Connect with us

Haberler

Burhan Kavuncu: Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka Uymak Zorundadır!

Yayınlanma:

-

Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi sözcüsü Burhan Kavuncu, Göç İdaresi Başkanlığının hukuk ihlâlleri ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.

Özellikle Özbekistan ve Çin gibi hukuksuz uygulamaları ile bilinen ülkelere yapılan geri göndermelerdeki hukuksuzluklara dikkat çekilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka/Yasalara Uymak Zorundadır!

“Hiçbir kurum, keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesi, anayasada “bir hukuk devletidir” ibaresiyle belirtilmiştir. Öncelikli olarak resmî kurumların hepsi hukuka, yasalara uymak ve mahkeme kararlarını uygulamak zorundadır. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Bu çok açık olan ilkeye rağmen maalesef Göç İdaresi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bazı mahkemeler hukukun dışına çıkmakta kendilerini masun (dokunulmaz) sanmaktadır. Yeni gelen İçişleri ve Adalet Bakanlarının bu durumu düzelteceklerini ümit ediyoruz.

Önceki bakanlar döneminde yaygın olarak yapılan hukuk ihlalleri özetle şöyledir:

Geri Gönderme Yasağı

Devletin ilgili kurumları elbette vatandaşlarını her türlü tehlike ve kötülüklere karşı korumakla yükümlüdür ancak hiçbir koruma tedbiri, hukukun getirdiği dengeli yaklaşımı yok sayarak tek yönlü ve keyfî bir şekilde uygulanamaz.

Örneğin çeşitli sebeplerle ülkemizde bulunan yabancıların tehdit oluşturabileceği durumlar ve alınacak önlemler yasalarda ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır. (Türkistan ülkelerinden gelen kardeşlerimizin “yabancı” sayılmaması gerektiği ilkemizi ayrıca hatırlatalım.)

Hiçbir devlet görevlisi, istediği yabancıyı istediği zamanda yani keyfî bir şekilde, “tehdit oluşturabilir, şüphe yeterlidir, belge gerekmez” diyerek GGM’ye kapatma ve sınır dışı işlemi yapma, hürriyetinden mahrum bırakma yetkisine sahip değildir. Ama maalesef son yıllarımız bu keyfî uygulamanın örnekleri ile dolu. Hatta İdarî mahkemelerin “İptal”, Anayasa Mahkemesi’nin “İhlal” kararları bile bu keyfî uygulamaları durduramadı. Şu anda dahî birçok Türkistanlı göçmen kardeşimiz Geri Gönderme Merkezleri (GGM)’de tutuluyor.

6458 sayılı Yabancılar Yasası’nda “Geri gönderilemeyecek yabancılar” “Geri gönderme yasağı” başlığı altında açık bir şekilde tanımlanmıştır:

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.

Yasanın 55. maddesinde de “Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar” beş fıkrada ayrı ayrı sıralanmış, (a) fıkrası şöyle:

MADDE 55 – (1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahî, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddî emare bulunanlar.

İki Ülke: Özbekistan ve Çin

Bir Türkistan bölge ülkesi olan Özbekistan, bağımsız olduğu 1991 yılından sonra bir türlü istikrar kazanamamış, önceki başkan İslam Kerimov’un otoriter yönetimi altında çok acı günler geçirmişti. Kerimov’un 2016 yılında ölmesinden sonra cumhurbaşkanı olan Şevket Mirziyayev bazı iyileştirmeler ve reformlar yapmaya çalıştıysa da bunlar yeterli olmadı. Mirziyayev döneminde de işkence ve diğer hak ihlalleri devam etti. Bu durumu TC Göç İdaresi Başkanlığı “Özbekistan Menşe Ülke Raporu”nda (Kasım 2019) İnsan Haklarının Durumu başlığı altında Özbekistan insan haklarını tanımasına rağmen insan hakları problemleri görülmektedir. En önemli insan hakları problemleri: işkence, tutukluların kötü muameleye tabi tutuldukları, adil yargılanma hakkının ihlali …”  cümleleri Özbekistan’daki durumu özetlemektedir (s.21, Bölüm 5). Raporun sonuç bölümünde Özbekistan cumhuriyeti, kapalı ve kontrolcü bir devlet yönetimi özelliği sergilemektedir. İnsan hakları ihlalleri, dini özgürlükler temel problemler olarak göze çarpmaktadır.” (s.29).

Her ne kadar raporun girişinde “kurumun resmî görüşünü yansıttığı şeklinde yorumlanamaz” denilmişse de söz konusu metin, devletin resmî kurumunun internet sayfasında var olan bir gerçeklik olarak bulunmaktadır.

Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev çeşitli konuşmalarında “ülkede vatandaşlara kötü muamele ve işkencenin bitmediğini, sorgu odalarında ve cezaevlerinde işkenceden ölüm olayları olduğunu” vurgulayarak diğer yöneticileri eleştirmekte.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın Menşe Ülke Raporu, bir gerçeklik olarak Özbekistan’daki durumun “Geri Gönderme Yasağı” kapsamında olduğunu ikrar ediyor.

Diğer örneğimiz Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise Doğu Türkistan Türklerine yönelik Toplama Kampları ve asimilasyon uygulamalarının varlığı. Bu durum Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Şubat 2019 tarihli açıklaması ile resmi olarak ilan edilmişti:

“Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.

Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.

Keyfî tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir. Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.

21. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası, insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.” gibi ifadeler yer almaktadır.

Ayrıca, Sincan Uygur Özerk Bölgesinde (Doğu Türkistan) Çin devletinin soykırıma varan hak ihlâlleri yaptığı konusunda BM’de yayımlanan bildirilere Türkiye Cumhuriyeti tarafından imza konulmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Geri Gönderme Yasağı” kapsamındaki ülkeler arasında olduğu resmî açıklamalarla sabit iken Göç İdaresi hâlen ülkemizde bulunan Uygur Türklerini sınır dışı kararıyla GGM’ye kapatmakta, bazı İdare Mahkemeleri de “Çin’de işkence olduğuna dair belge getirmediği” gerekçesiyle Uygurlara verilen sınır dışı kararını onaylamaktadır. Örnek olarak 2025 yılı içinde İstanbul 16. ve 18.İdare Mahkemeleri iki Uygur Türkü için “Gönderileceği ülkede karşılaşacağı riskleri ayrıntılı şekilde açıklamadığı ve iddialarını destekleyen belge sunmadığı” gerekçesiyle sınır dışı kararının iptalini reddetmişti. Bu kararlar Türkiye kamuoyunda geniş tepkilere sebep olmuştu.

Uygulamada genel olarak Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz Çin’e teslim edilmemekle birlikte, sınır dışı kararlarıyla huzursuz edilmekte, GGM’lerde ailelerinden ayrı kalmakta veya başka ülkelere gitmeye zorlanmaktadır. “3. ülke” adı altında Tacikistan vb. ülkelere zorla gönderilen Uygur Türklerinin dolaylı olarak Çin’e iade edildiği bilinmektedir.

Özbekistanlı ünlü alim Alişir Tursunov (Mübeşşir Ahmed) de aynı şekilde 10 Mayıs 2025 günü ülkesine iade edilmiş ve “dinî materyalleri yaymak ve kamu güvenliğine tehdit oluşturmak” suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Ilımlı bir din adamı olarak tanınan Tursunov, cezaevinde iken iki kere kalp krizi geçirmiştir ve hâlen hapiste tutulmaktadır.

Mültecilerin Özbekistan ve Çin’e iade edilmesi işlemleri ancak ilgili yasa maddeleri çiğnenerek uygulanabilmiştir.

Aslında Çin ve Özbekistan dışında Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Irak’ta da ağır hak ihlâlleri tespit edilmiştir. Bu ülkeler de geri gönderme yasağı kapsamında kabul edilmelidir.

Göç İdaresi Başkanlığı durum bütün açıklığı ile ortada olduğu halde keyfî ve yasalara aykırı olarak Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan vatandaşlarını yakalamakta ve sınır dışı kararı vermeye devam ediyor. Onlarca göçmen bu şekilde iade edilmiştir.

Mahkemelere Baypas, Yargıya Brifing

Göçmenler hakkında verilen birçok sınır dışı kararının hukuka aykırılığı mahkeme kararları ile tescil edilmiştir. Buna rağmen Göç İdaresi Başkanlığı’nın çeşitli birimleri, İdare Mahkemelerinin iptal kararlarından sonra “yeniden kod koyma” ve “yeniden sınır dışı kararı verme” uygulamaları ile hukuku baypas eden yasa tanımaz tutumunu sürdürmektedir.

Mahkemelerin sınır dışı kararını iptal ettiği göçmenlere “oturma izni” vermek zorunda olduğu hâlde (6458 / md46) vermeyerek onları düzensiz göçmen durumuna düşürmekte ve yeniden yakalayarak GGM’lere kapatmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin verdiği hak ihlâli kararları bile çoğu kez Göç İdaresi tarafından işleme alınmamıştır.

Mahkemelerden istediği kararların çıkmasını sağlayamayan İdare, 28 Şubat döneminden beri uygulanmayan “Yargıya Brifing” ile yargıya müdahaleyi en üst düzeye çıkarmıştır. Hâkim ve savcılara “idareden suç delili istememesi gerektiği, göçmenlerden, sınır dışı edildiğinde kötü muamele göreceğine dair delili istenmesi gerektiği” telkin edilmiştir.

Sonuç

Bir hukuk devleti olduğu belirtilen Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm resmî kurumlar hukuka, yasalara uymakla ve mahkeme kararlarını uygulamakla mükelleftir. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Kanunsuz işlemler yapmakta ısrar eden idarenin uygulamaları, ülkeyi yöneten iktidarı sorumlu kılmaktadır.

İçişleri ve Adalet bakanlarını, Göç İdaresi Başkanlığı’nın keyfî ve hukuk dışı uygulamalarına son vermeye ve yargı üzerindeki baskıları durdurmaya çağırıyoruz.

Burhan Kavuncu – Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

İstanbul’da, İsrail Saldırganlığına Karşı Sumud Filosuna Destek Eylemi

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), 19 Mayıs 2026 Salı günü İstanbul’da Taksim-Tünel Meydanında bir eylem tertip ederek işgal devleti İsrail’in ablukasını kırmak ve Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla Akdeniz’de seyreden Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısını protesto etti ve işgal ve işbirlikçiliğe karşı mücadele çağrısında bulundu.

Topluluk adına Görkem Duru‘nun okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SUMUD’A, UMUDA, DİRENİŞE BİN SELAM!

Gazze, 7 Ekim 2023’ten bu yana Siyonist rejimin soykırım saldırıları altında. Bu süreçte binlerce Filistinli yaşamını yitirdi, on binlercesi yaralandı ve halkın tüm yaşam alanları sistematik olarak enkaz yığınına çevrildi. Ancak Siyonist varlığın bu barbarlığı karşısında geri adım atmayan Filistin halkının direnişi tüm dünyada yankı buldu ve işgalcileri kâğıt üzerinde de olsa geri adım atmaya zorladı. Ancak ilan edilen hiçbir ateşkes katliamcı rejimi durdurmaya yetmedi. Anlaşmaları ve uluslararası hukuku pervasızca çiğneyen işgal rejimi, bir yandan sınır hatlarını aşarak askeri yığınaklarını büyütüyor, diğer yandan Gazze’yi en temel insani yardımlardan mahrum bırakarak soykırım politikasını kesintisiz bir biçimde uygulamaya devam ediyor.

Küresel Sumud Filosu da bu yıl tam da bu koşullarda; bu sahte ateşkesi teşhir etmek, Gazze’ye dönük ablukayı kırmak ve Gazze’ye insani yardım malzemelerini ulaştırmak için yola çıktı. 15 Nisan’da Barselona’dan yola çıkan filo, 26 Nisan’da İtalya’nın Augusta limanından da katılan gemilerden sonra bugüne kadarki en büyük uluslararası filo girişimi olarak yoluna devam etmişti. Ancak işgal rejimi hiçbir somut yaptırım uygulanmayan koşullarda 29 Nisan gecesi Sumud Filosu’na saldırarak, 180 kişiyi gemi hapishanesinde rehin alacak kadar ileri gitmiş ve bu Siyonist korsanlık saldırısı sonucu 22 gemiye müdahale edilmişti. Bu saldırıdan kurtulan 31 gemi, Türkiye’den ve Yunanistan’dan katılan yeni gemilerle birlikte Marmaris Limanı’ndan 15 Mayıs’ta yeniden yola çıktılar. Yolda Özgürlük Filosu Koalisyonu’ndan da eklenen gemilerle toplam 52 gemiye ulaştılar. Deniz filosuna aynı zamanda Kuzey Afrika’dan yola çıkan kara konvoyu eşlik etmeye başladı. Ancak 18 Mayıs sabahı itibariyle Gazze’den yaklaşık 350 deniz mili mesafede uluslararası sularda Siyonist varlık filoya yeniden saldırmaya başladı. Bugün de devam eden saldırılar sonrasında şuan 45 Gemi ve 320 aktivist korsanlık faaliyeti ile alıkonulmuş durumda. Bu operasyon Siyonizmin uluslararası hukuku hiçe saydığının, Akdeniz’de korsanlık girişimi yürüttüğünün açık bir göstergesidir.

Filistin’de şuan sahte bir barış planı söz konusu. Bu maske altında işgal, soykırım ve abluka sürüyor ve bu durum normalleştirilmeye çalışılıyor. Küresel Sumud Filosu, 39 ülkeden 52 gemi ve 426 katılımcıyla, bu normalleştirmeye hayır demek için, ablukayı yıkmak için yola çıktı. Siyonist varlığın bu korsanlık saldırısına derhal son vermesi, alıkoyduğu katılımcıları ve Filistinli tüm politik esirleri serbest bırakması için bulunduğumuz tüm alanlarda Siyonist varlıkla tüm ilişkilerin kesilmesi için seferber olmalıyız. Siyonist varlıkla ilişkiler kesilmedikçe, soykırım, işgal ve abluka sürüyor!

Siyonist varlık, bu saldırıları AB hükümetlerinin ve ABD’nin desteğiyle gerçekleştirebildi. ABD emperyalizmi ve Trump yönetimi Siyonizmin en azılı hamisiyken, AB ve hükümetleri de Siyonizmin ve soykırımın bir diğer asli finansörü ve destekçisi konumunda. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması çerçevesinde AB, 43 milyar dolarlık dış ticaret hacmiyle İsrail’in en büyük ekonomik partneri. Siyonizme karşı zaman zaman eleştirel sesler yükselten hükümetler de, Marmaris limanını Filo’ya açmasına rağmen Türkiye’deki siyasal iktidar da bu tablodan azade değil. Siyonist saldırganlığın kağıt üzerindeki kınama mesajlarıyla durdurulamayacağı açık. Siyasal iktidar istediği kadar kınasın, Türkiye vanaları kapamadıkça, günlük ortalama 100 bin varil Azerbaycan ham petrolü Bakü-Ceyhan boru hattı üzerinden Siyonizme can damarı olmayı sürdürüyor. Siyonist varlığı tanıma kararını geri alıp tam ambargo uygulamadıkça, stratejik hammadde akışı sürdükçe, işgal ordusunun çeliği ve mühimmatı bu limanlardan gönderildikçe, askeri istihbarat protokolleri feshedilmedikçe ve tüm ilişkiler kesilmedikçe Filistin’in özgürlük mücadelesine gerçek bir destek söz konusu değildir! Hamaset bırakılmalı, tüm ilişkiler kesilmelidir!

  • Soykırımcı İsrail’e tam ambargo uygulanmalı, tanıma kararı geri alınmalı, her türlü siyasi, ticari, askeri ve akademik ilişki derhal kesilmelidir!
  • Limanlar soykırımı besleyen gemilere kapatılmalı, Bakü-Ceyhan hattından soykırımcılara giden petrol akışı durdurulmalıdır!
  • Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere, siyonizme güvenlik kalkanı olan tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır!

Filistin Eylem Komitesi olarak; tüm emekçileri, sendikalar, meslek örgütlerini, üniversiteleri; Küresel Sumud Filosu katılımcılarının serbest bırakılması, Siyonizmin hapishanelerindeki 9 binin üzerinde Filistinli politik tutsağın özgür kalması, Gazze’deki abluka ve işgalin son bulması için bu talepler etrafında sesini yükseltmeye ve seferberliği büyütmeye çağırıyoruz. Soykırımı besleyen hiçbir gemiye, hiçbir şirkete, hiçbir askerî anlaşmaya, hiçbir akademik işbirliğine geçit vermeyelim. Filistin halkıyla dayanışmayı meydanlardan işyerlerine, kampüslere ve limanlara taşıyalım! Siyonist varlığın tüm hukuksuz uygulamalarına karşı, nehirden denize özgür Filistin için eylemlerle, grevlerle, ortak kampanyalarla Filistin halkının mücadelesini destekleyelim.

Siyonizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak!

Nehirden denize özgür Filistin!

Yaşasın küresel intifada!

Yaşasın işçilerin, emekçilerin ve dünya halklarının Filistin’le enternasyonalist dayanışması!

Devamını Okuyun

Haberler

Filistin Eylem Komitesinden Yıldönümünde NAKBA Yürüyüşü

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), NAKBA’nın yıldönümü vesilesiyle İstanbul’da 16 Mayıs 2026 günü bir yürüyüş tertip etti.

Sirkeci Büyük Postane önünde başlayan yürüyüş, Eminönü Meydanında sona erdi.

Topluluk adına Gülyeter Aktepe’nin okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

NAKBA SOYKIRIMLA SÜRÜYOR, FİLİSTİN HALKI DİRENİYOR!

Filistin halkının kolektif hafızasında bir kırılma noktası olan ve Büyük Felaket olarak anılan Nakba’nın üzerinden 78 yıl geçti. 1948 yılında siyonist yerleşimcilerin silahlı çeteleri, işgal ettikleri toprakların sahibi olan Filistinlileri sürgüne zorlayıp gayrimeşru bir devlet kurabilme hedefiyle birçok katliama girişti. Emperyalistlerden alınan icazet ve aleni destekle başlatılan bu saldırı silsilesinde 800 bini aşkın Filistinli toprağından koparıldı, en az 15 bin Filistinli katledildi, 400’den fazla Filistin köyü haritadan silindi. Nakba’nın ardından işgal devletinin ilanıyla birlikte Filistin halkının topraklarına ve evlerine el konuldu, siyonist yerleşimciler sürgüne zorlanan Filistinli nüfusun yaşam alanlarına yerleştirildi, köylerin, kasabaların, şehirlerin isimleri değiştirildi ve işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinli Arap nüfus, hakları ellerinden alınarak ırk-ayrımcı apartheid rejimine tabi kılındı.

Bugün bu meydanda andığımız Nakba, 1948’de başlayıp biten bir tarihsel kesitten ibaret değil. Siyonist işgal rejimi her sabah Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te soykırım, etnik temizlik, abluka ve işgal saldırılarıyla Filistin halkını sürgüne zorluyor ve Nakba devam ediyor. 7 Ekim 2023’te bir direniş hamlesi olarak gerçekleştirilen Aksa Tufanı’nın ardından işgal rejiminin Gazze’yi hedef alan soykırım saldırılarında binlerce Filistinli katledildi, binlercesi yaralandı ve yaşam alanları yok edildi. İşgale karşı direnişin kazanımla sonuçlanması ve küresel intifada sesinin tüm dünyayı sarmasıyla birlikte ateşkes ilan edilse de işgal rejimi saldırılarını sürdürüyor. Ateşkes defalarca ihlal edildi, işgalciler sınırların ötesine geçip askeri inşaatlarını sürdürüyor, temel ihtiyaç malzemelerinin Gazze’ye geçişi sınırlanıyor ve soykırım saldırıları devam ediyor.

Siyonist işgal rejiminin kesintisiz saldırılarına karşı Filistin halkı yüz yılı aşkın süredir direnişini ve geri dönüş başta olmak üzere tüm tarihsel haklarına kavuşmak için özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Mülksüzleştirme, sistematik işgal, tehcir ve katliamla inşa edilen yerleşimci sömürgeci apartheid rejimi, bugün sadece Filistin’i değil; Lübnan’ı, Yemen’i, Suriye’yi ve İran’ı hedef alıyor. ABD başta olmak üzere emperyalist suç ortaklarının desteğiyle beslenen siyonist saldırganlık tüm bölgeyi savaşa sürüklüyor.

Soykırımcı apartheid rejimi, işgal hapishanelerinde tutulan Filistinli esirler için yakın zamanda ilan ettiği insanlık dışı “idam yasası” ile hiçbir hukuki kaideyi tanımadığını bir kez daha tescilledi. Netanyahu başta olmak üzere soykırım suçluları dokunulmazlık zırhıyla dolaşırken tüm dünya halkları uluslararası hukukun iflasına tekrar tanıklık etti. Hiçbir somut yaptırım uygulanmayan koşullarda işgal rejimi her geçen gün suçlarına bir yenisini ekledi. Gazze’deki ablukayı kırmak için yola çıkan Sumud Filosu gönüllülerini uluslararası sularda rehin alacak kadar ileri giden bu haydutluk, bütün cesareti hesap sorulmamasından almaktadır. Siyonist saldırganlığın kağıt üzerindeki kınama mesajlarıyla durdurulamayacağı açıktır. Soykırım ateşkesle bitmemiştir ve Trump’ın planıyla kurulan “barış meclisi” Filistin halkına yerleşimci sömürgeciliğin devamını dayatmaktadır. Barış; direnişi silahsızlandırmaya çalışanların diplomasisiyle değil, emperyalizmin bölgedeki ileri karakolunu kuşatanların mücadelesiyle tesis edilecektir.

Türkiye’de siyasal iktidar, soykırım süreci boyunca kürsülerde işlevsiz hamaseti sürdürürken imzacısı olduğu Bogota Bildirisi’ni hayata geçirmemiş ve yaptırım uygulamamıştır. Siyonist işgal rejimini 1949’da ilk tanıyan bölge ülkelerinden biri olmanın tarihsel utancıyla yüzleşilmemiştir. İsrail’i bir “devlet” olarak tanımaya devam etmek, Nakba’yı, etnik temizlik ve mülksüzleştirme saldırılarını meşru görmektir. Hükümet bu tanıma kararını geri alıp tam ambargo uygulamadıkça, petrol sevkiyatını kesip vanaları kapatmadıkça, stratejik hammadde akışı sürdükçe, işgal ordusunun çeliği ve mühimmatı bu limanlardan gönderildikçe, SAHA EXPO ve IDEF gibi savunma sanayii fuarlarında soykırımı besleyen silah şirketleri ağırlandıkça, askeri istihbarat protokolleri feshedilmedikçe ve tüm ilişkiler kesilmedikçe kürsülerdeki sahte öfke nöbetlerinin ve dökülen timsah gözyaşlarının hiçbir hükmü yoktur.

  • Soykırımcı İsrail’e tam ambargo uygulanmalı, tanıma kararı geri alınmalı, her türlü siyasi, ticari, askeri ve akademik ilişki derhal kesilmelidir!
  • Limanlar soykırımı besleyen gemilere kapatılmalı, Bakü-Ceyhan hattından soykırımcılara giden petrol akışı durdurulmalıdır!
  • Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere, siyonizme güvenlik kalkanı olan tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır!

Bu ülkenin işçilerine, liman emekçilerine, sendikalarına, meslek örgütlerine, üniversitelerine, gençliğine ve tüm emekçi halkına çağrımızdır: Soykırımı besleyen hiçbir gemiye, hiçbir şirkete, hiçbir askerî anlaşmaya, hiçbir akademik işbirliğine geçit vermeyelim. Filistin halkıyla dayanışmayı meydanlardan işyerlerine, kampüslere ve limanlara taşıyalım.

Filistin Eylem Komitesi olarak, Nakba’nın 78. yılını anmak için toplandığımız bu meydanda bir kez daha küresel intifadanın sesini yükselteceğimizi, ablukaya, işgale ve soykırıma direnen Filistin halkının onurlu mücadelesine omuz vereceğimizi ilan ediyoruz. 1948’de gasp edilen her bir karış toprak özgürleşene, sökülen zeytin ağaçları yeniden yeşerene, sürgünde anahtarına tutunan son Filistinli evine geri dönene ve “nehirden denize” özgür bir Filistin kurulana kadar bu kavgayı büyüteceğiz.

Siyonizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak!

Nehirden denize özgür Filistin!

Yaşasın küresel intifada!

Yaşasın işçilerin, emekçilerin ve dünya halklarının Filistin’le enternasyonalist dayanışması!

Filistin Eylem Komitesi

16 Mayıs 2026

Devamını Okuyun

Haberler

Yaşam Savunucuları, Esra Işık İçin Nöbette

Yayınlanma:

-

Akbelen İstanbul Dayanışması, İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık için başlattığı nöbetlerine devam ediyor.

Ormanlık arazilerin madene açılmasına bölge halkı ve köylüleriyle birlikte karşı çıkan Işık’ın tutukluluğuna itiraz eden Akbelen İstanbul Dayanışması, Kadıköy Yoğurtçu Parkı ve Beşiktaş Meydanındaki nöbetlerin ardından üçüncü nöbetinde Üsküdar Mimar Sinan Parkında bir araya gelerek Esra Işık ve bütün doğa savunucuları için özgürlük çağrısı yaptı.

“Doğa İçin Sanat Derneği”nden sanatçıların Esra Işık ve ninesinin direnişini resmettikleri ve bilgilendirici konuşmaların yapıldığı nöbet yaklaşık iki saat sürdü.

Topluluk üyelerinden Aslı Kahraman Eren’le yaptığımız söyleşiyi video kaydından izleyebilirsiniz.

Haber: Ahmet Örs, YeniPencere  

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x