Connect with us

Haberler

Çiftçilerin Örgütlenmesine Engelleme

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen, örgütlenme çalışmalarına getirilen birtakım hukuki engellerle ilgili bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada Sendikanın kuruluş ve örgütlenme süreci anlatıldı, hukukî engellemelere rağmen örgütlenme kararlılığı vurgulandı.

Açıklama şöyle:

Çiftçilerin Sendikalaşmaları Engellenemez!

Çiftçilerin sendikalaşma çabaları yeni değildir, 1960’lı yılların sonlarına dayanır ve 12 Mart darbesinden sonra sonlandırılır. 1970’li yıllarda kurulan sendikaların da başına gelen aynıdır; 12 Eylül askeri darbesi ile kapatılırlar. Ancak devlet bu sendikaları “işveren sendikaları” statüsünde kurulmalarını kabul etmiştir.

1999 ve 2001 yıllarında IMF ve Dünya Bankası dayatmalarıyla “tarımda yeniden yapılandırma”, “tarımda dönüşüm” programları başlatılmıştır. Bu aynı zamanda Türkiye tarımsal yapısının daha hızlı tahrip edileceği, şirketleşmenin hızlanacağı, küçük çiftçilerin sözleşmeli üretime zorlanacağı ve her alınan kararın onların aleyhine olacağı bir dönemin başlangıcıdır.

Çiftçiler tehlikenin farkında olarak 2001 yılından başlayarak ülkenin çeşitli bölgelerinde bölgede yetiştirilen temel ürün üzerinden üretici kurultayları yaptılar. Her kurultayın seçtiği heyetler 13 Aralık 2003 yılında Ankara’da Türkiye Üretici Kurultayı’nda bir araya geldi ve bu Kurultayda alınan kararla 2004 yılından itibaren ürün bazında sendikalar kurulmaya başlandı. Tütün, üzüm, çay, fındık, zeytin, ayçiçeği, hububat gibi saldırıya ilk maruz kalan ürünlerde sendikalar oluşturuldu. Ürün bazındaki örgütlenmeleri ve mücadeleleri birleştirebilmek, ortak bir mücadele yürütebilmek için; Ürün bazında kurulmuş sendikaların ortak kararıyla bir araya gelinip Konfederasyonlaşmaya gidildi. 24 Mayıs 2008 tarihinde Çiftçi- Sen kuruldu.

Çiftçi Sendikalarının kuruluşlarında siyasi iktidar tarafından sendikalara yapılan teklif (daha önceki dönemlerde olduğu gibi) çiftçi sendikalarının işveren sendikası olarak kabul edilmesiydi. Çiftçi Sendikaları bu teklifi reddetti. Tarımda değişim o kadar hızlıydı ki çiftçiler kendi topraklarında sözleşmelerle şirketlere bağlanıyor, kendi toprağında aileleriyle birlikte işçileşiyordu. Sözleşmelerde taraf olabilmek için bile bu teklif kabul edilemezdi. Çiftçiler sınıfsal konum itibariyle işveren değildi, çiftçiler statülerini koruyarak sendikalaşmalı ve hukuksal düzenlemeler yapılarak bu örgütlenme haklarının önü açılmalıydı.

Tabi ki tam tersi oldu. Her sendika bu hukuksal mücadeleyi farklı yaşamış olsa da genel olarak, önce Valiliklerin kapatma kararı İdari Mahkemelerde durduruldu. Sonra Yerel Mahkemelere kapatma davası açılarak kapatma kararları alındı. Yargıtay’a yapılan itirazlar sonucu çiftçilerin sendikalaşma hakları kabul edildi. Aynı süreç konfederasyon için de yaşandı.

Bir yandan örgütlenme geleneği olmayan çiftçilerin örgütlenme çabaları yürütülürken diğer yandan kapatma davalarıyla uğraşmak zorunda kalınan zorlu bir süreç yaşandı.

1 Şubat 2020’de İzmir’de her sendikadan gelen delegelerle konferans düzenlendi. Türkiye tarımında yaşanan gelişmeler göz önüne alınarak, ürün bazında kurulmuş bütün sendikaların Çiftçi Sen çatısı altında tek bir sendika olarak birleşmesi, farklı ürünleri üreten üreticilerin sendika çatısı altında kürsüler biçiminde örgütlenmesine dönük bir sendika modeli oy birliğiyle kabul edildi. Hangi ürünü üretirse üretsin her çiftçinin üye olabileceği, ekolojik köylü tarımı yapanların, kıyı balıkçılarının, göçerlerin dahil olabileceği bir örgütlenme biçiminin önü açıldı.

21 Şubat 2020 tarihinde başvuru yapılarak Çiftçiler Sendikası (ÇİFTÇİ-SEN) kuruldu, 31 Ekim’de de ilk resmi kongresini yaptı.

Başvurumuzu çiftçi sendikası olarak yapmamıza her üyenin Ziraat Odası kaydını ve Çiftçilik Belgesi’ni teslim etmemize rağmen işçi sendikası olarak kabul edilmiş ve yasal bir sendika olmuştuk. “İşçi Sendikası” olarak kabul edilmemizin nedeni sonradan anlaşıldı: Kurucu üyelere “İş Kur’da sigortalı görülmediğiniz için” diye yalan beyanda bulunmaktan para cezaları gelmeye başladı. Mahkemeye gerekçelerimizi ve geçmişte kazandığımız mahkemelerin kararlarını da sunarak tek tek itiraz başvurularımızı yaptık. İlk olarak Genel Sekreterimizin cezaya itirazı “çalışmıyor, işçi değil ” gerekçesi ile ret edildi. Elbette bir üst mahkemeye başvuru yapılacak ama çiftçilerin örgütlenmesi önünde yeni bir engel çıkarılıyor, yeni bir hukuki mücadele süreci başlıyor. Biz zaten işçi değiliz, çiftçiyiz. Çiftçiliği de “toplumsal” bir statü olarak görüyoruz. 2018 yılı Ekim ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen “Köylü Hakları Deklerasyonu”nda “bitkisel üretim faaliyetinde bulunan, hayvan yetiştiriciliği yapan, kıyılarda ve tatlı sularda küçük ölçekli balıkçılık yapan gerçek kişileri, yaylacı ve göçebe topluluk üyelerinin tümünü çiftçi ve çalışan” olarak görülmektedir. Bizim kurucu üyelerimizin ve genel üyelerimizin durumu da bu uluslararası tarife uygundur.

Gerek İzmir Valiliği’nin “ yanlış beyanda bulundunuz, siz işçi değilsiniz, çalışmıyorsunuz” gerekçesiyle vermiş olduğu idari para cezası, gerekse de bu cezaya itirazı reddeden İzmir 7.Sulh Ceza Mahkemesi bu tavırlarıyla Uluslar arası çiftçi tarifini de reddetmektedirler.

Bugün tarımda yaşananlar çiftçilerin üretemez duruma düşürülmesi, ürettikçe daha çok borçlanması gibi bir tablo ortaya çıkarmıştır. Çiftçilerin örgütlenme talepleri her geçen gün daha da büyümektedir. Çiftçilerin Sendikalaşma hakları imzalanan uluslararası sözleşmelerden, Anayasa’nın 90. Maddesinden ve mahkemelerin verdiği ulusal ve uluslararası hukuka uygun kararlardan gelmektedir. Yetkilileri bu ulusal ve uluslararası hukuka uygun kararları çiğnememeye davet ediyoruz.

Çiftçilerin sendikalaşmaları engellenemez!

ÇİFTÇİLER SENDİKASI

ÇİFTÇİ-SEN

Ali Bülent ERDEM /Genel Başkan

Adnan ÇOBANOĞLU / Genel Örgütlenme Sekreteri

Kaynak: karasaban.net

Haberler

Üsküdar’da Eylem: İsrail’i Tanıma, Tam Ambargo Uygula!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği ve Sağlık İlke-Sen, 01 Nisan 2025-Ramazan Bayramının üçüncü gününde Üsküdar’da, “Bizde Bayram, Gazze’de Katliam Var! Katil İsrail’e Tam Ambargo!” temalı bir eylem düzenledi.

Eylemde, Türkiye’nin İsrail’le süren ticareti ve yine Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevk edilmesi protesto edildi ve İsrail’e “tam ambargo” çağrısında bulunuldu. Ayrıca İsrail’i koruyan İncirlik-Kürecik üslerinin kapatılması talebi yinelendi.

Eylemde ayrıca Filistin’e özgürlük mücadelesi veren Rümeysa Öztürk’ün ABD’de tutuklanması da protesto edilerek Türkiye’deki hükümet yetkililerinin bu olayı kınarken kendilerinin Filistin eylemleri yapanları işkenceyle göz altına alıp hapis istemleriyle yargılamaları eleştirildi.

Üsküdar sahilde yapılan eylem boyunca “Katil İsrail, Filistin’den Defol, İşbirlikçi Hainler Hesap Verecek, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, Vanaları Kapat Petrolü Kes, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Ya Teslimiyet Ya Direniş, Zalimlerin Dostu Olmayacağız, Gazze’de Çocuklar Açlıktan Ölüyor, İhtirası Bırak Direniş’e Destek Ol, İsrail’i Tanıma Tam Ambargo Uygula, Hamaseti Bırak Tam Ambargo Uygula, Rümeysa Öztürk Onurumuzdur, Filistin Davası Yargılanamaz, Yaşasın Filistin Direnişimiz, Yaşasın Gazze Direnişimiz” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemde Meryem Karayıl ve Ahmet Orhan’ın okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

BİZDE BAYRAM, GAZZE’DE KATLİAM VAR! KATİL İSRAİL’E TAM AMBARGO!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Gazze’de Siyonist soykırım savaşı tüm hızıyla devam ediyor!

İsrail’in, Batı Şeria’daki mülteci kamplarına, köylere, mahallelere yaptığı baskın ve kuşatmalar sürüyor; işgal devleti zaten yetersiz olan alt yapıyı tahrip ediyor, kardeşlerimizi katlediyor!

Ateşkesi bozan katil İsrail, Ramazan ve bayram içerisinde yine binlerce Filistinliyi katletti!

Gazze’de Ramazan; açlık, susuzluk, ölüm ve sürgün ikliminde geçti.

Oruçlar bombayla, kan ve göz yaşıyla açıldı!

Bayramda Filistinli çocuklar sevinç ve mutlulukla koşup oynamak yerine ölüm kıskacına, çaresizlik girdabına mahkûm edildi!

Koca bir yalan ve iki yüzlülük sûretindeki İslam âlemi, bütün bunları görmemek için olan bitene gözlerini kapattı; işbirlikçilik ve ihanet utancı kara bulut gibi coğrafyalarımıza ve gönüllerimize çöküverdi!

 

İstanbul halkı!

Gazze’de katliamlar 18 aydır devam ediyor.

Tarihin hiçbir evresinde böyle bir katliam silsilesi görülmedi!

Dünyanın ve Türkiye’nin pek çok yerinde sokağa çıkan milyonlar, İsrail’e verilen destekleri durdurmaya çalıştı.

Biz de elimizden geldiğince bunun için mücadele ettik.

İsrail’i, bu mel’ûn Siyonist soykırım makinesini besleyen kaynakları kurutmak için çağrılarda bulunduk!

“İsrail’e akan petrolü kesin!” diye haykırdık!

“Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından akarak İsrail’e ulaşan Azerbaycan petrolü, Siyonistlerin tank ve uçaklarını çalıştırıyor ve ölüm olarak Filistinli kardeşlerimizin üzerine yağıyor!” dedik.

Ama Türkiye’yi yönetenler vanaları kapatıp petrolü kesmediler!

Aynı uyarıyı, çağrıyı yineliyoruz:

Derhâl vanaları kapatın, petrolü kesin!

Mazlumların dostları!

Yine yıllarca “İsrail’le ticareti kesin!” diye haykırdık.

Aksâ Tûfânı’ndan sonra da “İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet” sloganını ülkenin dört bir yanında dillendirdik.

Ancak, Türkiye’yi yönetenler, İsrail’i besleyen diğer bütün kalemleri, bütün bir lojistiği kâğıt üzerindeki birtakım numaralarla gizlemeye çalıştılar.

Tekrar uyarıyoruz, tekrar haykırıyoruz:

Ticareti kesin, limanları Siyonist gemilere kapatın!

İşte bu meydanlar, bu Üsküdar iskelesi, karşıdaki Eminönü meydanı ve daha nice sokak ve meydanlar da şahittir ki yine yıllarca “İsrail’i koruyan Kürecik NATO radarını sökün, İncirlik ABD üssünü kapatın!” diye sayısız eylem yaptık.

Ancak, Kürecik NATO radarı kendi döneminde açılan AKP iktidarı bu çağrılara da kulak asmadı.

Evet, bunların hiçbirini yapmadılar ama yine de Filistin’i çok sevmeye devam ettiler!

Kırmızı çizgi hamaseti yapıp durdular!

Peki, soruyoruz bu iktidar sahiplerine:

Neyi bekliyorsunuz? Filistin halkının tümüyle yok edilmesini mi!

Kıymetli halkımız,

Katil ve işgalci ABD ile katil ve işgalci İsrail, Ortadoğu’yu/Batı Asya’yı dizayn etmek için katliamlarına, savaş ve işgallerine hız vermiş durumdadır.

Suriye’de mevzi kazanan bu güçler; Lübnan, Filistin ve Yemen’de direnişi boğmak için 18 aydır amansız bir saldırı dalgası vâr ettiler.

İran’ı kuşatma plânlarının son aşamasına geldiklerini dost-düşman herkes bilmektedir.

Tarihin kritik bir evresindeyiz.

Türkiye, bu kritik eşikte nerede duracaktır? Buna iyi karar vermek zorundadır.

Egemen dünya düzeninden yana saf tutup mazlum ve mustazaf halklarımızın, coğrafyalarımızın karşısına mı dikilecektir yoksa yoksul Yemen halkı gibi şeref ve haysiyeti tercih edip ABD ve İsrail’i bölgeden kazımak isteyenlerle mi birlikte olacaktır?

İşte karşı karşıya kaldığımız/kalacağımız kritik seçim budur; tablo, bu kadar açık ve nettir.

Direnişin dostları,

Gazzeli çocukların, Gazzeli annelerin yürek parçalayan görüntüleri bizi, insanlığımızdan utanma aşamasına getirmedi mi?

Şu mübarek günlerde bayram ziyaretlerinde ikram edilen şekeri, lokumu kursağımızdan geçirebiliyor muyuz?

Kerbela ıssızlığına, ölüm ve çaresizliğe sürgün edilen yavrularımız rüyalarımıza girmiyor mu?

Bugün vicdanlı insanlar için insanlık tümüyle ölmüştür.

Bizdeki iktidar sahipleri ise birtakım alicengiz oyunları marifetiyle iktidarlarını daha çok pekiştirmek ve uzatmak derdine düşmüşlerdir.

Sahte Filistin duyarlılıkları bir kez daha ortaya çıkmış, son günlerdeki protesto eylemlerinde tutabildikleri gençleri hapsederek asıl gündem ve niyetlerini açık etmişlerdir.

Ey iktidar sahipleri!

Bu ucuz numaraları bırakın!

Açlık ve yoksullukla boğuşan halkımızın gerçek gündemine yoğunlaşın.

Adaletsizlik ve hukuksuzluklardan vazgeçin!

Hemen yanı başınızda bir halk günde yüzlercesiyle katledilirken birazcık olsun utanın!

Neyle meşgulsünüz?

İktidarınız, o çok övündüğünüz hassasiyetleriniz, İHA ve SİHA’larınız neye yarıyor?

İmkânlarınızı mazlumların kurtuluşu için kullanmayacaksanız da ne için kullanacaksınız?

İsrail’i tanımaktan vaz geçin!

İsrail’i koruyan Kürecik NATO Radarını ve İncirlik ABD üssünü kapatın!

İsrail’e hilesiz hurdasız TAM AMBARGO uygulayın!

Biz sizin hamasetinizden bıkıp usandık; ya bunları hemen, derhâl yapın ya da artık susun, gölge etmeyin!

Kardeşler!

Filistin halkının özgürlüğü için mücadele eden Rümeysa Öztürk kardeşimizi haydut ABD gözaltına aldı.

Kardeşimizi hemen serbest bırakın!

Rümeysa Öztürk kardeşimiz de Rachel ve Ayşenur gibi size asla boyun eğmeyecektir!

Tutuklamalarla intifada yârenlerini yıldıramazsınız.

Bu hususta bir sözümüz de Rümeysa Öztürk’ü tutuklayan ABD’yi kınayan hükümet yetkililerinedir:

Siz ne yüzle böyle bir açıklama yapıyorsunuz?

“Gemileri durdurun, İsrail’le ticareti kesin!” diyen kardeşlerimizi işkenceyle göz altın alıp hapis istemleriyle yargılayan siz değil misiniz?

Bu iki yüzlülüğünüzü tarih affetmeyecektir!

Filistin dostları!

Allah’ın izniyle egemen dünya düzenine, emperyalizme, Siyonizm’e, işbirlikçilik ve ihanete karşı mücadelemiz sürecektir!

Şu şehir, şu deniz, şu gök yüzü, şu insanlar şahit olsun ki mazlumların yanında saf tutmaktan geri durmayacağız!

Herkesi bu cephede toplanmaya çağırıyoruz!

Allah’ın izniyle emperyalistler, Siyonistler yenilecekler ve cehenneme sürüleceklerdir.

Yeter ki biz doğru cephede saf tutalım!

EĞİTİM İLKE-SEN, SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD, ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’de Tutuklanan Rümeysa Öztürk Kimdir?

Yayınlanma:

-

Tufts Üniversitesinde doktora öğrencisi olan Türk vatandaşı Rumeysa Öztürk, 26 Mart’ta Massachusetts eyaletinin Somerville kentinde sivil göçmenlik memurları tarafından tutuklandı. ABD İç Güvenlik Bakanlığı, Öztürk’ün Hamas’ı destekleyen faaliyetlerde bulunduğunu ve bu nedenle vizesinin iptal edildiğini iddia etse de herhangi bir suçlamada bulunulmadı

Tufts Üniversitesinde doktora öğrencisi olan Türk vatandaşı Rumeysa Öztürk, Salı günü Massachusetts eyaletinin Somerville kentindeki kampüs dışındaki konutunun yakınlarında federal göçmenlik memurları tarafından “pusuya düşürüldü”.

Olay, hukuk uzmanları, üniversite yetkilileri ve sivil haklar savunucuları arasında gözaltına alınma koşulları ve tutuklanmasının yasal dayanağı konusunda endişelere yol açtı.

Müslüman bir öğrenci olan Öztürk’ün Ramazan orucunu açmak üzere bir iftar davetine gittiği sırada İç Güvenlik Bakanlığı’na (DHS) bağlı sivil polisler tarafından yolunun kesildiği bildirildi.

Avukatı Mahsa Khanbabai’ye göre Öztürk, gözaltına alındığı sırada geçerli bir öğrenci vizesine sahipti. Buna rağmen fiziksel olarak kısıtlanmış, kelepçelenmiş ve derhal bir açıklama yapılmadan gözaltına alınmıştır.

Tutuklama videosu tartışmalara yol açtı                                       

Öztürk’ün tutuklanmasına kadar geçen anlar mahalledeki güvenlik kameraları tarafından kaydedildi. Videoda, gündelik kıyafetler giymiş bir adam, uzaklaşmasını engellemek için yoluna çıkmadan önce ona el sallıyor.

Rümeysa Öztürk, adamın etrafında manevra yapmaya çalıştığında adam onu tekrar engelliyor ve aniden ellerini tutmadan önce kısa bir tartışmaya giriyor. İrkilen kadın bir çığlık atarak “Neler oluyor?” diye sorarken diğer ajanlar onu zapt etmek için harekete geçiyor.

Bir memurun “Biz polisiz, sakin ol!” dediği, diğerinin ise “Tamam, sorun yok!” diye güvence verdiği duyuluyor.

Hepsi sivil giyimli olan polisler, Öztürk’ü plâkasız bir cipe bindirip uzaklaşmadan önce yüzlerini bez maskeler ve güneş gözlükleriyle kapattılar. Video, o zamandan beri viral hale geldi ve tutuklamanın yapılış biçimine yönelik yaygın eleştirilere yol açtı.

Kaynak: firstpost.com

Devamını Okuyun

Haberler

17. Dünya Vicdan Haftası Panel & Forumu – 2. Oturum

Yayınlanma:

-

TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim  ve Dayanışma Derneği) tarafından düzenlenen 17. Dünya Vicdan Haftası münasebetiyle “Ayşenur Ezgi Eygi ve Aaron Bushnell”e ithaf ettiği Ortadoğu merkezli gelişmelerin tartışıldığı iki oturumlu panel ve forum düzenlendi.

Panel-forumun Ahmet Örs başkanlığında yapılan ikinci oturumunda Muammer Bilgiç ile Ahmet Kaya konuşmacı olarak yer aldı.

Muammer Bilgiç, “Ortadoğu’da Şekillenen Yeni Eksenler” başlıklı konuşmasında emperyalizmin farklı araç ve imkânlarıyla özelde Ortadoğu’da, genelde bütün dünyada hegemonyasını nasıl kurduğunu tartıştı, direnişin yol ve yöntemleri hakkında önerilerde bulundu.

İkinci konuşmacı olarak söz alan Ahmet Kaya ise “Kürt Meselesindeki Yeni Sürecin Etkileşime Gireceği Dinamikler” başlıklı sunumunda Kürt meselesi bağlamında aktörleri, süreci, risk ve imkânları değerlendirdi.

Konuşmaların devamında katılımcıların soru ve değerlendirmeleri ile etkinliğin birinci bölümü sona erdi.

Konuşmalar video kaydından takip edilebilir.

Devamını Okuyun

GÜNDEM