Connect with us

Haberler

Üsküdar’da 1 Mayıs Yürüyüşü: Emeği Yağmalayan, Tabiatı Talan Eden Sermayeye Karşı Omuz Omuza!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve ÖYB, Üsküdar’da 1 Mayıs yürüyüşü düzenledi.

Mimar Sinan Kapalı Otoparkından başlayan yürüyüş, Marmaray önünden devam ederek sahile ulaştı ve vapur iskelesi yanında yapılan konuşmalarla sona erdi.

Konuşmalarla ilerleyen yürüyüş boyunca, “1 Mayıs Direniş Zulme İsyan, Yaşasın Küresel İntifada, Tevhid Adalet Özgürlük, Sermaye Büyüyor Kölelik Sürüyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Asgari Ücret Köleliktir, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Emekçiler Köle Olmayacak, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Sermayeyi Değil Hayatı Savun, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır,  Esnaf Batıyor Sermaye Büyüyor, Irkçılık Değil Dayanışma, Rekabet Değil Dayanışma, Roboski Kanıyor Adalet Bekliyor, Kürt Sorununa Adil Barışçıl Çözüm, Yaşasın Gazze Direnişimiz, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Emekçiler Yoksul Emekliler Aç, Sumud Filosu Onurumuzdur” sloganları atıldı, tekbir getirilip “Dağlardayız Biz Ovalarda” marşı söylendi. Yürüyüş boyunca Doruk Maden işçileri ile Şık Makas işçileri özelinde işçi direnişleri ve tabiatlarına yapılan saldırılara karşı mücadele eden köylülerin direnişleri selamlandı.

Topluluk adına açıklamaları Şilan Deniz ve Meryem Karayıl okudu. Yürüyüş sonunda okuman açıklamanın tam metni aşağıda yer alıyor. Yürüyüşten bir kesit, video kaydından takip edilebilir.

TEVHİD, ADALET, ÖZGÜRLÜK ŞİÂRI VE BATI ASYA DİRENİŞİNİN YÜKSELTTİĞİ 

KÜRESEL İNTİFADA ÇAĞRISIYLA 1 MAYIS’TA, ALANLARA!

     Bismillahirrahmânirrahim

    Kıymetli dostlar,

Son yıllarda olduğu gibi bu seneki 1 Mayıs’a da “Küresel İntifada”nın ayak sesleriyle girdik.

Batı Asya direnişinin her bir coğrafyada vicdanları ayaklandırdığı, insanlığın yeni bir evreye geçtiği günlere ulaştık.

Çok şükür ki yeryüzünün pek çok noktasında zulme isyan eden, kölelik zincirlerini parçalama niyetini açık eden, tutsaklığı reddeden özgür bilinçlerin doğumuna tanıklık etmekteyiz.

Öncelikle, bütün bu eşsiz ufukları insanlığa armağan eden Filistin direnişimizi, Gazze müdafaamızı, Lübnan ve İran direnişimizi büyük bir minnet, takdir ve saygıyla selamlıyoruz!

     Şehitlere, direnenlere selam olsun!

Biz de emek ve alın teri mücadelesinin, haysiyet ve özgürlük davasının billûrlaştığı; zulme ve zalime isyanın dalga dalga bütün şehirlere, sokak ve caddelere yayıldığı bu 1 Mayıs gününde, Küresel İntifada’nın bir parçası olmaktan onur ve kıvanç duymaktayız!

     Kardeşler,

Her 1 Mayıs’ta, emeğin ve emekçinin gür sadâsı meydanları doldurmaktadır.

İnsanlığa, ağaçlara, kuşlara, dere ve ırmaklara, yaylalara, börtü böceğe, kara ve denizlere musallat olan sermaye düzenine isyan eden yüreklerin çığlıkları; sınırları, engelleri aşarak birbiriyle buluşmakta ve benzersiz bir isyan korosu oluşturmaktadır.

Biz de bugün burada; İstanbul’da, Üsküdar’da, İstanbul Boğazının hemen yanında “Tevhid, Adalet ve Özgürlük” şiarıyla bu koroya katılıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki örgütlü kötülüğe karşı ancak örgütlü bir adalet hattı tahkim edilerek karşı durulabilir.

Çünkü biliyoruz ki küresel zulüm ve sömürü düzenine karşı ancak küresel direniş ağlarıyla irtibatlanarak sağlam cepheler kurulabilir.

Çünkü biliyoruz ki ancak “Küresel İntifada” çağrısıyla yükseltilebilecek bir mücadele Egemen Dünya Düzeninin küresel şeytanlığını alt edebilir!

 

     Emeğin ve emekçilerin dostları,

Şeytânî sermaye düzeni halkımızı amansız bir cendereye almıştır.

Milyonlarca emekçiye, açlık sınırının altında yaşamlar dayatılmaktadır.

Kölelik, rıza gösterilmesi istenen bir statü olarak kabul ettirilmek istenmektedir.

Sermayesever AKP düzeni, sömürücü politikalarıyla hâneleri yangın yerine çevirmiştir.

Halkımız kira-pazar kıskacında sıkışmıştır.

Alın teri yağmalanmış, emek kıymetsizleştirilmiştir.

Üretimden, topraktan, tabiattan kopartılan geniş kitleler birer Gregor Samsa adayı olarak kapitalist işleyişin çarklarına yem olarak sunulmuştur.

Faturası yoksullara kesilen sözüm ona “krizler”, kapitalistler için daha büyük ve yeni fırsatlar yaratmakta; işçilerden, emekçilerden çalınanlarla harâmîler, servetlerine servet katmaktadır!

Şunu peşinen söylemeliyiz ki kölelik düzeninin en açık, en net göstergesi asgarî ücrettir!

Asgarî ücret hâl-i hazırda 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanırken açlık sınırı 35 bin liraya dayanmıştır!

Şair Turgut Uyar’ın mısralarına yansıdığı üzere “Açlık Çoğunluktadır!”

Bu hakikat, ülkedeki mevcut durumun en net fotoğraflarından biridir.

“Hakça Üretim ve Bölüşüm, Âdil Paylaşım” ilkesini reddeden bu sömürü düzeninde, emekçilere ancak kölelik rolü biçilmiştir!

Buradan güçlü bir şekilde bir kez daha haykırıyoruz:

Elbette emekçiler köleliğe asla rıza göstermeyecekler ve bu kölelik düzenini mutlaka yıkacaklardır!

     1 Mayıs’ta direniş alanlarına akan yürekler,

Türkiye, emekçiler için bir cehennem konumundadır.

43 büyük ülke ekonomisi arasında sömürü oranının yüksekliğinde Meksika’dan sonra ikinci sıradayız.

Türkiye’deki emek rejimi; Çin, Tayvan, Güney Kore gibi ülkelerden bile kötü durumdadır.

Köleci kapitalist düzen, işçileri kesintisiz bir katliama tâbi tutmaktadır.

     İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 yakın emekçi, iş cinayetlerinde katledilmiştir.

MESEM öğrencisinden mevsimlik tarım işçisine, gencinden yaşlısına, mültecisinden yerlisine, kadınından erkeğine kadar onca işçi kardeşimiz yollarda, makine başlarında, inşaatların tepelerinde, yollarda katledilmiş; sermayedarlarların daha çok kazanma hırsları için yaşamlarından kopartılmıştır.

Her ay 200’e yakın emekçi, yoksul halkımızın evlatları bu cinayet düzeninde katledilmek üzere sırasını beklemektedir.

Bu süregiden katliam düzenini egemenler sorun etmemekte, halkımızın gündeminden kaçırmaktadır.

İşçiye “Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!” dayatılmakta; üstüne üstlük bu katliamcı düzen, “kader” söylemiyle Allah’ın dinine iftira atmak sûretiyle aklanmak istenmektedir.

Oysa Allah, kimseye zulmetmez fakat egemen azınlıklardır ezilenlere, mazlum ve mustazaflara zulmeden!

O hâlde şundan eminiz ki Âlemlerin Rabbi olan Allah, bu katliamcı fâillerin hesabını ahirette mutlaka görecektir; biz de bu hesabı bu dünyada sormak için elimizden geleni yapacağız!

     Arkadaşlar,

İnsana ve tabiata musallat olan kapitalist yağma düzeni, ülkenin dört bir yanını talan etmektedir.

Ormanlarımız, dağlarımız, su kaynaklarımız altın madenlerinin, taş ocaklarının, siyanür havuzlarının tehdidi altında zehirlenmekte; yaşam, çok boyutlu olarak ifsad ve imha tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Her zaman dillendirdiğimiz bir ayet olan Rum Sûresi 41’de Rabbimiz, “İnsanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde [Allah], belki [doğru yola] geri dönerler diye yaptıklarının bazı [kötü] sonuçlarını onlara tattıracaktır.” buyurarak bu hakikate işaret etmektedir.

1 Mayıs vesilesiyle çıktığımız bu direniş alanlarında her zaman hayatı, tabiatı ve insanı savunmak; ekolojik tahribat ve kıyımın karşısına dikilmek temel ve öncelikli sorumluluğumuz olmalıdır.

     Akbelen ormanları, Kaz Dağları, Kelkit vadileri, Dersim Dağları, HES’lerle kelepçelenen Karadeniz dereleri; başta Ordu’nun, Giresun’un olmak üzere Anadolu yaylaları, yağma ve talancıların gözüne kestirdikleri Kanal İstanbul güzergâhı, rezerv alan yağması, katliâma tâbi tutulmak istenen hayvanlar bir başka direniş korosu oluşturmakta ve neoliberal yağma düzeninin saldırısına direnecek halkaların çoğalmasını beklemektedir.

İşte biz de bu bilinç ve duyarlıkla o zincirin halkaları olmaya azmederek termik santrale karşı İkizköy’ün tabiatını savunduğu için tutuklanan Esra Işık’ın; Perşembe yaylasını ve bütün bir doğayı savunan onurlu insanların yanında durmak için 1 Mayıs alanlarına çıktık; tabiatın ve yaşamın gür sesi olmaya ahdettik!

     Köleliği reddeden yürekler,

Açlık seviyesinde hayatların dayatıldığı milyonlar adına meydanlardayız!

Örgütlü, örgütsüz bütün ezilenlerin, yoksulların, hürriyeti gasp edilenlerin sesi olabilmek için meydanlardayız!

Ülkemizde zam, sömürü, yağma düzeni derinleşmektedir.

Milyonlar geçim savaşı içinde çırpınmaktadır.

Banka, kredi, kredi kartı düzeni halkımızın iliğini emmektedir.

24 Ocak neoliberalizminin şampiyonu AKP, hükümetinin rantçı ekonomi, zam ve faiz politikaları, barınma ve beslenme hakkından başlayarak bütün temel hakları halkımız için ulaşılmaz kılmıştır.

Bugün öğrenciler açlık ve barınamama tehdidiyle karşı karşıyadır.

Yoksulluk, yaygın bir gerçeklik olarak halkımızın bugününü ve yarınını boğmaktadır.

Gençler için gelecek belirsiz, emekliler için hayat ölüm öncesi bir işkence zorbalığıdır. Türkiye, OECD üyeleri arasında işsizliğin en yüksek olduğu ülkedir.

Küçük köylülük ve küçük esnaflık banka-kredi sarmalı ve tekelleşme marifetleriyle sermaye lehine imha edilmiştir.

Ülkenin her bir kamusal varlığı neoliberal yağmanın iştihasına özelleştirme politikalarıyla yem edilmiştir.

Tabiatın talan edilmedik tek bir metrekaresinin kalmayacağı pek yakın zamanda açıklanan ve resmî kurumlardan elde edilen bilgilerle kesinleşmiştir.

Bütün bu gerçeklikler ise iktidarın hamaset söylemleriyle örtülmek istenmektedir.

Yapılması gerekenleri, hakça bölüşüm ve adil paylaşım için nasıl bir işleyişin gerekli olduğunu tartışmak için yine bir 1 Mayıs’ta meydanlardayız!

     Adalet ve özgürlükten yana duran bilinçler!

Bütün bir yeryüzü için mültecilik acil ve öncelikli gündem maddesi hâline gelmiştir.

Egemen dünya düzeninin insanlığı ve coğrafyaları alt üst eden sömürü faaliyetlerinin doğurduğu bu meselede adaleti amaçlamak temel öncelik olmalıdır.

Mülteciliği doğuran koşulların tespiti ve onlarla mücadele yolları önceliğimiz olmazsa meselenin kavranılıp çözülmesi de mümkün olmaz.

Geri gönderme merkezleriyle mülteci hayatların tehdit edilmesine, yükseltilen ırkçılıkla mültecilerin hedef gösterilmesine, mülteci emeğinin sömürülüp yağmalanmasına izin vermeyeceğiz!

     Dostlar,

Roboski katliamı sembolüyle kanayıp duran Kürt meselesi bölgesel ve küresel bir vaziyet almıştır.

Bölge halklarının barış ve kardeşlik içinde yaşamasına engel olan yerel ve küresel fitne merkezlerine karşı başka bir anlayışı egemen kılmalıyız.

Amacı, yöntemi kesin olarak belirlenmeyen ve halktan sakınarak yürütülen birtakım çözüm plânlarına kanmadan Kürt sorununa adil ve barışçıl çözümler üretmek boynumuzun borcu olmalıdır.

Dilden politik alanlara kadar en geniş yelpazede yasak, baskı ve dayatmaların, yok saymaların son bulduğu bir çözüm mümkündür.

Biz, vahyî ilkelerle biçimlenen bir çözümde ısrar ediyoruz. Hem Kürt halkının hem bölge halklarının hakiki kurtuluşunun ancak Âl-i İmrân sûresi 103. ayette belirtilen “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın!” ilâhî uyarısına göre olabileceğine inanıyoruz.

Şunu biliyoruz ki pek çok sebeple kanayıp duran Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun barış ve huzuru, bütün bir yeryüzünün barış ve özgürlüğü olacaktır.

     Direnişin yoldaşları,

Bu 1 Mayıs’a Küresel İntifada’nın ayak sesleriyle girdik, demiştik.

Yerelden küresele ulaşan ve birbiriyle irtibatlı bütün meselelerimiz için Filistin halkının müdafaası; Gazze, Lübnan ve İran direnişleri önümüze İNTİFADA seçeneğini tekrar koymuştur.

İşbirlikçilik ve ihanetin kıskacında boy veren ve Siyonist rejimi meşrulaştıran bölge ülkelerinin zavallılık ve pespayelik maskelerini indiren Direniş, uzak Asya meydanlarından Amerikan kampüslerine, Güney Afrika’dan Norveç’e, Yemen’den Avrupa başkentlerine kadar bütün vicdanları ayağa kaldırmıştır.

Siyonist İsrail’le zaten uzun yıllardır hız kazanıp savaş boyunca da arsızca sürdürülen ticari ilişkiler; ABD’nin İran saldırılarına açık tavır almayışı AKP iktidarının işbirlikçi yüzünü bir kez daha göstermiştir.

İsrail’i korumak için kurulduğu öteden beri herkesin bildiği Kürecik Radarı ve emperyalist müdahalelerin hava üssü İncirlik, zaten NATO üyesi olan Türkiye’nin emperyalist bloktaki yerini her türlü tartışma ve izahtan uzak bir biçimde göstermektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından sayısız şehidin kanıyla yıkanan paraları utanmadan savunan işbirlikçi AKP iktidarı ve TÜSİAD-MÜSİAD fark etmeksizin kâra iman etmiş işbirlikçi sermaye, katliam ortakları olarak çoktan insanlığın ufkuna kara bir leke olarak asılmıştır.

Siyasetçileri ve şirketleriyle egemenler bilsinler ki Siyonist katliam ve soykırım ortaklıklarını kesip atacağız!

Başta, İsrail’in kalkanı olarak çalışan ve ABD ile İsrail’in İran saldırılarında aktif bir şekilde kullanılan Kürecik Radarı ve işgal üssü İncirlik olmak üzere bütün emperyalist merkezleri söküp atacak ve ülkemizi NATO’dan çıkaracağız!

     Arkadaşlar,

Soykırım ve katliamcı emperyalist-Siyonist cephe karşısında Gazze’den başlayan Batım Asya direnişi insanlığın elinden tutacaktır; umutluyuz!

Direniş ateş ve coşkusu Batı Asya’daki işbirlikçi rejimleri alt edecektir; inançlıyız!

Küresel İntifada çağrısı bütün mazlumların, ezilenlerin kurtuluş parolası olacaktır; heyecanlıyız!

Yükselecek bu yeni ve gür sadâ, üzerimize çöken ataleti kaldırıp atacaktır.

Emperyalizme, küresel kapitalizme karşı ayaklanan vicdanlar hakikatle buluşacak ve yeni bir geleceğin kapılarını birlikte aralayacaklardır.

Sayısız havzada süren işçi mücadelelerini Doruk maden işçilerinin ve Şık Makas emekçilerinin zorlu ve umut aşılayan direnişleri özelinde selamlıyoruz!

Bütün bu direniş ateşleri, sermayenin yerel ve küresel militarizm iş birliğiyle kurduğu yerel ve küresel tahakküm düzenine karşı mücadele azmimizi bilevlemektedir.

Tevhid-Adalet-Özgürlük hattı olarak biz de işte tam bu noktada, bu direniş meydanlarında insanlığın ve tabiatın kurtuluşu ve özgürleşmesi için sözümüzle, gücümüzle her türlü katkıyı vereceğimizi ilan ediyoruz!

     Yaşasın 1 Mayıs

     Yaşasın Küresel İntifada!

     Selam olsun Direniş etrafında kenetlenen halklara!

     Selam olsun emek ve alın terine sahip çıkıp haysiyet mücadelesini yükseltenlere!

     EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

     SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma  Sendikası, www.saglikilkesen.org)

     TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

     ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

 

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x