Connect with us

Haberler

Gazze Aktivistlerine Eziyet Eden İngiltere, Konsolosluk Önünde Protesto Edildi

Yayınlanma:

-

Topluluk adına Gülşah Eldemir’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

“7 Ekim 2023’ten bu yana geçen her dakika, Gazze Şeridi modern dünyanın gözleri önünde sistematik bir imhaya maruz bırakılmaktadır. Gazze, Cenevre Sözleşmeleri ile güvence altına alınan sivil koruma statüsünün fiilen ortadan kalktığı ve Uluslararası İnsani Hukuk normlarının tamamen ihlal edildiği bir felaket bölgesine dönüşmüştür. Resmi raporların 70 bin olarak zikrettiği, ancak enkaz altındaki ve kayıtlara geçmeyen kayıplarla birlikte 700 bine yakın insanın katledilmesi, insanlık tarihinin en büyük utanç vesikasıdır.

Hayatını kaybeden Filistinlilerin sadece bir rakamdan ibaret olmadığını, her birinin teker teker günlere ve haftalara değin konuşulacak hayat hikayelerine sahip olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda Siyonist işgalcinin suç listesinin  kabarık olduğunu da biliyoruz. Lakin biz şunu da çok iyi biliyoruz ki, soykırımı sadece İsrail üzerinden okumak, katliam sürecini eksik tanımlamak ve asıl failleri gizlemektir.

İlan ediyoruz ki; İsrail’in, Gazze’de işlediği tüm cinayetlerde birden fazla ortağı bulunmaktadır! Soykırım sürecinde İsrail’le askeri, ticari, diplomatik ve akademik ilişkilerini sürdüren yapılar soykırıma doğrudan ortaktırlar. Bu bağlamda İsrail’le ilişkilerini devam ettiren Devletler ve Sermaye sınıfı, insanlığa karşı işlenen bu suçların hepsinden sorumludurlar.

Siyonist İsrail rejimi, insanlık tarihinin en karanlık suçlarını işlerken; Güney Afrika’nın girişimleriyle Uluslararası Adalet Divanı, bu barbarlığı makul soykırım riski olarak tescil etmiş ve İsrail’i sanık sandalyesine oturtmuştur. Dava henüz resmi anlamda sonuçlanmış olmasa da tutsak dünyanın özgür halkları kendi vicdanlarında ve pratiklerinde İsrail’i suçluluğa mahkum etmişlerdir. Küresel İntifada çağrısına karşılık veren halklar, dünyanın dört bir yanında İsrail İle ilişkilerini sürdüren Devletleri ve sermaye sınıfını hedef alan eylemlerde bulunmuşlardır. Amerika Birleşik Devletlerinden Hırvatistan’a, Sırbistan’dan Japonya’ya, Türkiye’den İngiltere’ye çok çeşitli ülkelerde eylem yapan aktivistler, Soykırımı mümkün kılan sebeplerin ortadan kalkması için hükümetlerine baskı yapmışlardır. 

Bu küresel suç ortaklığının en somut ve kanlı halkalarından biri ise bugün İngiltere’de karşımıza çıkmaktadır. İngiltere, Siyonist rejimle kurduğu ilişkiyi sadece diplomatik destekle sınırlı tutmamış, askeri, akademik ve ekonomik destek vermiştir. Bunlarla da yetinmeyen İngiltere yönetimiz, Uluslararası Koalisyonın içinde yer alıp Yemen’i bombalayarak, soykırım sürecinde doğrudan ve net biçimde aktif rol almıştır. Aynı zamanda topraklarında faaliyet gösteren silah şirketlerinin soykırıma doğrudan destek vermesi, İngiltere’nin suçluluğunu pekiştirecek bir kanıt niteliği taşımaktadır.

İngiltere devletinin bu aleni suç ortaklığına, Birleşik Krallık halkları sessiz kalmayarak çok kalabalık eylemler organize etmişlerdir. Londra sokaklarını dolduran yüz binlerce insan ve Manchester gibi sanayi kentlerinde gerçekleşen kitlesel yürüyüşler, halkların soykırım politikasına dair tavrını somut biçimde göstermiştir. Ancak siyasi iktidar, halkların meşru taleplerine sırt dönmüş ve İsrail ile olan kanlı ticaretini sürdürme ısrarından vazgeçmemiştir. İngiltere devlet yetkililerinin soykırımda ısrarı, sivil direnişin nitelik değiştirmesine ve protestoların, soykırım çarklarını fiilen durdurmayı hedefleyen doğrudan eylemlere evrilmesine yol açmıştır. Bu noktada Palestine Action grubu, silah fabrikalarını fiziksel olarak engelleme stratejisiyle sahneye çıkmıştır. Aktivistler, İngiltere’de faaliyet gösteren ve İsrail’le doğrudan ilişkisi olan kurumları meşru çerçevede hedef almıştır.İngiltere devleti ise bu meşru direnişe, kendi hukukunu askıya alarak, adeta bir polis devleti refleksiyle karşılık vermiştir. Temmuz 2025 itibariyle Palestine Action Hareketi terör listesine alınmış, aktivisteri ise terörist olarak kriminalize edilmişlerdir.

Meşru eylemler yapan Filistin Dostları, Terör Yasası (Terrorism Act) kapsamında gözaltına alınmış, evleri basılmış ve en temel demokratik haklarından mahrum bırakılmışlardır. İngiltere, soykırımı önlemeye çalışanları kamu düzeni tehdidi olarak kodlayarak, İsrail’in çıkarlarını kendi vatandaşlarının özgürlüğünden öncelemiştir.

Bu baskı ve sindirme politikasının en somut, en vahşi ve en hukuksuz örneği, İngiltere devletinin hukuku çiğneyerek dosyasını oluşturduğu Filton 24 davasıdır. Kamuoyunda bu isimle anılan grup, 6 Ağustos 2024 tarihinde Bristol kentinin Filton bölgesinde yer alan ve İsrail’in en büyük silah tedarikçisi olan Elbit Systems’e ait kritik bir tesisi basan 24 Palestine Action aktivistinden oluşmaktadır. Hedef alınan bu tesis, Gazze’de kullanılan insansız hava araçlarının ve ölüm makinelerinin tasarlandığı, ARGE çalışmalarının yürütüldüğü, Elbit’in teknolojik beyni sayılan yerleşkesi olarak anılmaktadır. Aktivistler bu merkezi işlevsiz hale getiren meşru bir eylem gerçekleştirmiştir. 

İngiltere devleti, soykırımın lojistiğini kesmeyi hedefleyen bu eyleme, adeta bir düşman hukuku uygulayarak yanıt vermiştir. Gözaltı sürecinin temel dayanağı Terör yasası olmuş ve en karanlık maddesi olan 7.Madde devreye sokulmuştur. Normal şartlarda olağanüstü durumlar için kullanılan bu madde, aktivistlerin üzerinde bir baskı aracı haline getirilmiştir. Filistin dostları, İngiltere devleti tarafından güvenlikleştirilerek hayati bir tehdit olarak kodlanmıştır.

Susma hakkı gibi en temel evrensel hukuk normları gasp edilmiş, Filistin dostları teknolojik aletlerinin şifrelerini vermeye ve dijital verilerini teslim etmeye zorlanmıştır. Verilerini paylaşmayanlar terör şüphelisi sayılarak suçlanmıştır. İngiltere devleti, bahse konu olan by maddeyi kullanarak aktivistleri birer militan olarak kodlamış ve siyasi kimliklerini bir suç deliline dönüştürmüştür.

Hukuki sürecin en ağır boyutunu ise tutukluluk koşulları oluşturmaktadır. 6 Ağustos 2024’ten bu yana, yani tam 16 aydır, Filton24 üyeleri haklarında kesinleşmiş hiçbir hüküm olmaksızın, tutuklu yargılama statüsünde demir parmaklıklar ardında hapsedilmektedir. İngiltere mahkemeleri, kaçma şüphesi ve kamu güvenliği gibi soyut bahanelerle kefalet taleplerini sistematik olarak reddetmekte, duruşma tarihlerini keyfi olarak ertelemektedir. Bu 16 aylık süre, hukuki bir tedbir olmaktan çıkmış, fiili bir infaza ve peşin bir cezalandırmaya dönüşmüştür. 

Aktivistler Filistin’le dayanıştıkları için cezalandırılan ve mahkumiyet altında tutulan siyasi rehinelerdir.

Bu hukuksuz tutukluluk süreci ve cezaevindeki ağır tecrit koşulları karşısında, Filton24 üyeleri fiili bir direniş süreci başlatmıştır. Kasım 2025 itibariyle aktivistler, maruz kaldıkları siyasi baskıyı ve terörist yaftasını protesto etmek amacıyla süresiz açlık grevine girmiştir. Güncel olarak açlık grevinde bulunan yoldaşlarımızın sayısının 30 olduğu düşünülmektedir. Açlık eylemleri, şahsi özgürlük talebinin ötesinde, İngiltere’nin soykırım suçuna iştirakine karşı maphuslardan yükselen İntifada çağrısı niteliği taşımaktadır.

Hukuksuz tutuklamaların doğurduğu tüm ihlallerin üstüne, Cezaevi idaresi ise açlık grevindeki tutsakların en temel yaşam haklarını ihlal etmektedir. Grevdeki aktivistlerin düzenli sağlık takibi yapılmamakta, hayati önem taşıyan B1 vitamini ve tuz gibi takviyeler keyfi olarak engellenmektedir. Baskı unsuru olarak aile görüşleri kısıtlanmakta ve tutsaklar hücre cezalarıyla tecrit edilmektedir. Gelinen noktada, bazı aktivistlerin sağlık durumu kritik aşamaya gelmiş ve hastaneye sevk edilmiştir. Açık ve net biçimde ifade ediyoruz ki, cezaevlerinde yaşanacak her türlü olumsuzluktan ve can kaybından, doğrudan İngiltere hükümeti sorumludur.

Filton 24’ün Filistin için bedenlerini açlık orucuna yatıran yoldaşlarımızın, aileleri aracılığıyla ulaştırdığı talepleri şunlardır:

–  Elbit Systems’ın Birleşik Krallık’taki tesislerinin kapatılması

–  Palestine Action’a yönelik yasakların kaldırılması

– Tutukluların adil yargılanma ve bail (serbest bırakılma) haklarının sağlanması

– İfade ve protesto özgürlüğünün korunması 

Gelinen bu kritik aşamada, Palestine Action üyesi Filton24 aktivistlerinin taleplerinin aciliyetle karşılanması gerektiğini savunuyor ve  tüm dünya kamuoyuna ve İngiliz makamlarına var olan taleplere  ciddiyetle yaklaşmaları gerektiği hususunda uyarıyoruz!

49 gündür açlık grevinde olan Kamran Ahmet ile görüştükten sonra kız kardeşi, ”Ahmet’in ciddi sağlık sorunları var ama hala kararlı. Onun ruhu güçlüdür” açıklamasını yapmıştı. Bedenlerini Filistin için direniş aracına dönüştüren ruhu güçlü arkadaşlarımızı, Açlık grevindeki tüm yoldaşlarımızı selamlıyoruz.

Yaşasın Filistin için birleşen halkların ortak kavgası!

Kahrolsun Emperyalizm!

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

Nehirden Denize Özgür Filistin!”

 

Şeyma Yıldırım’ın okuduğu İngilizce açıklama ise şu şekilde: 

“Since 7 October, Gaza has faced systematic destruction and mass civilian killings in clear violation of international law. While Israel carries out these crimes, it does not act alone. States and corporations maintaining military, economic, and political ties with Israel are complicit in this genocide.

The International Court of Justice has recognized a plausible risk of genocide, and people worldwide have taken action to hold these actors accountable. In the UK, despite mass public protests, the government continues its support for Israel, pushing resistance toward direct action to stop the machinery of genocide.

In the UK, activists have lawfully targeted institutions directly linked to Israel, only to face severe repression. On July 2025, Palestine Action was designated a terrorist organization by the UK government, and activists were criminalized under terrorism laws, facing raids, arrests, and loss of basic rights.

The most extreme example is the “Filton 24” case, where more than 24 activists who disrupted an Elbit Systems facility, have been held without conviction for over 16 months under harsh conditions. Now treated as political prisoners, dozens have launched an indefinite hunger strike to protest the UK’s complicity in genocide and the criminalization of solidarity with Palestine.

Beyond unlawful detentions, prison authorities are violating the most basic rights of hunger-striking activists. Regular medical care is denied, vital supplements are withheld, family visits are restrictediı and prisoners are subjected to isolation. Some activists are now in critical condition and have been hospitalized. Any harm or loss of life resulting from these conditions is the direct responsibility of the UK government.

-The demands conveyed by the families of our comrades from the Filton 24, who have put their bodies on the line through a hunger strike for Palestine, are these terms:

•The closure of Elbit Systems’ facilities in the United Kingdom

•The lifting of the ban on Palestine Action

•The guarantee of fair trial and bail rights for the detainees

•The protection of freedom of expression and the right to protest

After speaking with Kamran Ahmet, who has been on hunger strike for 49 days, his sister stated: “Ahmet has serious health problems, but he remains determined. His spirit is strong.” We salute our strong-spirited comrades who have turned their bodies into instruments of resistance for Palestine, and all our comrades on hunger strike.

Free Palestine
Long live global İNTİFADA!”

Haberler

Üsküdar’da Yeni NATO Üslerine Reddiye; İran, Küba, Lübnan ve Filistinli Esirlerle Dayanışma Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği; 12 Nisan 2026 Pazar günü Üsküdar’da bir “Katil ABD-İsrail, Küba ve İran’dan; Katil NATO, Beykoz ve Adana’dan; Katil İsrail, Filistin ve Lübnan’dan Defol!” başlıklı bir eylem tertip etti.

Beykoz’da NATO üssünün, Adana’da NATO kolordusun kurulmasının protesto edildiği ve Küba, Lübnan ve İran’la dayanışma mesajlarının verildiği eylemde ayrıca Filistinli esirler selamlandı ve İsrail’in Filistinli esirlere dönük idam kararı protesto edildi.

Eylem boyunca, “Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’ya Sığınma İşgale Ortak Olma, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Küba’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Küba Halkı Yalnız Değildir, Yaşasın Küba Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, Şehitlerin Hesabı Sorulacak, İstanbul’dan Tahran’a Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, ABD’nin Değil Direniş’in Dostu Ol, NATO’nun Askeri Olmayacağız, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Katil İsrail Lübnan’dan Defol, Yaşasın Lübnan Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Filistinli Esirler Onurumuzdur, Kahrolsun Siyonist İdam Rejimi” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylem, video kaydından takip edilebilir.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli Üsküdar halkı,

Doğrudan söze girelim:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli dostlar,

Birkaç ay önce yine bu meydanda ABD’nin Venezüella’ya müdahalesini ve Maduro’nun eşiyle birlikte kaçırılmasını protesto etmiştik.

Dünyanın dört bir yanında baskın ve işgallerle sömürü politikalarını derinleştirmek isteyen ABD, şimdilerde Küba’yı ölümcül bir muhasara altında tutmaktadır.

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Küba, ABD nüfûzunu reddettiği için her zaman hedefteydi.

Trump’ın talebi üzerine, Venezuela’da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba’ya yönelik hâlihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD, Karayipler’deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba’ya sevkiyat plânlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı yapılmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının ancak yüzde 30’undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba’da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.

Biz buradan, İstanbul’dan sesleniyor ve ABD kuşatmasına direnen Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu gururla haykırıyoruz!

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin şefi Trump’ın baskı ve tehditlerine karşı Küba halkının yanındayız. Dünyanın pek çok yerinden Küba’ya insani yardım seferberliği başlatan herkesi selamlıyor ve onlarla birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz!

Direniş dostları,

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin ileri karakolu İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları amansız 40 günlük savaş; Allah’ın izniyle İran’ın zaferi, ABD ve İsrail’in kibrinin yerlere serilmesiyle neticelendi. Bu zafer için Allah’a şükrediyor, şehitleri ve bombalara göğüslerini siper ederek sabahlara kadar meydanları dolduran, canlı kalkan olan kahraman İran halkını tebrik ediyoruz.

Soykırımcı Epstein koalisyonunun 170 kız evladımızı okullarında vurarak katletmesiyle başlayan savaş, nasıl bir küresel canavarlık rejimiyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir!

Uzun süredir mahzun olan İslam ümmeti ve bütün mazlum halklar, İran’ın ABD ve İsrail haydutluğuna karşı gösterdiği olağanüstü direnişle tekrar büyük cesaret ve özgüven kazanmış; emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele azim ve kararlılığını tekrar kuşanmıştır.

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki ateşkes müzakerelerinde ABD ve İsrail tarafının hiçbir sözüne güvenilemez, bunu daha önce pek çok defa gördük. Bize düşen sorumluluk bellidir: Bütün bölge ülkeleri, halklar, müslümanlar olarak yekvücut hâlinde bu emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısına dikilerek zafere kadar mücadele etmek! Tek seçenek budur ve bu seçenekte sebat etmektir.

Arkadaşlar;

Bu süreçte İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyet bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. İşbirlikçi bölge rejimleri ABD’ye açtıkları üslerle İran karşıtı cephede yer almışlar, İsrail karşısında dut yemiş bülbüle dönmüşler, üstüne bir de İran’ı suçlamışlardır.

Diğer yandan savaş boyunca AKP hükümeti sadece İsrail’i suçlayıp durmuş, asıl fâil ABD ve Trump hakkında tek bir eleştiri ve kınama sarf etmemiştir. Bu suskunluğu not ediyoruz. İslam coğrafyasına, mazlum halklara, kardeşlerimize yapılan saldırılar karşısında susmak zulmü onaylamak değil de nedir!

Herkes bilip duysun ki bu işbirlikçilik ve ihanetlere karşı meydanlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

İntifada yârenleri,

Gazze’de ateşkes sürecine rağmen katliamlar sürmekte, Filistin halkı açlık ve sürgünle mücadele etmektedir.

Bir yandan da gâsıp ve işgalci Siyonist rejim, direnişi bastıramadığı için Filistin halkını idamlarla tehdit etmekte ve bu istikamette yasalar çıkarmaktadır.  Siyonistler, sayısız evladı özgürlük mücadelesinde şehit olmuş Filistin halkını idamlarla korkutabileceklerini sanmaktadır.

Filistinli esirlerin, Filistin direnişinin idamla tehdit edilmesi karşısında Direniş ve dayanışmayı yükseltmekten başka seçeneğimiz yoktur! İsrail’i besleyen can damarları hâlâ faaliyettedir ve İsrail bundan güç almaktadır. Siyonistlere BTC boru hattından petrol sevkiyatı sürmekte; türlü kılıflarla her geçen gün ciro artışı yaşanan ticaret büyümektedir.

Yılmadan, usanmadan bu işbirlikçilik ve ihanet sarmalına karşı çıkmaya devam etmeliyiz!

Direnişin dostları,

Biliyorsunuz, katil İsrail, bütün gücüyle Lübnan’a saldırmakta, Hizbullah’ın direnişini yok etmeye çalışmakta, katliamlarına yenilerini eklemekte, bu süreçte yüz binlerce insanı yerinden etmektedir.

Lübnan’da Hizbullah tarafından sayısız kere mağlubiyetlere uğratılan korkak Siyonistler, karadan ilerleme sağlayamadıkça hava bombardımanlarıyla sivillerin hayatına kastetmekte, Lübnan için de Gazze senaryosunu hayata geçirmek istemektedir.

Ancak yağma yok! Siyonizm’e geçit yok!

Bütün dünya görüp duydu ki artık çanlar Siyonizm için çalmaktadır!

Artık çanlar emperyalizm için çalmaktadır!

Artık çanlar işbirlikçiler için çalmaktadır!

Aksâ Tûfânı’ndan bugüne yeryüzünde bambaşka bir hareketlenme vardır. İnsanlık boğucu şeytanî düzenlere karşı ayağa kalkmış, İNTİFADA ateşiyle yeni ve bambaşka bir ufkun farkına varmıştır!

İşte bu dalga Gazze’yi, Lübnan’ı, bütün bir Batı Asya’yı, zulüm ve sömürü altındaki coğrafyaları özgürleştirecek; İran’da, Küba’da, Venezüella’da emperyalist şeytanların sonunu getirecek ve egemen dünya düzenini alt edecektir!

Yaşasın İran direnişmişiz!

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın Küba direnişimiz!

Yaşasın Lübnan direnişimiz!

Katil NATO, Beykoz’dan, Adana’dan, İncirlik’ten defol!

Katil ABD, İran’dan, Küba’dan elini çek!

Siyonist idam yasasına hayır!

 

Devamını Okuyun

Haberler

Çiftçi-Sen’den “İklim Adaleti Forumları” Çağrısı

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen, “İklim Adaleti Forumları” için bir çağrı yayımladı. Çağrıda kapitalist-emperyalist politikaların gıda egemenliğini, tarımı nasıl katlettiğine değinilirken “İklim Adaleti Forumu”nun yerellerde tertip edilmesi talep edildi.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Devletlerin iklim krizinin çözüm önerilerini tartıştığı uluslararası toplantılardan birisi de COP31 adı altında Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek. Ülkelerin iktidarları her zaman yaptıkları gibi iklim krizinin doğrudan mağdurlarının taleplerini görüşme, tartışma yerine sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlayamaya devam edecekler. İklim krizinin doğrudan mağdurları olarak sesimizi yükselterek duyurmak zorundayız.

İklim krizinin sonuçlarından en çok etkilenenler kırsal kesimde yaşayanlar ve üretenlerdir. Ülkelere dayatılmış olan endüstriyel tarım sistemi iklim krizinin en önemli nedenlerinden birisidir de. Kullanılan kimyasallar toprağın karbon emme özelliğini ortadan kaldırdığı gibi bu kimyasalların üretim, depolanma ve kullanım süreci yoğun enerji tüketimine neden olmaktadır. Ayrıca “yerelde üretip yerelde tüketme, mevsiminde üretip mevsiminde tüketme” anlayışı yerine şirket gıda sisteminin işlenmiş, dondurulmuş gıda oluşturma, mevsim dışı ürünler üretme ve ihracat yapma politikaları teşvik edilmiştir. Endüstriyel tarım ve gıda sisteminin küresel sera gazı üretiminde %44 den fazla bir paya sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yerküreyi soğutma potansiyeline sahip küçük çiftçiler ve köylüler uygulanan tarım politikalarıyla üretemez duruma getirilmektedir. Tarımsal üretimi kendi doğal döngüsüne döndürecek politikalar tartışılmadan iklim krizinin ekolojik ve sosyal problemlerinin çözülebileceğinden bahsedilemez.

İklim krizinin yaratılmasında sermayenin doğayı metalaştırmasının rolü büyüktür. Meralar otlaklar, akarsular, ekili araziler, ormanlar sermayenin ihtiyacını karşılayabilmek için madenciliğe, ‘yenilenebilir enerji’, ‘temiz enerji’ “propagandasıyla yeni enerji sistemlerine açılmıştır. COP Toplantılarının önerileriyle yeni enerji sistemlerini uygulamaya koyan ülkelere, şirketlere “Karbon salmıyorlar!” gerekçesiyle uluslararası maddi teşvikler de sunulmuştur.

Yeni enerji sistemlerinin yarattığı tahribatı en çok yaşayan ülkelerden birisi ülkemizdir. Başta Karadeniz bölgesinde olmak üzere HES’ler nedeniyle çiftçilerin/köylülerin suya erişimleri zorlaşmış, tarımsal üretimde problemleri artmıştır. Canlıların suya erişimleri kısıtlanmış, ekolojik denge bozulmuş, bitkisel üretim için yararlı böcekler yerine zararlı böceklerin popülasyonları artmıştır.

JES’ler atmosfere saldıkları zararlı gazlarla sera gazı oluşumuna katkı sunmuş ve yeraltına deşarj edilirken saldıkları kimyasallarla da yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını bitkisel üretim ve canlılar için zararlı hale getirmiştir.

Rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin ekolojik dengeye verdikleri zararlar da her geçen gün daha fazla görülmektedir. Her şeyden önce bu enerji santrallerinin kurulabilmesi/çalışabilmesi için yoğun bir şekilde “nadir toprak elementleri”ne ihtiyaç vardır ve bu elementler binlerce dönüm tarım arazisinden, binlerce ton kimyasal kullanılarak ayrıştırılmaktadır. Bu kullanılmış kimyasallar ve kimyasal havuzları suyu, toprağı, havayı olumsuz etkilemekte iklim krizinin asli unsuru haline gelmektedir. Bu santrallerin kurulduğu araziler ormanlık bölge veya tarım arazisidir. Arazilerine el konulan çiftçiler/köylüler yurtlarını terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Bir anlamıyla İklim göçerleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Sermayenin ihtiyacına uygun enerji politikalarına karşı çıkmalı, “Enerjide Adalet ve Enerji Demokrasisi” istemeliyiz!

Savaşlar, iklim krizine yol açan en önemli nedenlerden birisidir. Bombalar, silahlar, uçaklar canlı yaşamını, oksijen salımı yapan bitkileri yok ederek ekolojik yapıları darmadağın etmektedir. Savaş sırasında atmosfere salınan gazlar, yanan binalar, yakılan ağaçların saldığı karbondioksit vb. gazlar da sera gazını çoğaltmakta iklim krizini tetiklemektedir.

Ülkeler, COP süreçlerinde iklim krizine neden olan bu sorunlardan hiç bahsetmemekte, sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlamaya, “Yeşil Boyama” yapmaya çalışmaktadır.

Sermayenin enerji, maden, su ve gıda politikalarının ve iklim krizinin mağdurları olan bizler; çiftçiler/köylüler olarak bu politikalardan etkilenen emekçilerle, kentlilerle, ekolojistlerle birlikte sadece COP süreçlerindeki gelişmeleri izleme yerine; emeğin, doğanın, tüm canlıların yaşam hakkını savunmak, halkın söz ve karar sahibi olduğu politikaları üretmek, Gıda Egemenliğini inşa etmek için mücadeleye hazırız!

Dünya’nın farklı yerlerinden iklim krizinin mağdurları COP31 için Antalya’ya gelip devletlerin ve sermayenin kendilerini yok sayan politikalarını karşı çıkacaklar, “İklim Adaleti” isteyecekler. Uluslararası forumlar düzenleyerek “Alternatif Zirve” örgütleyecekler. Sermayenin madencilik, enerji, gıda, su politikalarının ve yarattığı iklim krizinin mağdurları olarak bizler de orada olmalıyız. Etkinlik ve Forum’ları enternasyonalist dayanışma ile örgütlemeliyiz. Halkın, yereldeki mücadele örgütlerinin, uluslararası mücadele örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru kendini ve yakınındakilerini örgütlediği bir süreçle yürümeliyiz. Halkın söz ve karar sahibi olduğu bir gelecek için mücadele ediyorsak bu süreci de aşağıdan yukarıya doğru örgütlersek iddialarımıza uygun davranmış oluruz.

Devletlerin/sermayenin İklim krizine dönük yalancı, yeşil boyamacı çözüm önerileri ancak kollektif bir üretim ve enternasyonalist bir dayanışmayla karşı durulabilinir. Daha yaşanası bir Dünyayı birlikte kurabiliriz. 28 Ocak’ta Antalya yerelinde düzenlenmiş olan “İklim Adaleti Forumu’nun örgütlenme mantığını doğru buluyor ve destekliyoruz. Bu nedenle bulunduğumuz yerlerde benzeri Forumların örgütlenmesinde üzerimize düşeni yapacağız. Haydi mücadeleye, özgürleşmeye!

Emperyalist saldırganlığa hayır!

Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımına Hayır!

Sermayenin Doğayı Metalaştırmasına Hayır!

Karbon Ticaretine Hayır!

Yeşil Boyamaya Hayır!

Enerji Adaleti ve Demokrasisi Hemen Şimdi!

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Köylü Hakları Hemen Şimdi!

ÇİFTÇİLER SENDİKASI (ÇİFTÇİ-SEN)

Genel Başkanı, Ali Bülent ERDEM

Genel Örgütlenme Sekreteri, Adnan ÇOBANOĞLU

Kaynak: ciftcisen.org

Devamını Okuyun

Haberler

Aksâ Tûfânı, Kürt Meselesi ve İran Savaşı Üçgeninde Türkiye ve Batı Asya – Kadrican Mendi

Yayınlanma:

-

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) tarafından 18.si düzenlenen VİCDAN HAFTASI vesilesiyle Kadrican Mendi’nin konuşmacı olduğu bir konferans düzenledi.

“Aksâ Tûfânı, Kürt Meselesi ve İran Savaşı Üçgeninde Türkiye ve Batı Asya” başlıklı konferansta konuşan Kadrican Mendi, aktüel durumun tarihsel kökenlerini ve muhtemel geleceğini tartıştı.

Konuşmanın kaydı videodan izlenebilir.  

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x