Connect with us

Haberler

Türkiye, Filistin İçin Elinden Gelen Her Şeyi Yapıyor mu? – Daniel Thorpe & Alparslan Aydın

Yayınlanma:

-

Kalabalık bir mahkeme salonunda sanıklar bir sıra hâlinde oturuyor; çoğunun başında Filistin kefiyesi var.
İddianame, sanıkları “Filistin’e özgürlük!” ve “Nehirden denize, özgür Filistin!” gibi sloganlar atmak da dâhil olmak üzere çeşitli “suçlarla” itham ediyor.

Gelgelelim burası, Filistin halkını savunanların baskıya uğradığı Almanya, Britanya ya da Amerika Birleşik Devletleri değil!

Burası, Gazze’deki soykırımı en yüksek sesle kınayan ülkelerden biri olan ve kendisini “Filistinlilerin sesi” olarak tanımlayan bir cumhurbaşkanına sahip olan Türkiye!

Burada bile herkes, dilediği gibi ve dilediği yerde “Filistin’e özgürlük!” diyemiyor.

Duruşmalar, mayıs ve eylül aylarında yapıldı, bir sonraki duruşma ise gelecek yıl şubat ayında olacak. Şeyma Yıldırım ve diğer sekiz sanık, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

Şeyma Yıldırım, hükümetin Filistinliler için yeterince çaba göstermediğine emin. (Daniel ThorpeAlparslan Aydın)

“Bizi beraat ettirmek zorunda olduklarını biliyorlar!” diyor sanıklardan biri olan Şeyma Yıldırım, mayıs ayındaki duruşmadan çıkarken.

“Ortada kanıtlanacak bir şey yok. Zaten neyle suçlanıyorsak hepsini yaptığımızı kabul ediyoruz.” diye ekliyor. “Burada suç olan nedir? Davayı sürekli erteliyorlar. Bu bizim dokuzuncu mahkememiz. Bizi böyle cezalandırmaya çalışıyorlar.”

Türkiye’nin, 7 Ekim 2023’teki Aksâ Tûfânı’na ve İsrail’in Gazze’ye yönelik barbarca saldırısına ilk tepkisi, şaşırtıcı biçimde temkinliydi. HAMAS ile İsrail arasında arabuluculuk rolü üstlenmeyi hedefleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, genellikle sert olan söylemini sınırlı tuttu. Bu rolü Katar ve Mısır üstlendikten sonra Ankara, söylemini sertleştirdi.

2024’ün başlarına gelindiğinde, Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye’nin İsrail ile sürdürdüğü ticaret nedeniyle ülke içinde sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Aynı yılın mayıs ayında ise Türk hükümeti, tüm ithalat ve ihracatın tamamen durdurulduğunu açıkladı. Buna rağmen, bazı ticari ilişkiler bugün hâlâ devam ediyor.

Yıldırım, önceleri siyasetle, aktivizmle ilgilenmiyordu. Eylemlere 7 Ekim 2023’ten sonra katılmaya başladı.

“Çok geçmeden sadece eylemlere katılmanın yeterli olmayacağını fark ettim.” dedi The Electronic Intifada’ya.

“Sadece slogan atıyorduk. Bu kadar barışçıl protestodan sonra Filistin’deki durumu değiştirebilecek bir şeyler yapmamız gerektiğini anladım!”

Hükümetin düzenlediği büyük Filistin yürüyüşlere katılmak yerine Yıldırım, hükümet politikalarını eleştiren daha radikal protestolara katıldı.

Bu tür eylemlerin en öne çıkan organizatörü, İngiltere’deki Palestine Action hareketinden ilham alan “Filistin İçin 1000 Genç” adlı aktivist gruptu.

Grubun talepleri arasında İsrail büyükelçiliğinin kapatılması ile ABD ve NATO güçlerinin Türkiye’den çıkarılması yer alıyor. Eylemlerinde sıkça “Katil İsrail, işbirlikçi AKP” gibi sloganlar atılıyor.

Grubun çeşitli üyeleri arasında komünist öğrencilerden tutun da hükümete muhalif, anti-kapitalist Müslümanlara kadar birçok farklı kesimden aktivist bulunuyor. İş yerleri ya da limanlar önünde yapılan protestolarda Türk çevik kuvveti göstericileri sık sık gözaltına aldı ya da biber gazıyla dağıttı.

Bu protestolar hükümeti açıkça rahatsız etti. Hem yurtiçinde hem yurtdışında Müslümanların haklarını savunmak, neredeyse çeyrek asırdır iktidarda olan AKP’nin temel sloganlarından biri olmuştu. Kefiyeye sarınmış başörtülü genç kadınların, Filistin bayrağı sallarken polis tarafından kelepçelenerek itilip kakıldığı görüntüler ise özellikle sarsıcı bir etki yarattı.

İsrail’e giden petrol Türkiye’den geçiyor

Azerbaycan, hem Türkiye’nin hem de İsrail’in yakın bir müttefikidir.

İsrail’in petrolünün yaklaşık yüzde 30’u, Azerbaycan’ın devlet petrol şirketi SOCAR’dan, Türkiye üzerinden geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı aracılığıyla temin ediliyor. Bu da Türkiye’yi, söz konusu soykırım uygulayan devletin başlıca tedarikçilerinden biri hâline getiriyor.

Ankara; uluslararası anlaşmaların Türkiye’nin bu boru hattındaki petrol akışına müdahale etmesine veya petrolün varış noktasını belirlemesine izin vermediğini iddia ediyor ve aksi takdirde Türkiye’nin ciddi miktarda maddi tazminatla karşı karşıya kalabileceğini savunuyor.

Buna karşın 1948 Soykırım Sözleşmesi’ne taraf bir ülke olarak Türkiye’nin soykırımı önleme ve cezalandırma konusundaki uluslararası yükümlülüğünün, söz konusu sözleşme yükümlülüklerinin önüne geçebileceği pekâlâ ileri sürülebilir.

Her durumda muârızlar, Ankara’nın İsrail ile süregiden petrol ticaretini savunma gerekçelerine ikna olmuş değil.

2024 Mayıs ayında Yıldırım, SOCAR’ın İstanbul ofisi önünde düzenlenen “Filistin İçin 1000 Genç” protestosuna katıldı. (Çevirenin notu: Söz konusu protesto, Direniş Çadırı ile FİBG ortak eylemidir.)

“Bu şirketin (SOCAR) soykırıma ortak olduğunu fark ettik!” diyor Şeyma Yıldırım.

Yıldırım’a göre protesto giderek büyüdü, kapılar kırıldı ve eylemciler binayı kırmızı renkle boyaladı.

Yıldırım, şirketin ofislerini koruyan çevik kuvvet polislerinin eşyaları arasında SOCAR logosu taşıyan hediye paketleri gördüğünü iddia ediyor.

Ertesi gün (1 Haziran 2024’te) polis, Yıldırım’ın evine baskın düzenledi ve böylece kendisi, ilk kez gözaltına alındı.

Şeyma Yıldırım, 17 Mayıs 2025’te tarihinde yapılan bir Gazze’yle dayanışma eyleminde. (Daniel ThorpeAlparslan Aydın)

Muhalefet
Diğer yandan birçok muhalif politikacı da Azerbaycan petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e satılmasını eleştiriyor.

Suat Kılıç, bir zamanlar Erdoğan’ın yakın müttefikiydi ve bakanlık yapmıştı ancak daha sonra istifa ederek muhalefette yer alan İslamcı Yeniden Refah Partisi’ne (YRP) katıldı.

YRP’nin, hükümetin Filistin politikalarına yönelik sert eleştirileri, 2024 yerel seçimlerinde partinin, AKP’nin bazı kalelerinde zafer kazanmasında etkili olmuş görünüyor.

Ankara’daki ofisinde The Electronic Intifada’ya, “Eğer İsrail savaş uçakları, Türkiye üzerinden satılan Azerbaycan petrolü sayesinde uçuyorsa, bu durumda hepimiz bu suça ortak oluyoruz.” diyor Kılıç.

Suat Kılıç ayrıca, demir ve çimento dâhil olmak üzere bazı malların hâlâ Türkiye’den İsrail’e ihraç edildiğini ancak bunların Filistin Yönetimine satılıyormuş gibi gösterildiğini iddia ediyor. Türkiye, bu durumu sınırlayacağını iddia ettiği bazı önlemler alsa da bu açık kapı, tamamen kapanmış değil.

“Kâğıt üzerinde mallar Filistin’e gidiyor fakat İsrail’e ulaştıklarında nihâî varış noktasının işgalci İsrail olduğunu görüyorsunuz.” diyor Kılıç.

Yine Kılıç, partisi iktidara gelirse İsrail’e yapılan tüm ihracatı derhâl durduracaklarını ve ülkedeki NATO üslerini kapatacaklarını iddia ediyor. Bununla birlikte şu anda partinin oy oranı yalnızca yüzde 4 ilâ 7 arasında geziniyor.

Son yerel seçimlerde iktidardaki AKP’den daha fazla oy alan ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) de kendini, hükümetten daha Filistin yanlısı bir konumda göstermeye çalışıyor.

Nisan ayında CHP, İstanbul’da Filistin için bir protesto tertip etti fakat yürüyüş, polis tarafından engellendi. Parti, bu durumu önceden tahmin etmişti zira muhalefet gruplarının yıllardır herhangi bir nedenle şehir merkezinde protesto yapmalarına izin verilmiyor.

Bazı çevreler, CHP’nin Filistin konusundaki söylemini samimiyetsiz ve iç politikaya yönelik bir adım olarak görüyor. Durumu daha da kötüleştiren şey ise partinin yükselen yıldızı ve cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun HAMAS’ı “terör örgütü” olarak nitelendirmesi oldu.

Bu açıklama kamuoyunda iyi karşılanmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise HAMAS’ı, 1920’lerde ülkeyi yabancı işgâle karşı savunan Kuva-yı Milliye’ye benzetiyor.

CHP’nin dış ilişkiler sözcüsü İlhan Uzgel, The Electronic Intifada’ya “Bu konuda çok çaba gösterdik. Gittiğimiz her yerde Filistin meselesini gündeme taşımaya çalışıyoruz.” dese de partisinin bu konudaki eleştirilerine yanıt vermekten ya da somut örnekler sunmaktan kaçınıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel (birgun.net)

Yılmamış
Gözaltına alınmak, Yıldırım’ı yıldırmadı.

2024 Haziran ayında serbest bırakıldıktan kısa süre sonra Erdoğan’ın konuşma yaptığı bir etkinlik sırasında düzenlenen başka bir protestoya katıldı.

Cumhurbaşkanı kalabalığa hitap ederken Yıldırım, ayağa kalkıp “Sayın Cumhurbaşkanı, neden Azerbaycan petrolü ülkemizden geçiyor?” diye seslendi. Güvenlik görevlileri hemen üzerine çullanıp onu dışarı sürükledi.

Birkaç gün karakolda tutulduktan sonra Yıldırım, cezaevine gönderildi.

Bir hafta sonra, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “izinsiz gösteri” suçlamalarıyla yargılanmak üzere tutuksuz yargılanmak kaydıyla serbest bırakıldı. Hâl-i hazırda  hakkında açılmış dört dava bulunuyor ve yurtdışına çıkış yasağı var.

“Şu anda büyük bir ikiyüzlülük yaşanıyor.” diyor Yıldırım.

“Türkiye’deki Filistin yanlısı insanlar, ülkemizin bu soykırıma ortak olduğunu fark etmiyor. Türkiye, BTC boru hattı üzerinden İsrail’e petrol sattığında varil başına 1,27 dolar kazanıyor!” diyor.

Cezalandırılma korkusu

29 Ağustos’ta Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Meclis’te yaptığı konuşmada İsrail ile tüm ticari ilişkilerin kesildiğini ve Türkiye hava sahasının İsrail uçaklarına kapatıldığını açıkladı.

Fidan, “İsrail ile ticari ilişkilerini tamamen kesen başka bir ülke yok!” diye eklerken BTC boru hattından hiç bahsetmedi.

Hava sahasının kapatıldığına ilişkin açıklama manşetlere taşınırken Türk yetkililer, kısa bir süre sonra bunun yalnızca resmî İsrail uçuşlarını ve silah ya da mühimmat taşıyan uçakları kapsadığını, ticarî uçuşların ise bundan etkilenmeyeceğini açıkladılar.

Ayrıca yeni kısıtlamalar, üçüncü ülkelere ait gemilerin Türkiye’den İsrail’e petrol taşımasını da yasaklamıyor gibi görünüyor.

Filistinli öğrenci ve aktivist Leila, Erdoğan’ın “Filistinlilerin sesi biziz!” iddiasına yanıt olarak The Electronic Intifada’ya, “Filistin halkının tek sesi, bizzat Filistin halkının kendisidir!” diye konuştu.

Leila, Türk makamlarından gelebilecek olası tepkilerden korktuğu için gerçek adının kullanılmamasını istedi. (Daniel ThorpeAlparslan Aydın)

“Elbette sınır dışı edilmekten korkuyorum fakat bu korku, beni konuşmaktan alıkoymuyor.” diye ekliyor.

“Türk halkının ve hükümetinin desteği, sembolik sloganların ötesine geçmeli.” diyor Leila ve “Boykot, ticareti durdurma ve Siyonistlere askerî desteği kesme” talepli eylem çağrılarında bulunuyor.

Soykırımın başlamasından iki yıl sonra bile birçok kişi, Türkiye’nin bu katliamı durdurmak için hâlâ çok daha fazlasını yapabileceğini düşünüyor.

Daniel Thorpe, Türkiye ve Doğu Avrupa’da siyaset ve ekonomi üzerine haber yapan İstanbul merkezli bir gazetecidir.
Alparslan Aydın ise Agence France-Presse (AFP) için çalışan bir Türk video muhabiridir.

KAYNAK:

The Electronic Intifada, 6 October 2025

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x