Connect with us

Haberler

Gazze Eylemleri Devam Ediyor: Ateşkes Sahte, Katliam Gerçek!

Yayınlanma:

-

29 Ekim 2025 Çarşamba günü Üsküdar Mimar Sinan Meydanında Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, ÖYB ve TOKAD tarafından düzenlenen bir eylemle Gazze’deki ateşkese rağmen İsrail’in yaptığı katliam ve saldırılar protesto edilirken Trump öncülüğünde yapılan barış ve ateşkes anlaşmasının sahte olduğu vurgusu yapıldı.

“Ateşkes Sahte Katliam Gerçek, Trump’ın Dostları Dostumuz Değil, Katil İsrail Filistin’den Defol, Kahrolsun İşbirlikçi Hainler, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, Yaşasın Küresel İntifada, Direniş Sürecek Filistin Özgürleşecek, İhanete Geçit Vermeyeceğiz, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Nehirden Denize Özgür Filistin, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Limanları Siyonizm’e Kapatacağız” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

Kıymetli arkadaşlar,

İşbirlikçi rejimler, emperyalizmin ve Siyonizm’in durdurulduğu geçidi yıkmak için sözüm ona “barış” adı altında ellerinden gelen hâinliği yapıyor!

İşte ihaneti bir karakter hâline getirenler için rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

Onlara “Yeryüzünde fesat yaymayın!” denildiğinde “Biz sadece ıslah edicileriz!” diye cevap verirler. Gerçekte onlar fesat saçan kimselerdir, ama bunu (kendileri de) idrak etmezler. (Bakara, 11-12)

Yeryüzünü fitneye, ateşe, zulme boğanlar, bunu da “barış” diye sunanlar ve onlarla iş tutanların tarif edildiği bu ayetler şu anda Gazze’de tecelli ediyor arkadaşlar.

“Ateşkes, barış” diye şov yapan büyük şeytan ABD’nin şefi Trump ve etrafına topladığı işbirlikçiler Direniş’i teslim almanın kendilerince mümkün yollarını inşa ediyorlar. Emperyalizmin koçbaşı, ileri karakolu İsrail’i güvene almanın mel’un plânlarını yapıyorlar!

Filistin dostları!

Gazze’nin yarısından fazlasını Siyonist işgale peşkeş çeken, diğer yarısını da İsrail’in hesap vermeksizin sürdürdüğü soykırımına açmaya devam eden bir anlaşma sürecinden bahsediyoruz!

Elbette bu, bir anlaşma değil; dünyanın irili ufaklı bütün akbabalarının çullandığı küçücük bir coğrafyada boy veren direnişi, umudu boğma operasyonudur.

Kelli felli onca idareci, lider Şarmu’ş-Şeyh’te şarlatan Trump ve firavun Sisi etrafında nasıl bir araya geldi, gördünüz! İşte o toplantı, varılmak istenen yeni dünya düzeninin bir temsilidir.

O toplantıya katılanlar; zalimlerin, emperyalistlerin, küresel şeytanların etrafında saf tutanlar işbirlikçiliği bir siyaset ve vâr oluş biçimi olarak gördüklerini bir kez daha bütün dünyaya ilan etmişlerdir.

O mel’un toplantıyı, o toplantının vizyon ve dayatmalarını reddediyoruz!

Mazlum Filistin halkını, yakılıp yıkılan Gazze şeridini; bağı bahçesi, evi barkı ve Mescid-i Aksâ’sıyla talan edilen Batı Şeria’yı tümden teslim almayı, tarih sahnesinden silmeyi ve Batı Asya’nın coğrafya ve halklarını sindirmeyi amaçlayan bu toplantıyı bütün bileşen ve hedefleriyle reddediyoruz!

Direniş’in yoldaşları,

Sahte ateşkese rağmen Siyonistler yüzlerce Gazzeli kardeşimizi katletti! Dün gece türlü bahanelerle Gazze’de çok sayıda Filistinli, çadırlarında bombalandı, yakılarak öldürüldü.

Gazze şeridinin çok büyük kısmındaki işgallerini bu ateşkes sayesinde daha çok tahkim etme fırsatı bulan Siyonistler karşısında yalnız bırakılan Direniş, büyük ikilemlerle baş başa bırakıldı.

Yıllardır, “Kudüs’ün Özgürlüğü Ümmetin Özgürlüğüdür!” hakikatini meydanlarda yükseltmeye gayret edenler olarak açıklamamızın başındaki tespite dönüp tabloyu netleştirelim:

Emperyalizm; Filistin’i, İslam dünyasını tahakküm altında tutup sömürebilmek için bir kapı, bir geçit, bir üs olarak görüyor. Bu kapı, bu üs sağlama alınırsa bütün bir Batı Asya’yı, bütün İslam halklarını kendisine boyun eğdirebileceğine inanıyor.

Bölgedeki rejimlerin çok büyük kısmı da bu idealde emperyalizmin safında konuşlanmış durumda, işbirlikçilikte adeta birbirleriyle yarışıyorlar.

Bölge halkları olarak bu fotoğrafa bakıp bir karara varmalıyız: Hâli- hazırımız ve istikbalimiz için nasıl bir tercihte bulunmalıyız?

Geleceğimizi muhasara etmek, bütün bir bölgemizi sömürüp yağmalamak, özgürleşme irademizi yok etmek isteyen bu projeye onay verip teslim olmayı mı seçeceğiz yoksa direnişi, intifadayı yükseltip haysiyetimizi, ezilenleri, yoksulları ve hürriyeti gasp edilenleri mı savunacağız!

İntifadanın dostları!

Gazze Direniş’i, emperyalizm ve Siyonizm karşısında bahsettiğimiz o direniş geçidini tutma mücadelesidir. Bu mücadelede Filistin halkı büyük bedeller ödemiştir, ödemeye de devam etmektedir.

Bu büyük, amansız mücadelede İslam dünyası dediğimiz devletler ve onların yöneticilerinin önemli bir kısmı ise doğrudan soykırımcı işgalcilerin yanında saf tutmuştur.

BTC boru hattı, İslam coğrafyasının zenginliklerini işbirlikçi rejimler aracılığıyla İsrail savaş makinesine aktarmaktadır.

İncirlik ABD üssü ve Kürecik NATO radarı, İsrail’i ve bölgedeki emperyalist unsurları korumaya devam etmektedir.

İsrail’le ticaret, iptal kararlarına rağmen alabildiğine devam etmiştir. Sahte ateşkes ortamında, limanlarımızdan İsrail limanlarına sevkiyat yapan gemi trafiği daha da hızlanmıştır.

İsrail saldırganlığının Lübnan’da, İran’da, Yemen’de neler yaptığını; emperyalist fitnenin Sudan’da halklarımızı ne duruma getirdiğini görüyoruz.

Bütün bunlara rağmen emperyalizme, Siyonizm’e verilen bunca desteği sorgulamazsak bütün geçitlerimiz, bütün kapılarımız bir bir düşecektir.

Trump’la dost olmakta yarışan İslam dünyası liderlerinin utanç verici tutumlarını reddediyoruz!

Zillet bizden uzaktır!

Herkes bilip duysun ki sonuna kadar Direniş’in yanındayız; direnen kardeş halklarla yan yana, omuz omuzayız!

Dünyanın dört bir yanında yükselen küresel intifada çağrısının insanlığın kurtuluş umudu olduğuna inanıyoruz ve şu hakikatten asla şüphe etmiyoruz:

Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!

Haberler

Üsküdar’da Yeni NATO Üslerine Reddiye; İran, Küba, Lübnan ve Filistinli Esirlerle Dayanışma Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği; 12 Nisan 2026 Pazar günü Üsküdar’da bir “Katil ABD-İsrail, Küba ve İran’dan; Katil NATO, Beykoz ve Adana’dan; Katil İsrail, Filistin ve Lübnan’dan Defol!” başlıklı bir eylem tertip etti.

Beykoz’da NATO üssünün, Adana’da NATO kolordusun kurulmasının protesto edildiği ve Küba, Lübnan ve İran’la dayanışma mesajlarının verildiği eylemde ayrıca Filistinli esirler selamlandı ve İsrail’in Filistinli esirlere dönük idam kararı protesto edildi.

Eylem boyunca, “Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’ya Sığınma İşgale Ortak Olma, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Küba’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Küba Halkı Yalnız Değildir, Yaşasın Küba Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, Şehitlerin Hesabı Sorulacak, İstanbul’dan Tahran’a Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, ABD’nin Değil Direniş’in Dostu Ol, NATO’nun Askeri Olmayacağız, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Katil İsrail Lübnan’dan Defol, Yaşasın Lübnan Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Filistinli Esirler Onurumuzdur, Kahrolsun Siyonist İdam Rejimi” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylem, video kaydından takip edilebilir.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli Üsküdar halkı,

Doğrudan söze girelim:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli dostlar,

Birkaç ay önce yine bu meydanda ABD’nin Venezüella’ya müdahalesini ve Maduro’nun eşiyle birlikte kaçırılmasını protesto etmiştik.

Dünyanın dört bir yanında baskın ve işgallerle sömürü politikalarını derinleştirmek isteyen ABD, şimdilerde Küba’yı ölümcül bir muhasara altında tutmaktadır.

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Küba, ABD nüfûzunu reddettiği için her zaman hedefteydi.

Trump’ın talebi üzerine, Venezuela’da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba’ya yönelik hâlihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD, Karayipler’deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba’ya sevkiyat plânlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı yapılmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının ancak yüzde 30’undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba’da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.

Biz buradan, İstanbul’dan sesleniyor ve ABD kuşatmasına direnen Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu gururla haykırıyoruz!

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin şefi Trump’ın baskı ve tehditlerine karşı Küba halkının yanındayız. Dünyanın pek çok yerinden Küba’ya insani yardım seferberliği başlatan herkesi selamlıyor ve onlarla birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz!

Direniş dostları,

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin ileri karakolu İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları amansız 40 günlük savaş; Allah’ın izniyle İran’ın zaferi, ABD ve İsrail’in kibrinin yerlere serilmesiyle neticelendi. Bu zafer için Allah’a şükrediyor, şehitleri ve bombalara göğüslerini siper ederek sabahlara kadar meydanları dolduran, canlı kalkan olan kahraman İran halkını tebrik ediyoruz.

Soykırımcı Epstein koalisyonunun 170 kız evladımızı okullarında vurarak katletmesiyle başlayan savaş, nasıl bir küresel canavarlık rejimiyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir!

Uzun süredir mahzun olan İslam ümmeti ve bütün mazlum halklar, İran’ın ABD ve İsrail haydutluğuna karşı gösterdiği olağanüstü direnişle tekrar büyük cesaret ve özgüven kazanmış; emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele azim ve kararlılığını tekrar kuşanmıştır.

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki ateşkes müzakerelerinde ABD ve İsrail tarafının hiçbir sözüne güvenilemez, bunu daha önce pek çok defa gördük. Bize düşen sorumluluk bellidir: Bütün bölge ülkeleri, halklar, müslümanlar olarak yekvücut hâlinde bu emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısına dikilerek zafere kadar mücadele etmek! Tek seçenek budur ve bu seçenekte sebat etmektir.

Arkadaşlar;

Bu süreçte İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyet bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. İşbirlikçi bölge rejimleri ABD’ye açtıkları üslerle İran karşıtı cephede yer almışlar, İsrail karşısında dut yemiş bülbüle dönmüşler, üstüne bir de İran’ı suçlamışlardır.

Diğer yandan savaş boyunca AKP hükümeti sadece İsrail’i suçlayıp durmuş, asıl fâil ABD ve Trump hakkında tek bir eleştiri ve kınama sarf etmemiştir. Bu suskunluğu not ediyoruz. İslam coğrafyasına, mazlum halklara, kardeşlerimize yapılan saldırılar karşısında susmak zulmü onaylamak değil de nedir!

Herkes bilip duysun ki bu işbirlikçilik ve ihanetlere karşı meydanlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

İntifada yârenleri,

Gazze’de ateşkes sürecine rağmen katliamlar sürmekte, Filistin halkı açlık ve sürgünle mücadele etmektedir.

Bir yandan da gâsıp ve işgalci Siyonist rejim, direnişi bastıramadığı için Filistin halkını idamlarla tehdit etmekte ve bu istikamette yasalar çıkarmaktadır.  Siyonistler, sayısız evladı özgürlük mücadelesinde şehit olmuş Filistin halkını idamlarla korkutabileceklerini sanmaktadır.

Filistinli esirlerin, Filistin direnişinin idamla tehdit edilmesi karşısında Direniş ve dayanışmayı yükseltmekten başka seçeneğimiz yoktur! İsrail’i besleyen can damarları hâlâ faaliyettedir ve İsrail bundan güç almaktadır. Siyonistlere BTC boru hattından petrol sevkiyatı sürmekte; türlü kılıflarla her geçen gün ciro artışı yaşanan ticaret büyümektedir.

Yılmadan, usanmadan bu işbirlikçilik ve ihanet sarmalına karşı çıkmaya devam etmeliyiz!

Direnişin dostları,

Biliyorsunuz, katil İsrail, bütün gücüyle Lübnan’a saldırmakta, Hizbullah’ın direnişini yok etmeye çalışmakta, katliamlarına yenilerini eklemekte, bu süreçte yüz binlerce insanı yerinden etmektedir.

Lübnan’da Hizbullah tarafından sayısız kere mağlubiyetlere uğratılan korkak Siyonistler, karadan ilerleme sağlayamadıkça hava bombardımanlarıyla sivillerin hayatına kastetmekte, Lübnan için de Gazze senaryosunu hayata geçirmek istemektedir.

Ancak yağma yok! Siyonizm’e geçit yok!

Bütün dünya görüp duydu ki artık çanlar Siyonizm için çalmaktadır!

Artık çanlar emperyalizm için çalmaktadır!

Artık çanlar işbirlikçiler için çalmaktadır!

Aksâ Tûfânı’ndan bugüne yeryüzünde bambaşka bir hareketlenme vardır. İnsanlık boğucu şeytanî düzenlere karşı ayağa kalkmış, İNTİFADA ateşiyle yeni ve bambaşka bir ufkun farkına varmıştır!

İşte bu dalga Gazze’yi, Lübnan’ı, bütün bir Batı Asya’yı, zulüm ve sömürü altındaki coğrafyaları özgürleştirecek; İran’da, Küba’da, Venezüella’da emperyalist şeytanların sonunu getirecek ve egemen dünya düzenini alt edecektir!

Yaşasın İran direnişmişiz!

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın Küba direnişimiz!

Yaşasın Lübnan direnişimiz!

Katil NATO, Beykoz’dan, Adana’dan, İncirlik’ten defol!

Katil ABD, İran’dan, Küba’dan elini çek!

Siyonist idam yasasına hayır!

 

Devamını Okuyun

Haberler

Çiftçi-Sen’den “İklim Adaleti Forumları” Çağrısı

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen, “İklim Adaleti Forumları” için bir çağrı yayımladı. Çağrıda kapitalist-emperyalist politikaların gıda egemenliğini, tarımı nasıl katlettiğine değinilirken “İklim Adaleti Forumu”nun yerellerde tertip edilmesi talep edildi.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Devletlerin iklim krizinin çözüm önerilerini tartıştığı uluslararası toplantılardan birisi de COP31 adı altında Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek. Ülkelerin iktidarları her zaman yaptıkları gibi iklim krizinin doğrudan mağdurlarının taleplerini görüşme, tartışma yerine sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlayamaya devam edecekler. İklim krizinin doğrudan mağdurları olarak sesimizi yükselterek duyurmak zorundayız.

İklim krizinin sonuçlarından en çok etkilenenler kırsal kesimde yaşayanlar ve üretenlerdir. Ülkelere dayatılmış olan endüstriyel tarım sistemi iklim krizinin en önemli nedenlerinden birisidir de. Kullanılan kimyasallar toprağın karbon emme özelliğini ortadan kaldırdığı gibi bu kimyasalların üretim, depolanma ve kullanım süreci yoğun enerji tüketimine neden olmaktadır. Ayrıca “yerelde üretip yerelde tüketme, mevsiminde üretip mevsiminde tüketme” anlayışı yerine şirket gıda sisteminin işlenmiş, dondurulmuş gıda oluşturma, mevsim dışı ürünler üretme ve ihracat yapma politikaları teşvik edilmiştir. Endüstriyel tarım ve gıda sisteminin küresel sera gazı üretiminde %44 den fazla bir paya sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yerküreyi soğutma potansiyeline sahip küçük çiftçiler ve köylüler uygulanan tarım politikalarıyla üretemez duruma getirilmektedir. Tarımsal üretimi kendi doğal döngüsüne döndürecek politikalar tartışılmadan iklim krizinin ekolojik ve sosyal problemlerinin çözülebileceğinden bahsedilemez.

İklim krizinin yaratılmasında sermayenin doğayı metalaştırmasının rolü büyüktür. Meralar otlaklar, akarsular, ekili araziler, ormanlar sermayenin ihtiyacını karşılayabilmek için madenciliğe, ‘yenilenebilir enerji’, ‘temiz enerji’ “propagandasıyla yeni enerji sistemlerine açılmıştır. COP Toplantılarının önerileriyle yeni enerji sistemlerini uygulamaya koyan ülkelere, şirketlere “Karbon salmıyorlar!” gerekçesiyle uluslararası maddi teşvikler de sunulmuştur.

Yeni enerji sistemlerinin yarattığı tahribatı en çok yaşayan ülkelerden birisi ülkemizdir. Başta Karadeniz bölgesinde olmak üzere HES’ler nedeniyle çiftçilerin/köylülerin suya erişimleri zorlaşmış, tarımsal üretimde problemleri artmıştır. Canlıların suya erişimleri kısıtlanmış, ekolojik denge bozulmuş, bitkisel üretim için yararlı böcekler yerine zararlı böceklerin popülasyonları artmıştır.

JES’ler atmosfere saldıkları zararlı gazlarla sera gazı oluşumuna katkı sunmuş ve yeraltına deşarj edilirken saldıkları kimyasallarla da yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını bitkisel üretim ve canlılar için zararlı hale getirmiştir.

Rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin ekolojik dengeye verdikleri zararlar da her geçen gün daha fazla görülmektedir. Her şeyden önce bu enerji santrallerinin kurulabilmesi/çalışabilmesi için yoğun bir şekilde “nadir toprak elementleri”ne ihtiyaç vardır ve bu elementler binlerce dönüm tarım arazisinden, binlerce ton kimyasal kullanılarak ayrıştırılmaktadır. Bu kullanılmış kimyasallar ve kimyasal havuzları suyu, toprağı, havayı olumsuz etkilemekte iklim krizinin asli unsuru haline gelmektedir. Bu santrallerin kurulduğu araziler ormanlık bölge veya tarım arazisidir. Arazilerine el konulan çiftçiler/köylüler yurtlarını terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Bir anlamıyla İklim göçerleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Sermayenin ihtiyacına uygun enerji politikalarına karşı çıkmalı, “Enerjide Adalet ve Enerji Demokrasisi” istemeliyiz!

Savaşlar, iklim krizine yol açan en önemli nedenlerden birisidir. Bombalar, silahlar, uçaklar canlı yaşamını, oksijen salımı yapan bitkileri yok ederek ekolojik yapıları darmadağın etmektedir. Savaş sırasında atmosfere salınan gazlar, yanan binalar, yakılan ağaçların saldığı karbondioksit vb. gazlar da sera gazını çoğaltmakta iklim krizini tetiklemektedir.

Ülkeler, COP süreçlerinde iklim krizine neden olan bu sorunlardan hiç bahsetmemekte, sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlamaya, “Yeşil Boyama” yapmaya çalışmaktadır.

Sermayenin enerji, maden, su ve gıda politikalarının ve iklim krizinin mağdurları olan bizler; çiftçiler/köylüler olarak bu politikalardan etkilenen emekçilerle, kentlilerle, ekolojistlerle birlikte sadece COP süreçlerindeki gelişmeleri izleme yerine; emeğin, doğanın, tüm canlıların yaşam hakkını savunmak, halkın söz ve karar sahibi olduğu politikaları üretmek, Gıda Egemenliğini inşa etmek için mücadeleye hazırız!

Dünya’nın farklı yerlerinden iklim krizinin mağdurları COP31 için Antalya’ya gelip devletlerin ve sermayenin kendilerini yok sayan politikalarını karşı çıkacaklar, “İklim Adaleti” isteyecekler. Uluslararası forumlar düzenleyerek “Alternatif Zirve” örgütleyecekler. Sermayenin madencilik, enerji, gıda, su politikalarının ve yarattığı iklim krizinin mağdurları olarak bizler de orada olmalıyız. Etkinlik ve Forum’ları enternasyonalist dayanışma ile örgütlemeliyiz. Halkın, yereldeki mücadele örgütlerinin, uluslararası mücadele örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru kendini ve yakınındakilerini örgütlediği bir süreçle yürümeliyiz. Halkın söz ve karar sahibi olduğu bir gelecek için mücadele ediyorsak bu süreci de aşağıdan yukarıya doğru örgütlersek iddialarımıza uygun davranmış oluruz.

Devletlerin/sermayenin İklim krizine dönük yalancı, yeşil boyamacı çözüm önerileri ancak kollektif bir üretim ve enternasyonalist bir dayanışmayla karşı durulabilinir. Daha yaşanası bir Dünyayı birlikte kurabiliriz. 28 Ocak’ta Antalya yerelinde düzenlenmiş olan “İklim Adaleti Forumu’nun örgütlenme mantığını doğru buluyor ve destekliyoruz. Bu nedenle bulunduğumuz yerlerde benzeri Forumların örgütlenmesinde üzerimize düşeni yapacağız. Haydi mücadeleye, özgürleşmeye!

Emperyalist saldırganlığa hayır!

Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımına Hayır!

Sermayenin Doğayı Metalaştırmasına Hayır!

Karbon Ticaretine Hayır!

Yeşil Boyamaya Hayır!

Enerji Adaleti ve Demokrasisi Hemen Şimdi!

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Köylü Hakları Hemen Şimdi!

ÇİFTÇİLER SENDİKASI (ÇİFTÇİ-SEN)

Genel Başkanı, Ali Bülent ERDEM

Genel Örgütlenme Sekreteri, Adnan ÇOBANOĞLU

Kaynak: ciftcisen.org

Devamını Okuyun

Haberler

Aksâ Tûfânı, Kürt Meselesi ve İran Savaşı Üçgeninde Türkiye ve Batı Asya – Kadrican Mendi

Yayınlanma:

-

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) tarafından 18.si düzenlenen VİCDAN HAFTASI vesilesiyle Kadrican Mendi’nin konuşmacı olduğu bir konferans düzenledi.

“Aksâ Tûfânı, Kürt Meselesi ve İran Savaşı Üçgeninde Türkiye ve Batı Asya” başlıklı konferansta konuşan Kadrican Mendi, aktüel durumun tarihsel kökenlerini ve muhtemel geleceğini tartıştı.

Konuşmanın kaydı videodan izlenebilir.  

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x