Connect with us

Haberler

Fatih’te 1 Mayıs Yürüyüşü

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği ve Sağlık İlke-Sen, İstanbul-Fatih’te 1 Mayıs yürüyüşü düzenledi.

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii önünde başlayan 11:45’te başlayan yürüyüş, Fevzipaşa Caddesi boyunca ilerleyerek Fatih İtfaiye Parkındaki açıklama ve konuşmalarla sona erdi.

Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs’ün moderatörlüğünde ilerleyen yürüyüş ve açıklama boyunca “1 Mayıs Direniş Zulme İsyan, Yaşasın Emeğin Dayanışması, Yaşasın Küresel İntifada, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Filistin Direnişimiz, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Asgari Ücret Köleliktir, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Kahrolsun Kapitalist Köle Düzeni, Roboski Kanıyor Adalet Bekliyor, Kürt Sorununa Adil Barışçıl Çözüm, Esnaf Batıyor Sermaye Büyüyor, Tevhid Adalet Özgürlük, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Yoksulluk Sürüyor Açlık Derinleşiyor, İşbirlikçi Sermaye Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Sömürgeci AKP Hesap Verecek, Allah Ekmek Özgürlük, Emekçiler Köle Olmayacak” sloganları atıldı, marşlar söylenip tekbir getirildi.

Yürüyüşün sonunda topluluk adına Ahmet Orhan’ın okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

TEVHİD, ADALET, ÖZGÜRLÜK ŞİÂRI VE

GAZZE DİRENİŞİNİN YÜKSELTTİĞİ KÜRESEL

İNTİFADA ÇAĞRISIYLA 1 MAYIS’TA, ALANLARA!

Bismillahirrahmânirrahim

Kıymetli dostlar,

Bu 1 Mayıs’a Küresel İntifada’nın ayak sesleriyle girdik.

Gazze direnişinin her bir coğrafyada vicdanları ayaklandırdığı, insanlığın yeni bir evreye geçtiği günlere ulaştık.

Çok şükür ki yeryüzünün pek çok noktasında zulme isyan eden, kölelik zincirlerini parçalayan, tutsaklığı reddeden özgür bilinçlerin doğumuna tanıklık etmekteyiz.

Öncelikle, bütün bu eşsiz ufukları insanlığa armağan eden Filistin direnişini, Gazze müdafaasını büyük bir minnet, takdir ve saygıyla selamlıyoruz!

Şehitlere, direnenlere selam olsun!

Biz de emek ve alın teri mücadelesinin, haysiyet ve özgürlük davasının billurlaştığı; zulme ve zalime isyanın dalga dalga bütün şehirlere, sokak ve caddelere yayıldığı bu 1 Mayıs gününde Küresel İntifada’nın bir parçası olmaktan onur ve kıvanç duymaktayız!

Kardeşler,

Her 1 Mayıs’ta, emeğin ve emekçinin gür sadâsı meydanları doldurmaktadır.

İnsanlığa, ağaçlara, kuşlara, dere ve ırmaklara, börtü böceğe, kara ve denizlere musallat olan sermaye düzenine isyan eden yüreklerin çığlıkları sınırları, engelleri aşarak birbiriyle buluşmakta ve benzersiz bir isyan korosu oluşturmaktadır.

Biz de bugün burada; İstanbul’da, Fatih’te “Tevhid, Adalet ve Özgürlük” şiarıyla bu koroya katılıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki örgütlü kötülüğe karşı ancak örgütlü bir adalet hattı tahkim edilerek karşı durulabilir.

Çünkü biliyoruz ki küresel zulüm ve sömürü düzenine karşı ancak küresel direniş ağlarıyla irtibatlanarak sağlam cepheler kurulabilir.

Çünkü biliyoruz ki ancak “Küresel İntifada” çağrısıyla yükseltilebilecek bir mücadele Egemen Dünya Düzeninin küresel şeytanlığını alt edebilir!

Emeğin ve emekçilerin dostları,

Şeytânî sermaye düzeni halkımızı amansız bir cendereye almıştır.

Milyonlarca emeğe, açlık sınırında yaşamlar dayatılmaktadır.

Kölelik, rıza gösterilmesi istenen bir statü olarak kabul ettirilmek istenmektedir.

Sermayesever AKP düzeni, sömürgeci politikalarıyla hâneleri yangın yerine çevirmiştir.

Halkımız kira-pazar kıskacında sıkışmıştır.

Alın teri yağmalanmış, emek kıymetsizleştirilmiştir.

Üretimden, topraktan, tabiattan kopartılan geniş kitleler birer Gregor Samsa adayı olarak kapitalist işleyişin çarklarına yem olarak sunulmuştur.

Faturası yoksullara kesilen sözüm ona “krizler”, kapitalistler için daha büyük ve yeni fırsatlar yaratmakta; işçilerden, emekçilerden çalınanlarla harâmîler servetlerine servet katmaktadır!

Kölelik düzeninin en açık, en net göstergesi asgarî ücrettir.

Hâl-i hazırda 17 bin lira olarak uygulanan asgarî ücret, tam olarak açlık sınırı seviyesindedir.

Şair Turgut Uyar’ın mısralarına yansıdığı üzere “Açlık Çoğunluktadır!”

Bu hakikat, Türkiye’deki mevcut durumun en net fotoğraflarından biridir.

“Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” ilkesini reddeden bu sömürü düzeninde emekçilere ancak kölelik rolü biçilmiştir.

Buradan güçlü bir şekilde bir kez daha haykırıyoruz:

Elbette emekçiler köle olmayacak ve bu kölelik düzenini mutlaka yıkacaklardır!

1 Mayıs’ta direniş alanlarına akan yürekler,

Köleci kapitalist düzen işçileri kesintisiz bir katliama tabi tutmaktadır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre 2023 yılında 2 bine yakın emekçi kardeşimiz, iş cinayetlerinde katledilmiştir.

MESEM öğrencisinden mevsimlik tarım işçisine, gencinden yaşlısına, mültecisinden yerlisine, kadınından erkeğine kadar onca işçi kardeşimiz yollarda, makine başlarında, inşaatların tepelerinde, siyanür havuzlarında katledilmiş; sermayedarlarların daha çok kazanma hırsları için yaşamlarından kopartılmıştır.

Her ay 2 yüze yakın emekçi dostumuz, yoksul halkımızın evlatları bu cinayet düzeninde katledilmek üzere sırasını beklemektedir.

Bu süregiden katliam düzenini egemenler sorun etmemekte, halkımızın gündeminden kaçırmaktadır.

İşçiye “Yaşarken kölelik, ölürken cinayet” dayatılmakta, üstüne üstlük bu katliamcı düzen, “kader” söylemiyle Allah’ın dinine iftira atmak sûretiyle aklanmaktadır.

Elbette Allah kimseye zulmetmez fakat egemen azınlıklardır ezilenlere, mazlum ve mustazaflara zulmeden!

O halde şundan eminiz ki Âlemlerin Rabbi Allah, bu katliamcı fâillerin hesabını ahirette mutlaka görecektir; biz de bu hesabı bu dünyada sormak için elimizden geleni yapacağız!

Arkadaşlar,

İnsana ve tabiata musallat olan kapitalist talan, ülkenin dört bir yanını yağmalamaktadır.

Ormanlarımız, dağlarımız, su kaynaklarımız altın madenlerinin, taş ocaklarının, siyanür havuzlarının tehdidi altında zehirlenmekte; yaşam, çok boyutlu olarak ifsad ve imha tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

En son Erzincan İliç’te yaşadığımız büyük felaket maalesef çok daha kötü günlerin son habercisi olarak görülmelidir.

Her zaman dillendirdiğimiz bir ayet olan Rum Sûresi 41’de Rabbimiz, “İnsanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde [Allah], belki [doğru yola] geri dönerler diye yaptıklarının bazı [kötü] sonuçlarını onlara tattıracaktır.” buyurarak bu hakikate işaret etmektedir.

1 Mayıs vesilesiyle çıktığımız bu direniş alanlarında her vakit hayatı, tabiatı ve insanı savunmak; ekolojik tahribat ve kıyımın karşısına dikilmek temel ve öncelikli sorumluluğumuz olmalıdır.

Akbelen ormanları, Kaz Dağları, Kelkit vadileri, Dersim Dağları, HES’lerle kelepçelenen Karadeniz dereleri, Anadolu yaylaları bir başka direniş korosu oluşturmakta ve neoliberal yağma düzeninin saldırısına direnecek halkaların çoğalmasını beklemektedir.

İşte biz de bu bilinç ve duyarlıkla o zincirin halkaları olmaya azmederek 1 Mayıs alanlarına çıktık, tabiatın ve yaşamın gür sesi olmaya ahdettik!

Köleliği reddeden dostlar,

Açlık seviyesinde hayatların dayatıldığı milyonlar adına meydanlardayız.

Örgütlü, örgütsüz bütün ezilenlerin, yoksulların, hürriyeti gasp edilenlerin sesi olabilmek için meydanlardayız.

Ülkemizde zam, sömürü, yağma düzeni derinleşmektedir.

Milyonlar geçim savaşı içinde çırpınmaktadır.

Banka, kredi, kredi kartı düzeni halkımızın iliğini emmektedir.

24 Ocak neoliberalizminin şampiyonu AKP hükümetinin rantçı ekonomi, zam ve faiz politikaları, barınma ve beslenme hakkından başlayarak bütün temel hakları halkımız için ulaşılmaz kılmıştır.

Bugün öğrenciler açlık ve barınamama tehdidiyle karşı karşıyadır.

Yoksulluk yaygın bir gerçeklik olarak halkımızın bugününü ve yarınını boğmaktadır.

Gençler için gelecek belirsiz, emekliler için hayat ölüm öncesi bir işkence zorbalığıdır.

Küçük köylülük ve küçük esnaflık banka-kredi sarmalı ve tekelleşme marifetleriyle sermaye lehine imha edilmiştir.

Ülkenin her bir kamusal varlığı neoliberal yağmanın iştihasına özelleştirme usûlüyle yem edilmiştir.

Tabiatın talan edilmedik tek bir metrekaresinin kalmayacağı pek yakın zamanda açıklanan ve resmî kurumlardan elde edilen bilgilerle oluşan TEMA Vakfı raporlarıyla kesinleşmiştir.

Bütün bu gerçeklikler ise iktidarın hamaset söylemleriyle örtülmek istenmektedir.

Yapılması gerekenleri, hakça bölüşüm ve adil paylaşım için nasıl bir işleyişin gerekli olduğunu tartışmak için yine bir 1 Mayıs’ta meydanlardayız!

Adalet ve özgürlükten yana duran bilinçler!

Bütün bir yeryüzü için mültecilik acil ve öncelikli gündem maddesi hâline gelmiştir.

Egemen dünya düzeninin insanlığı ve coğrafyaları alt üst eden sömürü faaliyetlerinin doğurduğu bu meselede adaleti amaçlamak temel öncelik olmalıdır.

Mülteciliği doğuran koşulların tespiti ve onlarla mücadele yolları önceliğimiz olmazsa meselenin kavranılıp çözülmesi de mümkün olmaz.

Geri gönderme merkezleriyle mülteci hayatların tehdit edilmesine, yükseltilen ırkçılıkla mültecilerin hedef gösterilmesine, mülteci emeğinin sömürülüp yağmalanmasına izin vermeyeceğiz!

Dostlar,

Roboski katliamı sembolüyle kanayıp duran Kürt meselesi bölgesel ve küresel bir vaziyet almıştır.

Bölge halklarının barış ve kardeşlik içinde yaşamasına engel olan yerel ve küresel fitne merkezlerine karşı başka bir anlayışı egemen kılmalıyız.

Kürt sorununa adil ve barışçıl çözümler üretmek boynumuzun borcu olmalıdır.

Dilden politik alanlara kadar en geniş yelpazede yasak, baskı ve dayatmaların, yok saymaların son bulduğu bir çözüm mümkündür.

Bu çözümün karşısına dikilmek barış ve kardeşliğin karşısına dikilmektir.

Pek çok vesileyle kanayıp duran Ortadoğu’nun barış ve huzuru, bütün bir yeryüzünün barış ve özgürlüğü olacaktır.

Direnişin yoldaşları,

Bu 1 Mayıs’a Küresel İntifada’nın ayak sesleriyle girdik, demiştik.

Yerelden küresele ulaşan ve birbiriyle irtibatlı bütün meselelerimiz için Filistin halkının müdafaası, Gazze direnişi önümüze İNTİFADA seçeneğini tekrar koymuştur.

Emperyalizmin küresel savaş makinesine karşı eşi benzeri görülmemiş Gazze direnişiyle Filistin halkı, insanlık için bütün hesapları “sil baştan” yapmıştır.

İşbirlikçilik ve ihanetin kıskacında boy veren ve Siyonist rejimi meşrulaştıran bölge ülkelerinin zavallılık ve pespayelik maskelerini indiren Direniş, uzak Asya meydanlarından Amerikan kampüslerine, Güney Afrika’dan Norveç’e, Yemen’den Avrupa başkentlerine kadar bütün vicdanları ayağa kaldırmıştır.

Uzun süredir İsrail’le ilişkileri geliştirme, Filistin halkının doğal gazını çalarak dünyaya pazarlama hırsızlığına odaklanan bölge devletlerine suçüstü yapan Direniş, bütün plânları bozmuştur.

Ürdün’den Mısır’a, Türkiye’den körfez ülkelerine kadar bu arsız işbirlikçilik en üst seviyeye ulaşmışken Gazze, benzersiz bir kıyamla bütün tezgâhları dağıtmış, bütün kirli ilişkileri açık etmiştir.

Siyonist İsrail’le zaten uzun yıllardır hız kazanıp savaş boyunca da arsızca sürdürülen ticari ilişkiler, AKP iktidarının işbirlikçi yüzünü bir kez daha göstermiştir.

İsrail’i korumak için kurulduğu öteden beri herkesin bildiği Kürecik Radarı ve emperyalist müdahalelerin hava üssü İncirlik, zaten NATO üyesi olan Türkiye’nin emperyalist bloktaki yerini her türlü tartışma ve izahtan uzak bir biçimde göstermektedir.

On binlerce şehidin kanıyla yıkanan paraları utanmadan savunan işbirlikçi AKP iktidarı ve TÜSİAD-MÜSİAD fark etmeksizin kâra iman etmiş işbirlikçi ZORLU, İÇDAŞ, KOLİN, LİMAK, MNG, AKÇANSA ve benzeri sayısız Siyonist şirket, katliam ortakları olarak çoktan insanlığın ufkuna kara leke olarak asılmıştır.

Siyasetçileri ve şirketleriyle egemenler bilsinler ki Siyonist katliam ve soykırım ortaklığı olan ticaretlerini bitirip keseceğiz!

Başta İsrail’in kalkanı olarak çalışan Kürecik Radarı ve İşgal üssü İncirlik olmak üzere bütün emperyalist merkezleri söküp atacak ve ülkemizi NATO’dan çıkaracağız!

Arkadaşlar,

Soykırım ve katliamcı emperyalist-Siyonist cephe karşısında Gazze’den başlayan direniş, insanlığın elinden tutacaktır; umutluyuz!

Direniş ateş ve coşkusu Ortadoğu’daki işbirlikçi rejimleri alt edecektir; inançlıyız!

Küresel İntifada çağrısı Filistin’den başlayarak mazlumların, ezilenlerin kurtuluş parolası olacaktır; heyecanlıyız!

Yükselecek bu yeni ve gür sada üzerimize çöken ataleti kaldırıp atacaktır.

Emperyalizme, küresel kapitalizme karşı ayaklanan vicdanlar hakikatle buluşacak ve yeni bir geleceğin kapılarını birlikte aralayacaklardır.

Tevhid-Adalet-Özgürlük hattı olarak biz de işte tam bu noktada, bu direniş meydanlarında insanlığın ve tabiatın kurtuluşu ve özgürleşmesi için sözümüzle, gücümüzle her türlü katkıyı vereceğiz.

Yaşasın 1 Mayıs

Yaşasın Küresel İntifada!

Selam olsun Gazze direnişine!

Selam olsun Direniş etrafında kenetlenen halklara!

Selam olsun emek ve alın terine sahip çıkıp haysiyet mücadelesini yükseltenlere!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Açıklama videosu:

 

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

Tezkere Karşıtı Eylemler Sürüyor: Filistin Dostu Yemen’e Dokunma!

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), Üsküdar’da tertip ettiği bir protesto eylemiyle Mekke Antlaşmasının onaylanması için TBMM’ye sevk edilen tezkerenin reddedilmesini talep eden bir eylem düzenledi.

Eylem boyunca sloganlar atıldı, ajitasyon konuşmaları yapıldı. Eylemde, Arapça ve İngilizcesinin de okunduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

Emperyalizm ve Siyonizm ile Savaşan Filistin Dostu Yemen’e Dokunma!

Türkiye – Suudi Arabistan – Pakistan arasında imzalanan bir antlaşmanın onaylanmasına ilişkin teklif, TBMM Dışişleri Komisyonundan geçti ve önümüzdeki günlerde TBMM’de görüşülecek. Filistin dostu halkın gözünde meşruluk kazandırmak için Müslümanların kutsal kabul ettiği Mekke kentinin adı verilen anlaşma, Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı sürdürdüğü saldırıda başka ülkelerden destek almasına elverişli koşullar içeriyor. “Mekke Antlaşması”nın ardından, anlaşmaya dayanarak Türkiye’nin de Suudi Arabistan’ın Yemen halkına karşı savaşına doğrudan askeri katılımının önünü açan tezkere de TBMM gündemine gelecek. Mısır parlamentosundan da Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı savaşında destek sunmaya yönelik bir tezkerenin aynı günlerde geçmiş olması herhâlde tesadüf değildir!

Bu gelişmeler, antlaşmayla nihaî amacı hususunda iktidar tarafından yapılan açıklamalarda ne denirse densin,  ABD’nin bölgede doğrudan hayata geçiremediği planların ABD güdümlü bölge politikaları izleyen ülkeler eliyle gerçekleştirilmesinin amaçlandığı yönünde birer göstergedir. Türkiye’nin Yemen’e karşı savaşa katılması bir adım ötemizdedir! Bir ülkeye yapılan saldırının diğer ülkelere de yapılmış sayılacağı bu antlaşma, hâlihazırda Suudi Arabistan’ın saldırılarına karşılık veren Yemen’i, Türkiye’nin askerî düşmanı olarak tanımlamaya açıktır ve böylece Türkiye’yi, Yemen halkına karşı süren saldırıya askerî olarak katılmaya zorlayacak bir araç niteliğindedir.

Son yıllarda Filistin halkının maruz kaldığı soykırım ve şiddetli saldırıların karşısında Filistin direnişine ve halkına önemli destek sağlayan Yemen’e karşı kurulacak bu ittifak, olsa olsa Siyonizme ve emperyalizme hizmet edecektir. Hatırlatılması gerekir ki Yemen direnişi, Filistin halkının maruz kaldığı soykırım yılları boyunca Filistin halkına yönelik saldırganlığı hafifletmek ve Siyonist rejimin soykırımı sürdürmesi için gerekli olan koşulları ortadan kaldırmak maksadıyla ağır bedeller ödeyerek Filistin halkının kalkanı olmak için Lübnan cephesinden sonra ilk hareket eden odaklar arasında olmuştur. Yemen, soykırım süreci boyunca, Babülmendep Boğazı’ndan Siyonist rejime herhangi bir geminin geçmesini engelleyerek ve eylemleriyle işgal devletinin Ben Gurion havaalanının birçok kez çalışmasını durdurmayı başararak İsrail’e karşı denizden ve havadan gerçek bir ambargo uygulanmasını sağlamıştır.

Filistin’e verilen bu destek, bedelsiz kalmamıştır. Soykırım süreci boyunca Siyonist devlet, Yemen’e karşı birçok saldırı düzenlemiş, Yemen halkının canından ve kaynaklarından bedeller ödemesine neden olmuştur. Buna rağmen Filistin’e olan desteğini bir gün bile durdurmayan Yemen, daha sonrasında Mart-2025’te başlayan ve yüzlerce Yemenlinin ölümüne neden olan ABD ve İngiltere’nin 50 günü aşkın süren ortak bir operasyonuna maruz kalmıştır. Yemen’i, Filistin halkını desteklemekten geri durduramayan bu saldırı, başarısızlıkla sonuçlanmış ve ABD’yi Yemen’le anlaşma yapmak zorunda bırakmıştır.

Tüm bu süreçler boyunca Yemen, Suudi Arabistan’ın kuşatması altındaydı ve Filistin’e desteğini zor koşullara rağmen sürdürdü. Geçtiğimiz aylarda kuşatmayı kırmak için harekete geçen Yemen, Suudi Arabistan’ın saldırısına maruz kaldı. Filistin’de soykırım süreci başlamadan önce de Yemen, bu duruşundan dolayı ABD’nin güdümünde hareket eden Suudi Arabistan’ın yoğun saldırganlığına maruz kalmış ve ağır bir kuşatmayla, açlıkla sınanmıştı. Emperyalizmin ve Siyonizm’in bölgedeki plânları ve emellerine karşı temel bir direniş odağı oluşturan ve Filistin halkının gerçek dostu olan Yemen halkını hedef alan süregiden saldırganlık bölgemizde barışa değil Siyonizm’e hizmet etmektedir.

Siyonist rejime karşı Türkiye’nin hamasî söylemlerle dile getirdiği fakat hiçbir zaman uygulamadığı ambargoyu ağır bedellere rağmen uygulayan Yemen halkına karşı kurulan bu ittifak, reddedilmelidir! 2003 yılında ABD’nin Irak’a saldırısında Türkiye topraklarının ve silahlı kuvvetlerinin kullanılmasına yönelik tezkerenin TBMM’de onaylanmasına engel olan toplumsal itiraz, bugün de yükselmektedir! Gündemdeki tezkerenin TBMM’den geçmesi engellenmelidir. Tüm siyasî örgütleri, toplumsal hareket ve güçleri bu anlaşmanın geçmemesi için harekete geçmeye çağırıyoruz. Elimiz, Filistin dostu Yemen halkının kanına bulanmadan harekete geçmeliyiz.

Siyonizm’e ve emperyalizme hizmet eden bu anlaşma durdurulmalıdır!

Halkımızın kalbi, emperyalizm ve Siyonizme direnen bölgemşz halklarının yanındadır.

Siyonizm ve emperyalizmle savaşan Yemen halkının yanındayız!

#TezkereyeHayır

#YaşasınYemenDirenişi

#kahrolsunemperyalizm

#YıkılsınSiyonistİsrailDevleti

Filistin Eylem Komitesi

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Tezkere Eylemi: Suudi Amerika İle İttifakı Savunan Tezkereye Hayır!

Yayınlanma:

-

Devamını Okuyun

Haberler

Lübnan’da Doğayı Savunurken Hayatını Kaybedenler

Yayınlanma:

-

Birçok Lübnanlı çevre örgütüne göre cinayetler, kaçırmalar ve toprak ile yaşam alanlarının süregelen yıkımı, “çevre kırımı” (ekosid) olarak nitelendirdikleri geniş çaplı bir yakıp yıkma taktiğinin bir parçası. Beyrut Amerikan Üniversitesi, Mediterraneo’da politik ekoloji yardımcı doçenti olan Roland Riachi, “Yaşananları arşivlemeye ve belgelemeye çalışan herkes bir hedef hâline geliyor: gazeteciler, akademisyenler, doktorlar. Bu savaşın yol açtığı yıkımı kayda geçiriyorlar.” diyor. İsrail ordusu ayrıca bölgede kalmaya karar veren yerel halka, özellikle de toprağa sahip çıkan sakinlere gözdağı vermeye ve korku salmaya çalışıyor.

Amelié David -The Ecologist- 3 Ağustos 2026

“Hey! Yumurtaları bulduk!” Haziran ayının son sabahlarından birinde, Beyrut’un kuzeyindeki Jbeil’in halka açık plajında sevinç çığlıkları yükseldi. Terk edilmiş jet ski’ler ve plastik plaj şezlonglarının arasında, küçük bir gönüllü grubu beyaz kumların üzerinde diz çökmüştü.

Aramaya başladıktan bir saat bile geçmeden bir deniz kaplumbağası yumurta yuvasını ortaya çıkardılar.

Bu keşif, olağanüstüydü. Gece boyunca dişi bir caretta caretta kaplumbağası yumurtalarını bırakmak için kıyıya sürünmüştü. Şafak sökünce aynı kumsal şeridi yüzücüler, sörfçüler ve tatilcilerle dolup taşmıştı.

Yuvalama

Yuvayı fark eden cankurtaran Michel Koury, “O sabah geldiğimde kumda büyük bir delik gördüm ve önce birinin düştüğünü sandım.” diye hatırlıyor. “Sonra güvenlik kamerası görüntülerini kontrol ettim ve kaplumbağayı gördüm.”

18 yaşındaki cankurtaran, vakit kaybetmeden ülkenin en tanınmış yaban hayatı kurtarıcılarından biri olan Lübnanlı sürüngen koruma uzmanı Rami Khashab’ı tanıyan sörfçülerle iletişime geçti ve ona ulaştı.

Rami, arama çalışmasını organize etmek için ekibe katıldı. Yuvayı dikkatlice tespit edip yumurtaları saydıktan sonra ekip, park halindeki jet ski’lerin neredeyse hemen altında bulunan alanı çitle çevirdi. Gönüllüler, yavrular yumurtadan çıkana kadar yuvayı her gün izliyor.

Keshab, “On yıl önce bu düzeyde bir bilinç göremezdiniz.” diyor ve “O zamanlar birçok yuva bildirilmeksizin kalırdı.” diye ekliyor.

Normal şartlarda Keshab, yuvalama sezonunu Lübnan’ın güneyindeki nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağaları için ülkenin en önemli yuvalama alanlarından biri olan Mansouri Plajı’nda geçirirdi.

Misilleme

Ancak bu yıl, Hizbullah ile İsrail arasında devam eden savaş ve özellikle İsrail saldırıları bunu zorlaştırdı.

4 Haziran’da, tanınmış koruma uzmanı Mona Halil, Mansouri Plajı’ndaki evi Orange House’dayken binaya bir İsrail saldırısı oldu. Evdeki yardımcısı Hawi ile ağır yaralandı ve hastaneye kaldırıldı ancak 19 Haziran’da hayatını kaybetti.

Halil, onlarca yıl boyunca hayatını Lübnan’ın deniz kaplumbağalarını korumaya adadı. Yuvaları genellikle kendisi bulur, gönüllüleri eğitir, yavruları gözlemler ve Lübnan’ın bu biyoçeşitliliğini keşfetmek isteyen insanları ağırlardı.

Savaşın ilk tırmanış dönemi olan 2024 yılında zorla yerinden edilmişti. 27 Kasım’da İsrail ile Hizbullah arasında bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varılmış ancak bu ateşkes İsrail tarafından defalarca ihlal edilmişti.

2 Mart’ta, Ali Hamaney’in İran’da ABD ve İsrail tarafından suikasta uğramasının ardından Hizbullah, İsrail’in kuzeyine roketler fırlattı. İsrail’in o zamandan bu yana gerçekleştirdiği kanlı misilleme, 4.000’den fazla insanın ölümüne ve bir milyon insanın yerinden edilmesine yol açtı.

Tehdit Altında

17 Nisan’da yürürlüğe giren yeni ateşkese rağmen İsrail’in saldırıları her gün devam ediyor ve Lübnan’ın bir kısmı hâlen işgal altında.

Haziran ayında İsrail ile Lübnan arasında, Hizbullah olmaksızın bir barış çerçeve anlaşması imzalandı ve Lübnan ordusu işgal altındaki bazı bölgelere konuşlanmaya başladı. Şimdiden bu gelişmelere paralel bazı olaylar bildirildi.

Mart ayındaki bu yeni tırmanıştan sonra Mona Khalil, tekrarlanan tehditlere ve bombardımanlara rağmen plajı terk etmeyi reddetmişti. Ölümü, Lübnan’ın çevre camiasında şok etkisi yarattı.

Yeni yuvalar bulmak artık sadece bir koruma çalışması olmaktan çıktı. Keshab, “Bu, bir terapi.” diyor. “Ülkede yaşanan tüm bu kaosu dengeliyor!”

Ancak aktivistler, Halil’in ölümünün münferit bir trajedi olmadığını vurguluyor. Savaşın Ekim 2023’teki tırmanışından bu yana Lübnan’ın toprak koruyucularının birçoğu öldürüldü, kaçırıldı veya tehdit edildi.

Yıkım

Çevre kuruluşu Yeşil Güneylilerin (The Green Southerners) başkanı Hisham Yunus, The Ecologist’e şu açıklamayı yaptı: “İnsanlar, topraklarına karşı sorumluluk hissettikleri için tehlikeye rağmen hayvanları beslemek, yaban hayatını korumak ve arı kovanlarına bakmak için geri dönmeye devam ettiler.”

Kendisi de çatışmalar başladığından beri iki yakın meslektaşını kaybetti: ‘Tekrar tekrar, bu görevleri yerine getirirken öldürüldüler!”

Bunların arasında, 1 Mayıs 2025’te bir İsrail hava saldırısında öldürülmeden önce güney sınırı boyunca yaşanan çevresel yıkımı ve İsrail’in beyaz fosfor saldırılarını belgeleyen Osama Farhat da vardı. Yeşil Güneyliler üyesi Muhammed Skaf ise 31 Mayis 2026’da evini yıkan bir İsrail saldırısında hayatını kaybetti.

Beyrut Amerikan Üniversitesi, Mediterraneo’da politik ekoloji yardımcı doçenti olan Roland Riachi, çevresel hasarı belgeleyenlerin özel risklerle karşı karşıya olduğuna inanıyor:

“Yaşananları arşivlemeye ve belgelemeye çalışan herkes bir hedef haline geliyor: gazeteciler, akademisyenler, doktorlar… Bu savaşın yol açtığı yıkımı kayda geçiriyorlar.”

Korumak

Bu gaddarlığın bir başka örneği de gazeteci Emel Halil’in 22 Nisan’da bir İsrail saldırısıyla suikasta uğramasıdır.

Güney Lübnanlı muhabir, meslektaşı Zeyneb Faraj ile Al-Tiri yakınlarındaki gelişmeleri takip ederken önlerindeki araç bir İsrail saldırısıyla vuruldu. Daha sonra kendi araçları da hedef alındı. İki gazeteci yakındaki bir eve sığındı ancak o ev de daha sonra bombalandı.

İlk başta bölgeye ulaşması engellenen arama kurtarma ekipleri Faraj’ı tahliye etmeyi başardı lâkin İsrail tehditleri nedeniyle Halil’i kurtaramadan geri çekilmek zorunda kaldı. Halil’in cansız bedeni ancak o günün ilerleyen saatlerinde çıkarılabildi.

5 Mayıs’ta kız kardeşi Zeyneb Halil ile aile evinde buluştuğumuzda Emel’i her zaman hayvanları kendisinden önde tutan biri olarak hatırladığını söyledi.

Zeyneb onun için, “Katledildiği gün bile Emel, yolda bulduğu bir kaplumbağayı kurtarmak için durmuştu. Herkesi korumaya her zaman kendisinden daha çok hazırdı.” dedi.

Gözaltında

İsrail ordusu, bölgede kalmaya karar veren yerel halka, özellikle de toprağa sahip çıkan sakinlere gözdağı vermeye ve korku salmaya çalışıyor.

Mayıs ayında İsrail güçleri, Lübnan’ın güneyindeki Rachaya el-Foukhar yakınlarında zeytinliklerle ilgilenen, aslen “Halta”lı olan çiftçileri kaçırdı.

Çiftçileri destekleyen Lübnanlı bir kuruluş olan Agrimovement’tan Beşşar Ebu Saifan, “Artık sadece gıda sistemlerine saldırmıyorlar.” diyor ve şöyle devam ediyor: “Toprağın insanlarına saldırıyorlar. Bu, onlarca yıldır yaşanıyor: Lübnan’da, işgal altındaki Filistin topraklarında ve Suriye’de!”

Yasal Gündem (Legal Agenda) adlı sivil toplum kuruluşuna göre Lübnan topraklarından kaçırılan en az 30 kişi hâlen İsrail’de gözaltında tutuluyor.

Fosfor

Kasım 2024 ile Mart 2026 arasındaki ilk ateşkes döneminde, aralarında bir çoban ve iki balıkçının da bulunduğu on bir kişi alıkonuldu. 2 Mart’tan bu yana, sınırda Sünni çoğunluklu bir köy olan Halta’dan üç çiftçi ve üç Hizbullah savaşçısının da aralarında bulunduğu sekiz kişi daha kaçırıldı.

Birçok Lübnanlı çevre örgütüne göre cinayetler, kaçırmalar ve toprak ile yaşam alanlarının süregelen yıkımı, “çevre kırımı” (ekosid) olarak nitelendirdikleri geniş çaplı bir yakıp yıkma taktiğinin bir parçasıdır.

Ekim 2023’ten bu yana, özellikle Lübnan’ın güneyinde ve Bekaa Vadisi’nde 50.000 hektardan fazla arazi savaştan etkilendi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü, nüfusun yoğun olduğu alanlarda ve tarım arazilerinde beyaz fosforun defalarca kullanıldığını belgeledi. Lübnanlı kuruluşlar da sınır yakınlarında glifosat da dâhil olmak üzere herbisitlerin (yabani ot ilaçlarının) kullanıldığını bildirdi.

Deniz

Çevre grupları; ormanların, tarım arazilerinin, biyoçeşitliliğin ve su kaynaklarının kümülatif (birikerek artan) yıkımının, uluslararası hukuk kapsamında çevreye karşı işlenen suçlar olarak kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.

Mansuri’nin 57 kilometre kuzeyinde, Rmeileh plajında Fadia Jomaa, ince bambu çubuklarını yavaşça kuma saplıyor. Savaş nedeniyle yerinden edilen Jumaa, deniz kaplumbağalarını koruma çalışmalarını kıyı şeridinin farklı bir bölümünde sürdürüyor.

Geçen yıldan bu yana şimdiden sekiz yuva tespit edildi. Bambu çubuklar, kumun altında gizlenmiş yuvaların yerini belirlemeye yardımcı oluyor. Toprak aniden yumuşarsa ekip, bir kaplumbağanın oraya yumurta bıraktığını anlıyor. Yuvalar plajı kullananlar veya erozyon nedeniyle tehdit altında olduğunda gönüllüler, bunları dikkatlice daha güvenli bir yere taşıyor.

Jomaa, bu iş hakkında bildiği her şeyi Mona Halil’den öğrenmiş. “Birkaç yıl önce bize şöyle demişti: Ben artık çok yoruluyorum. Deniz artık önünüzde duruyor. Plaja inin, neler yapabileceğinizi kanıtlayın ve bu işi devam ettirin!”

Yaşam

Bugün bu sözler bir sorumluluk bilincine dönüşmüş durumda. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) raporuna göre, Cumaa, yaptığı çalışmalardan ötürü birçok farklı gruptan tehditler aldı. Jomaa’ya göre Halil’in öldürülmesi, Lübnan çevresine karşı yürütülen daha geniş bir kampanyanın parçasını oluşturuyor.

“İsrail kimi hedef aldığını çok iyi biliyordu. Çevre korumanın bir sembolünü öldürdüler. Mona, her İsrail savaşının yol açtığı çevresel hasarı sistematik olarak ifşa ediyordu.”

Güney Lübnan’ın büyük bir kısmına, devam eden İsrail saldırıları ve askeri işgal nedeniyle hâlâ ulaşılamasa da koruma uzmanları biyoçeşitliliği belgelemeye, yaban hayatını korumaya ve savaştan yara almış ekosistemlerden geriye kalanları muhafaza etmeye devam ediyor.

Onlar için bir yuva dolusu kaplumbağa yumurtasını kurtarmak, artık sadece kaplumbağalarla ilgili bir durum olmaktan çıktı: Bu, yaşanan tüm yıkıma rağmen yaşamın devam etmesini sağlamak anlamına geliyor.”

Kaynak: https://theecologist.org/2026/aug/03/people-killed-defending-nature-lebanon

Çeviri: Dilaver Demirağ

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x