Connect with us

Haberler

Ateşkes Süreci, Gazze’yi ve Direnişi Nasıl Etkileyecek?-I

Yayınlanma:

-

Gazze’de ilan edilen ateşkesi, ateşkese giden süreci, ateşkes sonrası muhtemel gelişmeleri Aksâ Tûfânı boyunca sahada aktif mücadele içinde de yer alan Filistin dostları, Yeni Pencere için değerlendirdi. Değerlendirmelerin ilk bölümünü ilginize sunuyoruz.  

Gülşah Eldemir:

İki yıldır süren Aksâ Tûfânı, yeni bir ateşkes anlaşması ile direniş zaferini kutluyor. Zalimlerin ebedi kalmayacağını ve mazlumun elbet hâkim olacağına iman ediyoruz.

“Bir soykırım ateşine tüm dünya neden seyirci kaldık ve neden hâlâ insanlar ölüyor?” diye dönüp bakmamız gerekiyor. Pek çok toplum, ülkesinin soykırımcı ile olan bağlarının koparılması için direniyor. Hükümetler nerede durursa dursun, önemli olan halkların ne yaptığıdır.

Türkiye’de yaşayan halklar olarak terör örgütü İsrail ile yıllarca “normalleştirilmiş” ilişkilerimiz ile 2 yıldır yüzleşmek zorunda kaldık. İsrail’in %7 elektriğini biz sağladık. %28 petrol ihtiyacı bizim topraklarımızdan akıyor. Lojistik hizmet gücünü limanlarımızdan biz sağladık. Meyve-sebzeden demir-çeliğe kadar İsrail’in soykırımı sürdürmesinde yanında olduk. Hatta Amerika’dan tedarik edilen silah mühimmatlarını taşıyan gemilere bizim limanlarımız ev sahipliği yaptı.

Hâl böyleyken gücüne güç katan İsrail, soykırımı 2 yıldır en dehşet verici şekilde sürdürebildi. Bunca güce rağmen sonunda yenilen elbette İsrail oldu. Tüm uluslararası prestijini kaybetti. Gazze’nin bütün hastanelerini yıkmış olsa da bir avuç Gazzelinin direnişi sayesinde bugün yitik bir terör örgütü ile karşı karşıyayız.

Öldüğümüzde Allah, bize neden İsrail’i yok etmediğimizin hesabını doğrudan sormayabilir ama zalime bir sakız ile bile neden ortak olduğumuzdan muhakkak ki hesaba çekileceğiz. Allah’ın bizlerden beklentisi de budur. Musa’nın âsâsı ile yarılan denizden kimlerin geçeceğine dair imtihanımız sürerken Akdeniz’den İsrail’e giden ticaret gemileri hâlâ önümüzde bir sınav kağıdı olarak durmaktadır.

Soykırımcı ile yapılan anlaşmalar kesilseydi ve İsrail’e tam ambargo uygulansaydı, 1 milyona yakın insanın tüm dünyanın gözleri önünde öldürülmesini izlemeyecektik.

Gazze’de taş üstünde taş kalmadı ama bu çaresizliği herkes sahiplenme yarışında! Kimin daha fazla ateşkese öncülük ettiğine bakmak yerine neden 2 yıldır soykırıma ortak olduğumuzu sorgulamamız gerekiyor.

İşte tam da sivil inisiyatif hükümeti harekete geçirmek için bu noktada elinden geleni yapmak zorundadır. Bu tarihî, imanî, vicdanî ve insanî bir sorumluluğumuzdur.

Gazze’de ateş bir süreliğine durdu ama İsrail ile olan ilişkilerimiz hâlâ devam ediyor. 5. seviye kıtlığın yaşandığı Gazze’de halkın yaralarını elbette saracağız fakat Gazze için yapılacak en faydalı şey, İsrail’i besleyen damarları keserek onu yalnızlaştırmaktır.

Türkiye olarak;

-Limanlarımızdan İsrail’e giden gemileri engelleyerek İsrail’in lojistik hizmetlerini zayıflatmamız,

-“Türkiye limanlarından İsrail’e giden bir petrol yoktur!” diyerek petrol sevkiyatı gerçeğinin üstünü kapatmaya çalışanlara ve petrol sevkiyatına devam edenlere derhal yaptırımda bulunmamız,

-İsrail’i bir devlet olarak tanımaktan vazgeçip diplomatik ilişkileri kesmemiz; direnişe, insanlık onuruna, Gazze halkına ve ateşkes sürecine karşı yüzü ak eyleyecektir.

Harun Özkarakaş :

2 yıllık soykırım sürecinde bölge ülkelerinin edilgen pozisyonu bu sürecin nasıl çözüleceği konusunda da yine edilgenlikle kendisini gösterdi. Bölgenin göbeğinde yaşanan bu büyük krize yalnızca kınamalarla cevap veren bölge ülkeleri bu krizin aşılması için herhangi bir formül üretemedi. Yine 2 yıl boyunca yaptıklarını devam ettirip yönlerini Amerika’ya çevirdiler. Bizatihi soykırım sürecinin gerek siyasi gerek ekonomik gerek askerî açıdan ortağı olan Amerika, dayatmış olduğu bir metinle krizi çözeceğini savunuyor. 2 yıl boyunca yalnız bırakılan Filistin direnişi, dayatılan bu metne yine imkânları çerçevesinde bir direniş gösterdi. Bölge ülkeleri Trump’ın dayatmış olduğu barış plânına gerekli tepkiyi göstermek yerine takdirde bulundular. Cephede tek başına savaşan Filistin direnişi, diplomasi alanında da kendi yöntemleriyle bazı kazanımlar elde etme çabası içerisine girdi.

Bölgedeki siyasi erkler, eğer kendileri bir teklif üretmiş olsalardı bugün sıkışmış olan İsrail olacaktı. Teklifi üreten Trump olunca ve bölge işbirlikçileri de buna destek verince sıkışan ne yazık ki Filistin direnişi oldu! Küresel aktivizm Filistin tarafını tutuyorken egemenler İsrail’den yana tavır alıyorlar. Bugün bu plânla Filistin’deki sıcak çatışma bitmiş olabilir. Yine kırılgan bir zemin olduğunu parantez açarak belirtmiş olalım ancak küresel aktivizm ve egemen siyaset arasındaki bu gerilim, önümüzdeki yıllarda yeni koşullara ve yeni gelişmelere muhatap olacağımızı göstermektedir. Bugün olmazsa yarın Filistin direnişi ve küresel intifada kazanacaktır. Asırlara dayanan bölgedeki sömürü düzeni kararlı ve zaman gerektirecek bir direnişle bölgeden uzaklaştırılacaktır.

Gülsüm Süslü:

Bu süreci defalarca deneyimleyen Filistin/Gazze halkı için bir nefes alma, toparlanma süreci oluyor. Ayrıca Şehit Yahya Sinvar’ın dediği gibi “Bu şehir, normalleşenleri ifşa edecek!” sözüyle Direniş, tüm dünya ile mücadele etti ve onları bir anlaşma masasına mecbur kıldı. Hamas ve tüm direniş grupları, halkın da desteğiyle çok bedel ödemiş olsa da Gazze’yi iki-üç ayda dümdüz etmeyi plânlayan işgalciye karşı 2 yılı aşkın direnişiyle destansı bir süreç yaşatmıştır. Tabii bunu nihâî bir zafer olarak nitelememek; doğasına, “yok etmeyi” yerleştiren Siyonist çeteye güvenmemek, ülkemizin üstlendiği garantörlük (Ne şekilde üstlendiğini henüz yeterince inceleyemedim.) ile çok tedbirli, temkinli olmak gerekir.

Ateşkes ile hiçbir şey son bulmadı Gazze’de. Rehinelerini aldıktan sonraki süreç belirleyici olacak çünkü haftasına kalmadan sil baştan ve daha şedit katliamlarla geri döndü Siyonist çete! İnşallah Siyonist çete bunu bir daha yapamaz!

Mehmet Ali Başaran:

İsrail’in saf bir kötülük olarak sadece güçten anladığı mâlum. Diş geçirebileceği zayıf devletlere karşı hiçbir hukuk ve ahlak kuralı, anlaşma filan tanımaz. Lübnan’da ve Filistin’de sayısız kez ateşkes anlaşmalarını ihlâl etmiştir. Bu defa da öyle olacaktır. İsrail; çalmadan, çökmeden, Müslüman kanı dökmeden duramaz. Bu insanlar ruh hastası ve psikopat! Siyonist derken, eğlence olsun diye çocuk katleden aşağılık insanlardan bahsediyoruz. İsrail, soykırım ve katliamlarla elde edemediğini dayatılan plânla masa başında alamazsa eğer, soykırıma kaldığı yerden devam etmek için bahane arama zahmetine bile girmeyecektir. Ortada, tarafları bir araya getirip “barış”a ikna etmek için en basit şekil şartı bile yok. Ortada “adil veya hakkaniyetli” bir plân için zahiren bir görüntü bile yok! Siyonist soykırımcı İsrail’i temsilen, hakkında arama kararı bulunan bir sanık olan (Netanyahu) ile onun hâmisi ABD’nin başkanı Trump’ın tek taraflı kotardıkları bir dayatma plânının giriş kısmı yürürlükte. Emperyalizm ve Siyonizm el ele kol kola, işbirlikçileri ile Filistin’e, Gazze’ye barış getirecekler! Ateşkes de bunun ilk adımı! Siz, “Olmayacak duaya ‘âmin’ diyeyim!” derken bir bakmışsınız İsrail, o duayı da çalmış!

Faruk Yeşil:

Trump’ın açıkladığı “Gazze Barış Plânı”; Filistin direnişini/Hamas’ı tasfiye etmeye dönük, soykırımı aklayan ve Direniş’in sahadaki kazanımlarını masada teslim almak isteyen bir reçetedir. Buna aracılık eden, taşeronluk yapan bölge ülke liderlerine yazıklar olsun!

Trump plânına taşeronluk yapanlar, iki yıldır Filistin direnişi karşısında acziyet yaşayan Siyonist rejime sahada elde edemediklerini masada altın tepside sunmaya çalışmasınlar; bunun bedeli, çok ağır olur!

Bu plâna destek veren bölgesel aktörlerin, halkların iradesine rağmen hareket etmeleri bölge barışına hizmet etmeyeceği gibi tarih önünde de ciddi bir sorumluluk doğuracaktır.

Sezai Ocaktan:

Dünyanın hiçbir eğitim kurumu, Gazze mektebinde yazılan, okutulan ve yaşanan müfredatı asla yaşayamadı veya yaşatamadı. Dünyanın hiçbir ideolojisi Gazze’de yaşanan bilinci sahaya aktarma noktasında kendini gösteremedi. Dünyanın inanç ve Allah tasavvuru Gazze’de yeniden bir gözden geçirilme ihtiyacına kapı açtı ve özellikle dünyayı kendi tekeline geçirmek isteyen küresel müstekbir sermaye, şeytan ve dostları, Gazze mektebinin müfredatının dünyanın eğitim sistemini değiştireceğini fark ettikleri için erdemli davranışın, vefanın, dayanışmanın, inancın, mücadelenin, direnişin “son mohikanı/son samurayı” olan bu topluluğu yok etme plânlarını yaptı ancak başarılı olamadı. Şimdi onların bu müfredatını tahrif etme plânlarını hain ve istikametini Allah’a yöneltmemiş ama kâmet’ini zalimlerden yana yöneltmiş olan İslam ülkeleriyle tahrif etme boyutuna ve yöntemine girmiştir.

Ama Allah’ın yardım ettiği bir topluluğu dünyanın tamamı bir araya gelse zelil edemez! “Allah’ın İzzet verdiği bir mücadeleyi, dünyanın en zalimi bir araya gelse ezemez!” gerçeği, tarihte tekrar tekerrür etti. Her ne olursa olsun tüm dünyada aynelyakîn olarak şu ortaya çıktı:

Bir dönem önce, “İslamofobi” olan, bugün artık İslamohobi”ye dönüştü!

Bundan sonrası direniş ruhunun; sabır, metanet, hikmet, merhamet, ilim, yaşanırlık ve Allah’ın yardımı ile sürdürülmesine bağlıdır.

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x