yeni gelişmelere muhatap olacağımızı göstermektedir. Bugün olmazsa yarın Filistin direnişi ve küresel intifada kazanacaktır. Asırlara dayanan bölgedeki sömürü düzeni kararlı ve zaman gerektirecek bir direnişle bölgeden uzaklaştırılacaktır.

Gülsüm Süslü:

Bu süreci defalarca deneyimleyen Filistin/Gazze halkı için bir nefes alma, toparlanma süreci oluyor. Ayrıca Şehit Yahya Sinvar’ın dediği gibi “Bu şehir, normalleşenleri ifşa edecek!” sözüyle Direniş, tüm dünya ile mücadele etti ve onları bir anlaşma masasına mecbur kıldı. Hamas ve tüm direniş grupları, halkın da desteğiyle çok bedel ödemiş olsa da Gazze’yi iki-üç ayda dümdüz etmeyi plânlayan işgalciye karşı 2 yılı aşkın direnişiyle destansı bir süreç yaşatmıştır. Tabii bunu nihâî bir zafer olarak nitelememek; doğasına, “yok etmeyi” yerleştiren Siyonist çeteye güvenmemek, ülkemizin üstlendiği garantörlük (Ne şekilde üstlendiğini henüz yeterince inceleyemedim.) ile çok tedbirli, temkinli olmak gerekir.

Ateşkes ile hiçbir şey son bulmadı Gazze’de. Rehinelerini aldıktan sonraki süreç belirleyici olacak çünkü haftasına kalmadan sil baştan ve daha şedit katliamlarla geri döndü Siyonist çete! İnşallah Siyonist çete bunu bir daha yapamaz!

Mehmet Ali Başaran:

İsrail’in saf bir kötülük olarak sadece güçten anladığı mâlum. Diş geçirebileceği zayıf devletlere karşı hiçbir hukuk ve ahlak kuralı, anlaşma filan tanımaz. Lübnan’da ve Filistin’de sayısız kez ateşkes anlaşmalarını ihlâl etmiştir. Bu defa da öyle olacaktır. İsrail; çalmadan, çökmeden, Müslüman kanı dökmeden duramaz. Bu insanlar ruh hastası ve psikopat! Siyonist derken, eğlence olsun diye çocuk katleden aşağılık insanlardan bahsediyoruz. İsrail, soykırım ve katliamlarla elde edemediğini dayatılan plânla masa başında alamazsa eğer, soykırıma kaldığı yerden devam etmek için bahane arama zahmetine bile girmeyecektir. Ortada, tarafları bir araya getirip “barış”a ikna etmek için en basit şekil şartı bile yok. Ortada “adil veya hakkaniyetli” bir plân için zahiren bir görüntü bile yok! Siyonist soykırımcı İsrail’i temsilen, hakkında arama kararı bulunan bir sanık olan (Netanyahu) ile onun hâmisi ABD’nin başkanı Trump’ın tek taraflı kotardıkları bir dayatma plânının giriş kısmı yürürlükte. Emperyalizm ve Siyonizm el ele kol kola, işbirlikçileri ile Filistin’e, Gazze’ye barış getirecekler! Ateşkes de bunun ilk adımı! Siz, “Olmayacak duaya ‘âmin’ diyeyim!” derken bir bakmışsınız İsrail, o duayı da çalmış!

Faruk Yeşil:

Trump’ın açıkladığı “Gazze Barış Plânı”; Filistin direnişini/Hamas’ı tasfiye etmeye dönük, soykırımı aklayan ve Direniş’in sahadaki kazanımlarını masada teslim almak isteyen bir reçetedir. Buna aracılık eden, taşeronluk yapan bölge ülke liderlerine yazıklar olsun!

Trump plânına taşeronluk yapanlar, iki yıldır Filistin direnişi karşısında acziyet yaşayan Siyonist rejime sahada elde edemediklerini masada altın tepside sunmaya çalışmasınlar; bunun bedeli, çok ağır olur!

Bu plâna destek veren bölgesel aktörlerin, halkların iradesine rağmen hareket etmeleri bölge barışına hizmet etmeyeceği gibi tarih önünde de ciddi bir sorumluluk doğuracaktır.

Sezai Ocaktan:

Dünyanın hiçbir eğitim kurumu, Gazze mektebinde yazılan, okutulan ve yaşanan müfredatı asla yaşayamadı veya yaşatamadı. Dünyanın hiçbir ideolojisi Gazze’de yaşanan bilinci sahaya aktarma noktasında kendini gösteremedi. Dünyanın inanç ve Allah tasavvuru Gazze’de yeniden bir gözden geçirilme ihtiyacına kapı açtı ve özellikle dünyayı kendi tekeline geçirmek isteyen küresel müstekbir sermaye, şeytan ve dostları, Gazze mektebinin müfredatının dünyanın eğitim sistemini değiştireceğini fark ettikleri için erdemli davranışın, vefanın, dayanışmanın, inancın, mücadelenin, direnişin “son mohikanı/son samurayı” olan bu topluluğu yok etme plânlarını yaptı ancak başarılı olamadı. Şimdi onların bu müfredatını tahrif etme plânlarını hain ve istikametini Allah’a yöneltmemiş ama kâmet’ini zalimlerden yana yöneltmiş olan İslam ülkeleriyle tahrif etme boyutuna ve yöntemine girmiştir.

Ama Allah’ın yardım ettiği bir topluluğu dünyanın tamamı bir araya gelse zelil edemez! “Allah’ın İzzet verdiği bir mücadeleyi, dünyanın en zalimi bir araya gelse ezemez!” gerçeği, tarihte tekrar tekerrür etti. Her ne olursa olsun tüm dünyada aynelyakîn olarak şu ortaya çıktı:

Bir dönem önce, “İslamofobi” olan, bugün artık İslamohobi”ye dönüştü!

Bundan sonrası direniş ruhunun; sabır, metanet, hikmet, merhamet, ilim, yaşanırlık ve Allah’ın yardımı ile sürdürülmesine bağlıdır.

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x