Connect with us

Haberler

Üsküdar’da MESEM ve İşçi Ölümleri Eylemi

Yayınlanma:

-

Öğrenci işçi ölümleriyle son günlerde tekrar gündeme gelen MESEM projesi ve iş cinayetlerindeki emekçi ölümleri, Üsküdar’da protesto edildi. Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB’nin düzenlediği eylemde çocuk işçiliği, işçi ölümleri devlet-sermaye ortaklığının ve cezasızlık hukukunun bir sonucu olduğu dile getirildi.

“İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Yoksulluk Sürüyor Çocuklar Ölüyor, Kahrolsun Kapitalist Köle Düzeni, Öğrenciler Çocuktur İşçi Değil, Sömürücü AKP Hesap Verecek, Çocuk İşçilik Ölüm Demektir, MESEM’de Çocuklar Can Veriyor, Çıraklık Değil Köle Düzeni, Çocuk İşçiliğine İzin Verme, Sermaye Çocuklardan Elini Çek, Kaza Değil Cinayet Ölüm Değil Soykırım, Dilovası’nda Hesap Sorulmadı Duruyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz” sloganlarının atıldığı eylemde tekbir getirildi, Dilovası için adalet çağrısında bulunuldu.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli halkımız,

Büyük ozan, gönül ve hâl insanı Yunus Emre, ölüm üzerine söylediği bir şiirinde genç iken hayatını kaybedenlere yazıklanır ve şöyle der:

Bu dünyada bir nesneye / yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere / gök ekini biçmiş gibi  

Evet, Yunus Emre’nin çokça üzüldüğü bir durumdur genç iken, yiğit iken ölmek! Gençliği gök ekine yani henüz yeşil bir buğdaya benzetiyor Yunus Emre. Hiç henüz yeşil olan bir ekin, bir başak biçilir mi? Tabii ki biçilmez! Genç bir insanın ölümü henüz göğ iken, yeşil bir başak iken biçilmek gibidir.

İşte bugün bizler, bir kez daha işçi ölümleri için, henüz göğ bir ekin iken hayattan koparılan çocuklarımız için burada toplandık! Yeni göğ ekinlerin biçilmesinin, katledilmesinin önüne geçmek için bir araya geldik!

Emeğin dostları,

Maalesef çocuk işçilik giderek yaygınlaşıyor. Ezilen, yoksul halkımızın çaresiz evlatları, devlet-sermaye ortaklığında birtakım yasal manevralar marifetiyle köleleştiriliyor!

Öncelikli olarak evrensel bir ilke olarak kabul edilen şu hakikati burada tekrar tekrar vurgulamalıyız: 18 yaşını doldurmayan herkes çocuktur. Şayet çalışıyorsa “çocuk işçidir!” Bugün itibariyle yaklaşık 3 milyon çocuk işçi var! Egemenler bu duruma, yasalarla kılıf üretmeye çalışıyorlar.

Türkiye’nin sermayesever hükümeti, her ile üniversite açarak emeği ucuzlatma hedefine ulaştı! Bir yandan da meslek liseleri çoğalınca öğrencileri sanayiye yönlendirip onları “ara eleman” olarak istihdam ettiler.

Çocuklar mevsimlik tarım işçiliği, bulundukları ilde tarım işçiliği, gezici mevsimlik tarım işçiliği şeklinde işçileştirildi. Çocuk emeği, çoğu durumda aile emeği içinde görünmektedir. O nedenle sayıları belirginleşmiyor. Yine bu çocuklar, aileleriyle inşaat işçisi olarak çalışıyorlar. AVM’lerde çalışanların yüzde 90’ı 18 yaşın altındadır. Çocuk işçi ölümlerinin son birkaç yılda kentlerde, sanayilerde yoğunlaştığını görüyoruz.  “Doğumdan ölüme” bir işçilik gerçeği ile karşı karşıyayız.

Çocuk işçiliğine karşı çıkan yürekler!

2001’de Çıraklık Eğitim Merkezleri, MESEM/Merkezî Eğitim Merkezleri oldu. MESEM, 2016’da eğitime entegre edildi ve çıraklar da MESEM’li oldu. Burada 6 bin lira civarında aylık alan çocukların ücretleri İşsizlik Fonundan karşılanıyor yani ücretler, patronlar tarafından verilmiyor. Bu uygulamada devlet fonlaması olunca da pek çok yolsuzluk oluyor. İşletmeler tarafından çok sayıda MESEM’li çocuk alınmış gösteriliyor ve her biri için para alınıyor.

Şimdi meselenin en kritik noktasına değinelim:

Meslek eğitiminde kişinin başında durularak parça parça öğretim yapılması gerekiyor ancak MESEM’deki çocuklar böyle bir yetiştirme süreci olmaksızın doğrudan, yabancısı oldukları ağır iş süreçlerine dahil ediliyor. Yani burada herhangi bir çıraklık sürecinden bahsedilemez! Haftada bir gün okula, dört gün de sanayiye giden çocukların herhangi bir çıraklık sürecinde lâyıkıyla eğitim almadan ağır iş süreçlerine dâhil olduğunu, herhangi bir mesai kısıtlamasına uyulmadan geç vakitlere kadar ve öngörüldüğü gibi dört gün değil de çoğu zaman beş ya da altı gün hem de çoğu zaman meslekleriyle alakası olmayan işlerde çalıştırıldıklarını görüyoruz.

Sanayiye, patronlara ucuz iş gücü sağlamak amacıyla patronların hizmetine koşulan, herhangi bir meslekî maharet kazandırılmayan bu çocuklarımız bütün tecrübesizlikleriyle dahil oldukları bu süreçte acımasızca hayattan kopartılmaktadırlar.

Zekâi Dikici, Eren Dağ, Alperen Kocayavuz, Arda Tonbul, Yağız Yıldız, Berk İvacık ve daha nice yavrumuzdan oluşan koca bir liste!

Evet, MESEM’li 17 çocuğumuz iş cinayetlerinde katledildi. 2025 yılında en az 85 çocuğumuz iş cinayetlerinde hayattan kopartıldı. Son 13 yılda ise en az 827 çocuk, evet çocuk, iş cinayetlerinde kurban edildi!

Büyük ozan Yunus Emre’nin asırlar öncesinden bugüne ulaşan sesi, bir yandan Gazze’de işgalci ve soykırımcı İsrail tarafından katledilen on binlerce yavrumuz, diğer yandan ise bütün dünya ve Türkiye’de sermayeye kurban verilen çocuklarımız için vicdanlarda yankılanmaktadır!

Arkadaşlar!

Geçtiğimiz günlerde MESEM’deki iş cinayetlerini protesto eden 16 genç hâlâ tutukludur! Bu ülkede hakikati haykırmanın bedeli oldukça ağır! Peki, MESEM uygulaması fukara yavrularımızı göğ ekinler gibi hayattan koparırken biz susalım mı? Yoksulluk ve çaresizlik girdabında çırpınan halkımızın yanında yer alıp adalet mücadelesi vermeyelim mi?

Şunu herkes duyup bilsin ki eğitim süreçlerini sermayeye kaynak ve ucuz iş gücü transferi olarak tasarlayan kapitalist yağma düzenine itiraz etmeye devam edeceğiz! Çocuklarımız için açlık ve yoksulluk tehdidinden ötede yeni, dayanışmacı ve tabiatla barışık bir dünya kurmak için var gücümüzle çalışacağız!

Emeğin ve emekçinin omuzdaşları!

Bütün bir Anadolu, sermayenin azgın iştihasına devredilerek delik deşik edilmiş; çocuk işçiliğine maruz kalan yavrularımız iş cinayetlerinde yaşamdan kopartılmış; fukara emekçi kitleler on binlercesiyle açık bir soykırım sürecine maruz kalmıştır!

Evet, çok korkunç, yakıcı ve iç karartıcı rakamlarla, tablolarla karşı karşıyayız. İnsan canının devlet tarafından korunup kollanan sermayenin çıkarları karşısında herhangi bir değeri olmayan ülkemizde işçiler, soykırım tabirini hak edecek toplu öldürmelere maruz kalıyorlar.

Şimdi o korkunç tablonun ürkütücü gerçeğini bir kez daha ortaya koyalım:

İSİG verilerine göre 2025 yılının Kasım ayında en az 216 emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde can vermiştir.

Yine 2025 yılının ilk 11 ayında en az 1956 emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde katledilmiştir.

Son 23 yılda ise 35 binden fazla emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde öldürülmüştür.

Evet, on binlerce işçi… Tam bir katliam, tam bir soykırım!

Yukarıdaki rakamlara göre her ay 200’e yakın işçi katledilmektedir. Önlenebilir ölümlere cinayet diyoruz. Kapitalizmin insan hayatını değersiz kılan uygulamalarının mağduru olan yoksul emekçilerin bu ölümleri elbette ve kesin olarak cinayettir. Çocuk işçi ölümlerinde olduğu gibi cezasızlıklardan beslenen bu cinayetler tartışmasız bir şekilde cinayettir, katliamdır!

Arkadaşlar,

Yıllardır bu gerçeği dile getiren, adalet arayan haykırışlara rağmen yoksullaştırılan halkımızın iş cinayeti olarak artan ölümlere maruz kaldığını görüyoruz. Daha 8 Kasım 2025’te Dilovası’nda, 3’ü çocuk 6 işçi kardeşimiz, Ravive Kozmetik cinayetinde katledildi! Şikâyetlere rağmen herhangi bir denetimin olmadığı bu cinayetten sonra hiçbir sorumlu kamu görevlisine hukukî bir soruşturma açıldığını duymadık, kimse istifa etmedi!

İşte bu örnek bile tek başına iş cinayetlerinin nasıl bir hukuksuzluk zemininden beslendiğinin açık kanıtıdır. Bütün bunlardan önceki asıl problem ise halkımıza dayatılan sermaye düzeni ve onun sömürücü, köleci karakteridir.

Açlık sınırının kat kat altındaki köleci sömürü rakamı olan asgarî ücretle insanımızı ezen, emeği yağmalayan bu düzenle esastan hesaplaşılması gerekiyor. Bu, bizim hem teorik hem de fiilî sorumluluğumuzdur.

İşçiler, emekçiler, çocuk-yetişkin, yerli-mülteci denmeden kapitalist yağma düzeninin çarklarında öğütülüyor. Yoksulluğa, açlığa, çaresizliğe mahkûm edilerek tabiattan, özgür bir yaşamdan kopartılan emekçilerin birer birer önümüze düşen ölümleri, nasıl bir düzene, nasıl bir işleyişe maruz kaldığımızı göstermektedir.

Türkiye’yi ucuz iş gücü cennetine çeviren AKP iktidarı, bugünlerde süren Asgarî Ücret Tespit Komisyonu müsameresinde olduğu gibi emekçilere, emeğe zerrece bir saygı duymamakta, bütün iradesiyle tamamen yerli ve yabancısıyla sermayeden yana saf tutmaktadır.

Kıymetli dostlar!

Bütün bu ölüm ve soykırım düzeninin hedef aldığı emekçilere karşı sorumluluklarımız her geçen gün katlanmaktadır. Şunu herkes bilsin ki çocuğuyla, işçisiyle halkımız asla sahipsiz değildir! Kapitalistler her ne kadar iktidardan güç alsalar da halkın adalet talebinin karşısında duramayacaklardır. Hep birlikte, omuz omuza alın terimizin, emeğimizin hakkı ve hürmeti için mücadele edeceğiz!

Tabiatla barışık, dayanışmacı yeni ve bambaşka bir hayat mümkün ve gereklidir. Tabiatın tasallutundan hem emeği hem de tabiatı kurtarmak mümkündür. Kimsenin bir başkasının işçisi olmadığı bir dayanışma modeli ile ilerleyen başka bir işleyiş evet, elbette mümkündür.

İşte bu mümkünlerin izlerini sürmezsek emekçiler her yıl binlerce ve binlercesiyle katledilecek, hayatta kalanlar da en acımasız kölelik koşullarında sömürülmeye devam edeceklerdir.

2025’in Kasım ve yılın ilk 11 ayı için verdiğimiz rakamlar Aralık ayı boyunca maalesef yeni cinayetlerle daha da kabardı, bu gidişle de kabarmaya devam edecek görünüyor!

İnanıyor ve haykırıyoruz ki direndikçe zulmü, sömürüyü, çocuk işçiliğini, iş cinayetlerini, köleliği durdurabiliriz. Şüphesiz ki Allah; adaleti emreder, kötülüğü yasaklar!

Haber: Şilan Deniz

Haberler

NATO Zirvesini Protesto Eylemleri Sürüyor: NATO Zirvesi İhanettir!

Yayınlanma:

-

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve ABD başkanı Trump’ın zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de bu organizasyonlara karşı sürdürdükleri nöbet eylemlerini Üsküdar sahilde, 17 Haziran 2026 çarşamba günü tertip ettikleri bir eylemle devam ettirdiler. Eylemde Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi.

Eylem boyunca, “NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da NATO-Trump Eylemi: NATO Zirvesi İhanettir!

Yayınlanma:

-

Üsküdar’da, 10 Haziran 2026 çarşamba günü Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen bir eylemle 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesi ve  zirve nedeniyle Ankara’ya geleceğini söyleyen ABD başkanı Trump’ın protesto edilirken Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi.

Eylem boyunca, “NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

Değerli arkadaşlar,

Son derece önemli günlerden geçiyoruz.

Ankara, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor!

Şimdi, NATO adlı terör, işgal ve katliam şebekesinin ve onun şefi katil ABD’nin Türkiye ile kirli ilişkilerinin nasıl şekillendiğine hep beraber bakalım:

71 sene önce, 15 Şubat 1955’te Büyük Şeytan Amerika İncirlik’e konuşlandı.

Bütün dünyadaki katliam, sömürü ve yağmanın günümüzdeki baş faili ve örgütleyicisi Amerika’nın Anadolu topraklarına yerleşeli tam 71 yıl oldu!

Dünyanın sayısız noktasında halkları köleleştirmek, ülkeleri yağmalamak için dönen emperyalist çark 71 yıl önce hem Anadolu’ya hem de Batı Asya’ya/Ortadoğu’ya vaziyet etmek için İncirlik işgaline başladı.

Dostlar,

Şimdi hep birlikte son 71 yılın tarihine bakalım:

Türkiye’den tutun da Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun diğer coğrafyalarına kadar Amerikan müdahalelerinin, sömürgeleştirmesinin olmadığı, fitne ve fesadının çıkmadığı herhangi bir yer var mı?

İncirlik’e konuşlanan bu şeytani güç, Batı Asya’daki/Ortadoğu’daki diğer üsleriyle birlikte her yıl, her gün yeni bir kumpasın, yeni bir fitnenin merkezi olmuştur.

Bu üsler; Irak, Libya, Afganistan, Suriye, İran gibi saldırı ve işgallerde doğrudan yer almıştır.

Bu üsler, Siyonist İsrail’e doğrudan destek vermiştir.

Bu üsler İslami direniş hareketlerini ve diğer antiemperyalist oluşumları doğrudan hedef almıştır.

Bu üsler Türkiye başta olmak üzere Batı Asya/Ortadoğu ülkelerinde darbeler tertip etmiş, her tür siyasal müdahalede büyük rol oynamıştır.

Bu üsler küresel kapitalizmin bölge jandarmalığını yapan yeni tür bir polis gücü olmuştur

Şimdi halkımıza soruyoruz:

Bunca fitnenin merkezi olan üslerin Anadolu topraklarında ne işi var?

Bütün dünyayı ateşe veren ve mazlumların baş belası olmayı ısrarla sürdüren Büyük Şeytan, nasıl oluyor da İncirlik beldemizde barınabiliyor?

Her gün bağımsızlık nutukları atan yöneticiler, resmî propagandalar bizim bu hakikati görmediğimizi mi sanıyorlar?

Kan gölüne çevirdikleri Batı Asya/Ortadoğu coğrafyamızdan yükselen çığlık ve feryatların İncirlik’e değmediğini mi sanıyorlar?

Kardeşler,

Bizler 71 yıldır Anadolu’nun bağrına bir hançer gibi saplanan bu üssün bir an önce kapatılması çağrısıyla buradayız!

Ümmetin, halkların tescilli katili emperyalist zalim Amerika’ya karşı coğrafyamızı özgürleştirmek temel şiarımızdır. Bütün Müslümanların, bütün antiemperyalist çevrelerin aynı duyarlıkla ve yoğun olarak bu çağrıyı paylaşmaları, bu isyana katılmaları gerekmektedir!

Hem işgal ve sömürüden, bağımsızlık ve özgürlükten bahsedip hem de 71 yıldır süren doğrudan işgal gerçeğiyle yüzleşmemek kabul edilemez!

90 tane atom bombasının olduğu bir üsse ev sahipliği yapan bir ülkenin bağımsızlığından, onurundan dolayısıyla da herhangi bir İslam kardeşliğinden bahsedilemez!

O hâlde yapılacak şey bellidir:

Büyük Şeytan Amerika bir an önce İncirlik’ten, Türkiye’deki bütün noktalardan defedilmelidir!

Değerli halkımız,

Emperyalist ağlar hayatımızı, coğrafyamızı öylesine kuşatmış ki hangi kötücül gelişmeyi işleyeceğimizi şaşırabiliyoruz!

Şimdi de Türkiye’nin NATO üyeliğinden bahsedelim.

74 sene önce, 18 Şubat 1952’de Türkiye, batı kapitalizminin jandarması olan NATO’ya üye oldu.

İşbirlikçi siyasetler Türkiye’nin emperyalist blok içine çekilmesine onay verdi.

Türkiye tam 74 yıldır bu emperyalist jandarma gücünün içinde yer alıyor.

Soğuk savaş yıllarından bugüne emperyalist efendilerin koçbaşılığını yapıyor.

Küresel zalimlerin İslam dünyasına, Batı Asya’ya/Ortadoğu’ya vaziyet ettiği bir ileri karakol görevini îfa ediyor.

Arkadaşlar,

Küresel efendilerin yağma ve sömürü örgütü olan emperyalist şebeke NATO’nun ne olduğunu biz Afganistan’dan, Libya’dan, Irak’tan, Suriye’den, Gazze’den ve en son İran’dan çok iyi biliyoruz.

Bugün topraklarımız eli kanlı fesat örgütü NATO’nun üsleriyle dolu.

NATO kara karargâhı biliyorsunuz İzmir’de!

NATO Radar Üssü Malatya-Kürecik’te!

NATO Deniz Unsur Komutanlığı Boğaz’da, Beykoz’a kuruluyor!

NATO Kolordusu ise Adana’da kurulacak!

İrili ufaklı çok sayıda üs de yönünü İslam coğrafyasına, Batı Asya’ya/Ortadoğu’ya dönmüş durumda!

Bu durumda biz ya doğrudan Büyük Şeytan Amerika’nın ya da onun İngiltere, Fransa gibi müttefikleriyle önderlik yaptığı terör şebekesi NATO’nun saldırı üssüne dönmüş olmuyor muyuz, sorarız size?

Kendi ülkesini özgürleştirmekten aciz bir çaresizliği ancak unutmuş gibi yapıyoruz.

Bu emperyalist ittifaklara ve askerî üslere teslimiyetimizi hatırlamak istemiyoruz.

Bu durumda başta İslami çevrelere seslenmek gerekiyor:

Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun her bir yanına özgürlük götürmede çok istekli olan söylemlerinizde kendi coğrafyanızın fiilî işgaline karşı neden birkaç cümle yer bulamıyor?

Kıymetli halkımız,

Biz, yeryüzünde fitne çıkarıp halkları katleden, coğrafyaları yağmalayan katil şebekelerden ve onlarla iş tutanlardan uzağız.

Türkiye’nin, küresel kapitalizmin, emperyalizmin jandarması NATO’dan bir önce çıkması için elimizden geleni yapmalıyız.

İncirlik başta olmak üzere Büyük Şeytan Amerika’nın Anadolu’daki üslerini söküp atmak öncelikli sorumluluklarımız arasına girmelidir.

Âlemlerin Rabbi olan Allah bizim zalimlere karşı olmamızı, mazlumlardan yana saf tutmamızı istemektedir.

Şüphesiz ki Allah zalim bir topluluğu hidayete erdirmez!

Kıymetli İstanbul halkı,

Az evvel bahsettik, şimdi biraz açalım:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli halkımız,

NATO, halkın sağlık hizmetlerine de göz dikiyor!

NATO, gerekli gördüğünde, örneğin sivil sağlık hizmetlerinin elindeki kan stoğunu asker personel için kullanabilecektir.

İnsan hayatının merkezinde bulunan sağlık hizmetlerini silah sistemleriyle eşdeğer önemde gören yetkililerce militarize edilen sağlık hizmetleri, NATO üyeliğinin “yük paylaşımı” görevi savaş durumunda hızla ‘kaynak paylaşımına’ dönüştüğünde, kime ne kadar ulaştırılacak?

Şimdi bir ülke düşünelim:

Emperyalist-kapitalist sistemin “üst sıralarında” bulunmasa da iktidarlar tarafından ne pahasına olursa olsun ittifakın içerisinde tutulan, ekonomisi oldukça ‘kırılgan’, sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin zaten ağır aksak yürüdüğü ancak kalabalık bir askerî/sivil nüfusa sahip bir ülke; böyle bir senaryoda kaç yıl değil, kaç ay tutunabilir ve müttefiklerinden hangisi böyle bir enkazın kurtulması için omuz verecek cesarete sahip olabilir?

NATO zirvesi şirktir, ihanettir!

Evet, NATO, bütün boyutlarıyla bir yıkım örgütüdür.

Şimdi bu yıkım örgütü, küresel emperyalist şef Trump’ın da katılımıyla Ankara’da zirve yapacak!

Bu zirvenin ev sahibi ise İslamî kimliği sonuna kadar istismar eden AKP iktidarı olacak!

Aynı anda hem küresel şeytanlara hem Allah’a boyun eğilir mi?

Ya Âlemlerin Rabbi Allah’a teslim olursunuz ya da tâğutlara, küresel şeytanî düzene!

Cenâb-ı Allah, Âl-i İmrân sûresi 160. ayette “Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” buyurmaktadır.

Birtakım vehim ve kaygılarla ABD’nin, NATO’nun yanında durmak dînen merdûddur, haramdır!

Kıymetli dostlar,

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesi, bütün bir memleket adına utanç vericidir! Halkımız bu utanca karşı ayağa kalkmalıdır!

Biz buradan, Üsküdar’dan bütün halkımıza, iş birlikçi iktidara, dünyanın bütün halklarına sesleniyoruz:

“Katil Trump, defol! Katil NATO, defol!”

EĞİTİM İLKE-SEN

SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD

SAĞLIK İLKE-SEN

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da “Yoksulluk Büyüyor, Açlık Derinleşiyor” Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği, 03 Haziran 2026 günü Üsküdar’da “Çünkü Açlık Çoğunluktadır-Zam, Sömürü, Yağma Düzenine Hayır” başlıklı bir eylem tertip etti. Eylemde, yoksulluk ve açlığı derinleştiren ekonomi politikaları protesto edildi ve “Hakça Bölüşüm, Adil Paylaşım” teklifinde bulunuldu.

Ücretleri patron tarafından gasp edilen Doruk maden işçilerinin devam eden mücadelesinin de selamlandığı eylemde  “Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Aileler Yoksul Öğrenciler Aç, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır, Asgarî Ücret Köleliktir, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Zulme Karşı Omuz Omuza, Kahrolsun Faizci Yağma Düzeni, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Emekliler Ölüme Terk Edildi, Allah Adaleti Emreder, Emekçiler Köle Olmayacak, Madenciler Hakkını Direnerek Alacak” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Çünkü Açlık Çoğunluktadır – Zam, Sömürü, Yağma Düzenine Hayır!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli arkadaşlar,

Yine şair Turgut Uyar’ın mısralarıyla karşınızdayız: “Açlık Çoğunluktadır!”

İnsan haysiyet ve onurunun iyice ayaklar altına alındığı zamanlardayız.

Pervasız sömürü düzeni açlığı çoğunluk kılmıştır ki açlık, bir kişiyle sınırlı olsa bile utanç vericidir, asla kabul edilemez!

Farklı araştırmalar gösteriyor ki açlık sınırı en az 35 bin liradır!

Yoksulluk sınırı ise 115 bin liraya dayanmış durumda!

Buna göre dört kişilik bir ailenin hayatta kalabilmesi için en az 35 bin liralık gıdaya erişmesi gerekiyor.

Açlık sınırı denilen çizgi işte budur: dört kişilik bir ailenin ulaşması gereken gıda ederi!

Elbette ki insanın ihtiyacı sadece gıda değildir.

Soruyoruz size:

İnsan; barınmaya, eğitime, ulaşıma, sağlığa, kültüre ihtiyaç duymaz mı?

Biliyorsunuz ki ülke genelinde kiralar 30 bin lira seviyesinden başlıyor.

Ulaşım masrafları ailelerin belini büküyor.

Anne-babalar, evlatlarını uzak şehirlerdeki üniversitelere göndermekten çekiniyor.

Öğrencilerin barınma sorunu zirveye çıkmış durumda! Sırf bu nedenle pek çok öğrenci istediği üniversitelere kayıt yaptıramıyor.

Bir öğretim yılının daha sonuna geldik.

Aileler forma, ayakkabı, kırtasiye, ulaşım masrafları derken çocuklarını okullara göndermekte büyük sıkıntılar yaşadı. Her kademeden çok sayıda öğrenci okulunu bıraktı.

Okul kantinlerinden bir tost alıp yiyebilen bir öğrencinin şanslı addedildiği dönemlerden geçiyoruz.

Şehir içi, şehirler arası ulaşım halkımıza adeta hapishane hayatını dayatıyor.

Ekonomik yetersizlikler, halkımızın tedavi imkânlarını ellerinden alarak sağlık sorunlarını derinleştiriyor.

Kültürel ilgiler artık tümüyle lüks kabul ediliyor.

Mesela kitap fiyatları alıp başını gitmiş durumda!

Şimdi size tekrar soruyoruz:

Açlık sadece gıdayla ilgili bir durum mudur?

Barınma, sağlık, ulaşım, eğitim, kültür alanlarındaki açlıktan bahsetmeye bu ülkede sıra bile gelmiyor!

Kıymetli halkımız!

Hâl-i hazırda asgarî ücret, 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanıyor.

Açlık sınırı 65 bin lirayı; yoksulluk sınırı ise 114 bin liraya aşmış durumdadır!

Milyonlarca emekçi, kölelik ücreti dediğimiz asgarî ücret karşılığında çalışıyor.

Çok sayıda emekçi kardeşimiz asgarî ücret bile alamıyor.

Çalışma saatleri ise neredeyse tümüyle keyfî uygulamalara tâbidir!

Asgarî ücretin, artık genel geçer ücret olduğunu görüyoruz.

Artık çalışanların ücretleri asgarî ücrete kıyasla belirleniyor.

Net asgarî ücret bugün itibariyle açlık sınırının en az 7 bin lira altındadır!

En düşük emeklilik maaşı ile açlık sınırı arasında ise en az 15 bin lira var!

Biliyorsunuz, önceki yıllarda asgarî ücret ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yılda iki defa artmaktaydı.

Sermaye sahipleri ve AKP iktidarı 2024 itibariyle bu uygulamadan vazgeçerek asgarî ücret artışını sadece Ocak ayı ile sınırlandırdı.

Zaten sene başlarında açlık sınırına kısmen yakın seviyelerde uygulanmaya başlanan asgarî ücret, şu anda açlık sınırının çok çok altına düşerek eşi benzeri görülmemiş bir kölelik ve sefaletin emekçilere dayatıldığını kanıtlıyor!

“Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” ilkesini reddederek halkımızı açlık ve sefalete, köleliğe mahkûm eden kapitalist sömürü düzeni bir karabasan gibi hayatlara çökmüştür!

   Arkadaşlar!

Milyonlarca emekli çok çok düşük maaşlarıyla adeta ölümü arar hâle getirilmiştir.

Yıllarca çalışıp didinerek emekli olanlar için hayat artık çekilmez bir işkencedir.

Halkımız açlığın, köleliğin pençesine terk edilmiş, tabiattan ve üretimden kopartılarak bir avuç azgın sermayedarın insafına bırakılmıştır.

2019’da ortalama emekli aylığı en düşük emekli aylığının 2 katı iken 2026’da yüzde 18 fazlasına gerilemiştir.

Tıpkı asgari ücrette olduğu gibi emekli aylıklarını da en dipte eşitlediler!

En son hamle olarak hükûmet, en düşük emekli aylıklarını 20 lira seviyesine yükselterek sözüm ona lütufta bulunuyor!

20 bin lira bakanların, patronların bir öğün yemek parasıyken bu oranları ailelere bir aylık geçim için teklif ediyorlar!

Böyle bir arsızlık ve utanmazlığı reddediyoruz!

   Kıymetli dostlar!

Egemen dünya düzeni, coğrafyaları talan ederek halkları mültecileştirmektedir.

Sermaye sahipleri tarafından mülteci emeği sınırsızca sömürülmektedir.

Yerli-sığınmacı demeden hepimizi sömüren yerel ve küresel kapitalist düzenden hesap sorulmalıdır.

Öfke, o sömürücü zalimlere yöneltilmelidir.

Ezilenler dayanışma içinde olmalı, kendilerini birbirlerine kırdırmak isteyenlere fırsat vermemelidir.

   Emeğin dostları!

Temel ihtiyaç ürünlerine zamlar, TÜİK’in sahte enflasyon verilerinin çok çok ötesindeki yüksek oranlarla gelmektedir.

Kapitalistlerin hizmetindeki siyasal düzenin temsilcisi AKP iktidarı, memleketin bütün kaynaklarını yerel ve küresel sermayeye aktarmak için çırpınmaktadır.

Halkın ve ülkenin sırtından servetine servet katan bu asalak zümre, AKP’nin yüksek faiz cenneti yaptığı Türkiye’de yoksuldan zengine servet transferinin yarattığı sonuçların keyfini sürmektedir.

Bir yandan finansal yağma; diğer yandan neoliberalizmin dağ-taş, nehir-ova, ırmak-göl demeden sınırsız talanına açılarak delik deşik edilen Anadolu coğrafyası bize, azgın sermaye düzeninin fotoğraflarını sunmaktadır.

Bugün Anadolu’nun dört bir yanı yaylasını, ormanını, merasını, dere ve ırmaklarını savunan; ölüm ve yıkıma karşı hayatı müdafaa eden halkımızın direniş haykırışlarıyla inlemektedir!

Yoksullaştırılmış halkımız vergi sağanağı altında perişan olurken büyük şirketlerin devâsâ vergi borçları silinmektedir.

Türkiye nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay, yüzde 50’ye ulaşmış; en düşük gelire sahip yüzde 20’nin aldığı pay daha da azalarak yüzde 6’nın altına inmiştir.

Necip Fazıl’ın, “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;/ Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul./ Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa!” diye tasvir ettiği bu sömürü tezgâhı işte böyle işlemektedir!

   Kıymetli halkımız,

2026 Yılı Toplam Faiz Ödeneği, 2 trilyon 740 milyar TL olarak belirlenmiştir.

2026 yılı için öngörülen 18,75 trilyon TL toplam bütçe giderinin yaklaşık yüzde 14,6’sı doğrudan faiz ödemelerine ayrılmıştır.

Bu büyük pay, çoluk çocuk ve yetişkiniyle yoksul halkımızdan çalınarak faiz lobisine ikram edilmiştir ve her sene bu lânetli pay artmaktadır.

Bu örnekle kendini gösteren servet transferi bu düzenin karakteridir.

Yüksek enflasyon ve vergi üstüne vergilerle halkı canından bezdiren; sermaye sahiplerinin değil de emekçilerin ücretlerine göz diken, alın terini yağmalamak için türlü numaralar çeviren bu zam, sömürü, yağma düzenine karşı sesimizi daha çok yükseltmeliyiz.

Siyasetçisi ve sermayedarıyla egemenler zevk ü sefa içinde yaşarken, lüks uçak ve otomobilleriyle    keyfederken okullara aç giden çocuklarımıza bir öğün bulunamıyor!

Bütün şatafat ve israf, “itibardan tasarruf olmaz!” denilerek halkın kesesinden yapılıyor.

Bankalar, holdingler büyürken esnaf batıyor, küçük köylü yok oluyor, işçiler her ay yüzlercesiyle iş cinayetlerine kurban gidiyor!

   Emek ve haysiyet mücadelesi veren dostlar!

Her gün derinleşen, her gün hayatı daha da çekilmez hâle getiren bu düzene mahkûm değiliz!

“Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” şiârı bizim önerimizdir.

Yeni ve başka bir işleyiş mümkündür.

Tabiatla uyum içinde, kendine ve hakikate yabancılaşmamış, sömürüyü ve kula kulluğu reddeden bir işleyiş Âlemlerin Rabbi Allah’ın emridir.

Ekolojik ve sosyolojik ifsadın karşısına dikilmek ancak bu ilkelerle mümkündür.

Ancak bu ilkeler ülkemizi, halkımızı ve bütün insanlığı bu yağma düzeninden, kölelik sarmalından kurtarabilir.

   Buradan halkımıza sesleniyoruz:

Egemenlerin zam, sömürü, yağma düzenine itiraz edelim!

Emeğinin, alın terinin karşılığını alamayan, ürünleri yağmalanan; ağaçları, meraları ve ormanları madencilik saldırganlığı ile ellerinden alınmak istenen köylülerimiz, çiftçilerimiz mücadelelerini, tabiata sahip çıkarak yükseltiyorlar!

Aylardır haysiyet mücadelesi veren maden işçilerinin direnişi örneğinde olduğu gibi emekçiler “Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” şiârını ülkenin dört bir yanında haykırıyorlar!

Hâl-i hazırımızı, geleceğimizi, tabiatımızı yağmalayan; gençlerimizi geleceksiz bırakan, emeklilerimizi ölmüşten beter eden; alın terini değersizleştirip sermayeye peşkeş çeken; çalışırken köleleştirdiği emekçileri iş cinayetleriyle hayattan koparan; halkımızın bir bütün hâlinde yaşam umudunu öldüren zalim düzen, biz itiraz etmezsek daha da pekişecektir.

Bu sömürü çarkını ancak adalet ve eşitliği hedefleyen ıslah mücadelesini yükselterek kırabiliriz.

İnsan onur ve haysiyetini Beled Sûresi 13. ayette “Fekkü Raqabe!-Kölelere Özgürlük” beyanıyla işaret edilen güzergâhı takip edip bu sömürü düzenine “Hayır!” diyerek savunabiliriz.

Şüphesiz ki Allah eşitlik ve adaleti emreder; kötülüğün her çeşidini yasaklar, lânetler!

EĞİTİM İLKE-SEN                         SAĞLIK İLKE-SEN                            TOKAD                                               ÖYB

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x