Connect with us

Haberler

Burhan Kavuncu: Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka Uymak Zorundadır!

Yayınlanma:

-

Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi sözcüsü Burhan Kavuncu, Göç İdaresi Başkanlığının hukuk ihlâlleri ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.

Özellikle Özbekistan ve Çin gibi hukuksuz uygulamaları ile bilinen ülkelere yapılan geri göndermelerdeki hukuksuzluklara dikkat çekilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka/Yasalara Uymak Zorundadır!

“Hiçbir kurum, keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesi, anayasada “bir hukuk devletidir” ibaresiyle belirtilmiştir. Öncelikli olarak resmî kurumların hepsi hukuka, yasalara uymak ve mahkeme kararlarını uygulamak zorundadır. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Bu çok açık olan ilkeye rağmen maalesef Göç İdaresi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bazı mahkemeler hukukun dışına çıkmakta kendilerini masun (dokunulmaz) sanmaktadır. Yeni gelen İçişleri ve Adalet Bakanlarının bu durumu düzelteceklerini ümit ediyoruz.

Önceki bakanlar döneminde yaygın olarak yapılan hukuk ihlalleri özetle şöyledir:

Geri Gönderme Yasağı

Devletin ilgili kurumları elbette vatandaşlarını her türlü tehlike ve kötülüklere karşı korumakla yükümlüdür ancak hiçbir koruma tedbiri, hukukun getirdiği dengeli yaklaşımı yok sayarak tek yönlü ve keyfî bir şekilde uygulanamaz.

Örneğin çeşitli sebeplerle ülkemizde bulunan yabancıların tehdit oluşturabileceği durumlar ve alınacak önlemler yasalarda ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır. (Türkistan ülkelerinden gelen kardeşlerimizin “yabancı” sayılmaması gerektiği ilkemizi ayrıca hatırlatalım.)

Hiçbir devlet görevlisi, istediği yabancıyı istediği zamanda yani keyfî bir şekilde, “tehdit oluşturabilir, şüphe yeterlidir, belge gerekmez” diyerek GGM’ye kapatma ve sınır dışı işlemi yapma, hürriyetinden mahrum bırakma yetkisine sahip değildir. Ama maalesef son yıllarımız bu keyfî uygulamanın örnekleri ile dolu. Hatta İdarî mahkemelerin “İptal”, Anayasa Mahkemesi’nin “İhlal” kararları bile bu keyfî uygulamaları durduramadı. Şu anda dahî birçok Türkistanlı göçmen kardeşimiz Geri Gönderme Merkezleri (GGM)’de tutuluyor.

6458 sayılı Yabancılar Yasası’nda “Geri gönderilemeyecek yabancılar” “Geri gönderme yasağı” başlığı altında açık bir şekilde tanımlanmıştır:

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.

Yasanın 55. maddesinde de “Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar” beş fıkrada ayrı ayrı sıralanmış, (a) fıkrası şöyle:

MADDE 55 – (1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahî, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddî emare bulunanlar.

İki Ülke: Özbekistan ve Çin

Bir Türkistan bölge ülkesi olan Özbekistan, bağımsız olduğu 1991 yılından sonra bir türlü istikrar kazanamamış, önceki başkan İslam Kerimov’un otoriter yönetimi altında çok acı günler geçirmişti. Kerimov’un 2016 yılında ölmesinden sonra cumhurbaşkanı olan Şevket Mirziyayev bazı iyileştirmeler ve reformlar yapmaya çalıştıysa da bunlar yeterli olmadı. Mirziyayev döneminde de işkence ve diğer hak ihlalleri devam etti. Bu durumu TC Göç İdaresi Başkanlığı “Özbekistan Menşe Ülke Raporu”nda (Kasım 2019) İnsan Haklarının Durumu başlığı altında “Özbekistan insan haklarını tanımasına rağmen insan hakları problemleri görülmektedir. En önemli insan hakları problemleri: işkence, tutukluların kötü muameleye tabi tutuldukları, adil yargılanma hakkının ihlali …”  cümleleri Özbekistan’daki durumu özetlemektedir (s.21, Bölüm 5). Raporun sonuç bölümünde “Özbekistan cumhuriyeti, kapalı ve kontrolcü bir devlet yönetimi özelliği sergilemektedir. İnsan hakları ihlalleri, dini özgürlükler temel problemler olarak göze çarpmaktadır.” (s.29).

Her ne kadar raporun girişinde “kurumun resmî görüşünü yansıttığı şeklinde yorumlanamaz” denilmişse de söz konusu metin, devletin resmî kurumunun internet sayfasında var olan bir gerçeklik olarak bulunmaktadır.

Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev çeşitli konuşmalarında “ülkede vatandaşlara kötü muamele ve işkencenin bitmediğini, sorgu odalarında ve cezaevlerinde işkenceden ölüm olayları olduğunu” vurgulayarak diğer yöneticileri eleştirmekte.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın Menşe Ülke Raporu, bir gerçeklik olarak Özbekistan’daki durumun “Geri Gönderme Yasağı” kapsamında olduğunu ikrar ediyor.

Diğer örneğimiz Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise Doğu Türkistan Türklerine yönelik Toplama Kampları ve asimilasyon uygulamalarının varlığı. Bu durum Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Şubat 2019 tarihli açıklaması ile resmi olarak ilan edilmişti:

“Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.

Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.

Keyfî tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir. Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.

21. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası, insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.” gibi ifadeler yer almaktadır.

Ayrıca, Sincan Uygur Özerk Bölgesinde (Doğu Türkistan) Çin devletinin soykırıma varan hak ihlâlleri yaptığı konusunda BM’de yayımlanan bildirilere Türkiye Cumhuriyeti tarafından imza konulmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Geri Gönderme Yasağı” kapsamındaki ülkeler arasında olduğu resmî açıklamalarla sabit iken Göç İdaresi hâlen ülkemizde bulunan Uygur Türklerini sınır dışı kararıyla GGM’ye kapatmakta, bazı İdare Mahkemeleri de “Çin’de işkence olduğuna dair belge getirmediği” gerekçesiyle Uygurlara verilen sınır dışı kararını onaylamaktadır. Örnek olarak 2025 yılı içinde İstanbul 16. ve 18.İdare Mahkemeleri iki Uygur Türkü için “Gönderileceği ülkede karşılaşacağı riskleri ayrıntılı şekilde açıklamadığı ve iddialarını destekleyen belge sunmadığı” gerekçesiyle sınır dışı kararının iptalini reddetmişti. Bu kararlar Türkiye kamuoyunda geniş tepkilere sebep olmuştu.

Uygulamada genel olarak Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz Çin’e teslim edilmemekle birlikte, sınır dışı kararlarıyla huzursuz edilmekte, GGM’lerde ailelerinden ayrı kalmakta veya başka ülkelere gitmeye zorlanmaktadır. “3. ülke” adı altında Tacikistan vb. ülkelere zorla gönderilen Uygur Türklerinin dolaylı olarak Çin’e iade edildiği bilinmektedir.

Özbekistanlı ünlü alim Alişir Tursunov (Mübeşşir Ahmed) de aynı şekilde 10 Mayıs 2025 günü ülkesine iade edilmiş ve “dinî materyalleri yaymak ve kamu güvenliğine tehdit oluşturmak” suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Ilımlı bir din adamı olarak tanınan Tursunov, cezaevinde iken iki kere kalp krizi geçirmiştir ve hâlen hapiste tutulmaktadır.

Mültecilerin Özbekistan ve Çin’e iade edilmesi işlemleri ancak ilgili yasa maddeleri çiğnenerek uygulanabilmiştir.

Aslında Çin ve Özbekistan dışında Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Irak’ta da ağır hak ihlâlleri tespit edilmiştir. Bu ülkeler de geri gönderme yasağı kapsamında kabul edilmelidir.

Göç İdaresi Başkanlığı durum bütün açıklığı ile ortada olduğu halde keyfî ve yasalara aykırı olarak Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan vatandaşlarını yakalamakta ve sınır dışı kararı vermeye devam ediyor. Onlarca göçmen bu şekilde iade edilmiştir.

Mahkemelere Baypas, Yargıya Brifing

Göçmenler hakkında verilen birçok sınır dışı kararının hukuka aykırılığı mahkeme kararları ile tescil edilmiştir. Buna rağmen Göç İdaresi Başkanlığı’nın çeşitli birimleri, İdare Mahkemelerinin iptal kararlarından sonra “yeniden kod koyma” ve “yeniden sınır dışı kararı verme” uygulamaları ile hukuku baypas eden yasa tanımaz tutumunu sürdürmektedir.

Mahkemelerin sınır dışı kararını iptal ettiği göçmenlere “oturma izni” vermek zorunda olduğu hâlde (6458 / md46) vermeyerek onları düzensiz göçmen durumuna düşürmekte ve yeniden yakalayarak GGM’lere kapatmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin verdiği hak ihlâli kararları bile çoğu kez Göç İdaresi tarafından işleme alınmamıştır.

Mahkemelerden istediği kararların çıkmasını sağlayamayan İdare, 28 Şubat döneminden beri uygulanmayan “Yargıya Brifing” ile yargıya müdahaleyi en üst düzeye çıkarmıştır. Hâkim ve savcılara “idareden suç delili istememesi gerektiği, göçmenlerden, sınır dışı edildiğinde kötü muamele göreceğine dair delili istenmesi gerektiği” telkin edilmiştir.

Sonuç

Bir hukuk devleti olduğu belirtilen Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm resmî kurumlar hukuka, yasalara uymakla ve mahkeme kararlarını uygulamakla mükelleftir. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Kanunsuz işlemler yapmakta ısrar eden idarenin uygulamaları, ülkeyi yöneten iktidarı sorumlu kılmaktadır.

İçişleri ve Adalet bakanlarını, Göç İdaresi Başkanlığı’nın keyfî ve hukuk dışı uygulamalarına son vermeye ve yargı üzerindeki baskıları durdurmaya çağırıyoruz.

Burhan Kavuncu – Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

ÖYB’nin İslam Düşüncesi Atölyesi, el-Efendî’nin “Nasıl Bir Devlet?” Kitabıyla Tamamlandı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin (ÖYB) tertip ettiği “Dr. Ertuğrul Zengin İle İslam Düşüncesi Atölyesi”, V. ve son programla tamamlandı.

Atölyenin beşinci programında Dr. Ertuğrul Zengin, Sûdanlı yazar Abdulvahap el-Efendî’nin “Nasıl Bir Devlet?” adlı kitabını müzakere etti.

Konuşma, video kaydından takip edilebilir.

Devamını Okuyun

Haberler

Tezkere Karşıtı Eylemler Sürüyor: Filistin Dostu Yemen’e Dokunma!

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), Üsküdar’da tertip ettiği bir protesto eylemiyle Mekke Antlaşmasının onaylanması için TBMM’ye sevk edilen tezkerenin reddedilmesini talep eden bir eylem düzenledi.

Eylem boyunca sloganlar atıldı, ajitasyon konuşmaları yapıldı. Eylemde, Arapça ve İngilizcesinin de okunduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

Emperyalizm ve Siyonizm ile Savaşan Filistin Dostu Yemen’e Dokunma!

Türkiye – Suudi Arabistan – Pakistan arasında imzalanan bir antlaşmanın onaylanmasına ilişkin teklif, TBMM Dışişleri Komisyonundan geçti ve önümüzdeki günlerde TBMM’de görüşülecek. Filistin dostu halkın gözünde meşruluk kazandırmak için Müslümanların kutsal kabul ettiği Mekke kentinin adı verilen anlaşma, Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı sürdürdüğü saldırıda başka ülkelerden destek almasına elverişli koşullar içeriyor. “Mekke Antlaşması”nın ardından, anlaşmaya dayanarak Türkiye’nin de Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı savaşına doğrudan askeri katılımının önünü açan tezkere de TBMM gündemine gelecek. Mısır parlamentosundan da Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı savaşında destek sunmaya yönelik bir tezkerenin aynı günlerde geçmiş olması herhâlde tesadüf değildir!

Bu gelişmeler, antlaşmayla nihaî amacı hususunda iktidar tarafından yapılan açıklamalarda ne denirse densin,  ABD’nin bölgede doğrudan hayata geçiremediği planların ABD güdümlü bölge politikaları izleyen ülkeler eliyle gerçekleştirilmesinin amaçlandığı yönünde birer göstergedir. Türkiye’nin Yemen’e karşı savaşa katılması bir adım ötemizdedir! Bir ülkeye yapılan saldırının diğer ülkelere de yapılmış sayılacağı bu antlaşma, hâlihazırda Suudi Arabistan’ın saldırılarına karşılık veren Yemen’i, Türkiye’nin askerî düşmanı olarak tanımlamaya açıktır ve böylece Türkiye’yi, Yemen halkına karşı süren saldırıya askerî olarak katılmaya zorlayacak bir araç niteliğindedir.

Son yıllarda Filistin halkının maruz kaldığı soykırım ve şiddetli saldırıların karşısında Filistin direnişine ve halkına önemli destek sağlayan Yemen’e karşı kurulacak bu ittifak, olsa olsa Siyonizme ve emperyalizme hizmet edecektir. Hatırlatılması gerekir ki Yemen direnişi, Filistin halkının maruz kaldığı soykırım yılları boyunca Filistin halkına yönelik saldırganlığı hafifletmek ve Siyonist rejimin soykırımı sürdürmesi için gerekli olan koşulları ortadan kaldırmak maksadıyla ağır bedeller ödeyerek Filistin halkının kalkanı olmak için Lübnan cephesinden sonra ilk hareket eden odaklar arasında olmuştur. Yemen, soykırım süreci boyunca, Babülmendep Boğazı’ndan Siyonist rejime herhangi bir geminin geçmesini engelleyerek ve eylemleriyle işgal devletinin Ben Gurion havaalanının birçok kez çalışmasını durdurmayı başararak İsrail’e karşı denizden ve havadan gerçek bir ambargo uygulanmasını sağlamıştır.

Filistin’e verilen bu destek, bedelsiz kalmamıştır. Soykırım süreci boyunca Siyonist devlet, Yemen’e karşı birçok saldırı düzenlemiş, Yemen halkının canından ve kaynaklarından bedeller ödemesine neden olmuştur. Buna rağmen Filistin’e olan desteğini bir gün bile durdurmayan Yemen, daha sonrasında Mart-2025’te başlayan ve yüzlerce Yemenlinin ölümüne neden olan ABD ve İngiltere’nin 50 günü aşkın süren ortak bir operasyonuna maruz kalmıştır. Yemen’i, Filistin halkını desteklemekten geri durduramayan bu saldırı, başarısızlıkla sonuçlanmış ve ABD’yi Yemen’le anlaşma yapmak zorunda bırakmıştır.

Tüm bu süreçler boyunca Yemen, Suudi Arabistan’ın kuşatması altındaydı ve Filistin’e desteğini zor koşullara rağmen sürdürdü. Geçtiğimiz aylarda kuşatmayı kırmak için harekete geçen Yemen, Suudi Arabistan’ın saldırısına maruz kaldı. Filistin’de soykırım süreci başlamadan önce de Yemen, bu duruşundan dolayı ABD’nin güdümünde hareket eden Suudi Arabistan’ın yoğun saldırganlığına maruz kalmış ve ağır bir kuşatmayla, açlıkla sınanmıştı. Emperyalizmin ve Siyonizm’in bölgedeki plânları ve emellerine karşı temel bir direniş odağı oluşturan ve Filistin halkının gerçek dostu olan Yemen halkını hedef alan süregiden saldırganlık bölgemizde barışa değil Siyonizm’e hizmet etmektedir.

Siyonist rejime karşı Türkiye’nin hamasî söylemlerle dile getirdiği fakat hiçbir zaman uygulamadığı ambargoyu ağır bedellere rağmen uygulayan Yemen halkına karşı kurulan bu ittifak, reddedilmelidir! 2003 yılında ABD’nin Irak’a saldırısında Türkiye topraklarının ve silahlı kuvvetlerinin kullanılmasına yönelik tezkerenin TBMM’de onaylanmasına engel olan toplumsal itiraz, bugün de yükselmektedir! Gündemdeki tezkerenin TBMM’den geçmesi engellenmelidir. Tüm siyasî örgütleri, toplumsal hareket ve güçleri bu anlaşmanın geçmemesi için harekete geçmeye çağırıyoruz. Elimiz, Filistin dostu Yemen halkının kanına bulanmadan harekete geçmeliyiz.

Siyonizm’e ve emperyalizme hizmet eden bu anlaşma durdurulmalıdır!

Halkımızın kalbi, emperyalizm ve Siyonizme direnen bölgemşz halklarının yanındadır.

Siyonizm ve emperyalizmle savaşan Yemen halkının yanındayız!

#TezkereyeHayır

#YaşasınYemenDirenişi

#kahrolsunemperyalizm

#YıkılsınSiyonistİsrailDevleti

Filistin Eylem Komitesi

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Tezkere Eylemi: Suudi Amerika İle İttifakı Savunan Tezkereye Hayır!

Yayınlanma:

-

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x