Connect with us

Haberler

BDS Türkiye: Nekbe Sürüyor!

Yayınlanma:

-

NEKBE’nin yıl dönümü dolayısıyla BDS Türkiye bir açıklama yayımladı. Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Filistin halkı her 15 Mayıs günü, 1948 senesinde en az 800 bin Filistinlinin topraklarından koparılarak mülteci yapıldığı, daha sonra İsrail ordusu adını alacak Siyonist çetelerin 70’ten fazla katliam yaparak en az 15 bin Filistinliyi öldürdüğü ve en az 400 Arap köyünün haritadan silindiği Büyük Felaket Nekbe’yi anıyor. Siyonizm’in saldırıları 15 Mayıs 1948’den önce, Filistin topraklarında bir “Yahudi Devleti” kurma amacıyla başlamış, bu amaçla işgal edilen Filistin topraklarında dünyanın dört bir tarafından taşınan Yahudi nüfus için yerleşim birimleri kurulmuştu. İşgal ve katliam temelinde kurulan yerleşimci-sömürgeci İsrail rejiminin varlığını devam ettirebilmesi ancak Filistin topraklarındaki işgal ve katliamlarına devam edebilmesiyle mümkündü. Filistin halkının evlerine el konularak Filistinli nüfus yerine Yahudi yerleşimciler yerleştirilmiş, mahalle isimleri Yahudileştirilmiş, işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinli Arap nüfusun hakları ellerinden alınarak ırk-ayrımcı apartheid rejime tabi kılınmış ve tarlaları, zeytin ve incir ağaçları yok edilen Filistin halkı mülksüzleştirilmiş ve geçim araçlarından ve kaynaklarından yoksun bırakılmıştı. Bu şekilde sistematik bir etnik temizliğe maruz kalan Filistin halkının büyük bir bölümü topraklarını ve vatanını terk etmişti. Ancak Filistin’i terk eden Filistinliler dahi Siyonist İsrail rejiminin katliamlarından kurtulamamıştı. Filistin topraklarında Yahudi nüfusun yanında bir Arap nüfusuna yer olmadığını belirten Siyonizm’in vücut bulmuş hali İsrail rejimi, 1956’da Han Yunus’ta, 1967’de Kudüs’te, 1982’de Beyrut’ta ve daha pek çok yerde binlerce Filistinliyi kitlesel katliamlarla öldürmüş ve Filistin’i işgal etmeye devam ederek Filistin topraklarının yüzde 78’ine denk gelen bölümünü tamamen kontrolü altına almıştır.

2018 yılında Yahudi Ulus-Devleti kanununu kabul edip ırkçı karakterine resmiyet kazandıran apartheid rejimi İsrail, “Yüzyılın Anlaşması” gibi komik çabalarla Filistin’i satın almaya çalışarak Batı Şeria’yı tamamen ilhak etmeye ve başkent ilan ettiği Kudüs’ü Filistinlilerden “arındırmaya” girişerek bugün de etnik temizlik politikalarına devam etmektedir. Son olarak, 1948 yılında Kudüs’ün doğusunda bulunan Şeyh Cerrah’taki evlerini terk etmek zorunda kaldıktan 8 sene sonra evlerine kısmi bir dönüş yapabilen Filistinli aileler şu sıralarda İsrail işgal mahkemelerinin kararıyla evlerinden zorla çıkartılmaya çalışılıyor. Şeyh Cerrah’ı kurtarmak ve savunmak için Filistin’in dört bir yanında başlayan eylemlere, aynı haftalarda İsrail rejiminin Mescid-i Aksa’da başlayan saldırıları eklenince, eylemler hem Filistin hem de 48 topraklarının her bir karışına yayıldı. İsrail rejimiyse, Filistinlilerin kendilerini savunma iradesine karşı büyük çaplı tutuklamalarla; 2008, 2012 ve 2014’te yaptığı gibi 16 yıldır abluka altında tuttuğu Gazze’ye başlatılan hava saldırısında sivilleri katledip şehrin elektrik ve sanayi altyapısını hedef alarak cevap verdi. Eylemlerin yapıldığı sırada Filistinlilere ait tarım arazilerini ateşe veren işgalci, sömürgeci yerleşimciler, “Araplara ölüm” sloganlarıyla işgal güçlerinin koruması altında Şeyh Cerrah Mahallesi’ne girerek Filistinlilerin evlerine ve otobüslerine saldırdı. Bütün bunlar Nekbe’nin 73 yıldır devam ettiğinin çok açık bir ifadesidir.

Filistin halkının özgürlük, adalet ve geri dönüş mücadelesine destek vermek için kurulan ve İsrail rejimiyle askeri, ticari, siyasi ve kültürel bütün ilişkilerin kesilmesini hedefleyen BDS hareketi bütün ülkeleri, yasadışı İsrail yerleşim birimlerinde üretilen malları ve salgının ortasında bile Filistin halkının evlerini yıkanlar, Filistin topraklarında yükselen apartheid-utanç duvarlarının inşasını üstlenenler, o duvarlardaki gözetleme teknolojilerini sağlayanlar gibi İsrail’le suç ortaklığı içinde olan firmaları boykot etmeye; İsrail’le imzalanan bütün ekonomik anlaşmalardan çekilmeye ve İsrail’de yapılan bütün yatırımları geri çekmeye; Filistin halkına karşı işlediği suçlardan ötürü İsrail’i sorumlu tutarak, İsrail’in suçları karşısında sürdürülen cezasızlık politikalarına son vermeye ve Filistin halkının haklarına riayet etmesi için İsrail’e yaptırımlar uygulamaya çağırmaktadır. Filistin halkının mücadelesine somut ve gerçek bir destek vermenin yolu İsrail’i yalnızca kınayan yahut derin endişe duyduğunu ifade eden açıklamalardan değil, Filistin halkının “İsrail’e boykot” talebinin hayat bulmasından geçmektedir.

BDS Türkiye

Kaynak: bdsturkiye.org

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x