Connect with us

Haberler

“Onlar Çocuk Değil, Terörist!” – Naftali Bennett Hakkında Kısa Bilgiler

Yayınlanma:

-

1967’de San Francisco’dan İsrail’e göç eden Amerikalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Bennett, bir Filistin devletine veya her türden kendi kaderini tayin hakkına şiddetle karşı çıkan aşırı sağcı bir milliyetçidir.

Kendisi bir yerleşimci olmasa da, 2010’dan 2012’ye kadar, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan İsrailli yerleşimcileri uluslararası hukuka aykırı olarak temsil eden ve İsrail’in yerleşim girişiminin sadık bir destekçisi olan ana siyasi organın (Yesha Konseyi) başkanıydı.

Likud Partisinin eski bir üyesi, 2006-2008 yılları arasında Netanyahu’nun personel şefiydi. Yahudi Evi partisinin (2012-2018) lideri ve Netanyahu’nun koalisyon hükümetinde eğitim bakanı ve diaspora işleri bakanı olarak önemli bir ortaktı. Önceki hükümet döneminde ekonomi bakanı ve dini hizmetler bakanıydı. Netanyahu döneminde ise eğitim bakanı (2015-2019) ve savunma bakanı (2019-2020) görevlerinde bulundu. 2018’de Yeni Sağ partisini oluşturmak için Yahudi Evi‘nden ayrıldı.

Bennett, işgal altındaki topraklarda bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik mutlak muhalefetini defalarca dile getirdi. Bunun yerine, İsrail’in, çoğu İsrail yerleşim yerinin bulunduğu, sözde geçici Oslo Anlaşmaları altında tam İsrail kontrolüne giren Batı Şeria‘nın yaklaşık % 60’ını tek taraflı olarak ilhak etmesini öneriyor. 2014’te Bennett gazetecilere İsrail’in “İsrail kontrolündeki Yahudiye ve Samiriye [işgal altındaki Batı Şeria] bölgelerine İsrail yasalarını [ilhak] yavaş yavaş uygulamaya çalışacağını” söyledi. 2013’te, “400.000 yerleşimcinin ve sadece 70.000 Arap’ın yaşadığı bölgede İsrail egemenliğinin uygulanmasını destekliyorum.” dedi. Bennett ayrıca Obama yönetimi altında o zamanlar sürmekte olan ABD liderliğindeki müzakerelerle alay etti ve bunların bir “şaka” olduğunu söyledi.

2014’te Bennett, The New York Times için “İsrail İçin İki Devlet Çözüm Değildir” başlıklı bir köşe yazısı yazdı ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkına karşıtlığını ve Batı Şeria‘nın % 60’ını ilhak etme planını bir kez daha tekrarladı. 2013’te New Yorker dergisine şunları söylüyordu: “İsrail topraklarında kurulmakta olan bir Filistin devletine karşı savaşmak için elimden gelen her şeyi sonsuza kadar yapacağım.” Birkaç ay sonra, Haziran ayında da ise şöyle konuştu: “İsrail topraklarındaki en önemli şey [yerleşim yerleri] inşa etmek, inşa etmek, inşa etmek! Her yerde İsrail varlığının olması önemli. Hâlâ asıl sorunumuz İsrail liderlerinin basit bir şekilde, İsrail topraklarının İsrail halkına ait olduğunu söyleme isteksizliği…”

2014 yılında, o zaman Ekonomi ve Din Hizmetleri Bakanı olan Bennett, İsrail nüfusunun yaklaşık % 20’sini oluşturan Filistin vatandaşlarına “beşinci kol” olmaları konusunda uyarıda bulunan bir mektup yayımladı. Basında çıkan haberlere göre, Arapça yazılan mektup hatalarla doluydu.

Bennett ayrıca, İslam’ın üçüncü en kutsal yeri olan, Yahudilerce Tapınak Dağı olarak bilinen işgal altındaki Doğu Kudüs‘te bulunan Mescid-i Aksa kompleksi üzerinde Yahudi kontrolünün artırılmasını savunuyor. Aşırılık yanlısı mesihçi Yahudiler, Harem’üş-Şerif bölgesinde büyük dini bir çatışmayı tetikleyecek bir tapınak inşa etmek istiyor. Şubat 2014’te Bennett, Büyük Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı toplantısında İsrail’in Mescid-i Aksa üzerinde daha fazla kontrol uygulamaya çalıştığını ve “Nihai olarak Kudüs‘ün doğu yakasını ve Tapınak Tepesi’ni de içeren bölgeyi etkileyecek önlemler aldığını” belirtiyor.

2020’de Savunma Bakanı olarak Bennett, pandeminin ortasında, İsrail ordusuna Gazze Şeridi‘ndeki Filistinli sakinlere uygulanan COVID-19 testlerinin durdurulmasını emretti.

Ekim 2018’de Bennett, savunma bakanı olsaydı, yaklaşık 2 milyon insanın 15 yıl boyunca yasadışı bir İsrail kuşatması ve deniz ablukası altında mahsur kaldığı, İsrail ile Gazze arasındaki sınırı geçmeye çalışan Filistinlilere karşı öldürme amaçlı ateş açma emri vereceğini söyledi. Askerlere Filistinli çocukları öldürme talimatı verip vermeyeceği sorulduğunda Bennett, “Onlar çocuk değil, teröristler. Kendimizi kandırıyoruz. Fotoğrafları görüyorum.” Bu noktada, Birleşmiş Milletler’e göre en az 29 çocuğun yanı sıra sağlık çalışanları ve gazetecilerin de dâhil olduğu en az 140 gösterici İsrail askerleri tarafından öldürüldü ve 29.000’den fazla kişi, Büyük Dönüş Yürüyüşü boyunca yaralandı.

2013’te Bennett, Filistinli mahkûmların serbest bırakılmasıyla ilgili bir kabine toplantısında şu açıklamayı yaptığında tartışmalara yol açtı: “Eğer teröristleri yakalarsak, onları öldürmemiz gerekiyor. Hayatımda zaten birçok Arap öldürdüm ve bunda bir sorun yok!” Açıklığa kavuşturmak için gazeteciler bunu yine sorduğunda ise sözcü, Bennett’in İsrail askerlerine Filistinlileri yakalayıp hapsetmek yerine öldürme emri verilmesi gerektiğini söylediğini belirtti.

Kaynak: imeu.org

YeniPencere

Haberler

Aaron Bushnell: Çorak Amerika Topraklarındaki Çığlık

Yayınlanma:

-

Pazar günü öğleden sonra saat 01:00’de, ABD Hava Kuvvetleri askeri Aaron Bushnell, Washington’daki İsrail büyükelçiliğine doğru otuz saniye boyunca yürüdü. Yürürken elinde sıvı içeren bir şişe vardı ve kendisinin silahlı kuvvetler mensubu olduğunu söylüyordu. “Artık soykırımın suç ortağı olmayacağım. Aşırı bir gösteri eylemine girişeceğim ancak Filistin’deki insanların sömürgecilerin elinde yaşadıklarıyla karşılaştırıldığında bu hiç de aşırı bir eylem değil!” diyor ve ekliyor: “Egemen sınıfımızın bu husustaki kararı şu: normal!”

İsrail büyükelçiliğinin kapısının önüne geldiğinde önündeki kamerayı yere koydu ve Amerikan askerî üniformasını tamamlamak için şapkasını taktı. Daha sonra şişenin içindeki üzerine döktü ve kendini ateşe verdi. “Filistin’e özgürlük!” diye bağırdı. Filistin’in kurtarılması yönündeki çığlıkları yaklaşık bir dakika boyunca devam etti ve yere düşüp ateşi FBI tarafından söndürülmeden önce ayağa kalktı. İtfaiye ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Aaron’un durumunun ciddi olduğu ve yaralarından dolayı hayatını kaybettiği öğrenildi. ABD Hava Kuvvetleri sözcüsü, olayın aktif görevde olan bir pilotla ilgili olduğunu doğruladı.

Aaron Bushnell olayı, alışılmadık bir olay…

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi bölünmenin iki halk varmış gibi keskin olmasına ve halkın önemli bir kısmının polisten ve hatta FBI’dan nefret etmesine rağmen Amerikan zihniyetinde asker, insanların çoğunluğu tarafından son derece saygı duyulan bir kişidir. Bushnell, Hava Kuvvetlerinde bir yazılım mühendisiydi. Kendisi 25 yaşında ve İsrail işgal güçlerinin Gazze halkına karşı yürüttüğü soykırım ve etnik temizlik savaşına karşı geçen Ekim ayından bu yana Batı sokaklarına dökülen Z kuşağına mensup.

Bunun, Amerikan imparatorluğunun bir üyesinin Filistin politikasına karşı ayaklanmasının ilk örneği olmadığını unutmayın. 2003 yılında Refah’ta bir Filistinlinin evinin yıkılmasını engellemeye çalışırken işgal ordusu tarafından İsrail askerî buldozeriyle üzerinden geçerek öldürülen Amerikalı aktivist Rachel Corrie’den bahsediyoruz.

Ancak Aaron Bushnell’de farklı bir şeyler var. Askerî üniformasıyla yandığı sahne hiç de kolay bir olay değil ve pazartesi gün boyunca adı ABD’deki X platformunda “Özgür Filistin” ibaresiyle hashtag’lerin başında yer aldı.

Mossad daha sonra tweet’i sildi ve Aaron Bushnell tarafından çekilen videonun tamamını içeren başka bir gönderi yayınladı ve şu ifadeyi kullandı: “Bir ABD Hava Kuvvetleri askeri İsrail’i protesto etmek için kendini ateşe verdi. Ne salak!”

Burada yangın, askerin vücudunda değil, X’ten Reddit’e ve Aaron Bushnell’in videoyu ilk kez canlı yayınladığı Twitch’e kadar sosyal medya platformlarında yeniden alev aldı.

Amerikalı internet kullanıcılarının öfkesi, ana akım medya kuruluşlarının (Reuters, CNN, New York Times, Washington Post) çoğunluğunun Bushnell’in nedenini belirtmeden kendini ateşe verdiğini bildirdiğini öğrendiğinde daha da arttı.

Amerikan kamuoyu, İbrani medyasının ve sosyal medya platformlarındaki Siyonist etki sahibi kişilerin Aaron Bushnell’i akıl hastası olarak değerlendirmedeki çabukluğu karşısında şaşırdı. Tartışmalar tüm hızıyla devam etti.

Bundan sonra çok sayıda Amerikalının, yaptıklarıyla Filistin halkının başına gelenleri hatırlatan bir kahraman olarak gördükleri askerlerini savunmak için tartışmalara katılması dikkat çekiciydi.

Olay, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki soykırım savaşına karşı ABD’de geçen 7 Ekim’den bu yana artan protestoların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Washington’daki İsrail büyükelçiliği devam eden protestoların hedefiydi.

Kaynak: al-akhbar.com

Devamını Okuyun

Videolar

Sadece Erzincan-İliç’te Değil; Bütün Bir Anadolu’da Tabiat, Sermayenin Saldırısı Altında!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB, Üsküdar’da “Sadece Erzincan-İliç’te Değil; Bütün Bir Anadolu’da Tabiat, Sermayenin Saldırısı Altında!” temalı bir eylem düzenledi.

Eylem boyunca “Tabiat Ölüyor Sermaye Büyüyor, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayeyi Değil Tabiatı Savun, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Siyanür Düzeni Tabiatın Katili, Bütün Anadolu İşgal Altında, Emperyalist Şirketler Anadolu’dan Defolun, Yağmacı AKP Hesap Verecek, Rantı Değil Hayatı Savun, Tabiat Allah’ın Ayetidir, Sömürgeci Sermaye Anadolu’dan Defol” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Özgür Yazarlar Birliği başkanı Afra Tek’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SADECE ERZİNCAN-İLİÇ’TE DEĞİL; BÜTÜN BİR ANADOLU’DA TABİAT, SERMAYENİN SALDIRISI ALTINDA!

Bismillahirrahmânirrahim

Kıymetli dostlar,

13 Şubat 2024 günü Erzincan’ın İliç ilçesinde işletilen altın madenindeki liç yığınının kaymasıyla yaşanan katliam ve felâket, yüz yüze olduğumuz bir gerçekliği bir kez daha hatırlattı:

Sadece Erzincan İliç’te değil; bütün bir Anadolu’da tabiat, sermayenin saldırısı altındadır!

Evet; herkesin, hepimizin yüzleşmesi gereken çarpıcı, yakıcı hakikat budur!

Modern kapitalist medeniyetin bütün manevi boyutlarından kopardığı ve hakikate götüren büyük bir sembolik değer olmaktan soyutladığı tabiat, bugün yine onun marifetiyle amansız bir saldırı altındadır!

Hâlihazırda ülkede yaşayan kuşaklar olarak 24 Ocak kararlarıyla birlikte önü açılan neoliberalizmin acı meyvelerini tatmaktayız.

Kapitalizmin bu yıkıcı aşamasında insan ve tabiat, alabildiğine yağma ve talana açılmıştır.

Dere ve ormanlarımız, dağ ve ovalarımız yerel ve küresel sermaye tarafından delik deşik edilmiş; su ve topraklarımız siyanürle simgelenen şeytani zehir düzeniyle tümüyle kirletilmiş ve özlerine yabancı kılınmıştır.

Yoksul halkımızın çaresiz evlatları, İliç’teki dokuz işçi kardeşimiz gibi doğrudan; kapitalist hırslarla katledilen coğrafyalarda yaşayan halkımız ise eşlik ettiği zehirlenen tabiatla birlikte zamana yayılan cinayetlere kurban giderken özellikle küresel şirketler geride bir enkaz bırakarak yağmaladıkları Anadolu’dan yüksek kârlarla ülkelerine dönmektedir.

Arkadaşlar,

Meselenin özünü kavrayamayan hiçbir değerlendirme derdimize derman olamayacaktır. Tabiatın hakikatle bağını koparan modern kapitalist medeniyetle düşünsel olarak hesaplaşmak, devamında bu zihniyetin pratik zulümlerine karşı çıkmak zorundayız.

Hakikate düşman sermaye düzeni, dünyanın her bir yanında insan ve tabiata dâir ne varsa ifsat etmek ve çalıp çırpmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır.

Küresel sermayenin bekçiliğini yapan ulus devlet organizasyonlarının koruyuculuğunda hiçbir engel tanımadan tabiata saldıran bu yağma ve talan düzenine karşı dikilmek, halkımızı bu şeytani işleyişe karşı uyarmak için meydanlara çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz.

Öncelikle şunu hatırlatmalıyız ki Erzincan-İliç; siyanürle toprağımızı, suyumuzu zehirleyen hayata düşman bu müfsit düzenin kendini gösterdiği ilk yer değildir.

Bundan önce pek çok benzeri felâket yaşanmış ancak gözü dönmüş sermaye düzeni bunlardan ibret ve ders alma niyeti taşımadığı, kendisinden de hesap sorulmadığı için insana ve tabiata karşı cinayetlerine devam etmiştir.

İzmir-Kışladağ’da, Bergama’da, Manisa-Gördes ve Yunusemre’de, Artvin-Murgul’da, Balıkesir-Ayvalık’ta, Mersin-Toroslar’da, Kütahya’da benzer felâketleri daha önce yaşadık.

Yakın dönemdeki en büyük yıkım ise 2021 yılında Giresun-Şebinkarahisar’da meydana geldi. Binlerce ton zehirli atık yine siyanür havuzlarından boşalarak aynen Fırat havzasındaki Erzincan-İliç felâketi gibi Kelkit ırmağı üzerinden geniş bereketli alanlara yayıldı, bütün bir geleceği zehirle sarmaladı.

Hayatı savunan kıymetli yürekler,

Geçen yaz mevsimi Akbelen direnişine sahne olmuştu, hepiniz hatırlayacaksınız.

Ormanları, suyu, havayı, dereleri, toprağı, ırmak ve denizleri hırsları için ifsat eden bu gözü dönmüş düzen şu anda Fatsa’da, Erbaa’da, Kaz dağlarında, Dersim’de, Şebinkarahisar’da ve adını sayamadığımız daha nice yerlerde şeytani kazmasını toprağın böğrüne saplıyor, zehirli salyalarıyla kaplı dişlerini tabiatın can evine geçiriyor!

İşte, Erzincan-İliç bu cinayetler serisinin son dışavurumudur!

Anadolu’yu HES’lerle, JES’lerle, maden aramalarıyla delik deşik ettiler!

En vahşi yöntemlerle ve kimseye hesap vermeden, göstermelik rapor ve cezalarla insana, tabiata ve bir bütün hâlinde hayata karşı suç işlediler; hakikate başkaldırarak zulümlerin en büyüğünü gerçekleştirdiler!

Talancı ve yalancı kapitalistler aslında kendileri için artan enerji ihtiyacını herkesin ihtiyacı imiş gibi göstererek ve “temiz enerji” yalanlarıyla bezeyerek bütün propaganda imkânlarıyla ikna çalışmaları yürüttüler.

Yerlilik söyleminin altına gizlemeye çalıştıkları bir işbirlikçi tutumla Anadolu coğrafyasını arsızca küresel şirketlere peşkeş çektiler!

Bu sûretle ülkenin bütün kıyı bucağında sömürgeci heveslerin önünü açtılar.

TEMA vakfının son raporundan hepiniz haberdarsınızdır.

İlgili bakanlıklardan ancak parayla satın alınabilen bilgilere göre memleketin yüzde 60’ı ruhsatlandırılmış maden bölgesi hâline getirilmiş durumdadır arkadaşlar!

Halkına hesap vermeyen, insanların ve tabiatın hâlihazırı ve geleceği hakkında onları yakından ilgilendiren bilgileri yine onlardan saklayan ve bu bilgileri ancak büyük paralar karşılığında özellikle sermaye için hazır tutan sistemi ayrıca not ediyoruz.

Biliyor ve ilan ediyoruz ki bu ancak sömürgeci bir zihniyettir!

AKP iktidarları döneminde yüz binlerce ruhsat verildi.

Yüzlerce yabancı şirket ve onların sayısız yerli ortağı yasal kılıflarla hep beraber tabiatı yağmalamaktadır!

TEMA vakfının az önce bahsettiğimiz raporuna göre canlı tür çeşitliliği bakımından büyük öneme sahip olan “Önemli Doğa Alanlarının” büyük bölümü madencilik faaliyetlerinin tehdidi altındadır.

“Önemli Doğa Alanları”nın yüzde 55’i ihale ruhsat alanlarında, yüzde 40’ı aktif ruhsat alanlarında yer alıyor.

SİT alanlarının yüzde 66’sı maden alanı olarak ruhsatlanmış.

Tarım alanlarının yüzde 41’i aktif ruhsat, yüzde 37’si ihale sahasında kalıyor. Tarım alanlarının sadece yüzde 22’si herhangi bir ruhsat alanına dahil edilmemiş durumda.

Su havzalarının yüzde 31’i aktif ruhsat alanında bulunuyor.

Sermayenin hırslarına karşı tabiatı savunan dostlar,

Rabbimiz A’raf sûresi 56. ayette “İyi bir düzene sokulmuşken yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” uyarısında bulunurken Rum sûresi 41. ayette ise “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat çıktı.” buyurmaktadır.

Aynı ayette “Bu şekilde [Allah], belki [doğru yola] geri dönerler diye yaptıklarının bazı [kötü] sonuçlarını onlara tattıracaktır.” diyor ve bize 6 Şubat Maraş depremini, Fukuşima’yı, Çernobil’i ve Erzincan-İliç’i hatırlatıyor.

Kur’an-ı Kerim’deki bu beyanlar sosyolojik ve ekolojik çürüme ve yozlaşma hususunda insana dönük güçlü ikazlardır.

Kapitalist hırsların küreselleştiği ve hayatın her alanına sirayet ettiği bir dönemde bu ifsadın tam karşısında durmak mecburiyetindeyiz.

Hayata, tabiata, insanlara ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a karşı bu, öncelikli bir sorumluluğumuzdur.

Sömürgeci sermaye Anadolu’dan defol!

Sermayeyi değil, tabiatı savun!

Anadolu’yu altın ve para hırsınıza teslim etmeyeceğiz!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Afra Tek – ÖYB başkanı)                                                                                  

Devamını Okuyun

Videolar

Trabzon’da Zorlu Protestosu: Soykırımcı İsrail’le İlişkilerinizi Kesin!

Yayınlanma:

-

İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliam ve soykırım 142 gündür devam ederken Türkiye’de İsrail’i ve onun “yerli ve milli” işbirlikçilerini protestolar devam ediyor.

İsrail’de elektrik santralleri bulunan ve Siyonistlere katliamlar boyunca da elektrik sağlayan Zorlu Holding, bugün (25.02.2024)  Trabzon’un Maraş Caddesi’nde bulunan Zorlu Grand’ın önünde protesto edildi.

Eylemde Alperen Gençosmanoğlu tarafından okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Bugün 25 Şubat 2024; İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliam ve soykırım 142 gündür devam ediyor. Bugün buraya gelmemizin sebebi arkamızda yer alan, Trabzon’un göbeğindeki bu otelin sahibi Zorlu Holding’in, soykırımcı İsrail’deki en büyük Türk yatırımcı olmasıdır. Zorlu Holding, İsrail’deki üç elektrik santraliyle İsrail’in elektriğinin en az yüzde 7’sini üretmeye devam ediyor. Buradan Zorlu’ya işgalci terör devleti İsrail’e sunduğu hizmeti kesme çağrısı yapıyoruz. Biz bu çağrıyı bugün Trabzon’dan yaparken, dün İstanbul’da, önceki gün Ankara’da, sosyal medyada ise Türkiye’nin her yanında tüm kurumlara ve şirketlere aynı çağrı yapılıyor: Soykırımcı İsrail ile ilişkilerinizi kesin!

Soykırımın devam ettiği 142 gün boyunca, İsrail’in Gazze’de katlettiği insan sayısı 30 bine dayandı ve öldürülen insanların üçte ikisi kadınlar ve çocuklar. 13 binden fazla çocuk acımasızca katledildi. Başka bir deyişle son 5 aydır Gazze’de ortalama her gün 90 çocuk öldürülüyor. Gazze, aralıksız olarak havadan ve karadan bombalanıyor, neredeyse bölgenin tamamı harabeye dönüştü. 2,3 milyon insanın yaşadığı Gazze’de 1.9 milyon insan yeniden evlerinden oldu, yaşadıkları bölgeleri terk edip, İsrail’in yönlendirdiği bölgelere kaçmak zorunda kaldılar. Ancak İsrail güvenli bölge olarak gösterdiği yerlere doğru giden insanları yollarda ve gittikleri yeni yerlerde aralıksız şekilde öldürmeye devam etti ve ediyor. Şu an dünyadaki en üst yargı organı olarak görülen Uluslararası Adalet Divanında soykırım ile yargılanan İsrail, buna rağmen katliamlarına hız kesmeden devam ediyor.

Ancak 5 aydır süren bu soykırım sadece bombalarla ve silahlarla yürütülmüyor. İsrail tüm girişlerini abluka altına aldığı, yıllardır bir toplama kampına çevirdiği Gazze’ye elektrik, gıda ve medikal malzemelerin geçişini engelleyerek Filistinlileri en insanlık dışı işkence yöntemleriyle öldürüyor. Sınır kapılarında bekleyen yardım tırları uzun kuyruklar oluştururken, Gazze’de insanlar ve çocuklar açlıktan ölüyor, hayvan yemleri ile yaşamaya çalışıyorlar ve tüm bunlar dünyanın gözü önünde oluyor.

İsrail’in bir diğer işkence ve katliam yöntemi ise Gazze’ye elektrik girişine engel olarak, hastanelerin oksijen ünitelerinin ve makineye bağlı sistemlerinin çalışmaz hale getirilmesidir. Elektriksizlikten dolayı kuvözlerdeki bebekler, yoğun bakımlardaki hareketsiz hastalar, yaralılar boğularak can veriyor.

Maalesef tüm bunlar yaşanırken açıkça soykırım suçu işleyen, devlet terörü yapan İsrail ile dünyanın farklı yerlerinde hâlâ ticaretini, yatırımlarını ve ilişkilerini devam ettirenler var. İsrail’e güç veren de bu! Zorlu Holding de bunlardan biri! Filistinlilerin bir an önce ölmeleri için gıda ve elektrikleri İsrail tarafından kesilirken Zorlu, İsrail’e elektrik üretmeye devam ediyor. Zorlu Holding’e çağrımız şudur; soykırım suçu işleyen İsrail’le ilişkilerinizi kesin, bu suça ortak olmayın. Ülkemizdeki işçilerin emekleri sayesinde elde ettiğiniz sermaye ile Siyonist işgalcilere hizmet etmeyin! Bu soykırımın sona ermesi, hiçbir hukuk ve ahlak kuralı tanımayan katliamların sonlanması için İsrail’e küresel düzeyde boykot, tecrit ve yaptırımlar uygulanması ertelenemez bir zorunluluktur. Türkiye bir an önce İsrail’le devam eden ticaret utancını sonlandırmalıdır!

Dün gece Beraat Kandiliydi ve önümüz mağfiret ve tövbe kapılarının sonuna kadar açıldığı mübarek Ramazan ayıdır. Yanlışta ısrarcı olmayarak Allah’ın gazabını çekecek yollardan dönmek gerekir. Zorlu’ya da bu günlerden nasibini alarak soykırım ve işgal suçu işlemeye devam eden İsrail’deki santrallerini durdurma çağrısı yapıyoruz.

Son olarak dün 24 Şubat Trabzon’un düşman işgalinden kurtuluşunun 106. yıl dönümüydü. Kutlamalar ve anmalar devam ediyor, Rabbimiz ecdadımıza ve bizlere nasip ettiği özgürlüğü en kısa sürede dünyanın farklı yerlerinde baskı ve zulüm altında yaşayan topluluklara da nasip eylesin inşallah. Filistin’deki bu kan, gözyaşı, açlık ve ölüm dolu karanlık günlerin, işgalin en kısa sürede sona ermesi en büyük duamızdır.

Nehirden Denize Özgür Filistin!

Devamını Okuyun

GÜNDEM