Connect with us

Yazılar

Covid-19 Salgınında Amerikan Savaş Makinesi Devam Ediyor

Yayınlanma:

-

ABD’nin Afganistan’a yönelik 19 yıllık savaşına – tarihteki en uzun ABD savaşı – iki partili patırtı ve blöf bir kenara bırakıldığında, savaş çığırtkanlığı yapan kurumsal medyanın çarpık “büyük yalan” haberleri ile manipüle ediliyor.

Afgan Savaşı Hakkındaki Gerçek

Afgan Savaşı hakkındaki gerçek, sert ve korkunç. 19 yılın ve Pentagon’un 2 trilyon dolar harcamasının ardından savaşın en yüksek noktasına 120.000’den fazla ABD askerini konuşlandırdıktan sonra – bunların yarısı ABD tarafından finanse edilen Blackwater ve hiç kimseye karşı sorumlu olmayan diğer özelleştirilmiş paralı asker ve savaş suçları işleyen kuvvetler – doğrudan ve dolaylı olarak 460.000’den fazla sivilin öldürerek ulaştı. Savaş boyunca 2.400 ABD askeri öldü ve 20.660 asker yaralandı. Savaş devam ediyor ancak ABD hükümeti, savaş ağalarından ve yozlaşmış şirket entrikalarından oluşan kukla hükümeti değil, Afganistan kırsalının çoğunu işgal eden Taliban ile bir “barış” anlaşması müzakere ediyor. Taliban’ın bazı ABD’li tutukluları serbest bırakmayı kabul etmemesi nedeniyle ikinci görüşmelerin ertelendiği söyleniyor.

ABD savaşı nedeniyle dolaylı olarak öldürülen rakamlar, ABD Savunma Bakanlığı’nın resmi sayımlarıdır. ABD tarafından eğitilmiş ve finanse edilen Afgan Ordusu güçleri arasında tahmini 55.000 ölü ve “savaşa” uluslararası “bir görünüm kazandırmak için getirilen bir düzine ülkenin ölü ve yaralıları çıkarıldı. ABD’nin savaş süreci boyunca hesapsızca drone bombardımanı yaptığı komşu Pakistan’daki ölü ve yaralıları da bu rakamlara dehşetle ekliyoruz. 19 yıl sonra, Pentagon, Taliban’ın yer altı sığınaklarını şimdiye kadarki en büyük nükleer olmayan silahlarla ve sürekli olarak uzak bölgelerde av peşinde olan insansız hava araçlarıyla “denerken”, yarısı paralı askerler ve “yükleniciler” olmak üzere yaklaşık 25.000 ABD askeri Afganistan’da kaldı. Bütün bunlar “kâr” için ölüm ve yıkım işiyle uğraşan girişimci ABD şirketleri tarafından organize edildi.

ABD savaşı 2001’de başladığından beri, yüzde 80’lık kırsal hayatın sürdüğü Afganistan, dünyanın önde gelen yasa dışı afyon üreticisi oldu. Afyon hasadı, küresel olarak eroinin yüzde 90’ından fazlasını ve Avrupa arzının yüzde 95’inden fazlasını üretiyor. Afganistan’da afyon için Latin Amerika’nın tamamında koka tarımı için kullanılandan daha fazla arazi kullanılıyor. Dahası, Afganistan’ın trilyonlarca dolar değerindeki lityum rezervleri, Bolivya’dan önce dünyadaki en değerli rezervler. 2011 yılından bu yana, Pentagon’un mali kolu, madencilik sözleşmelerinin verileceği konusunda çeşitli kuruluşlarla görüşmelerde bulunuyor. Benzer şekilde, Afganistan’ın altın, niyobyum, kobalt ve diğer mineralleri, yeryüzündeki en fakir ulusların bu en fakirini, küresel bir yabancı sermayeli madencilik merkezine dönüştürebilir. ABD, 1980’lerde Kolombiyalı Medellin karteliyle yaptığı ortaklıkta olduğu gibi, lityum ve altın ve belki de kazançlı uyuşturucu ticaretinde bir el için savaşıyor… ve ayrıca özgürlük!

Suriye Savaşı, Yemen’de Soykırım ve Ötesi

Suriye’de müdahil bir güç olarak bulunan ABD, Suudi işgalcilere ABD tarafından sağlanan silahlardan, açlık ve koleradan milyonlarca kişinin öldüğü Yemen halkına karşı devam eden soykırım savaşında da Suudi Arabistan ile ortak. Diğer yerlerde, ABD destekli ve empoze edilen diktatörler, her kıtada şirket “çıkarlarına” başkanlık ederek, idamına meydan okuyan herhangi bir güç için ölüm mangası cezasına veya açık savaşa neden oluyor. Onun felç edici ekonomik yaptırımları 37 ülkeye uygulanıyor; Venezuela’da olduğu gibi denizaşırı banka hesaplarında varlıkları çalmak ve devlet başkanlarını zorla veya hileli seçimlerle dayatmak, ABD hükümetinin tarihi uygulaması olmuştur. Modern çağda, bilimsel keşiflerin çalınması siber savaşta bir normdur. Drone savaşları, ölüm mangası suikast savaşları, Özel Harekat savaşları, özelleştirilmiş ordu savaşları ve herhangi bir ulusun temel altyapısını neredeyse anında yok eden açık savaşlar, günlük iki taraflı eylemlerdir. Obama yönetimi yedi ABD savaşına başkanlık etti.

ABD gizli izleme istihbarat aygıtının yeryüzünde rakibi yok. O anın “düşmanları” ve “müttefikleri” hemen hemen savunmasızdır. “Ulusal güvenlik” adına ABD, dünya nüfusu olmasa da tüm nüfusu hakkında casusluk yapma kapasitesine sahiptir. 80 ülkede 1.100 ABD askeri üssü harekete geçmeye hazır. Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya’nın toplam 30, Çin’in 11 üssü var.

Yüzyılda dünyanın en ölümcül salgınının yarattığı dehşet dünya manşetlerini ele geçirmiş olsa da, ABD savaş makinesi bugün kesintisiz ama büyük ölçüde kamuoyunun gözünden gizlenmiş korkunç eylemlerin parıltısıyla çalışıyor.

Kaynak: middleeast4change.org

Özetleyerek çeviren: Burak Kalpaklıoğlu

 

 

 

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Köşe Yazıları

Kendini Kandırmayı Sevdiren Döngü

Yayınlanma:

-

Bir seçimin insanları, hele de onca problemi üst üste, iç içe yaşayan bir halkı heyecanlandırması pek tabiidir. Geniş kitleler hemen bir mucize olsun bekler, insanlığın uzun tarihi bunun sayısız örneği ile doludur ancak  hakikat başka bir zaviyeden seslenmeye devam ediyor.

Problemlerin birden çözüme kavuşturulduğu görülmüş şey midir? İdeolojik bir perspektiften bakıldığında bunun cevabı net ve kesindir ancak insanız işte, bir mucize gerçekleşmeli ve gelecek günler için güneş bir an evvel yüzünü göstermelidir.

Bütün güzel temennilere kapımız ve gönlümüz açık. Ayaz bıçak gibi keserken bu ılık beklentiye kim kapısını sımsıkı kapatabilir ki?

Gelin görün ki hayat başka hatlardan akıyor. İnsanlığın en temel çelişkilerindeki en mühim aktörler öyle yerli yerinde duruyor. Kavi ve muhkem duruşlarını tehdit edecek, meydan okuma cesareti gösterecek bir seda işitmiş değiller.

Köşe başları tutulmuş hatta köşeler keskinleştirilmiş! Bu durumda köşeyi, başlarıyla alt üst edecek; okumayı, bağlantılı olarak çözümlemeyi, akabinde de sökümü azimle ve istikamet dairesinde yapacak bir süreç gerekiyor.

Ekonomi, Kürt meselesi, kapitalist tahakküm, küresel çevreleme, bütün boyutlarıyla resmi ideoloji, adalet, ekoloji, eğitim… Kabarıp duran bir listemiz var.  Önümüze sunulan krokide bütün çerçeve ayrıntıları ile belirlenmiş, sınırlar çekilmiş. Enerjimize yazıktır. “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” tekrar ve aymazlığına düşmek uzak durmamız gereken birinci tehlikedir.

Kur’an ve siyerin birlikte okunmasından devşirilecek rota bilgisi ve hikmetlerle yol almak temel İslami sorumlulukken bu güzergâhın adının şeklen olması dışında umumiyetle anılmaması kaybın başlangıç noktası ve yeni kaybedişlerin teminatıdır.

Misâk-ı milli sınırlarına hapsedilen, eleştirel siyasal hatlara onun dışında bir alan izni çıkmayan bir oyundan çıkmak hakikatten yana olanların boynuna borçtur, ısrarla tekrar edelim. İşin ucunda ahiret ve en nihayetinde âlemlerin rabbine teslimiyet varsa kurulacak siyasetin her bir parça ve aşaması mevcutların dışında ve bambaşka olmalıdır.

Yerel ve küresel, hangi alan ya da merkez esas alınırsa alınsın “tağutu red ve inkâr” esası “tevhid” ilkesinin tüm teorik ve pratik boyutlarıyla mü’minlerce rehber edinilmelidir. Mütehakkim bir gelecek tasavvurunun bütün tarafları hakikat ve hikmet zemininden ihraç edeceği bilgisi, çıkılacak yolun niteliğine dair taliplisi için mühim ipuçları vermektedir.

İnsanın aceleci tabiatı nice tuzakları davet etmektedir; türümüzün tarihi, İslami bütün çağlar ve aşamalar yine bunun sayısız kanıtıyla dolu iken başka projelerin ıslahına yönelmek büyük nasipsizliktir.

Hakikate davet ve bu davetin eş zamanlı olarak ürettiği direniş bilinciyle zulüm yapılarından çekilmek, tehditler karşısında kenetlenmiş binalar gibi saf tutmak ve Zülkarneyn gibi mazlumların çağrısına yetişmek şiarı çıkılacak yolculukların ışığıdır.

Kendini kandırmayı sevdiren döngü en büyük tuzaktır.

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Firavun’un Adamlarının Karşısına ve Büyük Kalabalıkların Önüne Çıkan Musa

Yayınlanma:

-

Sözün cazibesine kapılmamak mümkün değildir çoğu zaman, bir şey diyemem lâkin söz bir yerden sonra boş gösterene dönüşürse artık ihtiramını kaybeder. Lafazanlık bu manada son derece tehlikeli bir evredir, uzayıp gider. Eylemden kopuktur. İman, salih amelle anlam kazanır, ete kemiğe bürünür. Lafazanlıktaki maharetin büyüsel bir karşılığı yok değildir ancak eylemden kopukluğu nihayetinde imhasına sebebiyet verecektir.

Eylemin teorik çerçeveden, ilmî-usûlî derinlikten kopuk oluşu bir müddet sonra yavanlığı ve kaba tekrarı beraberinde getirecektir. Paulo Freire Ezilenlerin Pedagojisi’nde bu tehlikeye dikkat çeker. Kuran’ı Kerim’in iman-amel bütünlüğüne, sözün somut karşılıklarına dair uyarıları iman edenler için çok daha geniş bir çemberi daha başından çizer.

İslamcılık tartışmalarına müdahalede bulunan bir yazımda[1] İslamcılığın sahada üretilen bir şey olduğunu vurgulamaya çalışmıştım. Evet, İslamcılık sahada üretilen bir şeydi. Bütün siyasal çalışmalarda, taban örgütlenmelerde, tebliğ-dayanışma çabalarında, kültür-sanat faaliyetlerinde, eylem ve yürüyüşlerde, yoksula uzanan elde kendini somutlamaktaydı. Kitlelerle, hayatla temas kuran İslamcılık teorik tartışmaları da beraberinde büyütüyor, yayın ve diğer tartışma zeminlerini güçlendirip çeşitlendiriyordu.

İslamcılığın AKP iktidarı tarafından rehin alınmasıyla bu bereket imha edildi, devlet imkânları safına geçen belediye, stk ve türlü çeşit bakanlıklar tarafından finanse edilen sempozyum ve benzeri faaliyetlerde İslamcılık bir kadavra muamelesi gördü. Öldürülmüştü, hakkında konuşmaya iştahlı ücretli ağızlar tarafından işlendi, işlendi ve kullanım ömrü tümüyle dolduruldu. Az evvel bahsettiğim yazı doğrudan bu hakikate dönük bir isyandı aynı zamanda. İslamcılık sahada olan bir şeydi ve arsızca kadavra muamelesine tabi tutulamazdı. Gece gündüz çalışan kadınların, malını mülkünü bu uğurda harcayan fedakârların, uzak İslam coğrafyalarında can veren yiğitlerin, dergi-gazete satırlarına nefes veren gayretkeşlerin omuzlarında yükselmişti. Saf değiştiren ücretli koronun haddine değildi onu tartışmak, bereketinden rant devşirmek!

İslami hareket de denilebilir, hatta denilmelidir, sahada olan bir şeyse eğer bu, bugün için de geçerlidir. Her zaman geçerlidir muhakkak ama elde avuçta ne varsa, yani nerede ne kadar bağlısı kaldıysa artık, işte o kitle şaka götürmez hakikatle yüzleşmelidir: Lafazanlıkla eylemcilik arasındaki dengeyi sağlamaya ayarlamalıdır kendini. Sosyal medya çağının tembelliği ve tarafını belli etme imkânını oturduğu yerden belli etme yanılsamasını körüklediği bir zamanın büyüsünden sıyrılmalıdır. Problemli teorik tutumlarla az evvel değinmeye çalıştığım büyüsel yanılsamaların birlikte ürettiği tavırsızlık İslamcılığın son unsurlarını da sahnenin dışına itmek üzeredir.

Emek mücadelesinin türlü çeşit cephelerine, ekoloji savunusundan antiemperyalist-antisiyonist tutumlara uzanan geniş yelpazede halkın ve egemenlerin önünde fiili olarak boy gösteremeyen siyasi-İslami kimlik ilan edilmeyen bir iflas halindedir. Lafazanlığın iştiha ile zirve yaptığı ve sözün meydanlarda, direnişlerde sınanmadığı; Firavun’un adamlarının karşısına ve büyük kalabalıkların önüne çıkan Musa’nın rehber edinilmediği bir mücadele söylemi karşılıksızdır, boş gösterendir. İzahı yapılamaz bir gerçek dışılıktır.

Yerelden küresel direniş ağlarına uzanacak fiili bir perspektiften uzak, sözün çekim alanına hapsolmuş siyasal tavır(sızlık)dan tevbe etmek yeni bir ilk adım olmalıdır. Bunun için eli tutulacak örneklikler dünyanın her tarafında vardır. Sahih bir niyete bakar.

[1] https://www.tasfiyedergisi.net/islamcilik-sahada-olan-bir-seydi/

Devamını Okuyun

Yazılar

Türkiye ile Mısır: Normalleşmenin Seyri – İslam Özkan

Yayınlanma:

-

AKP’nin ekonomi gündemi diğer alanlardaki fiyaskoları ciddi ölçüde arka plana itti. Örneğin Müslüman Kardeşler’e -ki AKP’nin siyasi müttefikidir- sahip çıkmaması hakkıyla değerlendirilmedi.

Son dönemde yapılanlar, iktidarın Sisi darbesi ve hemen sonraki süreçlerde Müslüman Kardeşler’in davasını sahipleniyor görünmesinin en önemli nedeninin, Mısır’da İhvan karşıtı gösterilerle neredeyse eş zamanlı yaşanan Gezi olaylarının iktidara yönelik tehdidi olduğu algısını güçlendiriyor.

İktidarın Rabia meselesini bu kadar sahiplenmesi, aslında bütünüyle koltuk mücadelesinden ve kendisini iktidarda tutma gayretinden ibaret kavgasını, sanki İslami-ideolojik bir kavgaymış gibi kamuoyuna sunma gayreti olarak açıklanabilir. Bu şekilde Müslüman dünyanın desteğini arkasına alarak hem dışarıda, hem içeride konsolidasyon amaçlanmıştı. Şayet sahiplenme fikri duruş ve dini inançlardan kaynaklanan ideolojik bir tutum olsaydı, aynı tavrın bugün de sürmesi gerekirdi. Ancak iktidarda yıllandıkça tıpkı bir Leviathan gibi taraftarlarını dahî yutan, kendisine daha çok kurban isteyen doymak bilmez güç arayışı inanç, itikat, fikri hedef gibi herhangi bir yüce değerle ilgisinin kalmadığını gösterir niteliktedir.

Önce Müslüman Kardeşler’e yakın kanallardaki siyasi programlar kaldırıldı. Ardından Nisan ayında doğrudan İhvan’ın kanalı olan “Mükemmilin”i kapattılar. Şimdi de birçok İhvan üyesi, Mısır’a iade edilmek üzere gözaltına alınıyor ya da tutuklanıyor. En son gazeteci Husam el Ğamri, Mısır’a iade edilmek üzere gözaltına alındı. Muhtemelen talimat en üstten gelmiş ve “Sisi yönetimi ne istiyorsa yapılsın, İhvan yetkililerinden Türkiye’de siyasi faaliyet yapmayacaklarına dair belge imzalatılsın!” denmiş. Arap basınına göre bütün İhvan yetkilileri taahhüt içeren belgeyi imzalamışlar.

Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri normalleştirme konusundaki bu ısrarının arkasında Libya’da giderek etkisizleşen Ankara’nın, Mısır’la barışarak yeniden orada etkin hale gelme arayışlarının yattığı belirtiliyor. Bu arada Husam Ğamri’nin tutuklanma nedeni, Şermu’ş Şeyh’te yapılacak iklim toplantısı önünde gösteri yapılması çağrısında bulunması olduğu tahmin ediliyor. Zira Ğamri bu çağrıyı yaptıktan sonra oğlu Yusuf el Ğamri, Mısır polisi tarafından kaçırılmıştı.

Devamını Okuyun

GÜNDEM