Connect with us

Haberler

Üsküdar’da Yeni NATO Üslerine Reddiye; İran, Küba, Lübnan ve Filistinli Esirlerle Dayanışma Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği; 12 Nisan 2026 Pazar günü Üsküdar’da “Katil ABD-İsrail, Küba ve İran’dan; Katil NATO, Beykoz ve Adana’dan; Katil İsrail, Filistin ve Lübnan’dan Defol!” başlıklı bir eylem tertip etti.

Beykoz’da NATO üssünün, Adana’da NATO kolordusun kurulmasının protesto edildiği ve Küba, Lübnan ve İran’la dayanışma mesajlarının verildiği eylemde ayrıca Filistinli esirler selamlandı ve İsrail’in Filistinli esirlere dönük idam kararı protesto edildi.

Eylem boyunca, “Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’ya Sığınma İşgale Ortak Olma, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Küba’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Küba Halkı Yalnız Değildir, Yaşasın Küba Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, Şehitlerin Hesabı Sorulacak, İstanbul’dan Tahran’a Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, ABD’nin Değil Direniş’in Dostu Ol, NATO’nun Askeri Olmayacağız, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Katil İsrail Lübnan’dan Defol, Yaşasın Lübnan Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Filistinli Esirler Onurumuzdur, Kahrolsun Siyonist İdam Rejimi” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylem, video kaydından takip edilebilir.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli Üsküdar halkı,

Doğrudan söze girelim:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli dostlar,

Birkaç ay önce yine bu meydanda ABD’nin Venezüella’ya müdahalesini ve Maduro’nun eşiyle birlikte kaçırılmasını protesto etmiştik.

Dünyanın dört bir yanında baskın ve işgallerle sömürü politikalarını derinleştirmek isteyen ABD, şimdilerde Küba’yı ölümcül bir muhasara altında tutmaktadır.

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Küba, ABD nüfûzunu reddettiği için her zaman hedefteydi.

Trump’ın talebi üzerine, Venezuela’da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba’ya yönelik hâlihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD, Karayipler’deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba’ya sevkiyat plânlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı yapılmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının ancak yüzde 30’undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba’da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.

Biz buradan, İstanbul’dan sesleniyor ve ABD kuşatmasına direnen Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu gururla haykırıyoruz!

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin şefi Trump’ın baskı ve tehditlerine karşı Küba halkının yanındayız. Dünyanın pek çok yerinden Küba’ya insani yardım seferberliği başlatan herkesi selamlıyor ve onlarla birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz!

Direniş dostları,

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin ileri karakolu İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları amansız 40 günlük savaş; Allah’ın izniyle İran’ın zaferi, ABD ve İsrail’in kibrinin yerlere serilmesiyle neticelendi. Bu zafer için Allah’a şükrediyor, şehitleri ve bombalara göğüslerini siper ederek sabahlara kadar meydanları dolduran, canlı kalkan olan kahraman İran halkını tebrik ediyoruz.

Soykırımcı Epstein koalisyonunun 170 kız evladımızı okullarında vurarak katletmesiyle başlayan savaş, nasıl bir küresel canavarlık rejimiyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir!

Uzun süredir mahzun olan İslam ümmeti ve bütün mazlum halklar, İran’ın ABD ve İsrail haydutluğuna karşı gösterdiği olağanüstü direnişle tekrar büyük cesaret ve özgüven kazanmış; emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele azim ve kararlılığını tekrar kuşanmıştır.

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki ateşkes müzakerelerinde ABD ve İsrail tarafının hiçbir sözüne güvenilemez, bunu daha önce pek çok defa gördük. Bize düşen sorumluluk bellidir: Bütün bölge ülkeleri, halklar, müslümanlar olarak yekvücut hâlinde bu emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısına dikilerek zafere kadar mücadele etmek! Tek seçenek budur ve bu seçenekte sebat etmektir.

Arkadaşlar;

Bu süreçte İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyet bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. İşbirlikçi bölge rejimleri ABD’ye açtıkları üslerle İran karşıtı cephede yer almışlar, İsrail karşısında dut yemiş bülbüle dönmüşler, üstüne bir de İran’ı suçlamışlardır.

Diğer yandan savaş boyunca AKP hükümeti sadece İsrail’i suçlayıp durmuş, asıl fâil ABD ve Trump hakkında tek bir eleştiri ve kınama sarf etmemiştir. Bu suskunluğu not ediyoruz. İslam coğrafyasına, mazlum halklara, kardeşlerimize yapılan saldırılar karşısında susmak zulmü onaylamak değil de nedir!

Herkes bilip duysun ki bu işbirlikçilik ve ihanetlere karşı meydanlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

İntifada yârenleri,

Gazze’de ateşkes sürecine rağmen katliamlar sürmekte, Filistin halkı açlık ve sürgünle mücadele etmektedir.

Bir yandan da gâsıp ve işgalci Siyonist rejim, direnişi bastıramadığı için Filistin halkını idamlarla tehdit etmekte ve bu istikamette yasalar çıkarmaktadır.  Siyonistler, sayısız evladı özgürlük mücadelesinde şehit olmuş Filistin halkını idamlarla korkutabileceklerini sanmaktadır.

Filistinli esirlerin, Filistin direnişinin idamla tehdit edilmesi karşısında Direniş ve dayanışmayı yükseltmekten başka seçeneğimiz yoktur! İsrail’i besleyen can damarları hâlâ faaliyettedir ve İsrail bundan güç almaktadır. Siyonistlere BTC boru hattından petrol sevkiyatı sürmekte; türlü kılıflarla her geçen gün ciro artışı yaşanan ticaret büyümektedir.

Yılmadan, usanmadan bu işbirlikçilik ve ihanet sarmalına karşı çıkmaya devam etmeliyiz!

Direnişin dostları,

Biliyorsunuz, katil İsrail, bütün gücüyle Lübnan’a saldırmakta, Hizbullah’ın direnişini yok etmeye çalışmakta, katliamlarına yenilerini eklemekte, bu süreçte yüz binlerce insanı yerinden etmektedir.

Lübnan’da Hizbullah tarafından sayısız kere mağlubiyetlere uğratılan korkak Siyonistler, karadan ilerleme sağlayamadıkça hava bombardımanlarıyla sivillerin hayatına kastetmekte, Lübnan için de Gazze senaryosunu hayata geçirmek istemektedir.

Ancak yağma yok! Siyonizm’e geçit yok!

Bütün dünya görüp duydu ki artık çanlar Siyonizm için çalmaktadır!

Artık çanlar emperyalizm için çalmaktadır!

Artık çanlar işbirlikçiler için çalmaktadır!

Aksâ Tûfânı’ndan bugüne yeryüzünde bambaşka bir hareketlenme vardır. İnsanlık boğucu şeytanî düzenlere karşı ayağa kalkmış, İNTİFADA ateşiyle yeni ve bambaşka bir ufkun farkına varmıştır!

İşte bu dalga Gazze’yi, Lübnan’ı, bütün bir Batı Asya’yı, zulüm ve sömürü altındaki coğrafyaları özgürleştirecek; İran’da, Küba’da, Venezüella’da emperyalist şeytanların sonunu getirecek ve egemen dünya düzenini alt edecektir!

Yaşasın İran direnişmişiz!

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın Küba direnişimiz!

Yaşasın Lübnan direnişimiz!

Katil NATO, Beykoz’dan, Adana’dan, İncirlik’ten defol!

Katil ABD, İran’dan, Küba’dan elini çek!

Siyonist idam yasasına hayır!

EYLEM videosu bu linkten takip edilebilir:

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x