Connect with us

Haberler

COP 30: La Via Campesina Manifestosu: Gezegeni Serinletenler için Toprak ve Haklar

Yayınlanma:

-

10 – 21 Kasım 2025 arasında Brezilya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30) arifesinde; kırsal, kıyı ve kentsel topluluklardan gelen 200 milyondan fazla köylü ve çiftçinin sosyal hareketi La Via Campesina olarak biz acil ve radikal bir çağrı yapıyoruz: Sahte vaatler ve piyasa temelli çözümler dönemi artık bitmelidir.

İklim krizine sebep olan endüstriyel tarım şirketleri ve onlara hizmet eden hükümetlerin şimdi de doğayı metalaştırmak ve değişimin önüne geçmek için hükümetlerarası süreçleri gasp ettiğini görüyoruz ve bunu kararlılıkla reddediyoruz… bizi uçuruma sürüklüyorlar!” (COP30 için La Via Campesina Manifestosu’ndan)

Bu durum karşısında hareketimiz çizgisini teyit eder:

  • İklim yönetiminde UNDROP’a (Birleşmiş Milletler Köylüler ve Kırsal Alanlarda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi) yer verilmelidir!
  • Kapsayıcı ve Halkçı Tarım Reformu hemen şimdi!
  • Gezegeni serinletenlere toprak ve haklar! Çözüm çiftçi agroekolojisidir!

Bunlar, dünya halklarının adaleti, onuru ve Gıda Egemenliğine dayanan gerçek çözümlerdir.

COP, iklim finansmanını tartışırken ve karbon piyasaları işlemeye devam ederken – kârın tempoyu belirlediği ve yaşamın en yüksek fiyatı ödeyene satıldığı bir dünyada – biz, ekolojik ve sömürgeci borçlar için iklim tazminatı talep ediyoruz. Agroekolojik dönüşümlerin önünü açmak için sesimizi yükseltiyoruz:

Kredi değil, karşılıksız kamu hibeleri temelinde yeni bir finansal paradigma öneriyoruz. Bu hibeler, adil ve egemen dönüşümlerin sağlanması için demokratik bir şekilde kontrol edilmelidir. […] Aynı düzeyde önemli bir diğer nokta da Küresel Güney’i oluşturan ülkelerin, kendi koşullarına göre dönüşümlerini gerçekleştirebilmeleri; mali tazminatlar, teknoloji transferi ve kendi kalkınma yollarını belirleme özerkliğine sahip olmalarıdır […] Küresel Kuzey halkları için de adil ve egemen dönüşümleri destekleyen bir küresel dayanışmanın inşasını savunuyoruz ki Küresel Kuzey’in kendi ekonomileri üzerindeki kontrolü Toprak Ana’daki emperyalizm ve emekçi sınıfların sömürüsünün sonlandırılması için kilittaşıdır.” (COP30 için La Via Campesina Manifestosu’ndan)

COP30, halkçı örgütlenmeye elverişli bir ortamda, büyük toplumsal hareketlerin asla pes etmediği ve bize kucaklarını açarak, mücadele dolu bir yürekle karşılayan Brezilya’da gerçekleşiyor. Dünya çapındaki küresel hareketlerle birlikte COP30’a doğru Halkların Zirvesi etrafında kurduğumuz birliktelik, otuz yıldır iklim yönetişimini saptıran ve insanlığın gidişatını değiştirme olanağımızı yıl be yıl elimizden alanlara karşı bize güç ve cesaret veriyor.

Stratejik olarak hareketimiz, kolektif direnişi örgütlemek ve halkların kendi çözümlerini görünür kılmak için BM’nin alanlarında mücadele yürütüyor […] Değişime ulaşmak için, sistemin kendi araçlarını kullanarak sistemle yüzleşmeli ve bizim ihtiyacımız olan değişimi sağlayacak zaferleri biriktirmeliyiz.” (COP30 için La Via Campesina Manifestosu’ndan)

İçinde bulunduğumuz bu kritik anda yayımladığımız manifesto hem yol haritamızdır hem de kolektif eylemin ritmi, derin bir sistemsel dönüşüm için haykırıştır. Bizimle omuz omuza mücadeleye katılın, bizimle yürüyün. Taleplerimizi okuyun, çözümlerimizi dinleyin ve birlikte düşünüp ilerlemek için suya dalar gibi bu manifestoya dalın.

Manifesto üç bölümden oluşmaktadır: krizin derin kökleri, taleplerimiz, çözümlerimiz. Umarız bu metin, konuşmak, tartışmak ve egemen anlatılara meydan okumak için bir araç olur.

COP30 için La Via Campesina Manifestosu

Çitfçi ve Köylü Agroekolojisi ve Adil Dönüşümler için Gıda Egemenliği

Toprağın seslerinin acil çağrısı

10 – 21 Kasım 2025 arasında Brezilya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30) arifesinde, kırsal, kıyı ve kentsel topluluklardan gelen 200 milyondan fazla köylü ve çiftçinin sosyal hareketi La Via Campesina olarak biz acil ve radikal bir çağrı yapıyoruz: Sahte vaatler ve piyasa temelli çözümler dönemi artık bitmelidir. İklim krizine sebep olan endüstriyel tarım şirketleri ve onlara hizmet eden hükümetlerin şimdi de doğayı metalaştırmak ve değişimin önüne geçmek için hükümetlerarası süreçleri gasp ettiğini görüyoruz ve resmen kınıyoruz… bizi uçuruma sürüklüyorlar! Buna karşı köylü hareketimiz kendi yolunu ortaya koyuyor: sera gazı emisyonlarını ciddi biçimde azaltabilecek, Gıda Egemenliği, agroekoloji, çitfçi ve köylü hakları ve Yeryüzü Ana’ya duyulan derin saygı üzerine kök salmış gerçek çözümler.

Bu, kolektif eyleme çağrımızdır!

KRİZ OLUŞTURAN BİR SİSTEM

Yağmacı kapitalizm ve eşitsiz ve adaletsiz dünya sistemleri, doğada sınır tanımadan tüm yaşam biçimlerini sömürüyor. Başlıca sorumlular; milyarderler, özellikle küresel Kuzey’den olmak üzere büyük şirketler, esas olarak ABD, Avrupa, Kanada, Avusturalya, Rusya ve Japonya’daki bulunup tarihsel olarak sera gazı salınımından sorumlu elitler ve aynı zamanda fosil yakıtlardan kazanç sağlayan ve çıkarlarını korumak için güçlü bir lobi faaliyeti yürüten petrol monarşileridir. İklim krizinde inkâr edilemez ve çok güçlü rolleri vardır. İklim krizinin kökeninde eşitsizlik yatmaktadır. Sayısız rapor ortaya koymuştur ki en zenginler, özellikle milyoner ve milyarderler temel sorumlulardır. Dünyanın en zengin 50 milyarderi, toplam 1,3 milyar insanın toplamından daha fazla kirletmektedir. Herkesin onurlu bir şekilde yaşamasını sağlayacak kaynaklar mevcuttur, küçücük bir azınlığın aşırı tüketim ve lüks içinde yaşaması için değil. Herkesin onurlu bir yaşama erişiminin olduğu bir dünya için mücadele etmeli ve emperyalist yaşam biçiminden kaynaklanan tüketim seviyesini ciddi şekilde düşürmeliyiz. Çokuluslu şirketler ve onlara hizmet eden neoliberal hükümetler, çoğu kez askeri sanayiyle bağlantılı madenleri ve stratejik kaynakları doğrudan çıkarırken ya da “yeşil” olarak adlandırılan enerji dönüşümlerini teşvik ederken karşımıza çıkıyor. Bu sözde çözümler, toplulukları özgürleştirmez ve halkların enerji egemenliğini hiçbir şekilde güvence altına almaz; bunlar sadece sermayenin toprak ve emek üzerindeki denetimini sürdürmesinin bir başka yoludur.

Kurumsal Tepkinin Yetersizliği : Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (the Convention or UNFCCC) kapsamında birçok zayıflık olduğunu tespit ediyoruz. Bırakın şirket çıkarlarını ya da küresel Kuzey’in emperyalist güçlerini tartışmaya açmayı, UNFCCC “yeşil bir yüz” kisvesi altında yağmayı kolaylaştırmak için kontrol altına alınmış durumdadır. İnsan hakları ilkelerine saygı duymanın tam zıddı şekilde bugün BM süreçleri, yapısal eşitsizlikleri çözmek yerine yeniden üretmektedir. Hareketimiz kolektif direnişi örgütlemek, benzer baskılara maruz kalanlarla ittifak kurmak ve halkların kendi çözümlerine ışık tutmak için stratejik olarak bu alana kendini adıyor. Değişime ulaşmak için, sistemin kendi araçlarını kullanarak sistemle yüzleşmeli ve bizim ihtiyacımız olan değişimi sağlayacak zaferleri biriktirmeliyiz.

TALEPLERİMİZ

1-Küresel neoliberal endüstriyel tarım sistemi acil olarak ortadan kaldırılmalıdır.

Endüstri yoğun tarım, küresel sera gazı salınımının %44’ünü oluşturmaktadır. Tarım kimyasalları, fosil yakıtlar, yoğun bir hayvancılık ve gıda taşınması, işlenmesi, ambalajlanması, soğutulması ve dünya çapındaki büyük israfın artış eğilimi tersine çevirmek acil gerekliliktir. Endüstriyel tarım, ormansızlaşma ve kirliliğin sorumlularıyla toprakta üreten ve insanlığı besleyen, gezegeni serinleten, dünyanın yaşadığı krize karşı hayati çözümün önemli bir kısmını sağlayan köylüleri ayırmak gerekir.

2-Ne yeşil kolonyalizm ne fosille işleyen kapitalizm

Fosil yakıtlarla işleyen kapitalizminin tüm biçimlerinin terk edilmesini savunuyoruz. Bugün için enerji dönüşümünün gerçekleşmediğini saptıyoruz. Yenilenebilir enerjideki gelişim, fosil yakıtların yerini almamıştır, aksine bu gelişim, kapitalist büyümenin ihtiyaçlarını karşılamak için üretilen toplam enerji seviyesini artırmaya yaramıştır. Enerji dönüşümü, sermayenin yeni bir tuzağı haline gelmiştir. Mera ve tarım için kullandığımız alanlar ele geçirilmiş, doğal kaynak çıkarılması uygulaması artmış; ve enerji, kârlar ve avantajlar toprağı işleyip insanlığı besleyenlere fayda sağlamadan büyük şirketlerde yoğunlaşmış haldedir. İklim değişiminin hafifletilmesi sadece küresel enerji tüketim seviyesinin düşmesiyle mümkün olacaktır. Yenilenebilir enerjilerin bunda bir rolü olacaktır ancak dünyada fosil yakıtlarla üretilen tüm enerjinin yerini yenilenebilir enerjinin alacağını söylemek yeşil kolonyalizmin yeni bir biçimidir. Kuzey ülkeleri biyokütleden oluşan enerji ve materyallerin, petrokimya türevi ola enerji ve materyallerin yerine alacağını ihtiva eden bir “biyoekonomi” geliştirdiklerini iddia ediyorlar. Ancak, bu yeşil kapitalizm özellikle küresel Güney ülkelerde ve kırsal toplulukların zararına toprakların, suyun ve bölgelerin ele geçirilmesi için yeni bir dalga meydana getirmektedir.

Enerji tüketiminin düşmesi ve karbonsuzlaşma, “ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesine (1992 Rio Zirvesi’nde kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin temel ilkelerinden biridir – ç.n.) uygun olarak küresel Kuzey ülkelerde başlamalıdır. Küresel Kuzey ülkeleri salınımın çoğunu gerçekleştirmekte, iklim krizinin tarihsel olarak sorumlusu olmaktadır ve dolayısıyla yükümlülüklerini yerine getirmeli, kaynaklarını harekete geçirmeli, fosil yakıtlar çağını en hızlı ve ilk sonlandıranlar olmalıdır.

Fakat, sera gazı salınımlarını azaltmak için tüm çabayı zengin ülkelerin yoksul nüfuslarından beklemek tehlikeli olacaktır. Çok pahalı elektrik araçların satın alımı gibi tüketime yönelik çözümleri desteklemek küresel Kuzey’in halk kesimlerini ekolojiyi varsılların bir sorunu olarak görmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu, iklim problemlerinin reddine yol açmakta ve aşırı sağa fayda sağlamaktadır. Küresel Kuzey ülkelerde ekolojik ayak izini ciddi şekilde azaltılması, hem ülkelerin kendi içinde hem de küresel Güney ve Kuzey arasındaki eşitsizliklerin köklü şekilde azaltılmasıyla beraber gerçekleşmelidir ki yaşanacak dönüşüm halk kesimlerinin yaşam koşullarını gerçekten iyileştirsin.

Öte taraftan, Kuzey ekonomilerini inşa eden ve ayakta tutan küresel Güney ülkelerin büyük çoğunluğunda kişi başına salınım çok daha azdır ve Güney halkları çok fazla ekonomik uçurum ve borçla yüzleşmekte, bu da eski ve yeni kolonyalizm biçimleriyle sonuçlanmaktadır. Günümüzde küresel Güney ülkelerdeki milyonlarca topluluğun yola, içilebilir suya ve elektriğe hâlâ daha erişimi yoktur. Temel altyapı sistemlerini garanti etmek ve insanların ihtiyaçlarına karşılık vermek, çokuluslu şirketlerin egemenliğini değil, enerjinin demokratik demokratik kontrolünü gerektirmektedir.

Yenilenebilir enerji çözümün bir parçasıdır ancak yaygın olan kurumsal teknoloji bağımlılığı ve yerel toplulukların zararını pekiştirmektedir. Bütün bunlar, fosil yakıtlar dışında dikkatli şekilde bir dönüşümün yürütülmesini gerektirmektedir ki bu dönüşüm topluluklara ve toplumun geneline fayda sağlasın. Küresel Kuzey’den büyük bir destek ve dayanışma görmeden dönüşüm ne gerçekçi ne de adil olacaktır.

Küresel Güney topluluklarının, çıkarım ve baskı modellerini tekrar etmek yerine, agroekolojiye, yerel denetime ve sürdürülebilir yaşam biçimlerine dayalı geçişler inşa edebilmeleri için enerji sistemlerinin, bilgi ve kaynaklarının paylaşılmasını sağlamak üzere kolektif bir sorumluluğumuz vardır.

3-Sahte çözümlere hayır diyoruz!

Sahte çözümlere hayır diyoruz! Karbon piyasaları ve Paris Anlaşması’nın mekanizmaları – özellikle Madde 6 – iklim krizine çözüm olacakmış gibi sunuluyor ancak gerçekte bunlar, çokuluslu şirketlerin ve varsıl ülkelerin kirletmeye devam etmeleri için bir tuzaktır. Salınımları azaltma sözü veriyorlar ama pratikte ormanları, toprakları, suları ve bölgeleri satışa açacak hale getiriyorlar.

Karbon piyasaları ve tazminatlar, kirliliğin devamı için izinleri satın almayı ve satmayı mümkün kılar. Pratikte bunlar ekonomistlerin icat ettiği çözümlerdir ve bunlar en iyi durumda teorik çözümlerdir ve gerçek azaltımı yansıtmazlar. Kirliliğin sürmesini haklı çıkarmaya çalışır, güçlü ekonomik aktörlerin köylü ve otokton bölgelerini ele geçirmesine izin verirler.

Madde 6.2 : Bazı ülkeler “kirletme haklarını” diğerlerini satmaktadır ki bu da en zenginlerin salınımlarına devam etmesine ve diğerlerinin yükü taşımasına yol açmaktadır.

Madde 6.4 : Karbonu ve geomühendislik projelerini biriktiren orman ve toprakları içeren, çok büyük bir tazminat pazarı oluşumu: Çoğunlukla petrol endüstrisine bağlı, CO2’i yakalayan makineler.

Madde 6.8 : REDD++ ya da ekosistemik hizmetlerin ödemeleri gibi tabiat varlıklarını özelleştiren, toplulukların yer değiştirmesine sebep olan ve bölge kontrolünün yeni biçimlerini kuran sözde “piyasa dışı mekanizmalar”ı teşviki.

Karbon piyasaları tarımı etkisi altına almaktadır. İklimsel olarak akıllı tarım, sürdürülebilir gibi duran pratikleri teşvik etmektedir ancak gerçekte, şirketler tarafından greenwashing’in bir türü olarak kullanılmaktadır ve birtakım problemlere yol açmaktadır:

Bu, her şeyden önce endüstriyel tarım şirketlerinin kârlarını arttırmaya çalışan bir araçtır.

Bu modeli gerçekleştirecek bir dönüşüm çok yüksek miktarda harcama gerektirmektedir. Öyle ki, tarımla uğraşanların çoğu, hükümet hibelerine bağımlı hale gelecek, bu da pratikte onları borçlanma ve bağımlılığın yeni bir biçimine sürükleyecektir.

Üretimin temelleri ve iklimsel olarak akıllı tarımın altyapıları, endüstriyel metotlara dayanmaktadır ki bu metotlar sera gazı salınımına yol açmakta ve toprağın ekolojik fonksiyonlarını kötüleştirmekte, bu da çevre kirliliğinin bir başka kaynağı haline gelmektedir.

Bazı ülkelerde “karbon tarımı”, küçük çiftçilerin topraklarında karbon biriktirerek ek gelir kazanmaları için bir araç olarak sunulmaktadır: ne kadar çok toprağı kontrol eden, o kadar çok karbonu depolar. Bu temel olarak büyük endüstriyel tarım şirketlerine kâr sağlamakta, çiftçilerin ve küçük üreticilerin zararına olarak daha fazla toprağa el konulmasına ve toprakların belli ellerde yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Bu da asıl kirleticilerin sera gazı salınımına devam etmelerine sebebiyet vermektedir.

4-Yalnızca “iklim finansmanı” değil, adil iklim önlemleri talep ediyoruz.

Borç yaratan koşullu finansmanları reddediyoruz. İklim için yeşil fon, adaptasyon fonu ile kayıp ve zarar fonu gibi fonlar, borç (kredi) olarak verilmemeli, tamirat yani geçmişte verilen zararın telafisi olarak sağlanmalıdır. Bu şekilde bu fonlar, eğitim ağları ve agroekoloji okulları da dahil çiftçi agroekolojisini destekleyecektir. Gerçek şu ki, yıllar boyunca sözler verilmesine rağmen bu fonlar hâlâ daha hayata geçmemiş ve gıda üretmesi ve toprağa iyi bakması için ihtiyacı olan topluluklara ulaşmamıştır. IMF ve Dünya Bankası’nın yönlendirdiği FAST ve TFFF gibi mekanizmalar “bedava para” değil, küresel Güney’in borçlanmasını arttıracak kredilerdir ve genetiği değiştirilmiş organizmaları (GDO), melez tohumları ve küçük ölçekli tarım işletmelerini sanayi devlerine bağımlı kılan şirket ürünlerini dayatmaktadırlar. Diğer durumlarda, “sürdürülebilir tarım” bahanesiyle sunulan mikrofinansın yeşil kredileri, halihazırdan borçlu durumdaki küçük çiftçilere ve kırsal ailelere yöneliktir; bu durum yeni mali riskler yaratır ve bağımlılığı pekiştirir.

Kuzey ülkeleri iklim ve sömürge borçlarını düzenlemek için Güney ülkelerine mali tazminat ödemelidir. Bu tazminatlar kredi ya da “kalkınma yardımı” biçiminde değil, Güney ülkelerin kendi nüfuslarının yararına ve egemen bir şekilde ekonomilerini ve kamu hizmetlerini geliştirecek biçimdeki mali akışlar olmalıdır.

Kaçınılmaz değişimleri finanse etmek için ulusal ve uluslararası düzeyde vergi adaleti kesinlikle gereklidir. Çokuluslu şirketler ve ultra-zenginler çok daha ağır şekilde vergilendirilmelidir. Zenginlerin ve çokuluslu şirketlerin vergi kaçırmasına karşı tüm dünyada mücadele edilmelidir.

Acil olarak büyük ölçekli ordu ve fosil yakıt sübvansiyonlarını, adil ve egemen bir küresel geçişe yönlendirmek gerektiğini de aynı güçlükle savunuyoruz. Filistin’de savaş, işgal ve yıkım finansmanına son verilsin. Askeri endüstrinin ölüm yaydığı ve fosil yakıtlara bağımlılığı sürdürdüğü tüm bölgelerde şiddet ve yıkım son bulsun.

İklime uyum fonları, kredi değil tazminat biçiminde, direkt olarak yerli organizasyonlara ve topluluklara ulaşmalıdır. Bu finansmanlar çokuluslu şirketlerin sahte çözümlerini desteklememelidir. Toprakta kendi pratikleri üzerinden gelişecek çözümleri sunacak olan çiftçi ve köylülerin kendileri tarafından kullanılmalıdır. Çiftçi agroekolojisi iklim değişikliklerine karşı çeşitlenmiş ve dayanıklı gıda sistemleri geliştirir, toprağa özen gösterir ve agroforesteriyi (orman tarımı veya orman ve tarım teknolojilerinin birleştirilmesi- ç.n.) işin içine katar ve böylece karbon salınımlarını azaltır. İklim değişikliğine uyum için sağlanan finansman, GDO’lar yerine yerli tohumların ve ırkların korunmasını ve yetiştirilmesini de desteklemelidir. Agroekoloji aynı zamanda iklimden etkilenen bölgeleri yeniden canlandırarak ve göçmen tarım işçilerinin adil ücret ve onurunu garanti altına alan sosyal tarım üretim modelleri geliştirerek, göç krizi için de bir çözüm olarak tanınmalıdır.

Bu talepleri karşılamak, iktidarı temelden kurmak için birbiriyle uyumlu bir stratejiyi gerektirmektedir.

Çeviri: Can Sakaryalı

Kaynak: ciftcisen.org

Haberler

Dr. Ertuğrul Zengin ile İslam Düşüncesi Atölyesi, “Fuad Zekeriya” ile Devam Etti

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliğinin tertip ettiği “Dr. Ertuğrul Zengin ile İslam Düşüncesi Atölyesi”nin dördüncü programı 12 Nisan 2026 pazar günü yapıldı.

Atölyenin dördüncü programında Fuad Zekeriya’nın “Çağdaş İslami Hareketlerde Hakikat ve Hayal” kitabı müzakere edildi. Kitabın ele tartıştığı hususları kritik eden Dr. Ertuğrul Zengin’den sonra söz alan katılımcılarla atölye devam etti.

Atölyenin son programında Abdulvahhab el-Efendi’nin “Nasıl Bir Devlet?” adlı kitabı müzakere edilecek.

Devamını Okuyun

Haberler

Eğitim İlke-Sen: Okul Saldırıları, Güvenlik Tartışmalarını Aşan Bir Derinliğe Sahip

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Kahramanmaraş’taki okul saldırısından sonra bir açıklama yayımlayarak iş bırakma kararı aldı. Sendikanın açıklaması şu şekilde:

“Henüz Şanlıurfa-Siverek Ahmet Koyuncu Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesindeki silahlı saldırı hâdisesinin etkisi altında iken Kahramanmaraş-Onikişubat Ayser Çalık Ortaokulunda, öğrencilerimizin ve öğretmen arkadaşımızın can verdiği başka bir saldırı haberi ile sarsıldık.

Üzgün ve öfkeliyiz!

Okullarda büyük bir süratle yükselen şiddetin ne denli vahim boyutlara ulaştığına ve ulaşabileceğine benzersiz bir acıyla ülke olarak tanık olduk.

Bu silahlı saldırılar, hakikatsizlik batağına itilen genç kuşakların nasıl bir vâroluşsal tehditle karşı karşıya olduğunu, meselenin güvenlik boyutunu çok çok aşan bir derinliğe kök saldığını bir kez daha çarpıcı bir şekilde göstermiştir.

EĞİTİM İLKE-SEN olarak kaybettiğimiz canlara Rabbimizden rahmet diliyor; öğrencisi, öğretmeni ve diğer tüm bileşenleriyle toplumumuzu bir bütün hâlinde tehdit eden bu şiddet, cinayet ve hakikatsizlik batağına sebebiyet veren kusur ve ihmâlleri işaret ve protesto etmek için 16-17 Nisan 2026 Perşembe ve Cuma günleri Türkiye genelinde İŞ BIRAKIYORUZ!”

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Yeni NATO Üslerine Reddiye; İran, Küba, Lübnan ve Filistinli Esirlerle Dayanışma Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği; 12 Nisan 2026 Pazar günü Üsküdar’da “Katil ABD-İsrail, Küba ve İran’dan; Katil NATO, Beykoz ve Adana’dan; Katil İsrail, Filistin ve Lübnan’dan Defol!” başlıklı bir eylem tertip etti.

Beykoz’da NATO üssünün, Adana’da NATO kolordusun kurulmasının protesto edildiği ve Küba, Lübnan ve İran’la dayanışma mesajlarının verildiği eylemde ayrıca Filistinli esirler selamlandı ve İsrail’in Filistinli esirlere dönük idam kararı protesto edildi.

Eylem boyunca, “Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’ya Sığınma İşgale Ortak Olma, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Küba’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Küba Halkı Yalnız Değildir, Yaşasın Küba Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, Şehitlerin Hesabı Sorulacak, İstanbul’dan Tahran’a Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, ABD’nin Değil Direniş’in Dostu Ol, NATO’nun Askeri Olmayacağız, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Katil İsrail Lübnan’dan Defol, Yaşasın Lübnan Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Filistinli Esirler Onurumuzdur, Kahrolsun Siyonist İdam Rejimi” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylem, video kaydından takip edilebilir.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli Üsküdar halkı,

Doğrudan söze girelim:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli dostlar,

Birkaç ay önce yine bu meydanda ABD’nin Venezüella’ya müdahalesini ve Maduro’nun eşiyle birlikte kaçırılmasını protesto etmiştik.

Dünyanın dört bir yanında baskın ve işgallerle sömürü politikalarını derinleştirmek isteyen ABD, şimdilerde Küba’yı ölümcül bir muhasara altında tutmaktadır.

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Küba, ABD nüfûzunu reddettiği için her zaman hedefteydi.

Trump’ın talebi üzerine, Venezuela’da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba’ya yönelik hâlihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD, Karayipler’deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba’ya sevkiyat plânlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı yapılmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının ancak yüzde 30’undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba’da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.

Biz buradan, İstanbul’dan sesleniyor ve ABD kuşatmasına direnen Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu gururla haykırıyoruz!

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin şefi Trump’ın baskı ve tehditlerine karşı Küba halkının yanındayız. Dünyanın pek çok yerinden Küba’ya insani yardım seferberliği başlatan herkesi selamlıyor ve onlarla birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz!

Direniş dostları,

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin ileri karakolu İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları amansız 40 günlük savaş; Allah’ın izniyle İran’ın zaferi, ABD ve İsrail’in kibrinin yerlere serilmesiyle neticelendi. Bu zafer için Allah’a şükrediyor, şehitleri ve bombalara göğüslerini siper ederek sabahlara kadar meydanları dolduran, canlı kalkan olan kahraman İran halkını tebrik ediyoruz.

Soykırımcı Epstein koalisyonunun 170 kız evladımızı okullarında vurarak katletmesiyle başlayan savaş, nasıl bir küresel canavarlık rejimiyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir!

Uzun süredir mahzun olan İslam ümmeti ve bütün mazlum halklar, İran’ın ABD ve İsrail haydutluğuna karşı gösterdiği olağanüstü direnişle tekrar büyük cesaret ve özgüven kazanmış; emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele azim ve kararlılığını tekrar kuşanmıştır.

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki ateşkes müzakerelerinde ABD ve İsrail tarafının hiçbir sözüne güvenilemez, bunu daha önce pek çok defa gördük. Bize düşen sorumluluk bellidir: Bütün bölge ülkeleri, halklar, müslümanlar olarak yekvücut hâlinde bu emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısına dikilerek zafere kadar mücadele etmek! Tek seçenek budur ve bu seçenekte sebat etmektir.

Arkadaşlar;

Bu süreçte İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyet bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. İşbirlikçi bölge rejimleri ABD’ye açtıkları üslerle İran karşıtı cephede yer almışlar, İsrail karşısında dut yemiş bülbüle dönmüşler, üstüne bir de İran’ı suçlamışlardır.

Diğer yandan savaş boyunca AKP hükümeti sadece İsrail’i suçlayıp durmuş, asıl fâil ABD ve Trump hakkında tek bir eleştiri ve kınama sarf etmemiştir. Bu suskunluğu not ediyoruz. İslam coğrafyasına, mazlum halklara, kardeşlerimize yapılan saldırılar karşısında susmak zulmü onaylamak değil de nedir!

Herkes bilip duysun ki bu işbirlikçilik ve ihanetlere karşı meydanlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

İntifada yârenleri,

Gazze’de ateşkes sürecine rağmen katliamlar sürmekte, Filistin halkı açlık ve sürgünle mücadele etmektedir.

Bir yandan da gâsıp ve işgalci Siyonist rejim, direnişi bastıramadığı için Filistin halkını idamlarla tehdit etmekte ve bu istikamette yasalar çıkarmaktadır.  Siyonistler, sayısız evladı özgürlük mücadelesinde şehit olmuş Filistin halkını idamlarla korkutabileceklerini sanmaktadır.

Filistinli esirlerin, Filistin direnişinin idamla tehdit edilmesi karşısında Direniş ve dayanışmayı yükseltmekten başka seçeneğimiz yoktur! İsrail’i besleyen can damarları hâlâ faaliyettedir ve İsrail bundan güç almaktadır. Siyonistlere BTC boru hattından petrol sevkiyatı sürmekte; türlü kılıflarla her geçen gün ciro artışı yaşanan ticaret büyümektedir.

Yılmadan, usanmadan bu işbirlikçilik ve ihanet sarmalına karşı çıkmaya devam etmeliyiz!

Direnişin dostları,

Biliyorsunuz, katil İsrail, bütün gücüyle Lübnan’a saldırmakta, Hizbullah’ın direnişini yok etmeye çalışmakta, katliamlarına yenilerini eklemekte, bu süreçte yüz binlerce insanı yerinden etmektedir.

Lübnan’da Hizbullah tarafından sayısız kere mağlubiyetlere uğratılan korkak Siyonistler, karadan ilerleme sağlayamadıkça hava bombardımanlarıyla sivillerin hayatına kastetmekte, Lübnan için de Gazze senaryosunu hayata geçirmek istemektedir.

Ancak yağma yok! Siyonizm’e geçit yok!

Bütün dünya görüp duydu ki artık çanlar Siyonizm için çalmaktadır!

Artık çanlar emperyalizm için çalmaktadır!

Artık çanlar işbirlikçiler için çalmaktadır!

Aksâ Tûfânı’ndan bugüne yeryüzünde bambaşka bir hareketlenme vardır. İnsanlık boğucu şeytanî düzenlere karşı ayağa kalkmış, İNTİFADA ateşiyle yeni ve bambaşka bir ufkun farkına varmıştır!

İşte bu dalga Gazze’yi, Lübnan’ı, bütün bir Batı Asya’yı, zulüm ve sömürü altındaki coğrafyaları özgürleştirecek; İran’da, Küba’da, Venezüella’da emperyalist şeytanların sonunu getirecek ve egemen dünya düzenini alt edecektir!

Yaşasın İran direnişmişiz!

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın Küba direnişimiz!

Yaşasın Lübnan direnişimiz!

Katil NATO, Beykoz’dan, Adana’dan, İncirlik’ten defol!

Katil ABD, İran’dan, Küba’dan elini çek!

Siyonist idam yasasına hayır!

EYLEM videosu bu linkten takip edilebilir:

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x