Connect with us

Haberler

İsrail, Batı Şeria’daki Toprakları Yerleşimci Şiddetiyle Gasbediyor

Yayınlanma:

-

İsrail, Batı Şeria’da 440.000’den fazla yerleşimciye ev sahipliği yapan 280’den fazla yerleşim yeri inşa etti. Bu yerleşim yerlerinden 138’i resmi olarak kuruldu ve devlet tarafından tanındı (İsrail’in Kudüs’e ilhak ettiği bölgelerde inşa ettiği 12 mahalle hariç), yaklaşık 150’si devlet tarafından resmen tanınmayan ileri karakollar… Çoğu “çiftlik” olarak anılan karakolların yaklaşık üçte biri, son on yılda inşa edildi.

Batı Şeria yerleşimleri, Filistinlilerin sınırlı erişiminin olduğu veya hiç erişemediği yüz binlerce dönüm (1 dönüm = 1.000 metrekare) araziye hâkim. İsrail bu alanlardan bazılarını resmi yollarla ele geçirdi: askeri emirler vermek, bölgeyi “devlet arazisi”, “atış bölgesi” veya “doğal koruma alanı” ilan etmek ve araziyi kamulaştırmak yollarıyla. Diğer bölgeler, Filistinlilere ve onların mülklerine yönelik saldırılar da dâhil olmak üzere günlük şiddet eylemleri yoluyla yerleşimciler tarafından etkin bir şekilde ele geçirildi.

İki yol birbiriyle ilgisiz görünüyor: Devlet, hukuk danışmanları ve yargıçlar tarafından onaylanan resmi yöntemleri kullanarak toprakları açıkça ele geçirirken, kendi gündemlerini ilerletmek için toprakları ele geçirmekle de ilgilenen yerleşimciler, Filistinlilere karşı şiddet başlatıyor. Ancak gerçekte tek bir yol var: Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddeti, devletin elinde giderek daha fazla Batı Şeria topraklarını ele geçirmek için büyük bir gayri resmi araç işlevi görüyor. Devlet, bu şiddet eylemlerini tam olarak desteklemekte ve yardım etmekte; devletin birimleri ise bazen bunlara doğrudan katılmaktadır. Bu nedenle yerleşimci şiddeti, resmi devlet yetkililerinin aktif katılımlarıyla desteklenen ve yataklık edilen bir hükümet politikası biçimi olarak görülebilir.

Devlet bu gerçeği birbirini tamamlayan iki yolla meşrulaştırmaktadır:

A. Arazi devralımını yasallaştırma

Hükümetin resmi izni ve içlerinde inşaat yapılmasına izin veren plânlar olmadan inşa edilen her türlü niyet ve amaca yönelik düzinelerce ileri karakol ve “çiftlik” İsrail makamlarından destek alıyor ve ayakta duruyor. İsrail, ordusuna ya bu karakolların savunulmasını emretti ya da asfalt yolların yapılmasını ve birçoğu için su ve elektrik altyapısı hazırlanmasının yanı sıra güvenliklerinin sağlanması için para ödedi. Çeşitli bakanlıklar, Dünya Siyonist Örgütü’nün Yerleşim Birimi ve Batı Şeria’daki bölgesel konseyler aracılığıyla da duruma destek sağladı. Ayrıca, tarım tesisleri de dâhil olmak üzere karakollardaki mali çabaları sübvanse etti, yeni çiftçilere destek sağladı, su tahsis etti ileri karakolları savundu.

Devlet, geçmişte karakol yasasını gelecekte de uygulama niyetini açıklamış ve hatta uluslararası topluma bu yönde güvenceler vermişti. Mart 2011’de devlet, bundan böyle, Filistinlilerin özel mülkiyeti olarak kabul edilen araziler üzerine inşa edilen karakollar ile İsrail’in “devlet arazisi” veya “araştırma arazisi” (beyannamesi henüz çıkarılmamış olmasına rağmen “devlet olarak ilan edilebilecek arazi” olarak kabul ettiği araziler) arasında resmi bir ayrım yapacağını duyurdu. Devlet, yalnızca özel mülkiyete ait Filistin topraklarında inşa edilen karakolları kaldırmayı amaçladığını iddia etti. Hukuki dayanağı olmayan bu ayrım İsrail Yüksek Mahkemesi tarafından kabul edildi. Günün sonunda, neredeyse tüm karakollar yerinde kaldı.

B. Filistinlilere karşı fiziksel şiddetin meşrulaştırılması

Yerleşimcilerin Filistinlilere karşı uyguladığı şiddet, işgalin ilk günlerinden beri sayısız hükümet belgesi ve dosyasında, Filistinliler ve askerlere ait binlerce ifadede, kitaplarda, Filistinli, İsrailli ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarında ve binlerce medya içeriğinde belgelenmiştir. Bu geniş ve tutarlı belgelerin, Batı Şeria’daki işgal altında uzun zamandan beri hayatın bir parçası haline gelen Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddeti üzerinde ise neredeyse hiçbir etkisi olmadı.

Şiddet içeren eylemler arasında dayak, taş atmak, tehditler savurmak, tarlaları yakmak, ağaçları ve ekinleri yok etmek veya çalmak, ateş kullanmak, evlere ve arabalara zarar vermek ve bazen de cinayet sayılabilir. Son yıllarda sözde çiftliklerdeki yerleşimciler, Filistinli çiftçileri ve çobanları tarlalarından, mera alanlarından ve nesillerdir kullandıkları su kaynaklarından şiddetle kovalıyorlar. Her gün büyük kavgalar çıkarıyorlar ve Filistinlileri onlara ait sürüleri dağıtma konusunda tehdit ediyorlar.

Askerler, onları tutuklama yetki ve görevine sahip olsa da prensip gereği şiddet içeren yerleşimcilerle yüzleşmekten kaçınıyor. Kural olarak ordu, yerleşimcilerin karşısına çıkmak yerine, yalnızca Filistinliler için geçerli olan, kapalı askeri bölge emirleri vermek veya göz yaşartıcı gaz, sersemletici bombalar, kauçuk kaplı metal mermiler hatta bazen gerçek mermiler atmak gibi çeşitli taktikler kullanarak, Filistinlileri kendi tarım arazilerinden veya otlaklarından çıkarmayı tercih ediyor. Kimi zaman askerler yerleşimci saldırılarına aktif olarak katılıyor veya saldırıları kenardan izliyor.

İsrail’in eylemsizliği, Filistinlilere yerleşimci saldırıları gerçekleştikten sonra da devam ediyor ve yürütmeye yetkili makamlar bu olaylara yanıt vermemek için ellerinden geleni yapıyor. Şikâyetlerin dosyalanması zor ve soruşturmaların gerçekten açıldığı çok az vakada, sistem bunları çabucak aklamakta. Filistinlilere zarar veren yerleşimcilere karşı iddianameler neredeyse hiç açılmaz ve zarar verdiklerinde, genellikle küçük suçlardan bahseder ve ender mahkûmiyet durumlarında simgesel cezalar verilir.

Rapor, yerleşimciler tarafından uygulanan sürekli, sistemik şiddetin İsrail’in resmi politikasının bir parçası olduğunu ve Filistin tarım arazilerinin ve otlaklarının büyük ölçüde ele geçirilmesine neden olduğunu gösteren beş vaka çalışması sunuyor. Araştırmanın bir parçası olarak toplanan ifadelerde Filistinliler, bu şiddetin Filistinli toplulukların yaşamlarının temelini nasıl baltaladığını ve gelirlerini nasıl azalttığını anlatıyor. Sakinler, koruma olmaksızın, şiddet ve tehdit altında, başka seçeneği olmayan Filistinli toplulukların koyun ve keçi çiftçiliği veya çeşitli mevsimlik ürün hasadı gibi geleneksel meslekleri nasıl terk ettiklerini veya geri adım atarak onurlu bir yaşam sürmelerine ve nesiller boyu rahatça yaşamalarına izin verdiğini anlatıyor. Filistinli sakinler, bir zamanlar topluluklarına hizmet eden mera ve su kaynaklarından uzak duruyor ve tarım arazilerinin ekimini sınırlandırıyor. Bu noktada devlet kendi amaçları için topraklarını devralabiliyor.

Devlet şiddeti -resmi olsun ya da olmasın- İsrail’in Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yalnızca Yahudilere özel bir alan yaratmayı amaçlayan ırkçı rejiminin ayrılmaz bir parçası denebilir. Rejim, toprağı Yahudi halkına hizmet etmek için tasarlanmış bir kaynak olarak görüyor ve buna göre onu neredeyse yalnızca mevcut Yahudi yerleşim topluluklarını geliştirmek ve genişletmek ve yenilerini inşa etmek için kullanıyor. Aynı zamanda, rejim Filistin alanını parçalara ayırıyor, Filistinlileri topraklarından alıyor ve onları küçük, aşırı nüfuslu yerleşim bölgelerinde yaşamaya mahkûm ediyor.

Irkçı rejim, hükümet, ordu, Sivil İdare, Yüksek Mahkeme, İsrail Polisi, İsrail Güvenlik Ajansı, İsrail Hapishane Hizmetleri, İsrail Cezaevi Teşkilatı, İsrail Doğa ve Parklar Kurumu ve diğerleri gibi çeşitli kurumlar tarafından Filistinlilere karşı yürütülen organize, sistemik şiddet üzerine kurulu. Yerleşimciler bu listedeki diğer bir öğe olarak kabul edilebilir ve devlet, onların şiddetini kendi resmi şiddet eylemlerine dâhil eder. Yerleşimci şiddeti bazen İsrail makamlarının resmi şiddet olaylarından önce gelir ve diğer zamanlarda bunlara dâhil edilir. Devlet şiddeti gibi yerleşimci şiddeti de tanımlanmış bir stratejik hedefe ulaşmak için organize edilir, kurumsallaştırılır, iyi donanımlıdır.

Devlet şiddeti ve sözde gayri resmi şiddetin birleşimi, İsrail’in her iki şekilde de buna sahip olmasına izin veriyor: makul bir inkâr edilebilirliği sürdürmek ve Filistinlileri mülksüzleştirmeyi ilerletirken şiddeti ordu, mahkemeler veya Sivil İdare yerine yerleşimcilere yüklemek! Ancak gerçekler, makul bir inkârı hezimete uğratıyor: Şiddet, İsrail makamlarının izni, yardımı ve himayesi altında gerçekleştiğinde bu, devlet şiddetidir. Yerleşimciler devlete karşı gelmiyorlar; ihalesini yapıyorlar.

Kaynak: https://www.btselem.org/

Çeviri: Yeni Pencere

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Filistin Müfredatı İsraillileştirme Girişimleriyle Karşı Karşıya

Yayınlanma:

-

İşgal altındaki Kudüs’teki Ulusal ve Sivil Eylem Otoritesi üyesi Ahmed Al-Safadi, Filistin müfredatının Filistin ulusal değerlerini hedef alan İsraillileştirme girişimleriyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

PIC muhabirine konuşan El-Safadi, İsrail makamlarının işgal altındaki Kudüs’teki Filistin okullarında İbranice dilini ve Siyonist gündemleri empoze etmeyi planladığını söyledi.

Ayrıca, öğrencilerin ailelerinin bu tür İsraillileştirme planlarına şiddetle karşı çıktıklarını ve Filistin okullarını ve müfredatını korumaya kararlı olduklarını da sözlerine ekledi.

İsrail parlamentosu Knesset, geçtiğimiz günlerde, işgal altındaki Kudüs de dâhil olmak üzere İsrail’deki okullar ve öğretmenler üzerindeki denetimi artırmayı amaçlayan iki yasa tasarısını ön okumada onayladı.

Filistinli aktivistler, İsrail makamlarını, işgal altındaki Kudüs’te Filistinlilerin eğitimine savaş açmakla suçladılar.

Filistinliler, Şin Bet’in (İsrail istihbarat servisi) Filistinli öğretmenlerin faaliyetlerini incelemeye ve İsrail işgaline, onun baskıcı uygulamalarına ve apartheid politikasına karşı faaliyetlerle bağlantılı oldukları iddiasıyla görevden alınmalarını kolaylaştırarak sürece daha fazla dâhil olduğuna tanık oluyorlar.

Kaynak: english.palinfo.com

Devamını Okuyun

Haberler

Açlık ve Yoksulluk Sınırı Yükselişte

Yayınlanma:

-

TÜRK-İŞ, “Mayıs-2023 Açlık ve Yoksulluk Sınırı” araştırmasının sonucuna göre açlık sınırı 10 bin 362 liraya, yoksulluk sınırı ise 33 bin 752 liraya yükseldi.

Konfederasyonun araştırmasında şu sonuçlara ulaşıldı:

  • Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı)  10.362,01 TL’ye,
  • Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlariçin yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı33.752,49 TL’ye,
  • Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 13.439,41 TL’ye yükseldi.

Araştırmada, on iki aylık ortalamalara göre mutfak enflasyonu değişim oranı ise % 112,13 olarak hesaplandı.

Kaynak: turkis.org.tr

Devamını Okuyun

Videolar

Nekbe’nin 75 Yılı: Dönünceye Kadar Direniş

Yayınlanma:

-

İstanbul Fatih’te Nekbe eylemi düzenledi. İlke-Sen ve TOKAD tarafından düzenlenen eylemde İsrail’in katliamları ve işbirlikçi politikalar protesto edildi.

Türkçe ve İngilizce açıklamaların okunduğu eylemde “Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Katil İsrail Filistin’den Defol, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Nekbe Sürüyor Direniş Büyüyor, Kahrolsun İsrail, Filistin’de Düşene Dövüşene Bin Selam, Yaşasın Filistin Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek” sloganları atıldı, tekbirler getirildi.

Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs’ün açılışında bir konuşma yaptığı eylemde okunan Türkçe ve İngilizce açıklamalar şu şekilde:

İHANET VE İŞBİRLİKÇİLİK KISKACINDA NEKBE’NİN 75 YILI:

DÖNÜNCEYE KADAR DİRENİŞ

 Bismillahirrahmânirrahim

 Arkadaşlar,

Nekbe, yani “Büyük Felâket”in üzerinden tam 75 yıl geçti.

Emperyalizmin ileri karakolu olarak tasarlanan İsrail’in 14 Mayıs 1948’deki bağımsızlık ilanının hemen ertesi günü olan 15 Mayıs, Filistin halkı tarafından “Nekbe Günü” olarak adlandırılmıştır.

Nekbe’yle beraber yüz binlerce Filistinli yerlerinden kopartılıp göç yollarına sürülmüştür.

Emperyalistlerin korumasındaki Siyonistlerin terör yöntemleri tarihi Filistin’in şehir ve köylerini hedef almış, sayısız Filistinli katledilmiştir.

Filistin dostları,

Nekbe, tüm yakıcılığı ile sürmektedir.

75 yıllık işgal, tehcir ve katliam düzeni hız kazanarak devam etmektedir.

Ülkelerinden çok uzaklarda hayata tutunmaya çalışan Filistin halkı; mülteci kamplarında en zor koşullarda vâr olmaya çalışan Filistin halkı; Gazze açık hava hapishanesinde nefes almaya çalışan Filistin halkı; Batı Şeria’da duvarların, kontrol noktalarının, yerleşimci terörünün ve uluslararası yalnızlaştırmanın kıskacında büyük bir direniş gösteren Filistin halkı bütün ezilen halkların umudu, emperyalistlerin ve Siyonistlerin korkulu rüyası olmaya devam ediyor!

Kardeşler,

Bütün boyutlarıyla Ortadoğu’yu baştanbaşa etkileyen ve “Arap Baharı” olarak isimlendirilen süreci müteakiben İsrail işgali ve Filistin direnişi önemsizleştirilmiştir.

Özellikle Siyonist rejimin ABD önderliğindeki emperyalist kampın koruması ve yardımıyla bölge ülkeleriyle “normalleşme” adı altında münasebetler kurması, İslam coğrafyasındaki gâsıp rejimlerin işbirlikçiliğe olan derin arzuları bu sonuca sebebiyet vermiştir.

İşbirlikçi düzenlerin bu tutumu bize yabancı değildir.

Bizler biliyoruz ki Filistin direnişi, kardeş halkların yardım ve duasıyla ihanet ve işbirlikçilik kıskacını elbette aşacaktır.

Direniş yüz akı, işbirlikçilik utançtır!

Her kim işbirlikçilik utancını şeref levhası olarak taşımaya azmederse tarihin, halkların ve Allah’ın karşısında kaybedenlerden olacaktır!

Siyonist işgal şeflerini yüksek protokollerle ülkelerinde ağırlayanların, rekor üstüne rekor kıran ticaretleri devam ettirenlerin, uluslararası pozisyon ve anlaşmalarda emperyalistlerden ve Siyonistlerden yana saf tutanların inanıyoruz ki hesapları pek çetin olacaktır.

Direnişin yoldaşları!

Katil İsrail, Filistin halkının her gün evlerini yıkıyor.

İşgalci İsrail, Filistin halkının kökleri ve coğrafyasıyla bütünlüğünü sembolize eden zeytin ağaçlarını söküyor.

Siyonist İsrail, Filistinli yavruları, gençleri, kadınları her ama her gün katlediyor!

Bu vahşi ırkçı rejim yeni yerleşim yerleri açıyor, yerleşimci terörünü teşvik ediyor.

En aşağılık hırsızlar olarak yerleşimciler, Filistin halkının bütün varlıklarını dünyanın gözünün önünde çalıyor, yağmalıyor.

Dâimî enkaz ve yıkım rejimi İsrail fiili savaş olmaksızın yıl boyunca yüzlerce Filistinliyi öldürürken yüzlercesini tutukluyor, sayısız binayı yıkıyor!

Siyonistlerin son Gazze saldırısında 33 Filistinli şehit olurken 150’si de yaralanmıştır. En az 60 bina ağır hasar görmüş ve 400’e yakın Filistinli evsiz bırakılmıştır.

Filistin dostları,

Ortadoğu’nun kalbine saplanan bir bıçak olan emperyalist ileri karakol Siyonist İsrail’e ve bütün işbirlikçiliklere karşı Nekbe günü vesilesiyle meydanlara çıktık.

Filistin özgürleşene, Filistin’e geri dönüş gerçekleşene, İsrail denen habis ur Filistin’den sökülüp atılana kadar direnişin yanında durmaya ahdettik!

AKP iktidarı boyunca rekor seviyelerde seyreden İsrail-Türkiye ticaretini, Siyonist katillerin Ankara’da en üst düzey protokollerle ağırlanmasını her zaman reddettik, yine güçlü bir şekilde reddediyoruz!

Her zaman bu işbirlikçiliklerin karşısında durmaya, İsrail’i meşrulaştıran politikaları kökünden hedef alıp dağıtmaya kararlıyız.

Bütün vicdanlı insanları bu çizgiye davet ediyoruz.

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın İntifada!

Şehitlerin yolunu sürdüreceğiz!

Kahrolsun İsrail, kahrolsun ABD!  

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Nazlı Nesibe Kılıçoğlu)

75 YEARS OF NAKBA IN THE GRIP OF BETRAYAL AND COLLABORATION:

RESISTANCE UNTIL RETURN

Bismillahirrahmânirrahim

It has been exactly 75 years since the Nakba, the Great Catastrophe.

May 15, the day after Israel’s declaration of independence on May 14, 1948, which was designed as an outpost of imperialism, was named “Nakba Day” by the Palestinian people.

Along with the Nakba, hundreds of thousands of Palestinians were uprooted and deported to their migration routes.

The terror methods of the Zionists who are under the protection of the imperialists have targeted the cities and villages of historical Palestine, and countless Palestinians have been massacred.

Friends of Palestine,

The Nakba continues with all its burning.

The 75-year order of occupation, deportation and massacre continues by accelerating.

The Palestinian people, who are trying to hold on to life far away from their country; the Palestinian people trying to survive in the refugee camps in the most difficult conditions; The Palestinian people trying to breathe in an open-air prison in Gaza; The Palestinian people, who have shown great resistance in the West Bank under the grip of walls, checkpoints, settler terror and international isolation, continue to be the hope of all oppressed peoples and the nightmare of imperialists and Zionists!

Following the process called the “Arab Spring”, which affected the Middle East with all its dimensions, the Israeli occupation and Palestinian resistance were trivialized.

In particular, the Zionist regime’s establishment of relations with the countries of the region under the name of “normalization” with the protection and assistance of the USA-led imperialist camp, and the deep desire of the usurper regimes in the Islamic geography for collaborationism led to this result.

This attitude of collaborative regimes is not alien to us.

We know that the Palestinian resistance will surely overcome the grip of betrayal and collaboration with the help and prayers of the brotherly peoples.

Resistance is an honour, collaboration is a shame!

Whoever is determined to carry the shame of collaboration as a badge of honor will be one of the losers in the face of history, peoples and Allah!

 

We believe that those who host the Zionist occupation chiefs in their countries with high protocols, those who maintain record-breaking trade, and those who take sides with the imperialists and Zionists in international positions and agreements, will have a very tough reckoning.

Comrades of the resistance!

Killer Israel is destroying the homes of the Palestinian people every day.

Occupying Israel is uprooting olive trees, which symbolize the unity of the Palestinian people with their roots and geography.

Zionist Israel is killing Palestinian babies, young people and women every day!

This racist regime opens new settlements and encourages settler terror.

As the most despicable thieves, the settlers steal and plunder all the assets of the Palestinian people in front of the world.

In the last Gaza attack of the Zionists, 33 Palestinians were martyred and 150 were injured. At least 60 buildings were badly damaged and close to 400 Palestinians were left homeless.

Israel, the regime of perpetual regime of destruction, kills hundreds of Palestinians, demolishes countless buildings and arrests hundreds of Palestinians throughout the year without actual war.

Friends of Palestine,

We took to the streets on the occasion of the Nakba day against Zionist Israel, the imperialist outpost stuck in the heart of the Middle East, and against all collaborators.

We have vowed to stand by the resistance until Palestine is liberated, a return to Palestine is achieved, and Israel is expelled from Palestine!

We have always rejected the record levels of Israel-Turkey trade during AKP rule, and the hosting of Zionist murderers in Ankara with the highest level protocols!

We are always determined to stand against these collaborations and to root out the policies that legitimize Israel.

We invite all conscientious people to this line.

Long live our Palestinian resistance!

Long live the Intifada!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(On behalf of the community, Melike Belkıs Örs)

Devamını Okuyun

GÜNDEM