Connect with us

Haberler

Üsküdar’da MESEM ve İşçi Ölümleri Eylemi

Yayınlanma:

-

Öğrenci işçi ölümleriyle son günlerde tekrar gündeme gelen MESEM projesi ve iş cinayetlerindeki emekçi ölümleri, Üsküdar’da protesto edildi. Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB’nin düzenlediği eylemde çocuk işçiliği, işçi ölümleri devlet-sermaye ortaklığının ve cezasızlık hukukunun bir sonucu olduğu dile getirildi.

“İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Yoksulluk Sürüyor Çocuklar Ölüyor, Kahrolsun Kapitalist Köle Düzeni, Öğrenciler Çocuktur İşçi Değil, Sömürücü AKP Hesap Verecek, Çocuk İşçilik Ölüm Demektir, MESEM’de Çocuklar Can Veriyor, Çıraklık Değil Köle Düzeni, Çocuk İşçiliğine İzin Verme, Sermaye Çocuklardan Elini Çek, Kaza Değil Cinayet Ölüm Değil Soykırım, Dilovası’nda Hesap Sorulmadı Duruyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz” sloganlarının atıldığı eylemde tekbir getirildi, Dilovası için adalet çağrısında bulunuldu.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli halkımız,

Büyük ozan, gönül ve hâl insanı Yunus Emre, ölüm üzerine söylediği bir şiirinde genç iken hayatını kaybedenlere yazıklanır ve şöyle der:

Bu dünyada bir nesneye / yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere / gök ekini biçmiş gibi  

Evet, Yunus Emre’nin çokça üzüldüğü bir durumdur genç iken, yiğit iken ölmek! Gençliği gök ekine yani henüz yeşil bir buğdaya benzetiyor Yunus Emre. Hiç henüz yeşil olan bir ekin, bir başak biçilir mi? Tabii ki biçilmez! Genç bir insanın ölümü henüz göğ iken, yeşil bir başak iken biçilmek gibidir.

İşte bugün bizler, bir kez daha işçi ölümleri için, henüz göğ bir ekin iken hayattan koparılan çocuklarımız için burada toplandık! Yeni göğ ekinlerin biçilmesinin, katledilmesinin önüne geçmek için bir araya geldik!

Emeğin dostları,

Maalesef çocuk işçilik giderek yaygınlaşıyor. Ezilen, yoksul halkımızın çaresiz evlatları, devlet-sermaye ortaklığında birtakım yasal manevralar marifetiyle köleleştiriliyor!

Öncelikli olarak evrensel bir ilke olarak kabul edilen şu hakikati burada tekrar tekrar vurgulamalıyız: 18 yaşını doldurmayan herkes çocuktur. Şayet çalışıyorsa “çocuk işçidir!” Bugün itibariyle yaklaşık 3 milyon çocuk işçi var! Egemenler bu duruma, yasalarla kılıf üretmeye çalışıyorlar.

Türkiye’nin sermayesever hükümeti, her ile üniversite açarak emeği ucuzlatma hedefine ulaştı! Bir yandan da meslek liseleri çoğalınca öğrencileri sanayiye yönlendirip onları “ara eleman” olarak istihdam ettiler.

Çocuklar mevsimlik tarım işçiliği, bulundukları ilde tarım işçiliği, gezici mevsimlik tarım işçiliği şeklinde işçileştirildi. Çocuk emeği, çoğu durumda aile emeği içinde görünmektedir. O nedenle sayıları belirginleşmiyor. Yine bu çocuklar, aileleriyle inşaat işçisi olarak çalışıyorlar. AVM’lerde çalışanların yüzde 90’ı 18 yaşın altındadır. Çocuk işçi ölümlerinin son birkaç yılda kentlerde, sanayilerde yoğunlaştığını görüyoruz.  “Doğumdan ölüme” bir işçilik gerçeği ile karşı karşıyayız.

Çocuk işçiliğine karşı çıkan yürekler!

2001’de Çıraklık Eğitim Merkezleri, MESEM/Merkezî Eğitim Merkezleri oldu. MESEM, 2016’da eğitime entegre edildi ve çıraklar da MESEM’li oldu. Burada 6 bin lira civarında aylık alan çocukların ücretleri İşsizlik Fonundan karşılanıyor yani ücretler, patronlar tarafından verilmiyor. Bu uygulamada devlet fonlaması olunca da pek çok yolsuzluk oluyor. İşletmeler tarafından çok sayıda MESEM’li çocuk alınmış gösteriliyor ve her biri için para alınıyor.

Şimdi meselenin en kritik noktasına değinelim:

Meslek eğitiminde kişinin başında durularak parça parça öğretim yapılması gerekiyor ancak MESEM’deki çocuklar böyle bir yetiştirme süreci olmaksızın doğrudan, yabancısı oldukları ağır iş süreçlerine dahil ediliyor. Yani burada herhangi bir çıraklık sürecinden bahsedilemez! Haftada bir gün okula, dört gün de sanayiye giden çocukların herhangi bir çıraklık sürecinde lâyıkıyla eğitim almadan ağır iş süreçlerine dâhil olduğunu, herhangi bir mesai kısıtlamasına uyulmadan geç vakitlere kadar ve öngörüldüğü gibi dört gün değil de çoğu zaman beş ya da altı gün hem de çoğu zaman meslekleriyle alakası olmayan işlerde çalıştırıldıklarını görüyoruz.

Sanayiye, patronlara ucuz iş gücü sağlamak amacıyla patronların hizmetine koşulan, herhangi bir meslekî maharet kazandırılmayan bu çocuklarımız bütün tecrübesizlikleriyle dahil oldukları bu süreçte acımasızca hayattan kopartılmaktadırlar.

Zekâi Dikici, Eren Dağ, Alperen Kocayavuz, Arda Tonbul, Yağız Yıldız, Berk İvacık ve daha nice yavrumuzdan oluşan koca bir liste!

Evet, MESEM’li 17 çocuğumuz iş cinayetlerinde katledildi. 2025 yılında en az 85 çocuğumuz iş cinayetlerinde hayattan kopartıldı. Son 13 yılda ise en az 827 çocuk, evet çocuk, iş cinayetlerinde kurban edildi!

Büyük ozan Yunus Emre’nin asırlar öncesinden bugüne ulaşan sesi, bir yandan Gazze’de işgalci ve soykırımcı İsrail tarafından katledilen on binlerce yavrumuz, diğer yandan ise bütün dünya ve Türkiye’de sermayeye kurban verilen çocuklarımız için vicdanlarda yankılanmaktadır!

Arkadaşlar!

Geçtiğimiz günlerde MESEM’deki iş cinayetlerini protesto eden 16 genç hâlâ tutukludur! Bu ülkede hakikati haykırmanın bedeli oldukça ağır! Peki, MESEM uygulaması fukara yavrularımızı göğ ekinler gibi hayattan koparırken biz susalım mı? Yoksulluk ve çaresizlik girdabında çırpınan halkımızın yanında yer alıp adalet mücadelesi vermeyelim mi?

Şunu herkes duyup bilsin ki eğitim süreçlerini sermayeye kaynak ve ucuz iş gücü transferi olarak tasarlayan kapitalist yağma düzenine itiraz etmeye devam edeceğiz! Çocuklarımız için açlık ve yoksulluk tehdidinden ötede yeni, dayanışmacı ve tabiatla barışık bir dünya kurmak için var gücümüzle çalışacağız!

Emeğin ve emekçinin omuzdaşları!

Bütün bir Anadolu, sermayenin azgın iştihasına devredilerek delik deşik edilmiş; çocuk işçiliğine maruz kalan yavrularımız iş cinayetlerinde yaşamdan kopartılmış; fukara emekçi kitleler on binlercesiyle açık bir soykırım sürecine maruz kalmıştır!

Evet, çok korkunç, yakıcı ve iç karartıcı rakamlarla, tablolarla karşı karşıyayız. İnsan canının devlet tarafından korunup kollanan sermayenin çıkarları karşısında herhangi bir değeri olmayan ülkemizde işçiler, soykırım tabirini hak edecek toplu öldürmelere maruz kalıyorlar.

Şimdi o korkunç tablonun ürkütücü gerçeğini bir kez daha ortaya koyalım:

İSİG verilerine göre 2025 yılının Kasım ayında en az 216 emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde can vermiştir.

Yine 2025 yılının ilk 11 ayında en az 1956 emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde katledilmiştir.

Son 23 yılda ise 35 binden fazla emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde öldürülmüştür.

Evet, on binlerce işçi… Tam bir katliam, tam bir soykırım!

Yukarıdaki rakamlara göre her ay 200’e yakın işçi katledilmektedir. Önlenebilir ölümlere cinayet diyoruz. Kapitalizmin insan hayatını değersiz kılan uygulamalarının mağduru olan yoksul emekçilerin bu ölümleri elbette ve kesin olarak cinayettir. Çocuk işçi ölümlerinde olduğu gibi cezasızlıklardan beslenen bu cinayetler tartışmasız bir şekilde cinayettir, katliamdır!

Arkadaşlar,

Yıllardır bu gerçeği dile getiren, adalet arayan haykırışlara rağmen yoksullaştırılan halkımızın iş cinayeti olarak artan ölümlere maruz kaldığını görüyoruz. Daha 8 Kasım 2025’te Dilovası’nda, 3’ü çocuk 6 işçi kardeşimiz, Ravive Kozmetik cinayetinde katledildi! Şikâyetlere rağmen herhangi bir denetimin olmadığı bu cinayetten sonra hiçbir sorumlu kamu görevlisine hukukî bir soruşturma açıldığını duymadık, kimse istifa etmedi!

İşte bu örnek bile tek başına iş cinayetlerinin nasıl bir hukuksuzluk zemininden beslendiğinin açık kanıtıdır. Bütün bunlardan önceki asıl problem ise halkımıza dayatılan sermaye düzeni ve onun sömürücü, köleci karakteridir.

Açlık sınırının kat kat altındaki köleci sömürü rakamı olan asgarî ücretle insanımızı ezen, emeği yağmalayan bu düzenle esastan hesaplaşılması gerekiyor. Bu, bizim hem teorik hem de fiilî sorumluluğumuzdur.

İşçiler, emekçiler, çocuk-yetişkin, yerli-mülteci denmeden kapitalist yağma düzeninin çarklarında öğütülüyor. Yoksulluğa, açlığa, çaresizliğe mahkûm edilerek tabiattan, özgür bir yaşamdan kopartılan emekçilerin birer birer önümüze düşen ölümleri, nasıl bir düzene, nasıl bir işleyişe maruz kaldığımızı göstermektedir.

Türkiye’yi ucuz iş gücü cennetine çeviren AKP iktidarı, bugünlerde süren Asgarî Ücret Tespit Komisyonu müsameresinde olduğu gibi emekçilere, emeğe zerrece bir saygı duymamakta, bütün iradesiyle tamamen yerli ve yabancısıyla sermayeden yana saf tutmaktadır.

Kıymetli dostlar!

Bütün bu ölüm ve soykırım düzeninin hedef aldığı emekçilere karşı sorumluluklarımız her geçen gün katlanmaktadır. Şunu herkes bilsin ki çocuğuyla, işçisiyle halkımız asla sahipsiz değildir! Kapitalistler her ne kadar iktidardan güç alsalar da halkın adalet talebinin karşısında duramayacaklardır. Hep birlikte, omuz omuza alın terimizin, emeğimizin hakkı ve hürmeti için mücadele edeceğiz!

Tabiatla barışık, dayanışmacı yeni ve bambaşka bir hayat mümkün ve gereklidir. Tabiatın tasallutundan hem emeği hem de tabiatı kurtarmak mümkündür. Kimsenin bir başkasının işçisi olmadığı bir dayanışma modeli ile ilerleyen başka bir işleyiş evet, elbette mümkündür.

İşte bu mümkünlerin izlerini sürmezsek emekçiler her yıl binlerce ve binlercesiyle katledilecek, hayatta kalanlar da en acımasız kölelik koşullarında sömürülmeye devam edeceklerdir.

2025’in Kasım ve yılın ilk 11 ayı için verdiğimiz rakamlar Aralık ayı boyunca maalesef yeni cinayetlerle daha da kabardı, bu gidişle de kabarmaya devam edecek görünüyor!

İnanıyor ve haykırıyoruz ki direndikçe zulmü, sömürüyü, çocuk işçiliğini, iş cinayetlerini, köleliği durdurabiliriz. Şüphesiz ki Allah; adaleti emreder, kötülüğü yasaklar!

Haber: Şilan Deniz

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x