Connect with us

Haberler

Türkiye, Filistin İçin Elinden Gelen Her Şeyi Yapıyor mu? – Daniel Thorpe & Alparslan Aydın

Yayınlanma:

-

Kalabalık bir mahkeme salonunda sanıklar bir sıra hâlinde oturuyor; çoğunun başında Filistin kefiyesi var.
İddianame, sanıkları “Filistin’e özgürlük!” ve “Nehirden denize, özgür Filistin!” gibi sloganlar atmak da dâhil olmak üzere çeşitli “suçlarla” itham ediyor.

Gelgelelim burası, Filistin halkını savunanların baskıya uğradığı Almanya, Britanya ya da Amerika Birleşik Devletleri değil!

Burası, Gazze’deki soykırımı en yüksek sesle kınayan ülkelerden biri olan ve kendisini “Filistinlilerin sesi” olarak tanımlayan bir cumhurbaşkanına sahip olan Türkiye!

Burada bile herkes, dilediği gibi ve dilediği yerde “Filistin’e özgürlük!” diyemiyor.

Duruşmalar, mayıs ve eylül aylarında yapıldı, bir sonraki duruşma ise gelecek yıl şubat ayında olacak. Şeyma Yıldırım ve diğer sekiz sanık, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

Şeyma Yıldırım, hükümetin Filistinliler için yeterince çaba göstermediğine emin. (Daniel ThorpeAlparslan Aydın)

“Bizi beraat ettirmek zorunda olduklarını biliyorlar!” diyor sanıklardan biri olan Şeyma Yıldırım, mayıs ayındaki duruşmadan çıkarken.

“Ortada kanıtlanacak bir şey yok. Zaten neyle suçlanıyorsak hepsini yaptığımızı kabul ediyoruz.” diye ekliyor. “Burada suç olan nedir? Davayı sürekli erteliyorlar. Bu bizim dokuzuncu mahkememiz. Bizi böyle cezalandırmaya çalışıyorlar.”

Türkiye’nin, 7 Ekim 2023’teki Aksâ Tûfânı’na ve İsrail’in Gazze’ye yönelik barbarca saldırısına ilk tepkisi, şaşırtıcı biçimde temkinliydi. HAMAS ile İsrail arasında arabuluculuk rolü üstlenmeyi hedefleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, genellikle sert olan söylemini sınırlı tuttu. Bu rolü Katar ve Mısır üstlendikten sonra Ankara, söylemini sertleştirdi.

2024’ün başlarına gelindiğinde, Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye’nin İsrail ile sürdürdüğü ticaret nedeniyle ülke içinde sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Aynı yılın mayıs ayında ise Türk hükümeti, tüm ithalat ve ihracatın tamamen durdurulduğunu açıkladı. Buna rağmen, bazı ticari ilişkiler bugün hâlâ devam ediyor.

Yıldırım, önceleri siyasetle, aktivizmle ilgilenmiyordu. Eylemlere 7 Ekim 2023’ten sonra katılmaya başladı.

“Çok geçmeden sadece eylemlere katılmanın yeterli olmayacağını fark ettim.” dedi The Electronic Intifada’ya.

“Sadece slogan atıyorduk. Bu kadar barışçıl protestodan sonra Filistin’deki durumu değiştirebilecek bir şeyler yapmamız gerektiğini anladım!”

Hükümetin düzenlediği büyük Filistin yürüyüşlere katılmak yerine Yıldırım, hükümet politikalarını eleştiren daha radikal protestolara katıldı.

Bu tür eylemlerin en öne çıkan organizatörü, İngiltere’deki Palestine Action hareketinden ilham alan “Filistin İçin 1000 Genç” adlı aktivist gruptu.

Grubun talepleri arasında İsrail büyükelçiliğinin kapatılması ile ABD ve NATO güçlerinin Türkiye’den çıkarılması yer alıyor. Eylemlerinde sıkça “Katil İsrail, işbirlikçi AKP” gibi sloganlar atılıyor.

Grubun çeşitli üyeleri arasında komünist öğrencilerden tutun da hükümete muhalif, anti-kapitalist Müslümanlara kadar birçok farklı kesimden aktivist bulunuyor. İş yerleri ya da limanlar önünde yapılan protestolarda Türk çevik kuvveti göstericileri sık sık gözaltına aldı ya da biber gazıyla dağıttı.

Bu protestolar hükümeti açıkça rahatsız etti. Hem yurtiçinde hem yurtdışında Müslümanların haklarını savunmak, neredeyse çeyrek asırdır iktidarda olan AKP’nin temel sloganlarından biri olmuştu. Kefiyeye sarınmış başörtülü genç kadınların, Filistin bayrağı sallarken polis tarafından kelepçelenerek itilip kakıldığı görüntüler ise özellikle sarsıcı bir etki yarattı.

İsrail’e giden petrol Türkiye’den geçiyor

Azerbaycan, hem Türkiye’nin hem de İsrail’in yakın bir müttefikidir.

İsrail’in petrolünün yaklaşık yüzde 30’u, Azerbaycan’ın devlet petrol şirketi SOCAR’dan, Türkiye üzerinden geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı aracılığıyla temin ediliyor. Bu da Türkiye’yi, söz konusu soykırım uygulayan devletin başlıca tedarikçilerinden biri hâline getiriyor.

Ankara; uluslararası anlaşmaların Türkiye’nin bu boru hattındaki petrol akışına müdahale etmesine veya petrolün varış noktasını belirlemesine izin vermediğini iddia ediyor ve aksi takdirde Türkiye’nin ciddi miktarda maddi tazminatla karşı karşıya kalabileceğini savunuyor.

Buna karşın 1948 Soykırım Sözleşmesi’ne taraf bir ülke olarak Türkiye’nin soykırımı önleme ve cezalandırma konusundaki uluslararası yükümlülüğünün, söz konusu sözleşme yükümlülüklerinin önüne geçebileceği pekâlâ ileri sürülebilir.

Her durumda muârızlar, Ankara’nın İsrail ile süregiden petrol ticaretini savunma gerekçelerine ikna olmuş değil.

2024 Mayıs ayında Yıldırım, SOCAR’ın İstanbul ofisi önünde düzenlenen “Filistin İçin 1000 Genç” protestosuna katıldı. (Çevirenin notu: Söz konusu protesto, Direniş Çadırı ile FİBG ortak eylemidir.)

“Bu şirketin (SOCAR) soykırıma ortak olduğunu fark ettik!” diyor Şeyma Yıldırım.

Yıldırım’a göre protesto giderek büyüdü, kapılar kırıldı ve eylemciler binayı kırmızı renkle boyaladı.

Yıldırım, şirketin ofislerini koruyan çevik kuvvet polislerinin eşyaları arasında SOCAR logosu taşıyan hediye paketleri gördüğünü iddia ediyor.

Ertesi gün (1 Haziran 2024’te) polis, Yıldırım’ın evine baskın düzenledi ve böylece kendisi, ilk kez gözaltına alındı.

Şeyma Yıldırım, 17 Mayıs 2025’te tarihinde yapılan bir Gazze’yle dayanışma eyleminde. (Daniel ThorpeAlparslan Aydın)

Muhalefet
Diğer yandan birçok muhalif politikacı da Azerbaycan petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e satılmasını eleştiriyor.

Suat Kılıç, bir zamanlar Erdoğan’ın yakın müttefikiydi ve bakanlık yapmıştı ancak daha sonra istifa ederek muhalefette yer alan İslamcı Yeniden Refah Partisi’ne (YRP) katıldı.

YRP’nin, hükümetin Filistin politikalarına yönelik sert eleştirileri, 2024 yerel seçimlerinde partinin, AKP’nin bazı kalelerinde zafer kazanmasında etkili olmuş görünüyor.

Ankara’daki ofisinde The Electronic Intifada’ya, “Eğer İsrail savaş uçakları, Türkiye üzerinden satılan Azerbaycan petrolü sayesinde uçuyorsa, bu durumda hepimiz bu suça ortak oluyoruz.” diyor Kılıç.

Suat Kılıç ayrıca, demir ve çimento dâhil olmak üzere bazı malların hâlâ Türkiye’den İsrail’e ihraç edildiğini ancak bunların Filistin Yönetimine satılıyormuş gibi gösterildiğini iddia ediyor. Türkiye, bu durumu sınırlayacağını iddia ettiği bazı önlemler alsa da bu açık kapı, tamamen kapanmış değil.

“Kâğıt üzerinde mallar Filistin’e gidiyor fakat İsrail’e ulaştıklarında nihâî varış noktasının işgalci İsrail olduğunu görüyorsunuz.” diyor Kılıç.

Yine Kılıç, partisi iktidara gelirse İsrail’e yapılan tüm ihracatı derhâl durduracaklarını ve ülkedeki NATO üslerini kapatacaklarını iddia ediyor. Bununla birlikte şu anda partinin oy oranı yalnızca yüzde 4 ilâ 7 arasında geziniyor.

Son yerel seçimlerde iktidardaki AKP’den daha fazla oy alan ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) de kendini, hükümetten daha Filistin yanlısı bir konumda göstermeye çalışıyor.

Nisan ayında CHP, İstanbul’da Filistin için bir protesto tertip etti fakat yürüyüş, polis tarafından engellendi. Parti, bu durumu önceden tahmin etmişti zira muhalefet gruplarının yıllardır herhangi bir nedenle şehir merkezinde protesto yapmalarına izin verilmiyor.

Bazı çevreler, CHP’nin Filistin konusundaki söylemini samimiyetsiz ve iç politikaya yönelik bir adım olarak görüyor. Durumu daha da kötüleştiren şey ise partinin yükselen yıldızı ve cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun HAMAS’ı “terör örgütü” olarak nitelendirmesi oldu.

Bu açıklama kamuoyunda iyi karşılanmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise HAMAS’ı, 1920’lerde ülkeyi yabancı işgâle karşı savunan Kuva-yı Milliye’ye benzetiyor.

CHP’nin dış ilişkiler sözcüsü İlhan Uzgel, The Electronic Intifada’ya “Bu konuda çok çaba gösterdik. Gittiğimiz her yerde Filistin meselesini gündeme taşımaya çalışıyoruz.” dese de partisinin bu konudaki eleştirilerine yanıt vermekten ya da somut örnekler sunmaktan kaçınıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel (birgun.net)

Yılmamış
Gözaltına alınmak, Yıldırım’ı yıldırmadı.

2024 Haziran ayında serbest bırakıldıktan kısa süre sonra Erdoğan’ın konuşma yaptığı bir etkinlik sırasında düzenlenen başka bir protestoya katıldı.

Cumhurbaşkanı kalabalığa hitap ederken Yıldırım, ayağa kalkıp “Sayın Cumhurbaşkanı, neden Azerbaycan petrolü ülkemizden geçiyor?” diye seslendi. Güvenlik görevlileri hemen üzerine çullanıp onu dışarı sürükledi.

Birkaç gün karakolda tutulduktan sonra Yıldırım, cezaevine gönderildi.

Bir hafta sonra, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “izinsiz gösteri” suçlamalarıyla yargılanmak üzere tutuksuz yargılanmak kaydıyla serbest bırakıldı. Hâl-i hazırda  hakkında açılmış dört dava bulunuyor ve yurtdışına çıkış yasağı var.

“Şu anda büyük bir ikiyüzlülük yaşanıyor.” diyor Yıldırım.

“Türkiye’deki Filistin yanlısı insanlar, ülkemizin bu soykırıma ortak olduğunu fark etmiyor. Türkiye, BTC boru hattı üzerinden İsrail’e petrol sattığında varil başına 1,27 dolar kazanıyor!” diyor.

Cezalandırılma korkusu

29 Ağustos’ta Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Meclis’te yaptığı konuşmada İsrail ile tüm ticari ilişkilerin kesildiğini ve Türkiye hava sahasının İsrail uçaklarına kapatıldığını açıkladı.

Fidan, “İsrail ile ticari ilişkilerini tamamen kesen başka bir ülke yok!” diye eklerken BTC boru hattından hiç bahsetmedi.

Hava sahasının kapatıldığına ilişkin açıklama manşetlere taşınırken Türk yetkililer, kısa bir süre sonra bunun yalnızca resmî İsrail uçuşlarını ve silah ya da mühimmat taşıyan uçakları kapsadığını, ticarî uçuşların ise bundan etkilenmeyeceğini açıkladılar.

Ayrıca yeni kısıtlamalar, üçüncü ülkelere ait gemilerin Türkiye’den İsrail’e petrol taşımasını da yasaklamıyor gibi görünüyor.

Filistinli öğrenci ve aktivist Leila, Erdoğan’ın “Filistinlilerin sesi biziz!” iddiasına yanıt olarak The Electronic Intifada’ya, “Filistin halkının tek sesi, bizzat Filistin halkının kendisidir!” diye konuştu.

Leila, Türk makamlarından gelebilecek olası tepkilerden korktuğu için gerçek adının kullanılmamasını istedi. (Daniel ThorpeAlparslan Aydın)

“Elbette sınır dışı edilmekten korkuyorum fakat bu korku, beni konuşmaktan alıkoymuyor.” diye ekliyor.

“Türk halkının ve hükümetinin desteği, sembolik sloganların ötesine geçmeli.” diyor Leila ve “Boykot, ticareti durdurma ve Siyonistlere askerî desteği kesme” talepli eylem çağrılarında bulunuyor.

Soykırımın başlamasından iki yıl sonra bile birçok kişi, Türkiye’nin bu katliamı durdurmak için hâlâ çok daha fazlasını yapabileceğini düşünüyor.

Daniel Thorpe, Türkiye ve Doğu Avrupa’da siyaset ve ekonomi üzerine haber yapan İstanbul merkezli bir gazetecidir.
Alparslan Aydın ise Agence France-Presse (AFP) için çalışan bir Türk video muhabiridir.

KAYNAK:

The Electronic Intifada, 6 October 2025

Haberler

İstanbul’da, İsrail Saldırganlığına Karşı Sumud Filosuna Destek Eylemi

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), 19 Mayıs 2026 Salı günü İstanbul’da Taksim-Tünel Meydanında bir eylem tertip ederek işgal devleti İsrail’in ablukasını kırmak ve Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla Akdeniz’de seyreden Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısını protesto etti ve işgal ve işbirlikçiliğe karşı mücadele çağrısında bulundu.

Topluluk adına Görkem Duru‘nun okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SUMUD’A, UMUDA, DİRENİŞE BİN SELAM!

Gazze, 7 Ekim 2023’ten bu yana Siyonist rejimin soykırım saldırıları altında. Bu süreçte binlerce Filistinli yaşamını yitirdi, on binlercesi yaralandı ve halkın tüm yaşam alanları sistematik olarak enkaz yığınına çevrildi. Ancak Siyonist varlığın bu barbarlığı karşısında geri adım atmayan Filistin halkının direnişi tüm dünyada yankı buldu ve işgalcileri kâğıt üzerinde de olsa geri adım atmaya zorladı. Ancak ilan edilen hiçbir ateşkes katliamcı rejimi durdurmaya yetmedi. Anlaşmaları ve uluslararası hukuku pervasızca çiğneyen işgal rejimi, bir yandan sınır hatlarını aşarak askeri yığınaklarını büyütüyor, diğer yandan Gazze’yi en temel insani yardımlardan mahrum bırakarak soykırım politikasını kesintisiz bir biçimde uygulamaya devam ediyor.

Küresel Sumud Filosu da bu yıl tam da bu koşullarda; bu sahte ateşkesi teşhir etmek, Gazze’ye dönük ablukayı kırmak ve Gazze’ye insani yardım malzemelerini ulaştırmak için yola çıktı. 15 Nisan’da Barselona’dan yola çıkan filo, 26 Nisan’da İtalya’nın Augusta limanından da katılan gemilerden sonra bugüne kadarki en büyük uluslararası filo girişimi olarak yoluna devam etmişti. Ancak işgal rejimi hiçbir somut yaptırım uygulanmayan koşullarda 29 Nisan gecesi Sumud Filosu’na saldırarak, 180 kişiyi gemi hapishanesinde rehin alacak kadar ileri gitmiş ve bu Siyonist korsanlık saldırısı sonucu 22 gemiye müdahale edilmişti. Bu saldırıdan kurtulan 31 gemi, Türkiye’den ve Yunanistan’dan katılan yeni gemilerle birlikte Marmaris Limanı’ndan 15 Mayıs’ta yeniden yola çıktılar. Yolda Özgürlük Filosu Koalisyonu’ndan da eklenen gemilerle toplam 52 gemiye ulaştılar. Deniz filosuna aynı zamanda Kuzey Afrika’dan yola çıkan kara konvoyu eşlik etmeye başladı. Ancak 18 Mayıs sabahı itibariyle Gazze’den yaklaşık 350 deniz mili mesafede uluslararası sularda Siyonist varlık filoya yeniden saldırmaya başladı. Bugün de devam eden saldırılar sonrasında şuan 45 Gemi ve 320 aktivist korsanlık faaliyeti ile alıkonulmuş durumda. Bu operasyon Siyonizmin uluslararası hukuku hiçe saydığının, Akdeniz’de korsanlık girişimi yürüttüğünün açık bir göstergesidir.

Filistin’de şuan sahte bir barış planı söz konusu. Bu maske altında işgal, soykırım ve abluka sürüyor ve bu durum normalleştirilmeye çalışılıyor. Küresel Sumud Filosu, 39 ülkeden 52 gemi ve 426 katılımcıyla, bu normalleştirmeye hayır demek için, ablukayı yıkmak için yola çıktı. Siyonist varlığın bu korsanlık saldırısına derhal son vermesi, alıkoyduğu katılımcıları ve Filistinli tüm politik esirleri serbest bırakması için bulunduğumuz tüm alanlarda Siyonist varlıkla tüm ilişkilerin kesilmesi için seferber olmalıyız. Siyonist varlıkla ilişkiler kesilmedikçe, soykırım, işgal ve abluka sürüyor!

Siyonist varlık, bu saldırıları AB hükümetlerinin ve ABD’nin desteğiyle gerçekleştirebildi. ABD emperyalizmi ve Trump yönetimi Siyonizmin en azılı hamisiyken, AB ve hükümetleri de Siyonizmin ve soykırımın bir diğer asli finansörü ve destekçisi konumunda. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması çerçevesinde AB, 43 milyar dolarlık dış ticaret hacmiyle İsrail’in en büyük ekonomik partneri. Siyonizme karşı zaman zaman eleştirel sesler yükselten hükümetler de, Marmaris limanını Filo’ya açmasına rağmen Türkiye’deki siyasal iktidar da bu tablodan azade değil. Siyonist saldırganlığın kağıt üzerindeki kınama mesajlarıyla durdurulamayacağı açık. Siyasal iktidar istediği kadar kınasın, Türkiye vanaları kapamadıkça, günlük ortalama 100 bin varil Azerbaycan ham petrolü Bakü-Ceyhan boru hattı üzerinden Siyonizme can damarı olmayı sürdürüyor. Siyonist varlığı tanıma kararını geri alıp tam ambargo uygulamadıkça, stratejik hammadde akışı sürdükçe, işgal ordusunun çeliği ve mühimmatı bu limanlardan gönderildikçe, askeri istihbarat protokolleri feshedilmedikçe ve tüm ilişkiler kesilmedikçe Filistin’in özgürlük mücadelesine gerçek bir destek söz konusu değildir! Hamaset bırakılmalı, tüm ilişkiler kesilmelidir!

  • Soykırımcı İsrail’e tam ambargo uygulanmalı, tanıma kararı geri alınmalı, her türlü siyasi, ticari, askeri ve akademik ilişki derhal kesilmelidir!
  • Limanlar soykırımı besleyen gemilere kapatılmalı, Bakü-Ceyhan hattından soykırımcılara giden petrol akışı durdurulmalıdır!
  • Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere, siyonizme güvenlik kalkanı olan tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır!

Filistin Eylem Komitesi olarak; tüm emekçileri, sendikalar, meslek örgütlerini, üniversiteleri; Küresel Sumud Filosu katılımcılarının serbest bırakılması, Siyonizmin hapishanelerindeki 9 binin üzerinde Filistinli politik tutsağın özgür kalması, Gazze’deki abluka ve işgalin son bulması için bu talepler etrafında sesini yükseltmeye ve seferberliği büyütmeye çağırıyoruz. Soykırımı besleyen hiçbir gemiye, hiçbir şirkete, hiçbir askerî anlaşmaya, hiçbir akademik işbirliğine geçit vermeyelim. Filistin halkıyla dayanışmayı meydanlardan işyerlerine, kampüslere ve limanlara taşıyalım! Siyonist varlığın tüm hukuksuz uygulamalarına karşı, nehirden denize özgür Filistin için eylemlerle, grevlerle, ortak kampanyalarla Filistin halkının mücadelesini destekleyelim.

Siyonizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak!

Nehirden denize özgür Filistin!

Yaşasın küresel intifada!

Yaşasın işçilerin, emekçilerin ve dünya halklarının Filistin’le enternasyonalist dayanışması!

Devamını Okuyun

Haberler

Filistin Eylem Komitesinden Yıldönümünde NAKBA Yürüyüşü

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), NAKBA’nın yıldönümü vesilesiyle İstanbul’da 16 Mayıs 2026 günü bir yürüyüş tertip etti.

Sirkeci Büyük Postane önünde başlayan yürüyüş, Eminönü Meydanında sona erdi.

Topluluk adına Gülyeter Aktepe’nin okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

NAKBA SOYKIRIMLA SÜRÜYOR, FİLİSTİN HALKI DİRENİYOR!

Filistin halkının kolektif hafızasında bir kırılma noktası olan ve Büyük Felaket olarak anılan Nakba’nın üzerinden 78 yıl geçti. 1948 yılında siyonist yerleşimcilerin silahlı çeteleri, işgal ettikleri toprakların sahibi olan Filistinlileri sürgüne zorlayıp gayrimeşru bir devlet kurabilme hedefiyle birçok katliama girişti. Emperyalistlerden alınan icazet ve aleni destekle başlatılan bu saldırı silsilesinde 800 bini aşkın Filistinli toprağından koparıldı, en az 15 bin Filistinli katledildi, 400’den fazla Filistin köyü haritadan silindi. Nakba’nın ardından işgal devletinin ilanıyla birlikte Filistin halkının topraklarına ve evlerine el konuldu, siyonist yerleşimciler sürgüne zorlanan Filistinli nüfusun yaşam alanlarına yerleştirildi, köylerin, kasabaların, şehirlerin isimleri değiştirildi ve işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinli Arap nüfus, hakları ellerinden alınarak ırk-ayrımcı apartheid rejimine tabi kılındı.

Bugün bu meydanda andığımız Nakba, 1948’de başlayıp biten bir tarihsel kesitten ibaret değil. Siyonist işgal rejimi her sabah Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te soykırım, etnik temizlik, abluka ve işgal saldırılarıyla Filistin halkını sürgüne zorluyor ve Nakba devam ediyor. 7 Ekim 2023’te bir direniş hamlesi olarak gerçekleştirilen Aksa Tufanı’nın ardından işgal rejiminin Gazze’yi hedef alan soykırım saldırılarında binlerce Filistinli katledildi, binlercesi yaralandı ve yaşam alanları yok edildi. İşgale karşı direnişin kazanımla sonuçlanması ve küresel intifada sesinin tüm dünyayı sarmasıyla birlikte ateşkes ilan edilse de işgal rejimi saldırılarını sürdürüyor. Ateşkes defalarca ihlal edildi, işgalciler sınırların ötesine geçip askeri inşaatlarını sürdürüyor, temel ihtiyaç malzemelerinin Gazze’ye geçişi sınırlanıyor ve soykırım saldırıları devam ediyor.

Siyonist işgal rejiminin kesintisiz saldırılarına karşı Filistin halkı yüz yılı aşkın süredir direnişini ve geri dönüş başta olmak üzere tüm tarihsel haklarına kavuşmak için özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Mülksüzleştirme, sistematik işgal, tehcir ve katliamla inşa edilen yerleşimci sömürgeci apartheid rejimi, bugün sadece Filistin’i değil; Lübnan’ı, Yemen’i, Suriye’yi ve İran’ı hedef alıyor. ABD başta olmak üzere emperyalist suç ortaklarının desteğiyle beslenen siyonist saldırganlık tüm bölgeyi savaşa sürüklüyor.

Soykırımcı apartheid rejimi, işgal hapishanelerinde tutulan Filistinli esirler için yakın zamanda ilan ettiği insanlık dışı “idam yasası” ile hiçbir hukuki kaideyi tanımadığını bir kez daha tescilledi. Netanyahu başta olmak üzere soykırım suçluları dokunulmazlık zırhıyla dolaşırken tüm dünya halkları uluslararası hukukun iflasına tekrar tanıklık etti. Hiçbir somut yaptırım uygulanmayan koşullarda işgal rejimi her geçen gün suçlarına bir yenisini ekledi. Gazze’deki ablukayı kırmak için yola çıkan Sumud Filosu gönüllülerini uluslararası sularda rehin alacak kadar ileri giden bu haydutluk, bütün cesareti hesap sorulmamasından almaktadır. Siyonist saldırganlığın kağıt üzerindeki kınama mesajlarıyla durdurulamayacağı açıktır. Soykırım ateşkesle bitmemiştir ve Trump’ın planıyla kurulan “barış meclisi” Filistin halkına yerleşimci sömürgeciliğin devamını dayatmaktadır. Barış; direnişi silahsızlandırmaya çalışanların diplomasisiyle değil, emperyalizmin bölgedeki ileri karakolunu kuşatanların mücadelesiyle tesis edilecektir.

Türkiye’de siyasal iktidar, soykırım süreci boyunca kürsülerde işlevsiz hamaseti sürdürürken imzacısı olduğu Bogota Bildirisi’ni hayata geçirmemiş ve yaptırım uygulamamıştır. Siyonist işgal rejimini 1949’da ilk tanıyan bölge ülkelerinden biri olmanın tarihsel utancıyla yüzleşilmemiştir. İsrail’i bir “devlet” olarak tanımaya devam etmek, Nakba’yı, etnik temizlik ve mülksüzleştirme saldırılarını meşru görmektir. Hükümet bu tanıma kararını geri alıp tam ambargo uygulamadıkça, petrol sevkiyatını kesip vanaları kapatmadıkça, stratejik hammadde akışı sürdükçe, işgal ordusunun çeliği ve mühimmatı bu limanlardan gönderildikçe, SAHA EXPO ve IDEF gibi savunma sanayii fuarlarında soykırımı besleyen silah şirketleri ağırlandıkça, askeri istihbarat protokolleri feshedilmedikçe ve tüm ilişkiler kesilmedikçe kürsülerdeki sahte öfke nöbetlerinin ve dökülen timsah gözyaşlarının hiçbir hükmü yoktur.

  • Soykırımcı İsrail’e tam ambargo uygulanmalı, tanıma kararı geri alınmalı, her türlü siyasi, ticari, askeri ve akademik ilişki derhal kesilmelidir!
  • Limanlar soykırımı besleyen gemilere kapatılmalı, Bakü-Ceyhan hattından soykırımcılara giden petrol akışı durdurulmalıdır!
  • Kürecik ve İncirlik başta olmak üzere, siyonizme güvenlik kalkanı olan tüm emperyalist üsler kapatılmalıdır!

Bu ülkenin işçilerine, liman emekçilerine, sendikalarına, meslek örgütlerine, üniversitelerine, gençliğine ve tüm emekçi halkına çağrımızdır: Soykırımı besleyen hiçbir gemiye, hiçbir şirkete, hiçbir askerî anlaşmaya, hiçbir akademik işbirliğine geçit vermeyelim. Filistin halkıyla dayanışmayı meydanlardan işyerlerine, kampüslere ve limanlara taşıyalım.

Filistin Eylem Komitesi olarak, Nakba’nın 78. yılını anmak için toplandığımız bu meydanda bir kez daha küresel intifadanın sesini yükselteceğimizi, ablukaya, işgale ve soykırıma direnen Filistin halkının onurlu mücadelesine omuz vereceğimizi ilan ediyoruz. 1948’de gasp edilen her bir karış toprak özgürleşene, sökülen zeytin ağaçları yeniden yeşerene, sürgünde anahtarına tutunan son Filistinli evine geri dönene ve “nehirden denize” özgür bir Filistin kurulana kadar bu kavgayı büyüteceğiz.

Siyonizm yenilecek, direnen Filistin kazanacak!

Nehirden denize özgür Filistin!

Yaşasın küresel intifada!

Yaşasın işçilerin, emekçilerin ve dünya halklarının Filistin’le enternasyonalist dayanışması!

Filistin Eylem Komitesi

16 Mayıs 2026

Devamını Okuyun

Haberler

Yaşam Savunucuları, Esra Işık İçin Nöbette

Yayınlanma:

-

Akbelen İstanbul Dayanışması, İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık için başlattığı nöbetlerine devam ediyor.

Ormanlık arazilerin madene açılmasına bölge halkı ve köylüleriyle birlikte karşı çıkan Işık’ın tutukluluğuna itiraz eden Akbelen İstanbul Dayanışması, Kadıköy Yoğurtçu Parkı ve Beşiktaş Meydanındaki nöbetlerin ardından üçüncü nöbetinde Üsküdar Mimar Sinan Parkında bir araya gelerek Esra Işık ve bütün doğa savunucuları için özgürlük çağrısı yaptı.

“Doğa İçin Sanat Derneği”nden sanatçıların Esra Işık ve ninesinin direnişini resmettikleri ve bilgilendirici konuşmaların yapıldığı nöbet yaklaşık iki saat sürdü.

Topluluk üyelerinden Aslı Kahraman Eren’le yaptığımız söyleşiyi video kaydından izleyebilirsiniz.

Haber: Ahmet Örs, YeniPencere  

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x