Connect with us

Haberler

Ahmet Örs’ün Öyküleri 4 Kitap Hâlinde Tasfiye Kitaplığı’nda

Yayınlanma:

-

YeniPencere yazar ve editörlerinden Ahmet Örs’ün 2004-2016 yılları arasında dergilerde yayımlanan öyküleri dört kitap hâlinde Tasfiye Kitaplığı tarafından yayımlandı.

Kitaplardan ilki, 1. baskısı 2006 yılında İtidal Yayınları arasında çıkan Yüzümüzü Ağartan... 1. baskıya eklenen yeni öykülerle tekrar yayımlanan kitap, 27 öyküden oluşuyor. Yüzümüzü Ağartan, 2004-2008 yılları arasında yayımlanmış öykülerden oluşuyor.

İkinci kitap, 2008-2010 arasında yayımlanan öykülerden oluşan Kar Kesilen… Kitapta 19 öykü yer alıyor.

Üçüncü kitap Kiralık Meydan ise 11 öyküye ev sahipliği yapıyor.  Kitaptaki öyküler 2010-2012 aralığına ait.

Kitapların dördüncüsünün adı Ferhat’ın Şemsiyeleri… Kitap, 2012-2016 yılları arasında yayımlanan 12 öyküyü barındırıyor.

Ahmet Örs’ün ağırlıklı olarak Tasfiye dergisinde okuyucuyla buluşan öykülerini dört kitap hâlinde yayımlayan Tasfiye Kitaplığı, 2010 yılında yayımladığı Aldatılmış Çocukluk adlı şiir seçkisiyle birlikte toplam beş yayına ulaşmış oldu.

Kaynak: tasfiyedergisi.net

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

İstanbul’da Asgari Ücret Eylemi: Zam, Sömürü, Yağma Düzenine Hayır (Video)

Yayınlanma:

-

İstanbul’da, Eminönü’nde yapılan eylemde asgari ücret ve yoksulluk protesto edildi; hakça bölüşüm, adil paylaşım çağrısı yapıldı.

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen eylemin başında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, her yeni yılın açlık sınırında seyreden asgari ücret köleliği ile başladığını, halkın sefalet politikalarıyla köleleştirilmek istendiğini, buna itiraz etmeye devam edeceklerini söyledi.

Açıklamadan önce konuşan emek hareketi isimlerinden Cemal Bilgin, yoksulluk ve sefalete karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.

Topluluk adına açıklamayı ise Hasret Aktaş okudu.

Eylem boyunca “Asgari Ücret Köleliktir, Rakamlar Sahte Sömürü Gerçek, Kahrolsun Kapitalist Köle Düzeni, Sermayenin Kölesi Olmayacağız, Zulme Karşı Direneceğiz, Emekçiler Köle Olmayacak, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Rekabet Değil Dayanışma, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Haber: Elif Aydın

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

ASGARÎ ÜCRET KÖLELİĞİNE, YOKSULLUK VE SEFALET DAYATAN POLİTİKALARA KARŞI

HAKÇA BÖLÜŞÜM VE ADİL PAYLAŞIMI SAVUNACAK; DAYANIŞMAYI YÜKSELTEREK KÖLELİK DÜZENİNİ ALT EDECEĞİZ!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Arkadaşlar,

Biliyorsunuz, her yeni yılın başında aynı tabloyla karşılaşıyoruz.

Çünkü bu tablo hiç değişmiyor.

Her yeni yıl, açlık sınırında seyreden asgari ücret köleliği ile başlıyor.

Biz hesap yapmaktan bıktık.

Ne kadar hesap yaparsanız yapın ulaşacağınız netice aynıdır:

Açlık, yoksulluk, sefalet…

Yani bir bütün hâlinde kölelik!

İnişli çıkışlı döviz, faiz hesapları gelip yoksulun, emekçinin alın terini yağmalamaya dayanıyor.

Zamlar yılın ilk saniyelerinden son anlarına kadar yağmur gibi yağıyor.

Kiralar, artıp duran diğer masraflar karabasan gibi ailelerin üzerlerine çöküyor.

Ekmek her gün daha da küçülüyor, un ufak oluyor.

Kıymetli dostlar,

Biliyorsunuz en son, kur korumalı mevduat sistemiyle fukaranın emeği yine zenginlere peşkeş çekildi.

Asgari ücret köleliğine talim ettirilen emekçilere, işçilere yüzde elli zam verildiği ilan edilmişti.

Meseleyi izah etmek için istatistiki verilere, rakam karmaşasına gerek yok.

İster döviz üzerinden, ister enflasyon oranlarından, ister açlık ve yoksulluk sınırlarının karşılaştırmasından…

Neresinden ele alırsanız alın, günün sonunda kaybedenler geniş yoksul emekçi kitlelerdir.

Açlık sınırı 4 bin lirayı çoktan geçti arkadaşlar.

4 bin 253 lira 40 kuruş olan 2022 asgari ücretinin işçinin cebine girmesine daha 30 gün var.

Güya yükseltilen asgari ücret henüz sene başında açlık sınırı seviyesindedir!

Bugünün hesabıyla, güya yükseltilen ve henüz işçinin cebine girmeyen asgari ücret, geçen sene başından 60 dolar daha düşüktür!

Halkımız,

Dediğimiz gibi, her sene başında aynı hesabı yapıyoruz.

Hiçbir şey değişmiyor.

Onca laf, onca açıklama tiyatrodan öte geçmiyor.

Sermaye ve devlet emeği kıskaca alıyor, zihinsel ve siyasal tahakküm için fiili köleliği dayatıyor.

Bu ülkede, 10 milyona yakın emekçi asgari ücretle çalışıyor.

Bu sayının en az yarısı kadar emekçi ise asgari ücret bile alamıyor.

Prekarya için teklif edilen ücret ise artık asgari ücrettir.

Genel ücret haline gelen bir asgari ücret gerçeği ile karşı karşıyız arkadaşlar.

Mülteci emeğinin sömürüsü ise had safhaya çıkmış durumda!

Yetişkin, çocuk demeden mülteci emeği en vahşi koşullarda sömürüye maruz kalıyor.

Siyasal aktörler ülkeye Çin modelini layık görüyor.

Üretimden kopartılan halkımız küresel sermayenin fason ayağının ucuz iş gücü olarak tanımlanıyor.

Emeğin ve hakikatin dostları,

İş cinayetleri, kapitalist tahakküm, yağma ve sömürü düzeninin bir sonucu olarak tüm hızıyla devam ediyor.

Her ay 200 kadar emekçi, iş cinayetlerinde can veriyor.

Dikkat edilsin:

Bu, süregiden bir katliam biçimidir!

Bu vahşi kapitalist düzen, yaşarken köle kıldığı, alın terinin son damlasına kadar sömürdüğü emekçileri birer birer katlediyor.

Bu durumda egemenler tarafından emekçiler için layık görülen senaryo şudur:

Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!

Bütün olup bitenin tek anlamı budur!

Herkes duyup bilsin ki artık, sermayenin azgın iştihasına yoksul halkımızı kurban vermeyeceğiz!

Kur’an’ın tabiriyle tuğyan etmiş, yani her türlü ölçüyü aşarak azgınlaşmış efendilere hesap sormak boynumuzun borcudur!

Yeni bir dünyayı, yeni bir baharı muştulamak temel görevimizdir.

Kardeşler,

Tarımdan, köyden, tabiattan yani bir bütün halinde özgürlüğünden kopartılarak şehirlere, sanayi bölgelerine tıkış tıkış doldurulmuş halkımızın bir kurtuluş çağrısına, yeni bir paradigmaya ihtiyacı vardır.

Hakça üretimle bölüşüm ve adil paylaşım bu paradigmanın, kurtuluş çağrısının temelleridir.

Bunu açmak, vâroluşsal boyutlarını ete kemiğe büründürmek bizim sorumluluğumuzdadır.

Zalimlerin çemberini, ifsad ve kölelik mekanizmasını kırıp parçalamak elimizdedir.

İşçi-işveren döngüsünü, ücret çevrimlerini reddedip başka bir işleyişi, yaşamı mümkün kılacak modeller hayal değildir.

Bu bilinç ve kararlılıkla başkalarından, güç merkezlerinden kurtuluş dilenmeyen; kendi irade ve kararlılığından hareket eden, dayanışmayı esas alan bir duruşu kuşanmalıyız.

Arkadaşlar,

Sefalet ve kölelik koşullarının her geçen gün daha da ağırlaştığı dönemleri direniş bilinç ve kararlılığını pekiştiren başlangıçlar kılalım!

Direnişimiz egemenleri şaşırtsın; eşitlik ve adalet mücadelemiz tezgâhlarını dağıtsın!

Bilmekteyiz ki Rabbimiz, halkına açlık sınırını reva gören, yoksuldan alıp zengine veren düzeni lanetlemektedir.

Ölçü ve tartıda hile yapanı, sahte enflasyon rakamlarıyla gerçeği gizleyenleri bilmektedir.

Kölelik bâki değildir.

Kitabımız Kur’an, Beled Sûresi 13. ayette köleliğe meydan okuyan bir iradeyi murad etmektedir.

O irade, neden bizim irademiz olmasın?

Şüphesiz ki Allah iyiliği emreder, her türlü kötülüğü yasaklar!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Hasret Aktaş)

Devamını Okuyun

Haberler

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya’nın Anı Kitabı Okuyucuyla Buluştu

Yayınlanma:

-

Göğüs cerrahı Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya anılarını “BENİM YOLUM / Tababet San’atının İcrası ile Geçen 33 Yıl” adıyla kitaplaştırdı.

Kitap, Aralık ayı içinde KDY tarafından yayımlandı.

Yalçınkaya’nın tıp eğitimi, hekimlik ve akademisyenliğine odaklanan kitap, bu alanların yanı sıra döneme ayna tutan düşünsel, toplumsal ve siyasal bir belgesel niteliğinde.

Kitabın materyallerine https://profdrirfanyalcinkaya.blogspot.com/2021/11/benim-yolum-tababet-sanat-ile-gecen-33.html linkinden ulaşılabilir.

378 sayfalık kitapta “Başlarken, Fakülte Yılları, Mecburi Hizmet Yılı, İhtisas Yılları, Van Tıp Yılları, Süreyyapaşa Yılları, Üç Deneme, Hekim Anı Kitapları” bölümleri yer alıyor.

Prof. Dr. İrfan Yalçınkaya’nın kitabı anlatan ve arka kapakta yer alan değerlendirmeleri şu şekilde:

“Bir tıp öğrencisi ve doktoru olarak, 40 yıla yakın meslek hayatımdaki, başta hekim-hekim, hekim-hemşire, hekim-hasta, hekim-hasta yakını, hekim-idareci ilişkileri olmak üzere 40 kadar anımı paylaşmaya çalıştım. Kitapta ayrıca üç adet denemem ve yirmi iki adet başka hekim anı kitaplarına dair kısa notlarım da yer almıştır.

Kitabın hedef kitlesi, her ne kadar bir göğüs cerrahisi uzmanı olsam ve anıların önemli bir kısmı göğüs cerrahisi branşı ile ilgili olsa da yalnız göğüs cerrahisi stajyer, asistan ve uzmanları değildir. Anıları yazarken göğüs cerrahisi alanı dışındaki tüm hekimlerin ve hatta hekimlik mesleğine mensup olmayan herkesin de anlayabileceği şekilde yazmaya çaba gösterdiğim gibi ele aldığım konuları (anıları) da bu yönde seçmeye çalıştım. İstedim ki, kim olursa olsun kitabı okuyan biri, bir hekimin 6 yılı tıp öğrencisi (ki hoca olsam bile kendimi hâlâ bir talebe olarak da görürüm), 33 yılı da pratisyen, asistan, uzman, yardımcı doçent, doçent, şef, başhekim yardımcısı, başhekim ve profesör olarak geçirdiği 40 yıla yaklaşan meslek hayatına tanıklık etsin; kendi bildikleri, yaşadıklarına benzer ya da farklı bir şeyler bulsun; hoşça vakit geçirip birikimini, tecrübesini, dağarcığını zenginleştirsin.”

Kaynak: saglikilkesen.org

Devamını Okuyun

Haberler

İzmir’deki Irkçı Katliama Tepkiler Sürüyor

Yayınlanma:

-

İzmir’de, yakılarak katledilen üç mülteci işçi ile ilgili olarak Sığınmacı Hakları Platformu ile İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi bir açıklama yaptı. Çok sayıda kuruluşun desteklediği açıklamanın tam metni şu şekilde:

İzmir Güzelbahçe’de 3 Suriyeli Mültecinin Yakılarak Öldürülmesi Hakkında Ortak Açıklama

2 gün önce 20 Aralık 2021 tarihinde Sığınmacı Halkları Platformunun İnsan Hakları Derneği’ne ulaşması ile birlikte İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde işçi 3 Suriyeli mülteci: Ahmed El Ali, Memun En Nebhan ve Muhammed El Hüseyin El Abdo El Biş’in 16 Kasım 2021 tarihinde yaşamlarını yitirdiklerini haberini öğrendik. Bu haber üzerine derhal inceleme ve araştırmalara başladık.  Araştırmalarımız gereğince yaşamını yitiren mültecilerin aileleriyle iletişime geçtik. Edinebildiğimiz ilk bilgiler; 3 Suriyeli mülteci gencin benzinle yakılarak hayatını kaybettiğiydi. Bugün sabah ailelerle ve Sığınmacı Halkları Platformu ile bir araya gelerek olayın yaşandığı yeri inceledik. İşçilerin çalıştığı yer sahibi ve avukatlarıyla görüşme sağladık.

Görüşmelerimizden olayın 16 Kasım 2021 günü sabah dört sıralarında mültecilerin kaldığı odaya benzin dökülerek ateşe verildiği, olayı gören diğer çalışanların hemen hızla oraya koştuğu ve üç mültecinin de kendilerini dışarıya atmaya çalışarak yardım istediklerini gördükleri, hemen iş yeri sahibine haber verdikleri, iş yeri sahibinin 4 buçuk sıralarında olay yerinde olduğu, hemen ambulans, polis ekipleri ve itfaiyeye haber verdikleri, aynı saatlerde devriye polislerinin de yangını görerek olay yerine geldikleri, üç kişinin Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yeşilyurt Devlet Hastanesi ve 9 Eylül Hastanesine kaldırıldıkları, yoğun bakıma alındıkları, Ahmed ve Muhammed’in olay gününden iki gün sonra sabaha karşı ikişer saat arayla yaşamını yitirdikleri, Memun’un ise olay gününden bir hafta sonra yaşamını yitirdiği, yaşamını yitirenlerden ikisinin İzmir’de cenazelerinin defnedildiği, bir kişinin ise ailesinin talebi üzerine Suriye’ye defnedilmesi için gönderildiği bilgilerine ulaştık.

Katil, mültecilerin kaldığı odayı benzin dökerek yaktı

Olayın detaylarına ilişkin öğrenebildiklerimiz de; 16 Kasım 2021 günü saat sabah 4 civarında katil, mültecilerin kaldığı odayı benzin dökerek yakmıştır. Olay günü; olay yeri inceleme, Güzelbahçe Emniyeti ve itfaiye ekiplerinin olay yerinde incelemeler gerçekleştirdiği, itfaiye ekiplerinin gerçekleştirdiği incelemelere göre ilk raporlarında mültecilerin kaldığı odada bulunan elektrikli sobadan kaynaklı yangının çıktığı belirtilmiştir. Ancak olayı gerçekleştirmeden önce akşam 8-9 civarı Urla’da çalışan bir işçi arkadaşına ‘orası yanacak, o Suriyeliler bugün ölecek’ şeklinde konuştuğu daha sonra iş yeri çalışanlarının bu duyumu öğrenmeleri üzerine iş yeri sahibi ve avukatlarına bilgi verdiği ve daha sonra bu duyumun emniyete iletildiği ve emniyet tarafından kişinin tespit edilerek teknik takibe alındığı belirtilmiştir.

26 Kasım 2021 günü aynı kişinin Güzelbahçe’de bulunan iddia bayisi sahibi bir kişiyi takip ederek evinin önünde kişinin eşi ve kendisini bıçaklaması üzerine olay yerinden kaçarken yakalandığı ve o gün verdiği ifadesinde Güzelbahçe’de yaşamını yitiren Suriyeli mültecileri kendisinin bir bidon benzin dökerek yaktığını söylemiştir. Katil bu ifadesinin üzerine tutuklanmış ve hapishaneye sevk edilmiştir.

Irkçı saikle işlenen cinayet örtbas edilmek isteniyor

Dosyayı inceleyebildiğimiz kadarıyla olayın tasarlanarak ırkçı saikle işlendiği ortadadır. Ancak bu durum kamuoyunda kişinin akli dengesinin bozuk olduğu, Suriyeli mültecilere yönelik ırkçı saikle cinayet işlemediği gibi bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu durum ırkçı saikle işlenen cinayetin örtbas edilmesine yöneliktir. Dosyadaki kısıtlama nedeniyle şimdilik bu kadar bilgi verebilmekteyiz. Ancak soruşturma ve kovuşturma sürecini takip edeceğimizi ve ilerleyen aşamalarda bilgilendirmeye devam edeceğimizi ifade ediyoruz.

Geçmişten bugüne Türkiye’de nefret söylemleri, ırkçı saldırılar ve cinayetler her geçen gün katlanarak artmaktadır. Mülteciler ile ilgili sorunların başında ülkedeki yasalar ve yasaların uygulanışı gelmektedir. Türk Ceza Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde bu durum her ne kadar düzenleme altına alınmış olsa da pratikte hiçbir karşılığı olmamakta, adli olaylar olarak dosyalara konu edilmektedir.

Türkiye, mülteciler yönünden Avrupa’ya geçiş olarak kullanılan bir alan olması nedeniyle gerek Ortadoğu’da süren savaş ve gerekse de ekonomik ve siyasi baskılar nedeniyle yoğun bir mülteci akınına uğramaktadır.

Devletler arasındaki çekişmenin bedelini mülteciler ödüyor

Kendi ülkelerinde süren savaş ve karşılaştıkları siyasi baskılar ve ekonomik sorunlar nedeniyle ülkelerini terk eden insanlar bir umutla insanca yaşadığı bir ülke ve koşullar aramak zorunda kalmaktadırlar. İnsanların umutları çoğunlukla devletler aracılığıyla birbirlerine karşı şantaj ve tehdit amaçlı kullanılmaktadır. Böylece mülteci konumundaki insanlar bu politikaların aracı olarak kullanılmalarının ağır bedellerini ödemektedirler.

Mülteci, sığınmacı, göçmenlere dönük ırkçı ve ayrımcı söylemlerin sürekli gündemde tutulduğu ve bu söylemler için etkin soruşturmaların açılmadığı bilinmektedir. Siyasi iktidar tarafından mülteci, sığınmacı ve göçmenleri araçsallaştıran söylem ve politikalar muhalefet tarafından mültecileri, sığınmacıları ve göçmenleri yük olarak gösteren politik söylem konusu haline getirilmesinde iktidar ve muhalefetin sorumluluğu olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’deki yoksulluğun, işsizliğin sorumlusu olarak mültecileri sığınmacıları ve göçmenlerin gösterilmesi onları nefret söylemine maruz bırakarak ırkçı saldırılara açık hale getirmektedir. Mülteci düşmanlığının gittikçe yayılmasının sonucu olarak 16 Kasım’da Güzelbahçe’de yaşanan bu saldırının benzerlerinin devamının geleceği endişesini yaşamaktayız.

Mülteci/sığınmacı ve göçmenler savaşlardan, yoksulluktan, yaşamlarını tehdit eden tehlikelerden kaçmak, yalnızca yaşama tutunmak amacıyla bulunduğu yeri terk etmek zorunda kalan insanlardır. Mültecilik bir neden değil acı bir sonuçtur. Terk etmek zorunda kaldıkları yerlerde yaşadıkları travmanın dışında da geldikleri yerlerde yaşamış oldukları her türlü zulüm kendini sürekli tekrar eden bir travmaya dönüşmekte; emekleri sömürülmekte, kötü yaşam koşullarının olduğu yerlerde yaşamaya zorlanmakta, hakları ihlal edilmekte, şiddet görmekte ve yaşamlarını kaybetmektedirler.

Mülteci/sığınmacı ve göçmenleri sorunların kaynağı olarak gösteren, provoke edici ve linçe açık hale getiren söylemler derhal terk edilmelidir

Siyasetçilerin araçsallaştırıcı, ırkçı ve ayrımcı söylemleri terk ederek öncelikle mülteci/sığınmacı ve göçmenlerin yaşam güvenliğini sağlamak ve devamında insani olarak yaşam koşullarını düzenlemek, insani bir göç ve mülteci politikasını geliştirmek gibi zorunlulukları vardır. Siyasetçilerin hitap etmiş oldukları kitlelere karşı, mülteci/sığınmacı ve göçmenleri sorunların kaynağı olarak gösteren, provoke edici ve linçe açık hale getiren söylemleri derhal terk etmelidir.

İnsan hakları savunucuları olarak Güzelbahçe’de yaşanan saldırı ile ilgili adli ve idari yönden etkin bir soruşturma süreci yürütmeye davet ediyoruz. İnsan Hakları Derneği olarak da sürecin takipçisi ve müdahili olduğumuzu, dosyanın takipçisi olduğumuz buradan kamuoyu ile paylaşıyoruz.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

SIĞINMACI HAKLARI PLATFORMU

DESTEKLEYİCİ KURUMLAR:

ÖZGÜRLÜK İÇİN HUKUKÇULAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI İZMİR TEMSİLCİLİĞİ

HAK İNİSİYATİFİ

HALKLARIN KÖPRÜSÜ DERNEĞİ

MÜLTECİ MEDYASI DERNEĞİ

İNSAN HAKLARI GÜNDEMİ DERNEĞİ

İZMİR BAROSU

MÜLTECİ DER

KONAK KENT KONSEYİ MÜLTECİ KOMİSYONU

HEPİMİZ GÖÇMENİZ IRKÇLIĞA DUR DE

Kaynak: hakinisiyatifi.org

Devamını Okuyun

GÜNDEM