Connect with us

Haberler

Üsküdar’da Kudüs Günü Eylemi: “Kudüs Günü, Küresel İntifada Çağrısıdır!”

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen, 06 Nisan 2024 günü Üsküdar’da Kudüs Günü eylemi tertip etti. “Kudüs Günü, Küresel İntifada Çağrısıdır” başlığıyla düzenlenen eylemde topluluk adına Türkçe açıklamayı Nazlı Nesibe Kılıçoğlu, İngilizce açıklamayı ise Melike Belkıs Örs okudu.

Eylem boyunca “Yaşasın Küresel İntifada, Kudüs Günü İntifada Çağrısı, Mazlumlar Tutsak İşgal altında Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Kudüs’e Selam Direnişe Devam, İşbirlikçi Zalimler Hesap Verecek, Direniş Var Yılgınlık Yok, Özgür Kudüs İsrail’siz Bir Dünya, Katliama Değil Direnişe Ortak Ol, Uyan Diren Özgürleş, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Gazze’de Çocuklar Açlıktan Ölüyor, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Siyonist Sermaye Hesap Verecek, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Yaşasın Gazze Direnişimiz” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemde okunan Türkçe açıklamanın tam metni şu şekilde:   

KUDÜS GÜNÜ, KÜRESEL İNTİFADA ÇAĞRISIDIR!

 Bismillahirrahmânirrahim

Kıymetli dostlar,

Bir Kudüs Günü mevsimini daha yine bütün bir yeryüzünü ayağa kaldıran direnişle idrak ediyoruz.

Eşine az rastlanır günlerden geçiyoruz.

Direnişi birkaç merhale ileri taşıyan Aksâ Tûfânı, sadece Filistin halkını, Gazze’yi değil; dünyanın farklı coğrafyalarını, farklı halklarını da direniş zincirinin bir halkası kılmıştır.

Kudüs Günü; bütün ezilenlerin, yoksulların, hürriyeti gasp edilenlerin büyük emek ve fedakârlıklarla yükselttiği mücadelelerin sembol günlerindendir.

Tam 6 aydır korkunç bir kuşatma ve katliama karşı verilen destansı Gazze Direnişi, Kudüs Günü’nün işaret ettiği anlamların zirvesi olarak insanlığın ufkuna kalıcı olarak yerleşmiştir.

Kanada’dan Yemen’e, Norveç’ten Güney Afrika’ya, Malezya ve Endonezya’dan İngiltere ve Fransa’ya, Amerika limanlarından Ortadoğu’daki sıcak kapışma alanlarına kadar insanlık, Gazze Direnişinin yanında durmak, onun temsil ettiği değerleri haykırmak için kıyam etmiştir!

Küresel İntifada’nın ayak sesleri, zalimleri korkutan bir gür sada olarak sokak ve meydanlarda yankılanmaktadır!

Zulüm ve sömürünün pençesinde kıvranan insanlık için Filistin Direnişi yeni bir İntifada çağrısı yükseltmiştir.

Bu çağrı, anlamsızlık batağında çırpınan, türlü çeşit sömürü mekanizmalarının tutsağı olmuş insanlık için tekrar hayata ve umuda tutunma fırsat ve imkânı üretmiştir.

İşte Kudüs Günü, bütün bu çerçevenin, bu anlam ve ufuk dünyasının sembolüdür. Emperyalizmin ve Siyonizm’in esir etmek istediği dünya halklarının kurtuluşunun mümkün yollarını işaret eden bir çıkış kapısıdır.

Ey Kudüs Yârenleri,

Kudüs’ün 57 yıldır tümüyle esir düşürülüşüne giden kilometre taşları öncelikle bizim kendi düşünce evrenlerimizde, coğrafyalarımızda esir düşmemizle birlikte anlaşılmalıdır.

İslam halklarının yaşadığı çok boyutlu sefalet ve perişanlık önce zihniyet ve ufuk olarak büyük mağlubiyetler getirmiş, sonra da Kudüs ve başka başka Kudüslerimiz düşmüştür.

İslam ümmeti, yaşadığı coğrafyalarda gerçek anlamda tutsaktır.

Küresel kapitalizm, yerel taşeronları ve işbirlikçi siyasal aktörleri vasıtasıyla coğrafyalarımızın altını üstünü sınırsızca talan etmekte, halklarımızı alenen köleleştirmektedir!

Yeryüzünün dört bir yanını yağmalayan egemen dünya düzenine karşı gücünü, dayanışma azim ve kararlılığını, özgürleşme ufuklarını kaybeden halklarımız; Kudüs ve Gazze için üzülüp sızlamakta ancak içinde bulunduğu kendi tutsaklıkları ile yüzleşememektedir.

Şunu peşinen söylemeliyiz ki, Direniş hâli üzere bulunmak çok büyük bedeller ödemeyi gerektirse de bir özgürleşme durumunu ifade etmektedir.

Dünyanın geri kalan çok büyük kısmı egemen dünya düzeni tarafından esir edilmiştir ancak Kudüs’te, Gazze’de başta Büyük Şeytan ABD olmak üzere emperyalistlerin alenî destek ve korumasıyla büyüyen dev katliam ve soykırım mekanizmasına karşı koyan Direniş, teslim alınmaya itiraz ettiği ve bu yolda büyük bedeller ödediği için özgürdür.

İnsanlığa ufuk olma hakkını da işte bu özgürleşme hâlinden, örnekliğinden almaktadır!

 Kudüs’ün, Gazze Direnişinin Yoldaşları,

Tutsak beldeler ve halklar olarak özgürleştirmemiz gereken Kudüslerimizi görmezden gelerek Kudüs’ü esaretten kurtaramayız.

Yaşadığımız coğrafyalardaki kölelik zincirlerini parçalamadan yol alamayız.

Tabiatımıza, şahsiyetimize, emek ve haysiyetimize saldıran kapitalizmi geriletmeden, kanayıp duran ve Ortadoğu coğrafyasının yumuşak karnı olan Kürt sorununa adil ve barışçıl çözümler üretmeden, ülke ve halklarımıza tasallut etmiş işbirlikçi ve soyguncu düzenlerle hesaplaşmadan sağlam ve kuşatıcı adımlar atamayız.

Emperyalist – Siyonist kuşatma ve katliama karşı yıllardır, özelde ise Aksâ Tûfânı sürecinde İstanbul’un, Türkiye’nin farklı noktalarında, farklı gruplar olarak aylardır eylemler yapıyor ve Siyonistleri besleyen damarların kurutulması çağrısında bulunuyoruz.

Özellikle son on yıllar boyunca görünürdeki iniş çıkışlara rağmen Siyonist çeteyle arsızca derinleşen diplomatik ilişkiler ve kapitalist hırslarla yükselen ticaret hacmi Siyonistlerin lehine, Direniş’in aleyhine çalışmaktadır.

Bu arsızlık ve işbirlikçilikte ısrar eden AKP iktidarı ve onun yol verdiği Siyonist sermayenin eylemlerinin burada durdurulması özgürleştirmemiz gereken öncelikli bir Kudüs’ümüzdür!

İsrail’i bölgesel düzlemde besleyen damarları kurutmak önceliğimiz olmalıdır.

Gazze’de bombalardan ve açlıktan ölen yavrularımızın çığlıklarında bu işbirlikçiliğin büyük bir payı olduğunu kim reddedebilir!

Çeliğinin yüzde 65’ini, petrolünün yüzde 60’ını, sebze meyvesinin büyük kısmını, enerjisinin yaklaşık yüzde 10’unu, inşaatından savaş sanayiine temel ihtiyaçlarının mühim bir kısmını limanlarımızdan ve boru hatlarımızdan tedarik eden İsrail’i geriletmenin yolunun elbette buradan, buradaki Kudüslerimizi özgürleştirmekten geçtiği açıktır.

Siyonistsever sermayenin teşviklerle büyüyen ticaret hacmi ya da doğrudan Varlık Fonuna bağlı Eti Maden’in İsrail ordusuna hizmet veren şirketlere sattığı bor madeni örnekleri bize kuşatmanın boyutlarını göstermektedir.

Ey Kudüs Gününün İşaret Ettiği Anlamlar İçin Bir Araya Gelen Yürekler!

Kudüs Günü, açık bir Küresel İntifada çağrısıdır!

Bu çağrı; Gazze’nin, Kudüs’ün, Ramallah’ın sokak ve meydanlarından, birer hapishane olan mülteci kamplarından, taş atan yiğit çocukların minik ellerinden yükselerek Ortadoğu sokaklarına, uzak Asya’nın anti-emperyalist duruş ve mücadelelerine, Avrupa ve Amerika’nın vicdanlı yüreklerine, Güney Afrika’nın ırkçılık karşıtı sağlam duruşlarına, bütün mazlum ve mustazaf halkların isyanlarına uzandı ve insanlığın önüne yeni ve başka bir dünyanın mümkün olabileceği gerçeğini koydu.

Biliyoruz ki artık yeryüzü aynı yeryüzü değildir.

Artık insanlık, aynı insanlık değildir.

Artık hakikat arayışı aynı hakikat arayışı değildir.

Çok şükür ki Kudüs’ün özgür ve aydınlık şafağı kendini göstermeye başlamış; huzmelerini, bütün bir insanlığın, tabiatın ve cümle mevcûdâtın üzerine salmıştır.

Bu yeni dünyaya selam olsun!

Selam olsun Kudüs Gününü nakış nakış işleyen Gazze Direnişine!

Selam olsun Küresel İntifada çağrısına kulak veren milyonlara!

 

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Haberler

Çiftçi-Sen’den “İklim Adaleti Forumları” Çağrısı

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen, “İklim Adaleti Forumları” için bir çağrı yayımladı. Çağrıda kapitalist-emperyalist politikaların gıda egemenliğini, tarımı nasıl katlettiğine değinilirken “İklim Adaleti Forumu”nun yerellerde tertip edilmesi talep edildi.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Devletlerin iklim krizinin çözüm önerilerini tartıştığı uluslararası toplantılardan birisi de COP31 adı altında Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek. Ülkelerin iktidarları her zaman yaptıkları gibi iklim krizinin doğrudan mağdurlarının taleplerini görüşme, tartışma yerine sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlayamaya devam edecekler. İklim krizinin doğrudan mağdurları olarak sesimizi yükselterek duyurmak zorundayız.

İklim krizinin sonuçlarından en çok etkilenenler kırsal kesimde yaşayanlar ve üretenlerdir. Ülkelere dayatılmış olan endüstriyel tarım sistemi iklim krizinin en önemli nedenlerinden birisidir de. Kullanılan kimyasallar toprağın karbon emme özelliğini ortadan kaldırdığı gibi bu kimyasalların üretim, depolanma ve kullanım süreci yoğun enerji tüketimine neden olmaktadır. Ayrıca “yerelde üretip yerelde tüketme, mevsiminde üretip mevsiminde tüketme” anlayışı yerine şirket gıda sisteminin işlenmiş, dondurulmuş gıda oluşturma, mevsim dışı ürünler üretme ve ihracat yapma politikaları teşvik edilmiştir. Endüstriyel tarım ve gıda sisteminin küresel sera gazı üretiminde %44 den fazla bir paya sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yerküreyi soğutma potansiyeline sahip küçük çiftçiler ve köylüler uygulanan tarım politikalarıyla üretemez duruma getirilmektedir. Tarımsal üretimi kendi doğal döngüsüne döndürecek politikalar tartışılmadan iklim krizinin ekolojik ve sosyal problemlerinin çözülebileceğinden bahsedilemez.

İklim krizinin yaratılmasında sermayenin doğayı metalaştırmasının rolü büyüktür. Meralar otlaklar, akarsular, ekili araziler, ormanlar sermayenin ihtiyacını karşılayabilmek için madenciliğe, ‘yenilenebilir enerji’, ‘temiz enerji’ “propagandasıyla yeni enerji sistemlerine açılmıştır. COP Toplantılarının önerileriyle yeni enerji sistemlerini uygulamaya koyan ülkelere, şirketlere “Karbon salmıyorlar!” gerekçesiyle uluslararası maddi teşvikler de sunulmuştur.

Yeni enerji sistemlerinin yarattığı tahribatı en çok yaşayan ülkelerden birisi ülkemizdir. Başta Karadeniz bölgesinde olmak üzere HES’ler nedeniyle çiftçilerin/köylülerin suya erişimleri zorlaşmış, tarımsal üretimde problemleri artmıştır. Canlıların suya erişimleri kısıtlanmış, ekolojik denge bozulmuş, bitkisel üretim için yararlı böcekler yerine zararlı böceklerin popülasyonları artmıştır.

JES’ler atmosfere saldıkları zararlı gazlarla sera gazı oluşumuna katkı sunmuş ve yeraltına deşarj edilirken saldıkları kimyasallarla da yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını bitkisel üretim ve canlılar için zararlı hale getirmiştir.

Rüzgâr ve güneş enerji santrallerinin ekolojik dengeye verdikleri zararlar da her geçen gün daha fazla görülmektedir. Her şeyden önce bu enerji santrallerinin kurulabilmesi/çalışabilmesi için yoğun bir şekilde “nadir toprak elementleri”ne ihtiyaç vardır ve bu elementler binlerce dönüm tarım arazisinden, binlerce ton kimyasal kullanılarak ayrıştırılmaktadır. Bu kullanılmış kimyasallar ve kimyasal havuzları suyu, toprağı, havayı olumsuz etkilemekte iklim krizinin asli unsuru haline gelmektedir. Bu santrallerin kurulduğu araziler ormanlık bölge veya tarım arazisidir. Arazilerine el konulan çiftçiler/köylüler yurtlarını terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Bir anlamıyla İklim göçerleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Sermayenin ihtiyacına uygun enerji politikalarına karşı çıkmalı, “Enerjide Adalet ve Enerji Demokrasisi” istemeliyiz!

Savaşlar, iklim krizine yol açan en önemli nedenlerden birisidir. Bombalar, silahlar, uçaklar canlı yaşamını, oksijen salımı yapan bitkileri yok ederek ekolojik yapıları darmadağın etmektedir. Savaş sırasında atmosfere salınan gazlar, yanan binalar, yakılan ağaçların saldığı karbondioksit vb. gazlar da sera gazını çoğaltmakta iklim krizini tetiklemektedir.

Ülkeler, COP süreçlerinde iklim krizine neden olan bu sorunlardan hiç bahsetmemekte, sermayenin piyasa temelli çözüm önerilerini tartışıp karara bağlamaya, “Yeşil Boyama” yapmaya çalışmaktadır.

Sermayenin enerji, maden, su ve gıda politikalarının ve iklim krizinin mağdurları olan bizler; çiftçiler/köylüler olarak bu politikalardan etkilenen emekçilerle, kentlilerle, ekolojistlerle birlikte sadece COP süreçlerindeki gelişmeleri izleme yerine; emeğin, doğanın, tüm canlıların yaşam hakkını savunmak, halkın söz ve karar sahibi olduğu politikaları üretmek, Gıda Egemenliğini inşa etmek için mücadeleye hazırız!

Dünya’nın farklı yerlerinden iklim krizinin mağdurları COP31 için Antalya’ya gelip devletlerin ve sermayenin kendilerini yok sayan politikalarını karşı çıkacaklar, “İklim Adaleti” isteyecekler. Uluslararası forumlar düzenleyerek “Alternatif Zirve” örgütleyecekler. Sermayenin madencilik, enerji, gıda, su politikalarının ve yarattığı iklim krizinin mağdurları olarak bizler de orada olmalıyız. Etkinlik ve Forum’ları enternasyonalist dayanışma ile örgütlemeliyiz. Halkın, yereldeki mücadele örgütlerinin, uluslararası mücadele örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru kendini ve yakınındakilerini örgütlediği bir süreçle yürümeliyiz. Halkın söz ve karar sahibi olduğu bir gelecek için mücadele ediyorsak bu süreci de aşağıdan yukarıya doğru örgütlersek iddialarımıza uygun davranmış oluruz.

Devletlerin/sermayenin İklim krizine dönük yalancı, yeşil boyamacı çözüm önerileri ancak kollektif bir üretim ve enternasyonalist bir dayanışmayla karşı durulabilinir. Daha yaşanası bir Dünyayı birlikte kurabiliriz. 28 Ocak’ta Antalya yerelinde düzenlenmiş olan “İklim Adaleti Forumu’nun örgütlenme mantığını doğru buluyor ve destekliyoruz. Bu nedenle bulunduğumuz yerlerde benzeri Forumların örgütlenmesinde üzerimize düşeni yapacağız. Haydi mücadeleye, özgürleşmeye!

Emperyalist saldırganlığa hayır!

Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımına Hayır!

Sermayenin Doğayı Metalaştırmasına Hayır!

Karbon Ticaretine Hayır!

Yeşil Boyamaya Hayır!

Enerji Adaleti ve Demokrasisi Hemen Şimdi!

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Köylü Hakları Hemen Şimdi!

ÇİFTÇİLER SENDİKASI (ÇİFTÇİ-SEN)

Genel Başkanı, Ali Bülent ERDEM

Genel Örgütlenme Sekreteri, Adnan ÇOBANOĞLU

Kaynak: ciftcisen.org

Devamını Okuyun

Haberler

Aksâ Tûfânı, Kürt Meselesi ve İran Savaşı Üçgeninde Türkiye ve Batı Asya – Kadrican Mendi

Yayınlanma:

-

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) tarafından 18.si düzenlenen VİCDAN HAFTASI vesilesiyle Kadrican Mendi’nin konuşmacı olduğu bir konferans düzenledi.

“Aksâ Tûfânı, Kürt Meselesi ve İran Savaşı Üçgeninde Türkiye ve Batı Asya” başlıklı konferansta konuşan Kadrican Mendi, aktüel durumun tarihsel kökenlerini ve muhtemel geleceğini tartıştı.

Konuşmanın kaydı videodan izlenebilir.  

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Eylem: İran’a Emperyalist-Siyonist Saldırıya, NATO’ya, Patriotlara Hayır!

Yayınlanma:

-

Üsküdar’da, 15 Mart 2026 pazar günü Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen bir eylemle İran’a dönük ABD-İsrail saldırısı protesto edilirken Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması talep edildi ve Kürecik Radarının kapatılması istendi, Radarın korunması için Patriotlar konuşlandırılmasına karşı çıkıldı. Eylemin sonunda Temmuz ayında Ankara’da toplanacak NATO zirvesine karşı çıkılması çağrısında bulunuldu.

Eylem boyunca “NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’nun Üssü Olmayacağız, NATO’nun Askeri Olmayacağız, ABD’nin Askeri Olmayacağız, Katil NATO Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Kahrolsun İşbirlikçi Hâinler, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, Yaşasın İran Direnişimiz, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Müslümanlar Kardeştir, Kürecik Kapansın Patriotlar Defolsun, Kürecik’i Kapat ABD’yi Kör Et, Kürecik’i Kapat Patriotu Defet, Dur De Dur De Katil NATO’ya Dur De, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

İRAN’A EMPERYALİST-SİYONİST SALDIRIYA, NATO’YA, PATRIOTLARA HAYIR!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Arkadaşlar,

Gazze’de, yeni katliamların gölgesindeki kırılgan ateşkes sürerken kirli emperyalist-Siyonist ittifak, 16 gündür İran’a saldırarak başlattığı tek taraflı savaşla bütün bir Batı Asya’yı/Ortadoğu’yu birbirine kırdırmak, bu sûretle İsrail’in güvenliğini sağlamak ve bölgede mutlak hâkimiyetini tesis ederek sömürüsünü derinleştirmek istiyor.

Bu doğrultuda küresel kapitalizmin jandarması NATO, sahipleri tarafından aktif bir şekilde kullanılmaktadır. NATO üyesi olan Türkiye, bu süreçte son derece riskli ve belirsizliklerle dolu bir pozisyonda yer almakta, İsrail’in ve ABD üslerinin korunması için faaliyet yürüten Kürecik NATO Radarının korunması için Malatya’ya Patriotlar sevk edilmektedir.

Zulme direnen yürekler,

Türkiye’nin Batı ittifakı uzun bir geçmişe sahip. NATO ile somut bir çerçeve kazanan kirli ittifaklarla iş birliği içinde olmak her Türkiye hükümetinin önceliği oldu.

Batı dışında herhangi bir çözüm aramak, alternatif üretmek, cılız itirazlar dışında tercih edilmedi. Batı vesayeti, iktidarda kalmanın anahtarı olarak görüldü.

NATO ile çıkılan Kore savaşından bu yana Türkiye, kapitalizmin, egemen dünya düzeninin jandarması olan bu şer odağına teslim olmuş durumdadır.

Değerli dostlar,

NATO’nun ne olduğunu iyi anlamak gerekiyor: Şunu bilmeliyiz ki NATO, Batı emperyalizminin terör şebekesinden başka bir şey değildir. Jandarması olduğu kapitalizmi her sıkıştığında zora dayanarak kurtarmak için vardır! Kapitalizmin pazarlarını korumak için vardır! Kapitalizmi tehdit eden tehlikeleri bertaraf etmek için vardır!

NATO demek, ABD demektir!

NATO demek, İsrail demektir!

NATO demek, emperyalizm ve Siyonizm demektir!

Libya’ya müdahale ederek ülkenin zenginliklerini Batılı ülkelere açan cinayet ve terör şebekesi NATO, Afganistan’da yıllarca yoksul ve mazlum kardeşlerimizi bombaladı; sayısız Müslümanı katletti!

Yine dünyanın pek çok bölgesine aynı müdahalelerle benzer zulümler işledi. Başta ABD olmak üzere sömürgecilerin çıkarları için bir baskı ve tehdit unsuru olmaya devam ediyor.

Arkadaşlar,

Bu cinayet şebekesi bugün Anadolu’yu tamamen teslim almak istiyor. İslam dünyasını hedef alan NATO, Türkiye’yi kendisine bir füze rampası, bir savaş üssü olarak hazırlamaktadır.

Küresel rekabet alanlarında mevzi kazanmak için Türkiye’yi bir karakol gibi cephenin ileri hattına konumlandırmaktadır.

İsrail’i güvene almak ve coğrafyasını sömürüye açmak için İran’ı açık hedef haline getirerek Türkiye’yi, Malatya’ya füze kalkanı kurmaktan tutun da ambargolara zorlamaya ve savaşa dâhil etmeye kadar İran’la karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır.

İçimizdeki pek çok gâfil de SünnilikŞiilik gerilimi üretip ABD’ye siyasal yalakalık yapmaya çalışarak bu oyuna gönüllü olarak düşmeye bayılmaktadır. Rabbimiz, bu basiretsizlerin şerrinden bütün Müslümanları muhafaza buyursun!

Değerli arkadaşlar;

Şimdi hep beraber Türkiye’nin NATO ile nasıl bir iş birliği içinde olduğuna bakalım:

– Emperyalist ülkeleri ve İsrail’i koruyacak füze kalkanı için NATO Radarı Malatya Kürecik’e kuruldu.

– NATO Kara Karargâhı 14 yıldır İzmir’de faaliyete gösteriyor.

– İncirlik üssü öteden beri NATO’nun en büyük gücü Amerika’nın elinde!

– Ülkenin birçok yerinde irili ufaklı NATO radarlarının faaliyette olduğu herkes tarafından bilinen ve medyada yer bulan bir gerçek!

– Bütün bunların yanına şimdi de İsrail ve ABD’nin İran’a yaptıkları saldırılarla başlayan ahlaksız ve kuralsız savaşta Kürecik NATO Radarının korunması için konuşlandırılacak Patriotlar ekleniyor.

Değerli dostlar,

Patriotların Malatya’ya konuşlandırılması her gün tartışılan ve gerçekliği karanlık bir meseledir. Patriotlar, Türkiye’nin talebiyle mi yoksa doğrudan NATO inisiyatifiyle mi konuşlandırılıyor, kimse tam olarak bilmiyor. Görünen o ki tam bir kirli tezgâhla yüz yüzeyiz!

ABDİsrail şer organizasyonunun tek taraflı olarak başlattığı İran saldırıları bütün Batı Asya’yı/Ortadoğu’yu içine alan devâsâ bir savaşa dönüşmüş bulunuyor. İşbirlikçi Körfez ülkelerini İran’a saldırının ön cephesi olarak kullanan ABD, özellikle kara gücü olarak kullanabileceği ve savaşa ortak edebileceği unsurlar arıyor.

İran’ın pek çok ABD müttefiki ülkelerdeki radarları imha etmesiyle elde kalan birkaç sağlam radardan biri olan Kürecik NATO radarının hassasiyetle korunmaya çalışılması ve son birkaç günde Türkiye hava sahasında düşürülen füzeler vesilesiyle Türkiye’nin savaşa çekilmek istenmesi endişe verici kirli tezgâhların nasıl çalıştığını gözler önüne sermiştir.

Arkadaşlar,

Ülkeyi yönetenlerin ikide bir Türkiye’nin NATO toprağı ve NATO’nun güçlü bir müttefiki olduğunu söylemesini açıkça kınıyoruz.

Türkiye’nin NATO üyeliği eskilere dayanabilir ancak bu kirli ittifaka bu kadar gönülden bir teslimiyet zilletten başka bir şey değildir.

Çeşitli vesilelerle Allah’a bağlı olduklarını dile getirip de sık sık ülke olarak NATO’ya ait olduklarını vurgulayanlara soruyoruz:

Siz gerçekte kime bağlısınız? Adaleti emreden, zulüm ve sömürüyü yasaklayan Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mı; yoksa zalim, katil ve emperyalistlerin terör şebekesi NATO’ya mı? Bu iki karşıt gücün her ikisine birlikte bağlı ve ait olmak mümkün müdür?

Değerli dostlar;

Batı Asya’yı/Ortadoğu’yu kontrol altında tutmak isteyen ABD ve İsrail öncülüğündeki şer cephesi, NATO şemsiyesi altında Anadolu’yu tamamıyla kendisine askerî üs olarak kullanmak istiyor. Gazze’de soykırım savaşı yürüten İsrail’i koruyan demir kubbe savunma sistemi MalatyaKürecik’teki radar üssünden yardım alıyor. Kürecik’te radar üssü kurduranlar ise gidip Gazze için gözyaşı döküyor.

İran’dan İsrail’e ve bölgedeki ABD üslerine atılan füzelerin bilgisi, Kürecik NATO Radarı tarafından sağlanıyor.

Şimdi bu mel’un radarın muhafazası Patriotlarla güçlendirilecek ve Türkiye, emperyalistler tarafından bölge halklarına karşı açık bir hedef kılınacak ve aktör olarak konumlandırılacak!

Evet, maalesef ki Türkiye, Batılı emperyalistlerin savaş haritasına konumlandırılmış; ülke, baştan başa NATO’nun askeri üsleriyle, füze ve radarlarıyla doldurulmuştur. Bu gerçeği bir an olsun aklımızdan çıkarmamalı, bütün hesaplarımızı ona göre yapmalıyız!

Kardeşler,

Biz, kardeş Batı Asya/Ortadoğu halklarını birbirine kırdıracak yeni emperyalist plânlara “Dur!” demek için meydanlara çıktık; bu kirli savaş ve sömürü siyasetleri sürdükçe meydanlarda, direniş alanlarında olmaya devam edeceğiz!

Kimsenin emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda kardeş halklara yeni acılar çektirmesine izin vermeyeceğiz!

Milyar dolarlık silah satışlarına, ümmetin ve bütün ezilenlerin ortak malı saydığımız doğal kaynaklara, zenginliklere emperyalistlerin el koymasına müsaade etmeyeceğiz!

Batılı kapitalist güçlerle iş birliği politikalarını sürdürenlerin karşısında duracak ve halklarımızın ayağa kalkacağı mücadelenin her zaman bir ucundan tutacağız.

Direniş’in dostları,

Bu vesileyle Kürecik, İncirlik ve İzmir’deki NATO üslerinin hemen kapatılmasını, Patriotların daha yerleştirilmeden defedilip gönderilmesini, Batı Asya’daki/Ortadoğu’daki halklarımızın kendi geleceklerini kendi iradeleriyle belirlemelerini ve Türkiye’nin bir an önce NATO’dan çıkmasını istiyoruz.

Bu eylemimiz vesilesiyle şu önemli hususu bugünden herkese hatırlatmak istiyoruz:

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 19 Ağustos 2025 günü yaptığı açıklamada, 2026 NATO Zirvesi‘nin 7 ve 8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi‘nde düzenleneceğini duyurmuştu.

Peşinen ilan ediyoruz: Bu savaş makinesinin, bu işgalci çetenin zirvesinin ülkemizde yapılmasına karşı çıkalım ve halklarımızı, coğrafyalarımızı tehdit edip duran bu fitne yuvasına geçit vermeyelim!

Evet, İslami çevreleri, bütün haysiyetli insanları, anti-emperyalist hareketleri AKP hükümetinin NATO yanlısı siyasetine karşı durmaya çağırıyoruz.

Muhtemel korkularla değil, mevcut tehlikelerle yüzleşelim! Bu tehlikeli gidişe “Dur!” diyelim! Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun, içinden çıkamayacağı yeni felâketlere sürüklenmesine izin vermeyelim!

Unutmayalım Allah adaleti emreder, zulümden, haksızlıktan bizi sakındırır.

NATO’dan çıkılsın, üsler sökülsün!

Katil ABD, katil İsrail!

Yaşasın Gazze direnişimiz!

Yaşasın İran direnişimiz!

Yaşasın küresel intifada!

EĞİTİM İLKE-SEN

SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD  

ÖYB

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x