Connect with us

Haberler

Geri Dönüşüm Emekçileri: Alın Terimizle, Çevreyi Koruyarak ve Yoksulluğa Karşı Dayanışarak!

Yayınlanma:

-

Geri dönüşüm emekçileri, son haftalarda kendilerine dönük valilik ve polis baskısına, yaptıkları işin mahiyetine dair açıklamalar yaparak ses ve taleplerini duyurmaya çalışıyorlar.

Yapılan açıklamalarda çevreyi kirlettikleri, haksız kazanç temin ettikleri iddialarını karşı çıkan geri dönüşüm emekçileri aksine çevreyi koruduklarını, hatta bir dönem cumhurbaşkanının bile bunu dile getirip kendilerine teşekkür ettiğini vurgulayıp haksız kazancın başka yerlerde aranması gerektiğine dikkat çekerek yaptıkları işin zorluğunun, alın terinin gerçek karşılığının ne olduğunun bir gün kendilerine eşlik ederek öğrenilebileceğini beyan ettiler.

Göçmeni, Kürt’ü ve Türk’üyle dayanışma içinde olduklarını ifade eden geri dönüşüm emekçileri ekmek ve onurların için sonuna kadar mücadele edeceklerini söyleyerek açıklamalarında ilgili bütün tarafları sorumluluk almaya davet ettiler:

Geri Dönüşüm İşçileri ve Kâğıtçılar imzalarıyla yapılan basın açıklamalarının tam metinlerini yayımlıyoruz:

GERİ DÖNÜŞÜM İŞÇİLERİ BASIN AÇIKLAMASI:

Değerli Basın Emekçileri,

İstanbul valiliğinin yayınlamış olduğu   bir genelge ile  Ümraniye ve Bakırköy belediyeleri ve emniyet görevlilerince çekçek araçlarına el konulmuş, içlerinde 145’i Afgan göçmeni olan 246 kişi hakkında idari işlem uygulanmış, depolarımızdaki geri dönüştürülebilir atıklara el konulmuş ve bazı depolar yıkılmıştır.

Bu uygulama sonrasında Valilik tarafından yapılan basın açıklamasında hakkımızda çok ağır ithamlarda bulunulmuştur. Bizler de bu iddialara cevap vermek ve sorunlarımızı kamuoyu ile paylaşmak için bu basın toplantısını düzenlemek zorunda kaldık. Bizim hikâyemizi bizim dışımızda anlatan insanlar ve kurumlar dışında bir de bizden dinleyin istedik.

Halk arasında “çekçekçi” olarak tanınan biz emekçiler, insanların artık kullanmadığı ve kendi gönül rızası ile çöplere attığı atıkları(pet, plastik, karton) topluyoruz. Böylelikle  hem geçimimizi sağlıyor, hem de topladığımız atıkları geri dönüşüme kazandırarak çevrenin korunmasına destek oluyoruz.

Bizim Çalışmamız Çevreyi Kirletmez, Aksine Çevreyi Korur

Bizim çalışmamız Valiliğin basın açıklamasında iddia edildiği gibi çevre kirliliğine yol açmamakta, tam tersine çevrenin korunmasına katkı sunmaktadır. İstanbul’un lağım ve kanalizasyon sularının yeterli arıtma sağlanmadan Marmara denizine bırakılması, İstanbul araç trafiğinin egzoz gazları, çarpık kentleşme, endüstriyel atıklar gibi birçok faktör çevre kirliliğinin asıl nedenidir. Biz çekçekçilerin çalışmadığı dönemlerde çöplerin nasıl dolup taştığını hatırlamanızı istiyoruz. Çekçekçiler sayesinde belediye çöp araçları günde 2-3 yapmak yerine tek seferde çöpleri kaldırabiliyor. Bu, bizlerin sağladığı bir kamu yararı değil midir?

Bugün bir geri dönüşüm bilinci oluştuysa, geri dönüştürülebilir atıkların çevreye verdiği zarar ve bu alandaki ekonomik değerin bizler sayesinde farkına varılmıştır. Bu bilincin oluşması bizlerin sağladığı bir kamu yararı değil midir?

Özetle, Valilik açıklamasında iddia edildiği gibi mahallelerde toplamış olduğumuz pet plastik  gibi malzemelerin çevreye olumsuz etkisi yoktur. Bu malzemelerin toplanılıp işlenmesi tersine çevre kirliliğini azaltmaktadır. Diyelim ki Valilik haklı olsun. Çevreye olumsuz bir etkimiz varsa bunu çözmenin yolu bizim çalışmamızı engellemek mi, diyalog yoluyla ve ortak akıl geliştirerek birlikte çözüm üretmek midir?

Yoksul Göçmen Arkadaşlarımız Hedef Alınamaz

Gene Valilik açıklamasında yabancı (Afgan) uyruklu kişilerin geri dönüşüm işinde çalışmasını yaptığı uygulamanın gerekçelerinden biri olarak öne sürüyor. Yabancı uyruklu kişileri ülkemize biz çağırmadık. Eğer  sorun göçmenlerse niçin tüm çalışanlar cezalandırılıyor? Göçmenlerin geri dönüşüm sektöründe çalışması bizim de gelirlerimizi aşağıya çekiyor. Ama biz yoksul insanlarız, göçmenler de bizim gibi yoksul insanlar. Yoksulun halinden en iyi yoksul anlar. Göçmenlerin bu alanda çalışmasının sorumlusu biz değil, mevcut göç politikalarıdır.

Ayrıca göçmen işçiler bahane edilirken çöpte çalışanların çoğunun bu ülkenin vatandaşları olduğu gerçeği gözden kaçırılıyor. Biz bu ülkenin yoksullarıyız, Ne doğduğumuz yerleri, ne milliyetimizi, ne de yoksul ailelerin çocukları olmayı biz seçmedik. Dünyaya böyle geldik. Yaşadığımız tüm çilelere ve zorluklara rağmen doğduğumuz topraklarla da, yoksul ama namuslu ailelerimizle de gurur duyuyoruz. Çalıp çırpmadan, kimseye avuç açmadan onurumuzla yaşamak için bulabildiğimiz tek iş olan bu işi yapıyoruz.

Haksız Kazanç Değil, Alın Teri

Valiliğin iddia ettiği gibi bizim bir kazancımız haksız kazanç değil, alın teridir. Bizim ekmeğimizin hamuru alın terimizle yoğrulmuştur. Bir düşünün, önünden geçerken burnunuzu kapattığınız çöplerin içinde mecbur olmasa kim en önemli şeyini, sağlığını bile tehlikeye atarak sigortasız-güvencesiz yarı aç, yarı tok çalışır?

Bizim Yoksulluğumuz Cebimizdedir, Gönlümüz Göçmeni, Romanı, Kürdü, Türkü’yle Bir Ekmeği Bölüşecek Kadar Zengindir

Valilik, uygulamanın nedenlerinden birinin de huzur ve güvenliğin sağlanması olduğunu söylüyor. Huzur ve güvenliği bozduğumuza dair hangi delilleri öne sürüyorlar? Üstümüzün, başımızın, elimizin kirine bakarak mı böyle önyargılı bir önermede bulunuyorsunuz? Şunu bilesiniz ki, bizim kirli olan ellerimizdir, yüreğimiz ise herkesten daha temizdir. Bizim yoksulluğumuz cebimizdedir, gönlümüz göçmeni, Romanı, Kürdü, Türkü’yle bir ekmeği bölüşecek kadar zengindir.

Siz değerli basın emekçileri aracılığıyla başta İstanbul Valiliği olmak üzere belediyelere, Çevre Bakanlığına ve tüm muhataplara seslenmek istiyoruz. Bu tür uygulamalar yaşanan sorunları çözmüyor, aksine daha da derinleştiriyor. Bizleri daha fazla mağdur etmeden bir an önce bu uygulamalardan vazgeçin! Sorunlar varsa bu sorunların giderilmesi için biz geri dönüşüm işçileri elimizi taşın altına koymaya hazırız. Sizler de kamu idarecisi kimliğinizle, bizim de bu halkın bir parçası olduğumuzu ve herkes kadar yaşam hakkımızın olduğu bilinci ve sorumluluğu ile yaklaşın.

Ekmeğimizden ve Onurumuzdan Vazgeçmeyeceğiz

Geri dönüşüm işçileri olarak ama her şeyden önce insan ve yurttaş olarak sorunlarımızın çözümü için görüşmek üzere İstanbul Valiliği ve Belediyeler ile randevu talep ediyoruz. Bizim insan olduğumuzu kabul ediyorsanız sesimize kulak verin. Ama bizi insan yerine koymaz ve bu çağrımıza kulak vermezseniz siz hakkımızda ne düşünürseniz düşünün biz insanız. İnsan olduğumuz için de ne ekmeğimizden ne de onurumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz.

KÂĞITÇILAR BASIN AÇIKLAMASI:

BASINA VE KAMUOYUNA

Aylardır Valilik kararı ile süregelen kâğıt depoları baskınlarına bir yenisi eklendi. 04.10.2021 tarihinde Esenkent bölgesinde yapılan depo baskınlarında kâğıt toplayıcısı arkadaşlarımız bir kez daha mağdur edildi. Daha önceki baskınlarda Valiliğin yaptığı basın açıklamalarında toplayıcılar “çevre ve halk sağlığını tehlikeye sokmak, kayıt dışı ve sağlıksız koşullarda istihdama yol açmak, kamu zararı ve haksız kazanç elde etmek, güvenlik sorunu yaratmak, kayıt dışı göçmen çalıştırmak” iddiaları ile suçlanıyordu.

Dün yapılan baskınlar sonrasında yapılan basın açıklamasında Valiliğin dilinin değiştiğini görüyoruz. Valilik tarafından yapılan basın açıklamasında denetimlerinin hedefinin mevzuat hükümlerine uygunluğunun sağlanmasından ibaret olduğu ifade ediliyor.

Valiliğin yaptığı iki basın açıklamasındaki dil farklılığı daha önceki yaptığı uygulamaların ve yarattığı yıkımların kamuoyu tarafından kabul edilmediğini, halkımızın bu zorbalığı onaylamadığını açıkça gösteriyor.

Siyasi Partiler ve Belediyeler Topu Valiliğe Atarak Sorumluluktan Kaçıyor

Dikkat çeken bir nokta da tüm baskınlar sonrasında sadece Valiliğin açıklama yapmasıdır. Bu mesele kriminal bir meseleymiş gibi durmadan Valilik açıklama yapıyor. Sorunun diğer muhatapları ise derin bir sessizliğe boğulmuş durumdalar. Bu baskın kararları sadece Valiliğin kararı mıdır, yoksa bu kararlarda belediyelerin onayı var mıdır? Ümraniye Belediye başkanı bizzat kendisi toplayıcılara Kadosan bölgesinde yer göstermedi mi? Ümraniye bölgesindeki kâğıt depolarının Kadosan’a taşınmasını kendisi istemedi mi? Şimdi kendisinin kâğıtçılara gösterdiği bölgeye Valilik müdahale ederken sessiz kalmaya devam ediyor!

Bu zulme sessiz kalan siyasi partiler, seçmenleri olan kâğıtçıların yaşadığı bu mağduriyet karşısında daha ne kadar sessiz kalacaklar? Yoksulların vatandaşlık haklarını beş yılda bir kimin ensesinde boza pişireceğini seçmesinden ibaret mi görüyorsunuz?

Kâğıtçılara yönelik bu operasyonların açıkça yoksul insanların yaşam hakkını hiçe saymak olduğunu bilen siyasi partiler ve belediyeler topu valiliğe atarak kendilerini kurtaracaklarını düşünüyorlarsa çok yanılıyorlar.

Belediye ve siyasi parti temsilcileri ile görüştüğümüzde bize Valiliğin yaptığı uygulamalardan kendilerinin de rahatsız olduğunu söylüyorlar. Kapalı kapılar ardında bize ilettiğiniz üzüntülerinizi ve rahatsızlıklarınızı kamuoyu önünde de açıkça ifade etmenizi bekliyoruz. Eğer yüz binlerce insana yaşatılan bu mağduriyeti doğru bulmuyorsanız yanımızda olun! Doğru buluyorsanız çıkın ve söyleyin. Suskunluğunuza devam ederseniz bu suça ortak olduğunuza dair kanaatimiz artık kanaat olmaktan çıkıp somut bir ispata dönüşecektir.

Valilik bu baskınların tek gerekçesinin mevzuata uygunluk sağlamak olduğunu söylüyor. Bahsettiğiniz mevzuat, çıktığı 2004 yılından bu güne kadar bizim sayabildiğimiz kadarıyla 17 kere değişikliğe uğradı. Daha mevzuatı çıkaranlar ne istediğini bilmiyor! Siz hangi mevzuata uygunluktan bahsediyorsunuz? Yarın mevzuat bir kere daha değişirse bugün yaptığınız zulümden dolayı acı çektirdiğiniz yüz binlerce insana “pardon” mu diyeceksiniz? Bizim yaşadığımız maddi ve manevi kaybın karşılığı bir özürden mi ibaret olacak?

Düne Kadar En Yetkili Devlet Görevlileri Biz Kâğıt Toplayıcılara “Gönüllü Çevreciler” Diyerek Teşekkür Ediyordu

Siz istediğiniz kadar basın açıklamaları yaparak, yapılan baskınların kamu yararı olduğu için halkı ikna etmeye çalışabilirsiniz. Bu halk neyin kamu yararı, neyin sermayenin yararı için yapıldığını görüyor. Düne kadar en yetkili devlet görevlileri biz kâğıt toplayıcılara “gönüllü çevreciler” diyerek teşekkür ediyordu. Hatta Van depreminde Sayın Cumhurbaşkanı bizzat kendisi Meclis kürsüsünden kâğıt toplayıcılara teşekkür etmişti. Daha düne kadar “gönüllü çevreci” dediğiniz insanlara bugün bu kadar ağır ithamlarda bulunuyorsunuz!

Bu halk yaşananları görüyor, değerlendiriyor. Halkın iddia ettiğiniz gibi size mi, yoksa kendisi gibi yoksul kâğıtçılara mı destek verdiğini hep beraber göreceğiz.

Bizler çektiğimiz tüm acılara rağmen hayata tutunabilmek ve onurlu yaşamak için bu işi yaptığımızı defalarca belirttik. Bizim haksız kazanç sağladığımızı söylemek kimsenin haddine değildir. Haksız kazanç elde ettiğimizi söyleyenler gelsinler ve sadece bir gün bizimle çalışıp bizimle yaşasınlar. O zaman kazancımızın helal mi, haram mı olduğunu anlayacaklardır.

Basın aracılığı ile buradan sorunun muhatabı olan belediyelere, valilik ve çevre bakanlığına sesleniyoruz.

Bizi Yaşamın Kıyısı Olan Çöplere Kadar Sürükleyenlerin Bizi Buradan Uçuruma Yuvarlamalarına İzin Vermeyeceğiz

Derhal gözaltına alınan arkadaşlarımızı serbest bırakın!

Bir an önce bu baskınlardan vazgeçin. Bir sorun varsa bu sorunu konuşarak çözmek için kâğıt toplayıcıları muhatap alın.

Siyasi partiler, belediyeler seçmenlerinden ve yoksullardan yana taraf olun ve Valiliğin bu yasadışı uygulamalarını engellemek için gerekli girişimleri başlatın. Ya da bu uygulamaları onaylıyorsanız, yoksulların tarafında değilseniz bunu çıkın ve açık açık kamuoyu ile paylaşın!

Daha yasal mevzuatlar bile yokken bu işin cefasını çeken kâğıtçıları yok etmek için değil, sisteme entegre etmek için projeler üretin.

Biz kâğıt toplayıcıları olarak tüm bu baskılara, haksızlıklara karşı uluslararası mahkemeler de dâhil olmak üzere tüm anayasal, demokratik haklarımızı kullanmaya devam edeceğiz ve bizi yaşamın kıyısı olan çöplere kadar sürükleyenlerin bizi buradan uçuruma yuvarlamalarına izin vermeyeceğiz.

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

Üsküdar’da Eylem: Gazze Barış Kurulu Soykırım Oyunudur; Katil ABD, İran’dan Defol!

Yayınlanma:

-

Üsküdar’da, 1 Mart 2026 Pazar günü Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen’in tertip ettiği eylemde ABD ve İsrail’in İran saldırısı ve Trump önderliğinde kurulan Gazze Barış Kurulu protesto edilirken Türkiye limanlarından İsrail’e devam eden sevkiyat ve petrol transferi eleştirildi.

Eylem boyunca; “İran, ABD’ye Mezar Olacak, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, İstanbul’dan Gazze’ye Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi Hainler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Katil ABD Katil İsrail, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, Barış Kurulu Soykırım Oyunu” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Gülşah Eldemir’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SİYONİST KATLİAMIN SÜRDÜĞÜ GAZZE’DEKİ “BARIŞ KURULU” SOYTARILIĞINA;

İSRAİL’LE DEVAM EDEN TİCARETE VE SOYKIRIMA PETROL SEVKİYATINA;

KATİL İSRAİL VE ABD’NİN İRAN MUHASARASI VE SALDIRISINA;

İŞBİRLİKÇİLİK VE İHANETE HAYIR!

   Bismillâhirrahmânirrahîm,

   Kıymetli dostlar,

Aksâ Tûfânı’nın başlangıcından bu yana eşi benzeri olmayan günlerden geçiyoruz. İnsanlık tarihinin görüp göreceği en büyük soykırımlardan birine ve bağlantılı olarak insan havsalasının alamayacağı boyutlarda bir direnişe tanık olduk.

Batı Asya’daki emperyalist-Siyonist kuşatma bugün bambaşka bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

Dün itibariyle İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan yeni ve büyük savaş, tarihin yeni bir kırılma ânı olarak kaydedilecektir.

Egemen dünya düzeninin kibri, Batı Asya’daki her bir İslam beldesini birer birer yutan azgın bir canavara dönüşmüş; yeni ve son bir hamle olarak gidip İran’ın kapısına dayanmıştır!

Gazze’de iki yılı aşkın bir süre boyunca yüz binlerce kardeşimizi Siyonist lejyonu aracılığıyla katledip ölçülemez bir yıkım gerçekleştiren emperyalizm, Suriye’yi yeni bir mevzii olarak ele geçirdikten sonra 1979’daki İslam Devriminden bugüne en büyük düşmanı ilan ettiği İran’a karşı plânlayıp durduğu ölümcül darbe için türlü bahane ve gerekçelerle okyanustan körfeze, işbirlikçi rejimlerin yönetimindeki bölge ülkelerine konuşlu üslerine kadar tarih boyunca görülebilecek en büyük yığınaklardan birini “muhasara” için kurduktan sonra 12 Gün Savaşında olduğu gibi sözüm ona “müzakereler” esnasında alçakça yeni bir saldırı başlatmıştır.

   Emperyalizmin ve Siyonizm’in karşısına dikilen yürekler!

Bugün İran etrafında boy veren muhasara ve saldırganlık ancak farklı halkaların oluşturduğu bir zincir metaforu ile anlaşılabilir. “Arap Baharı” diye adlandırılan sürecin son ve çetin halkaları Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin’de yaşanmıştır. Küresel hegemonyaya karşı itirazın yoğunlaştığı cephelerde, emperyalistlere ve işbirlikçi rejimlere karşı kıyasıya bir mücadele sergilenirken Gazze Direnişi, sadece Batı Asya’da/Ortadoğu’da değil bütün bir dünyada küresel hegemonyaya itirazın ete kemiğe bürünmüş hâli oldu.

İşte bu iradeyi kırmak, küresel şeytanî işleyişin temel amacı olmuş ve bunu da ya doğrudan ya da işbirlikçi rejimleri koşullamak sûretiyle yapmıştır.

Filistin halkının Gazze’de gösterdiği eşsiz direniş, sadece Siyonist savaş makinesinin karşısına dikilmedi! Katil İsrail’in işgal ettiği Filistin coğrafyasına ya da genel anlamda bütün bir Batı Asya’ya/Ortadoğu’ya tutunması ancak bölgedeki işbirlikçi rejimler marifetiyle mümkün olduğu için Direniş, önce bölgedeki bu rejimlerle dolayısıyla da hepsinin ipini elinde tutan Büyük Şeytan Amerika’ya ve onun Egemen Dünya Düzeni içindeki ortaklarına karşı mücadele etmişti.

Türkiye’de, sizler gibi yürek ve bilinçleri İntifada saflarında harlanan devrimci halkalar; ülkenin dört bir yanında, şehirlerin cadde ve meydanlarında Siyonist katliam makinesini besleyen bütün atardamarları söküp parçalamak için mücadele etti.

Azerbaycan’dan Gazze’ye ölüm akıtan BTC boru hattının vanalarının kapatılması, İsrail’in her türlü ihtiyacını temin eden tedarik zincirinin kırılması, İsrail’in güvenliği için çalışan Kürecik NATO Radarı ile İncirlik Amerikan Üssünün kapatılması bu mücadelenin temel hedefleri olmuştu.

Halkımızın Filistin hassasiyetini sonuna kadar istismar eden AKP iktidarı ise işte bu mücadeleyi yükselten İntifada dostlarının karşısına dikilmekte gecikmedi; tutuklamalar, hapsetmeler ve uzayan yargılamalarla hakikatin bilinç ve yüreklerde mayalanmasının önüne geçmek istedi.

Şimdi ise Gazze’de direnişi yok etmek için Büyük Şeytan ABD’nin şefi Trump’ın başkanlığını yürüttüğü ve işbirlikçi bölge rejimlerinin de yer aldığı BARIŞ KURULU soytarılığı ile yeni ve bambaşka bir durum çıktı ortaya!

Herkes bilmelidir ki bütün bu şarlatanlıkları reddediyoruz! Katillerden barış güvercini çıkarma hipnozuna elbette teslim olmayacak ve Gazze direnişini bütün unsurlarıyla yok ederek işgali kalıcılaştırmak isteyen bu iradenin karşısında durmaya devam edeceğiz!

Direnişin dostları!

2002-2022 arasındaki AKP iktidarı yılları boyunca İsrail’le ticaretin 1,5 milyar dolardan 9,5 milyar dolara çıktığını; siyasî ilişkilerdeki tüm kriz iddialarına rağmen ticarî münasebetlerin istikrarlı bir şekilde sürdüğünü gördük ve yıllar boyunca bu iş birliğine karşı mücadele ettik.

Aksâ Tûfânı sürecinde “İsrail’le ticaret, Filistin’e ihanet!” itirazımızın nasıl kitleselleştiğini hatırlayalım; “Gemiler Gazze’ye, Hayfa’ya değil!” sloganının da öyle…

AKP iktidarının İsrail’le önce reddettiği sonra kısıtladığı daha sonra da baskıları savuşturmak için tümden yasakladığını iddia ettiği ticaretin hileli yollarla nasıl sürdüğünü herkes çok iyi hatırlıyor.

Şimdi artık bambaşka bir gerçeklik var. Suriye’de az önce bahsettiğimiz dönüşüm ve egemenlerin umursamadığı katliam, açlık ve sefaletle devam eden sözüm ona ateşkesle birlikte düşen duyarlıktan faydalanarak İsrail’le ticaret ve işgale petrol sevkiyatı artık çok daha pervasız bir şekilde yapılıyor.

Arkadaşlarımızın takibini yaptığı KİMOLOS adlı gemi bu pervasızlığın açık bir örneği olarak kayda geçmiştir. 7 Ekim’den sonra yapılan tüm sevkiyatlar perdelenirken son iki sevkiyat (Nissos Christiana ve Kimolos) perdelenmedi. Bu iki sevkiyatta 2 milyon varil ham petrol İsrail’e ulaştı ve elbette bu saldırılarda kullanılıyor çünkü KİMOLOS adlı gemiyle yapılan son sevkiyat, İsrail’in en stratejik ve askerî tesislerine de enerji aktaran Aşkelon’a yapıldı.

   Arkadaşlar!

   Bir yandan Filistin hassasiyetini sonuna kadar istismar etmek; diğer yandan para kazanmaktan vaz geçmemek için İsrail’e mal ve hizmet temin etmek; diğer yandan Epstein sapıklığının baş aktörlerinden bir katilin başkanlığını yaptığı ve soykırımcı Netanyahu’nun üyesi olduğu kurula girmek taktir edersiniz ki akla, vicdana ve hakikate ziyan bir tutumdan başkası değildir! Bu işbirlikçilik ve ihanet tablosuna karşı hakikatin gür sadâsını yükseltmekten başka bir seçeneğimiz yoktur!

Kıymetli kardeşler!

Batı Asya’yı alabildiğine küresel kapitalizmin sömürüsüne açmak için uzun yıllar boyunca adım adım ilerleyen süreç, konuşmamızın başında da belirttiğimiz gibi gelip 1979 İslam Devrimi ile bu sömürgeci hattan kopup bağımsızlaşan İran’ın kapılarına dayandı.

Bölgemiz yine ağır bir muhasara ve yeni bir saldırganlık ile karşı karşıya. İşbirlikçi rejimler sayesinde bölgemizde sayısız üsse sahip olan ABD; İsrail adlı karakolunu tehlikelerden korumak ve Venezuela’da olduğu gibi enerji kaynaklarına çökmek ve küresel rekabette avantajlı duruma geçmek için Küresel 28 Şubat’ı dâimî kılmaya çalışıyor.

Bir yandan 28 Şubat, diğer yandan 1 Mart sembolizmi arasında, bambaşka bir tarihî eşikte bulunuyoruz. “1 Mart tezkeresi” Irak işgaliyle başlayan utanç verici işbirlikçiliğin güçlü bir göstergesiydi. Şimdi bu utanç levhası, sınırlarını çok çok aşıp bambaşka bir tehdit çemberi oluşturdu ancak yağma yok!

Herkes duyup bilsin ki zalimlere, tağutlara geçit vermeyeceğiz! İşbirlikçilik ve ihanet zincirini kırıp parçalayacak ve Allah’ın izniyle asla diz çökmeyeceğiz!

Yaşasın Küresel İntifada!

   Kahrolsun İsrail, Kahrolsun ABD!

   Katil İsrail, Filistin’den Defol!

   Katil ABD, İran’dan Defol!

EĞİTİM İLKE-SEN               

TOKAD

ÖYB                                               

SAĞLIK İLKE-SEN

Devamını Okuyun

Haberler

Açlık Sınırı, 32 bin; Yoksulluk Sınırı ise 105 bin Lirayı Aştı

Yayınlanma:

-

TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2026 Şubat ayı sonucuna göre;

  •  Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 32.365 tl’dir.
  • Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) ise 105.425 tl’dir.
  • Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 41.900 tl’dir.
  • Mutfak enflasyonu aylık %3.65, on iki aylık %38.76, yıllık ortalama ise %39.43 olarak hesaplanmıştır.

TÜRK-İŞ’ e göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Şubat 2026 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir:

  • Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 3.65 oranında gerçekleşti.
  • On iki aylık değişim oranı yüzde 38.76 oldu.
  • Yıllık ortalama artış ise yüzde 39.43 olarak gerçekleşti.
  • İki aylık artış oranı ise yüzde 7.37 oranında oldu.

Buna göre Ocak-2026 itibariyle 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlenen Asgarî Ücret; 2026’nın Şubat sonunda açlık sınırının 4.209 lira gerisine düştü.

Kaynak: turkis.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x