Connect with us

Haberler

Fatih’te Küresel Mülteci Politikaları Protesto Edildi (Video)

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen, Belarus-Polonya sınırında yaşanan mülteci krizi vesilesiyle dünya düzenini protesto eylemi düzenledi, mültecileri rehine ve şantaj aracı olarak kullanan devletleri kınadı. Türkçe ve İngilizce olarak yapılan açıklamada dünyayı ateşe veren emperyalist politikaların çok daha kötü sonuçlara sebebiyet vereceği ve korunaklı batı ülkelerini de içine alacağı belirtildi, ırkçı tutumlar eleştirildi.

Topluluk adına Melike Belkıs Örs’ün okuduğu Türkçe ve İngilizce açıklamanın tam metni şu şekilde:

REFUGEES ARE NOT HOSTAGES OF STATES

OPEN THE BORDERS!

MÜLTECİLER DEVLETLERİN REHİNESİ DEĞİLDİR!

Kıymetli halkımız!

Dünyanın dört bir yanında insanlar savaştan, ölüm ve yokluktan kaçıyor.

Dünya düzeni, Suriye’den Filistin’e, Rojava’dan Afganistan’a, Libya’dan Arakan’a, Irak’tan Yemen’e kadar coğrafyaları kan ve gözyaşına bulamış durumda.

Sömürü, yoksulluk ve bitmeyen çatışmalar, büyüyen savaşlar insanları yurtlarından koparıyor.

Göç yollarında can veriyor mülteciler: Deniz ve ırmaklarda boğuluyor, soğuklarda donuyor, umutları tel örgülere takılıyor.

Daha çok Avrupa’ya yönelen göçün önüne sahil güvenlik gemileri, askerler, polisler, tel örgüler, utanmaz hükümetler ve ırkçılar çıkarılıyor.

Savaş, ölüm ve yoksulluktan kaçıp yollara düşen insanların üzerine köpekler sürülüyor, su ve gaz sıkılıyor, kışın ayazında aç-sefil bırakılıp ölüme terk ediliyor.

Modern kapitalist medeniyetin sömürüye dayalı dünya düzeninin yaldızlarını mülteci akınları döküyor.

Sömürü düzenlerinin kurucuları ateşe verdikleri coğrafyalardan kaçanları bu defa sınırlarından içeri almak istemiyor.

Emperyalistler, savaş çarklarını döndürdükleri dünyada kendi rahatları bozulsun istemiyorlar.

Görüyoruz ki mülteciler devletlerin rehinesi ve birbirlerine karşı kullandıkları şantaj malzemesidir!

Bu durum çağın utancıdır! Açık ahlaksızlıktır!

Bu utanç dün Ege’de, Meriç’te Türkiye-Yunanistan sınırında; Akdeniz’de İtalya-Libya açıklarındayken bugün Belarus-Polonya sınırında, Avrupa’nın doğusunda yaşandı.

İnsanlar kadın-erkek, genç yaşlı, çoluk çocuk soğuğun, açlığın insafına ve ölüme terk edildi!

Yarın kim bilir başlarına neler gelecek!

Devletler yangına çevirdikleri dünyayı görmeden mültecileri adeta rehine olarak kullanıyorlar.

Mülteciler rehine değildir!

Kimse ülkesini keyfinden terk etmez!

İçimiz parçalanıyor arkadaşlar!

Denizlerde boğulan, kamplarda sefalet içinde yaşayan mülteciler her an başka bir zulümle karşı karşıya geliyorlar!

Tekrar sesleniyoruz:

Yeryüzü Allah’ındır; doğu da, batı da O’nundur! Mültecilere yasaklanamaz!

Sınırları açın!

Sahte ve geçici çözümleri kabul etmiyoruz!

Çitlerle çevirdiğiniz sahte cennetlerinizde rahat rahat yaşayabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz!

Buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki, bütün dünya halkları ya hep birlikte selamete ulaşacak ya da her bir yan aynı ateşte yanacaktır!

Şüphesiz ki Allah adaleti emreder, her türlü kötülüğü yasaklar!

 

REFUGEES ARE NOT HOSTAGES OF STATES!

OPEN THE BORDERS!

All over the world, people are fleeing war, death and poverty.

The world order condemns regions from Syria to Palestine, from Rojava to Afghanistan, from Libya to Arakan, from Iraq to Yemen, to blood and tears.Exploitation, poverty and endless conflicts, growing wars are driving people from their homeland.

People are forced to leave their country due to exploitation, poverty, endless conflicts and wars.

Refugees die on migration routes, drown in seas and rivers, freeze in the cold, and lose hope.

Coast guard ships, soldiers, police, wire fences, shameless governments and racists stand in the way of immigration, mostly towards Europe.

Dogs are being released on people who escape from war, death and poverty and fall on the roads. Water is sprayed and gas is squeezed out. They are left to die starving and miserable in the cold of winter.

Refugee flows are unmasking the exploitative order of modern capitalist civilization.

The perpetrators of the exploitation order do not want to let those who escaped from the regions they set fire to within their borders this time.

The imperialists do not want their comfort to be disturbed in the world on which they spin the wheels of war.

We see that refugees are hostages of states and blackmail material they use against each other!

This is the shame of the age! It is blatant immorality!

This shame was yesterday in the Aegean Sea, on the Turkish-Greek border in Meriç, off the Mediterranean Sea in Italy-Libya; It happened today on the Belarus-Polish border, in eastern Europe.

Many people, men and women, young and old, were left to die at the mercy of cold and hunger!

Who knows what will happen to them tomorrow!

States are using refugees as hostages without seeing the world they have set in fire.

Refugees are not hostages!

Nobody leaves their country for arbitrary reasons!

Our hearts are falling apart, friends!

Refugees drowning in the seas and living in misery in camps are faced with another persecution at every moment!

We call out again:

The earth is God’s; East and West are His! It cannot be banned to Refugees!

Open the borders!

We do not accept workarounds!

If you think that you can live comfortably in your fake paradise surrounded by fences, you are deceived!

We hereby declare once again that all the peoples of the world will either reach salvation together or everywhere will burn in the same fire!

Undoubtedly, Allah commands justice and forbids all kinds of evil!

 

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Haberler

Tezkere Karşıtı Eylemler Sürüyor: Filistin Dostu Yemen’e Dokunma!

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), Üsküdar’da tertip ettiği bir protesto eylemiyle Mekke Antlaşmasının onaylanması için TBMM’ye sevk edilen tezkerenin reddedilmesini talep eden bir eylem düzenledi.

Eylem boyunca sloganlar atıldı, ajitasyon konuşmaları yapıldı. Eylemde, Arapça ve İngilizcesinin de okunduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

Emperyalizm ve Siyonizm ile Savaşan Filistin Dostu Yemen’e Dokunma!

Türkiye – Suudi Arabistan – Pakistan arasında imzalanan bir antlaşmanın onaylanmasına ilişkin teklif, TBMM Dışişleri Komisyonundan geçti ve önümüzdeki günlerde TBMM’de görüşülecek. Filistin dostu halkın gözünde meşruluk kazandırmak için Müslümanların kutsal kabul ettiği Mekke kentinin adı verilen anlaşma, Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı sürdürdüğü saldırıda başka ülkelerden destek almasına elverişli koşullar içeriyor. “Mekke Antlaşması”nın ardından, anlaşmaya dayanarak Türkiye’nin de Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı savaşına doğrudan askeri katılımının önünü açan tezkere de TBMM gündemine gelecek. Mısır parlamentosundan da Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı savaşında destek sunmaya yönelik bir tezkerenin aynı günlerde geçmiş olması herhâlde tesadüf değildir!

Bu gelişmeler, antlaşmayla nihaî amacı hususunda iktidar tarafından yapılan açıklamalarda ne denirse densin,  ABD’nin bölgede doğrudan hayata geçiremediği planların ABD güdümlü bölge politikaları izleyen ülkeler eliyle gerçekleştirilmesinin amaçlandığı yönünde birer göstergedir. Türkiye’nin Yemen’e karşı savaşa katılması bir adım ötemizdedir! Bir ülkeye yapılan saldırının diğer ülkelere de yapılmış sayılacağı bu antlaşma, hâlihazırda Suudi Arabistan’ın saldırılarına karşılık veren Yemen’i, Türkiye’nin askerî düşmanı olarak tanımlamaya açıktır ve böylece Türkiye’yi, Yemen halkına karşı süren saldırıya askerî olarak katılmaya zorlayacak bir araç niteliğindedir.

Son yıllarda Filistin halkının maruz kaldığı soykırım ve şiddetli saldırıların karşısında Filistin direnişine ve halkına önemli destek sağlayan Yemen’e karşı kurulacak bu ittifak, olsa olsa Siyonizme ve emperyalizme hizmet edecektir. Hatırlatılması gerekir ki Yemen direnişi, Filistin halkının maruz kaldığı soykırım yılları boyunca Filistin halkına yönelik saldırganlığı hafifletmek ve Siyonist rejimin soykırımı sürdürmesi için gerekli olan koşulları ortadan kaldırmak maksadıyla ağır bedeller ödeyerek Filistin halkının kalkanı olmak için Lübnan cephesinden sonra ilk hareket eden odaklar arasında olmuştur. Yemen, soykırım süreci boyunca, Babülmendep Boğazı’ndan Siyonist rejime herhangi bir geminin geçmesini engelleyerek ve eylemleriyle işgal devletinin Ben Gurion havaalanının birçok kez çalışmasını durdurmayı başararak İsrail’e karşı denizden ve havadan gerçek bir ambargo uygulanmasını sağlamıştır.

Filistin’e verilen bu destek, bedelsiz kalmamıştır. Soykırım süreci boyunca Siyonist devlet, Yemen’e karşı birçok saldırı düzenlemiş, Yemen halkının canından ve kaynaklarından bedeller ödemesine neden olmuştur. Buna rağmen Filistin’e olan desteğini bir gün bile durdurmayan Yemen, daha sonrasında Mart-2025’te başlayan ve yüzlerce Yemenlinin ölümüne neden olan ABD ve İngiltere’nin 50 günü aşkın süren ortak bir operasyonuna maruz kalmıştır. Yemen’i, Filistin halkını desteklemekten geri durduramayan bu saldırı, başarısızlıkla sonuçlanmış ve ABD’yi Yemen’le anlaşma yapmak zorunda bırakmıştır.

Tüm bu süreçler boyunca Yemen, Suudi Arabistan’ın kuşatması altındaydı ve Filistin’e desteğini zor koşullara rağmen sürdürdü. Geçtiğimiz aylarda kuşatmayı kırmak için harekete geçen Yemen, Suudi Arabistan’ın saldırısına maruz kaldı. Filistin’de soykırım süreci başlamadan önce de Yemen, bu duruşundan dolayı ABD’nin güdümünde hareket eden Suudi Arabistan’ın yoğun saldırganlığına maruz kalmış ve ağır bir kuşatmayla, açlıkla sınanmıştı. Emperyalizmin ve Siyonizm’in bölgedeki plânları ve emellerine karşı temel bir direniş odağı oluşturan ve Filistin halkının gerçek dostu olan Yemen halkını hedef alan süregiden saldırganlık bölgemizde barışa değil Siyonizm’e hizmet etmektedir.

Siyonist rejime karşı Türkiye’nin hamasî söylemlerle dile getirdiği fakat hiçbir zaman uygulamadığı ambargoyu ağır bedellere rağmen uygulayan Yemen halkına karşı kurulan bu ittifak, reddedilmelidir! 2003 yılında ABD’nin Irak’a saldırısında Türkiye topraklarının ve silahlı kuvvetlerinin kullanılmasına yönelik tezkerenin TBMM’de onaylanmasına engel olan toplumsal itiraz, bugün de yükselmektedir! Gündemdeki tezkerenin TBMM’den geçmesi engellenmelidir. Tüm siyasî örgütleri, toplumsal hareket ve güçleri bu anlaşmanın geçmemesi için harekete geçmeye çağırıyoruz. Elimiz, Filistin dostu Yemen halkının kanına bulanmadan harekete geçmeliyiz.

Siyonizm’e ve emperyalizme hizmet eden bu anlaşma durdurulmalıdır!

Halkımızın kalbi, emperyalizm ve Siyonizme direnen bölgemşz halklarının yanındadır.

Siyonizm ve emperyalizmle savaşan Yemen halkının yanındayız!

#TezkereyeHayır

#YaşasınYemenDirenişi

#kahrolsunemperyalizm

#YıkılsınSiyonistİsrailDevleti

Filistin Eylem Komitesi

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Tezkere Eylemi: Suudi Amerika İle İttifakı Savunan Tezkereye Hayır!

Yayınlanma:

-

Devamını Okuyun

Haberler

Lübnan’da Doğayı Savunurken Hayatını Kaybedenler

Yayınlanma:

-

Birçok Lübnanlı çevre örgütüne göre cinayetler, kaçırmalar ve toprak ile yaşam alanlarının süregelen yıkımı, “çevre kırımı” (ekosid) olarak nitelendirdikleri geniş çaplı bir yakıp yıkma taktiğinin bir parçası. Beyrut Amerikan Üniversitesi, Mediterraneo’da politik ekoloji yardımcı doçenti olan Roland Riachi, “Yaşananları arşivlemeye ve belgelemeye çalışan herkes bir hedef hâline geliyor: gazeteciler, akademisyenler, doktorlar. Bu savaşın yol açtığı yıkımı kayda geçiriyorlar.” diyor. İsrail ordusu ayrıca bölgede kalmaya karar veren yerel halka, özellikle de toprağa sahip çıkan sakinlere gözdağı vermeye ve korku salmaya çalışıyor.

Amelié David -The Ecologist- 3 Ağustos 2026

“Hey! Yumurtaları bulduk!” Haziran ayının son sabahlarından birinde, Beyrut’un kuzeyindeki Jbeil’in halka açık plajında sevinç çığlıkları yükseldi. Terk edilmiş jet ski’ler ve plastik plaj şezlonglarının arasında, küçük bir gönüllü grubu beyaz kumların üzerinde diz çökmüştü.

Aramaya başladıktan bir saat bile geçmeden bir deniz kaplumbağası yumurta yuvasını ortaya çıkardılar.

Bu keşif, olağanüstüydü. Gece boyunca dişi bir caretta caretta kaplumbağası yumurtalarını bırakmak için kıyıya sürünmüştü. Şafak sökünce aynı kumsal şeridi yüzücüler, sörfçüler ve tatilcilerle dolup taşmıştı.

Yuvalama

Yuvayı fark eden cankurtaran Michel Koury, “O sabah geldiğimde kumda büyük bir delik gördüm ve önce birinin düştüğünü sandım.” diye hatırlıyor. “Sonra güvenlik kamerası görüntülerini kontrol ettim ve kaplumbağayı gördüm.”

18 yaşındaki cankurtaran, vakit kaybetmeden ülkenin en tanınmış yaban hayatı kurtarıcılarından biri olan Lübnanlı sürüngen koruma uzmanı Rami Khashab’ı tanıyan sörfçülerle iletişime geçti ve ona ulaştı.

Rami, arama çalışmasını organize etmek için ekibe katıldı. Yuvayı dikkatlice tespit edip yumurtaları saydıktan sonra ekip, park halindeki jet ski’lerin neredeyse hemen altında bulunan alanı çitle çevirdi. Gönüllüler, yavrular yumurtadan çıkana kadar yuvayı her gün izliyor.

Keshab, “On yıl önce bu düzeyde bir bilinç göremezdiniz.” diyor ve “O zamanlar birçok yuva bildirilmeksizin kalırdı.” diye ekliyor.

Normal şartlarda Keshab, yuvalama sezonunu Lübnan’ın güneyindeki nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağaları için ülkenin en önemli yuvalama alanlarından biri olan Mansouri Plajı’nda geçirirdi.

Misilleme

Ancak bu yıl, Hizbullah ile İsrail arasında devam eden savaş ve özellikle İsrail saldırıları bunu zorlaştırdı.

4 Haziran’da, tanınmış koruma uzmanı Mona Halil, Mansouri Plajı’ndaki evi Orange House’dayken binaya bir İsrail saldırısı oldu. Evdeki yardımcısı Hawi ile ağır yaralandı ve hastaneye kaldırıldı ancak 19 Haziran’da hayatını kaybetti.

Halil, onlarca yıl boyunca hayatını Lübnan’ın deniz kaplumbağalarını korumaya adadı. Yuvaları genellikle kendisi bulur, gönüllüleri eğitir, yavruları gözlemler ve Lübnan’ın bu biyoçeşitliliğini keşfetmek isteyen insanları ağırlardı.

Savaşın ilk tırmanış dönemi olan 2024 yılında zorla yerinden edilmişti. 27 Kasım’da İsrail ile Hizbullah arasında bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varılmış ancak bu ateşkes İsrail tarafından defalarca ihlal edilmişti.

2 Mart’ta, Ali Hamaney’in İran’da ABD ve İsrail tarafından suikasta uğramasının ardından Hizbullah, İsrail’in kuzeyine roketler fırlattı. İsrail’in o zamandan bu yana gerçekleştirdiği kanlı misilleme, 4.000’den fazla insanın ölümüne ve bir milyon insanın yerinden edilmesine yol açtı.

Tehdit Altında

17 Nisan’da yürürlüğe giren yeni ateşkese rağmen İsrail’in saldırıları her gün devam ediyor ve Lübnan’ın bir kısmı hâlen işgal altında.

Haziran ayında İsrail ile Lübnan arasında, Hizbullah olmaksızın bir barış çerçeve anlaşması imzalandı ve Lübnan ordusu işgal altındaki bazı bölgelere konuşlanmaya başladı. Şimdiden bu gelişmelere paralel bazı olaylar bildirildi.

Mart ayındaki bu yeni tırmanıştan sonra Mona Khalil, tekrarlanan tehditlere ve bombardımanlara rağmen plajı terk etmeyi reddetmişti. Ölümü, Lübnan’ın çevre camiasında şok etkisi yarattı.

Yeni yuvalar bulmak artık sadece bir koruma çalışması olmaktan çıktı. Keshab, “Bu, bir terapi.” diyor. “Ülkede yaşanan tüm bu kaosu dengeliyor!”

Ancak aktivistler, Halil’in ölümünün münferit bir trajedi olmadığını vurguluyor. Savaşın Ekim 2023’teki tırmanışından bu yana Lübnan’ın toprak koruyucularının birçoğu öldürüldü, kaçırıldı veya tehdit edildi.

Yıkım

Çevre kuruluşu Yeşil Güneylilerin (The Green Southerners) başkanı Hisham Yunus, The Ecologist’e şu açıklamayı yaptı: “İnsanlar, topraklarına karşı sorumluluk hissettikleri için tehlikeye rağmen hayvanları beslemek, yaban hayatını korumak ve arı kovanlarına bakmak için geri dönmeye devam ettiler.”

Kendisi de çatışmalar başladığından beri iki yakın meslektaşını kaybetti: ‘Tekrar tekrar, bu görevleri yerine getirirken öldürüldüler!”

Bunların arasında, 1 Mayıs 2025’te bir İsrail hava saldırısında öldürülmeden önce güney sınırı boyunca yaşanan çevresel yıkımı ve İsrail’in beyaz fosfor saldırılarını belgeleyen Osama Farhat da vardı. Yeşil Güneyliler üyesi Muhammed Skaf ise 31 Mayis 2026’da evini yıkan bir İsrail saldırısında hayatını kaybetti.

Beyrut Amerikan Üniversitesi, Mediterraneo’da politik ekoloji yardımcı doçenti olan Roland Riachi, çevresel hasarı belgeleyenlerin özel risklerle karşı karşıya olduğuna inanıyor:

“Yaşananları arşivlemeye ve belgelemeye çalışan herkes bir hedef haline geliyor: gazeteciler, akademisyenler, doktorlar… Bu savaşın yol açtığı yıkımı kayda geçiriyorlar.”

Korumak

Bu gaddarlığın bir başka örneği de gazeteci Emel Halil’in 22 Nisan’da bir İsrail saldırısıyla suikasta uğramasıdır.

Güney Lübnanlı muhabir, meslektaşı Zeyneb Faraj ile Al-Tiri yakınlarındaki gelişmeleri takip ederken önlerindeki araç bir İsrail saldırısıyla vuruldu. Daha sonra kendi araçları da hedef alındı. İki gazeteci yakındaki bir eve sığındı ancak o ev de daha sonra bombalandı.

İlk başta bölgeye ulaşması engellenen arama kurtarma ekipleri Faraj’ı tahliye etmeyi başardı lâkin İsrail tehditleri nedeniyle Halil’i kurtaramadan geri çekilmek zorunda kaldı. Halil’in cansız bedeni ancak o günün ilerleyen saatlerinde çıkarılabildi.

5 Mayıs’ta kız kardeşi Zeyneb Halil ile aile evinde buluştuğumuzda Emel’i her zaman hayvanları kendisinden önde tutan biri olarak hatırladığını söyledi.

Zeyneb onun için, “Katledildiği gün bile Emel, yolda bulduğu bir kaplumbağayı kurtarmak için durmuştu. Herkesi korumaya her zaman kendisinden daha çok hazırdı.” dedi.

Gözaltında

İsrail ordusu, bölgede kalmaya karar veren yerel halka, özellikle de toprağa sahip çıkan sakinlere gözdağı vermeye ve korku salmaya çalışıyor.

Mayıs ayında İsrail güçleri, Lübnan’ın güneyindeki Rachaya el-Foukhar yakınlarında zeytinliklerle ilgilenen, aslen “Halta”lı olan çiftçileri kaçırdı.

Çiftçileri destekleyen Lübnanlı bir kuruluş olan Agrimovement’tan Beşşar Ebu Saifan, “Artık sadece gıda sistemlerine saldırmıyorlar.” diyor ve şöyle devam ediyor: “Toprağın insanlarına saldırıyorlar. Bu, onlarca yıldır yaşanıyor: Lübnan’da, işgal altındaki Filistin topraklarında ve Suriye’de!”

Yasal Gündem (Legal Agenda) adlı sivil toplum kuruluşuna göre Lübnan topraklarından kaçırılan en az 30 kişi hâlen İsrail’de gözaltında tutuluyor.

Fosfor

Kasım 2024 ile Mart 2026 arasındaki ilk ateşkes döneminde, aralarında bir çoban ve iki balıkçının da bulunduğu on bir kişi alıkonuldu. 2 Mart’tan bu yana, sınırda Sünni çoğunluklu bir köy olan Halta’dan üç çiftçi ve üç Hizbullah savaşçısının da aralarında bulunduğu sekiz kişi daha kaçırıldı.

Birçok Lübnanlı çevre örgütüne göre cinayetler, kaçırmalar ve toprak ile yaşam alanlarının süregelen yıkımı, “çevre kırımı” (ekosid) olarak nitelendirdikleri geniş çaplı bir yakıp yıkma taktiğinin bir parçasıdır.

Ekim 2023’ten bu yana, özellikle Lübnan’ın güneyinde ve Bekaa Vadisi’nde 50.000 hektardan fazla arazi savaştan etkilendi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü, nüfusun yoğun olduğu alanlarda ve tarım arazilerinde beyaz fosforun defalarca kullanıldığını belgeledi. Lübnanlı kuruluşlar da sınır yakınlarında glifosat da dâhil olmak üzere herbisitlerin (yabani ot ilaçlarının) kullanıldığını bildirdi.

Deniz

Çevre grupları; ormanların, tarım arazilerinin, biyoçeşitliliğin ve su kaynaklarının kümülatif (birikerek artan) yıkımının, uluslararası hukuk kapsamında çevreye karşı işlenen suçlar olarak kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.

Mansuri’nin 57 kilometre kuzeyinde, Rmeileh plajında Fadia Jomaa, ince bambu çubuklarını yavaşça kuma saplıyor. Savaş nedeniyle yerinden edilen Jumaa, deniz kaplumbağalarını koruma çalışmalarını kıyı şeridinin farklı bir bölümünde sürdürüyor.

Geçen yıldan bu yana şimdiden sekiz yuva tespit edildi. Bambu çubuklar, kumun altında gizlenmiş yuvaların yerini belirlemeye yardımcı oluyor. Toprak aniden yumuşarsa ekip, bir kaplumbağanın oraya yumurta bıraktığını anlıyor. Yuvalar plajı kullananlar veya erozyon nedeniyle tehdit altında olduğunda gönüllüler, bunları dikkatlice daha güvenli bir yere taşıyor.

Jomaa, bu iş hakkında bildiği her şeyi Mona Halil’den öğrenmiş. “Birkaç yıl önce bize şöyle demişti: Ben artık çok yoruluyorum. Deniz artık önünüzde duruyor. Plaja inin, neler yapabileceğinizi kanıtlayın ve bu işi devam ettirin!”

Yaşam

Bugün bu sözler bir sorumluluk bilincine dönüşmüş durumda. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) raporuna göre, Cumaa, yaptığı çalışmalardan ötürü birçok farklı gruptan tehditler aldı. Jomaa’ya göre Halil’in öldürülmesi, Lübnan çevresine karşı yürütülen daha geniş bir kampanyanın parçasını oluşturuyor.

“İsrail kimi hedef aldığını çok iyi biliyordu. Çevre korumanın bir sembolünü öldürdüler. Mona, her İsrail savaşının yol açtığı çevresel hasarı sistematik olarak ifşa ediyordu.”

Güney Lübnan’ın büyük bir kısmına, devam eden İsrail saldırıları ve askeri işgal nedeniyle hâlâ ulaşılamasa da koruma uzmanları biyoçeşitliliği belgelemeye, yaban hayatını korumaya ve savaştan yara almış ekosistemlerden geriye kalanları muhafaza etmeye devam ediyor.

Onlar için bir yuva dolusu kaplumbağa yumurtasını kurtarmak, artık sadece kaplumbağalarla ilgili bir durum olmaktan çıktı: Bu, yaşanan tüm yıkıma rağmen yaşamın devam etmesini sağlamak anlamına geliyor.”

Kaynak: https://theecologist.org/2026/aug/03/people-killed-defending-nature-lebanon

Çeviri: Dilaver Demirağ

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x