Connect with us

Haberler

Kışı bile göremeden iflasa sürüklenecek on binlerce esnaf var!

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Covid-19 salgını ile derinleşen ekonomik krizden esnafın nasıl etkilendiğini yine esnaf arkadaşlarımıza sorduk. Onların değerlendirmelerini sizlerle paylaşıyoruz.

Kışı bile göremeden iflasa sürüklenecek on binlerce esnaf var!

Akif Nacar (İstanbul):

2019 Aralık ayında Çin’de ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüsün ekonomik etkisi, Türkiye’de özellikle küçük esnaf üzerinde ezici oldu.

Devamlı daha da kötüye giden piyasa şartlarında güçlükle ayakta kalmaya çalışan esnaf, bir yandan adaletsiz – insafsız vergilerle devlet tarafından sömürülürken bir yandan da özellikle son yirmi yıldır mantar gibi her gün başka bir köşe başında bir yenisi daha biten AVM salgınıyla mücadele etmeye çalışıyordu. Sürekli işi küçülen, işyerini AVM ve dev şirketlerin zincir mağazalarına yem etmemek için uğraşan küçük esnaflar bu gün Covid-19 salgınının vurduğu ekonomik darbe ile can çekişiyor.

AKP hükümeti bazı üniversiteler ve ilaç şirketleriyle birlikte Covid-19 virüsünün aşısını bulmak için araştırmalar yaptığını söylüyor. Belki bu çalışmalar neticesinde kısa sürede virüsün aşısı bulunup salgın salgın dizginlenebilir. Aşı konusunda çalışmalar yapan hükümetin, esnafları şu an altında ezildikleri ölümcül ekonomik enkazdan kurtarmaya yönelik bir çalışması ise henüz olmadı ve olmayacak gibi görünüyor.

Salgından etkilenen bütün ülkelerde birçok hükümet vatandaşlarını gelişen olumsuz duruma karşı korumak için ekonomik gücü nispetince destek paketleri açıkladı. Bu destek paketlerinde ev ve işletmelere yönelik kira yardımları, ev ve iş yerlerinde elektrik, doğalgaz, su faturası indirimi veya tamamen fatura sıfırlaması, salgın süresince her bir vatandaşa nakit para yardımı gibi doğrudan halka yapılan destekler gördük. Aynı ekonomik destekleri AKP hükümetinin de halka sağlayacağını umarak beklentiye giren zor durumdaki esnaf açıklanan ‘destek paketi’ ile büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Zira açıklanan pakette, zorunlu sokağa çıkma yasaklarıyla iş yerleri kapatılan, vergisini, kirasını, işçisinin maaşını ödeyemeyen esnafların yarasına merhem olacak bir destek kesinlikle yoktu.

Açıklanan paketten fayda görenler AVM’lerde mağazaları bulunan tuzu kuru kodamanlar, büyük sanayiciler ve halkın faydasına olmayan projeler için verilen ihalelerle semirtilen ihale çeteleri oldu. Hali hazırdaki kredi borçlarını nasıl ödeyeceğini kara kara düşünen esnaflar için AKP hükümetinin sağladığı tek destek, her esnafın zaten uzun zamandır kasasına ortak ettiği kan emici bankaların yolunu tutup yarasına merhem olmayacak yeni kredilerle bankalara olan borçlarını arttırmalarına sebep olmak oldu.

Pandeminin başladığı ilk günden bu güne kadar geçen sürede birçok esnaf kapısına kilit vurdu. Direnmeye çalışan esnafların binlercesi vergi borçlarını, kiralarını, işçi maaşlarını zorlukla ödüyor veya hiç ödeyemiyor. Her ne kadar birileri maaşını dövizle almıyor olsa bile çarşıda, pazarda satılan her şeyin dövize endeksli olduğu ülkemizde, dövizin her gün başka bir kur rekoru kırdığı ve kış için ikinci ve etkili bir Covid-19 dalgasının konuşulduğu şu günlerde ekonomik zorluklar nedeniyle kışı bile göremeden iflasa sürüklenecek on binlerce esnaf var.

Devamını Okuyun
Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

KHK’lı Kabakçıoğlu’nun Ölümü Adaletin Ölümüdür

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Cezaevinde plastik sandalye üzerinde ölen KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu‘nun fotoğrafları ülkede infiale sebebiyet verirken hukuk ve adalet sistemiyle KHK’lıların içinde bulunduğu durumu yeniden tartışmaya açtı.

Eğitim İlke-Sen, Kabakçıoğlu‘nun ölümüyle ilgili bir açıklama yayımladı. Açıklama şu şekilde:

KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun Ölümü Adaletsizliğin Açık Fotoğrafıdır

KHK’lı mahkûm Mustafa Kabakçıoğlu’nun hapishanede, bir plastik sandalyeye uzayan ölü bedeni aslında insanın, hukukun, adaletin bir bütün hâlinde açık ölümüdür.

KHK’lılar içerde ve dışarda canhıraş bir adalet ve hukuk mücadelesi veriyorlar. Mustafa Kabakçıoğlu’nun vicdanları kanatan ölümü bu mücadelenin ne denli büyük bir acı ve zulme karşı yürütüldüğünün çarpıcı bir kanıtı olmuştur.

Devletin kontrol ve gözetiminde bulunan birinin bırakalım gasp edilen hak ve hukukunun teminini, en temel insani hak olan muayene ve tedavi taleplerinin bile değerlendirilmemesi hiçbir şekilde kabul ve izah edilemez!

Cezaevlerinde yaşanan onca ihlal sürekli gündeme gelmekte ancak bunlar için köklü bir çözüm üretilmemektedir.

Mahkûmiyetler ancak adil ve şeffaf yargılamaların neticesinde ortaya çıkabilmelidir. Adil ve şeffaf yargılamaların yokluğunda mesnetsiz iddialarla işlerinden atılan ve hapishanelerde felâket derecede berbat koşullarda tutulan onca insan için tam bir hukuksuzluk cehennemi vâr edilmiştir.

İnsanı aziz kabul etmeyen bir anlayış kendini adalet ve hukuk diye takdim edemez. Böylesi bir durum zulümden başkasını üretemez.

Mustafa  Kabakçıoğlu’nun ölümü bir kez daha bu zulüm mekanizmasını gözler önüne sermiştir. Dahli olan herkes bu vebalin taşıyıcısıdır.

Yürekleri ezip burkan fotoğrafların ortaya koyduğu yalın hakikat karşısında susmak, hesap sormamak hiçbir vicdana yaraşmaz!

Bu dünyada verilmeyen hesaptan ise kimse mutlu olmamalıdır, ahiret gününün hesabı pek çetin olacaktır!

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

Haberler

Kürtçe Yasaklarına Yeni Halka

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği, Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Tasfiye Dergisi, İBB Şehir Tiyatrosunda gösterilecek Kürtçe tiyatro oyununun Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı tarafından yasaklanmasıyla ilgili olarak ortak bir açıklama yayımladı.

Açıklama şu şekilde:

Kürtçe Tiyatronun Yasaklanması Skandaldır, Hakikate Meydan Okuyan Bir Hadsizliktir!

Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunda sahnelenecek Kürtçe tiyatro oyununu gösterime kısa süre kala yasaklamıştır.

Bu yasaklama kararı Kürtçe’nin maruz kaldığı asırlık baskıların son halkalarından biridir, tam bir skandaldır, izahı imkânsız bir hadsizliktir! Asla kabul edilemez!

Her şeyden önce herkese şu ilâhî hakikati bir kez daha hatırlatıyoruz: Diller Allah’ın ayetleridir, yasaklanıp yok sayılmaları ilâhî iradeye meydan okumaktır, hakikati reddetmektir.

Ülkemizde son yıllarda tekrar boy veren, serpilip irileşen şoven tutum ve politikalar kendini Kürt mevsimlik işçilere saldırı ve linç, Kürtçe konuşan emekçilere meydan dayağı, zaten kamusalda yasaklanmış Kürtçe’nin özerk alanlardan da dışlanması şeklinde gösteriyor.

Gaziosmanpaşa Kaymakamlığının bu kararı biriken zulümlerin, acıların üzerine tuz biber ekmiştir.

Aydınlık’tan Yeni Akit gazetelerine kadar faşizmde buluşan geniş yelpazeye ve yasakçı ulus-devlet dayatmalarına karşı haktan, adaletten ve en nihayetinde Allah’ın ayetlerinden yana durmak gerekiyor.

Dilleri yasaklamak insanı yasaklamak demektir. İnsanın yasaklandığı yerde hayat ölür. Halklar çorağa terk edilir. Yaşama umudu ve coşkusu kaybolur. Kötülük, varlığın üzerine kalın bir tabaka hâlinde çöker.

Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz:

Bu hoyratlıklardan vazgeçin. Yasaklarla kötülük tohumları ekip durmayın. Hayatı halklara zindan etmeyin. Barış, kardeşlik ve dayanışma iklimini yok etmek kimsenin menfaatine değildir. Kaos ve karmaşa kötülüğünü kendi ellerinizle ikame etmeyin!

Yapılması gereken bellidir: Özür dileyerek farklı dilleri baskılayan yasakları kaldırmak! Elbette bütün alanlarda: Eğitimde, sağlıkta, mescitte, ulaşımda, çarşı-pazarda, levhalarda, her yerde!

Sadece tek bir kişi konuşsa dahî bütün diller korunmalı, sosyal hayatta yer bulmalı, kendilerine ihtiramda bulunulmalıdır. Toplumsal barış ve huzurun öncelikli şartlarından biri budur.

Rabbimizin yaratıp düzene soktuğu yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak en büyük günahlardandır! İfsad değil ıslah cephesinde yer almak insanın temel yükümlülüğü olmalıdır.

Yasak, baskı, gerilim politikalarından halkımız bıkıp usanmıştır.

Bilinmelidir ki bu yanlışlarda ısrar ederek karanlığı derinleştirmeye çalışanlar halkımız nezdinde ve Rabbimiz katında kaybedeceklerdir!

ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ / EĞİTİM İLKE-SEN /  TOKAD / SAĞLIK İLKE-SEN / TASFİYE DERGİSİ

 

Devamını Okuyun

Haberler

Maden İşçileri Köleliğe Karşı Yürüyor

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Maden işçileri köleliğe karşı eşitlik ve adalet talebiyle Soma ve Ermenek’ten Ankara’ya yürüyor.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, yürüyüşün gerekçelerini ve yürüyüşe dönük engellemeleri ayrıntılı bir şekilde açıkladı.

Açıklamada sermaye sahipleriyle siyasetin birlikteliğinin işleyişine dâir tespit ve değerlendirmeler yer alıyor ve salgın boyunca maden ocaklarında çalışan işçiler için yeterli sağlık önlemleri alınmazken az sayıda işçi ile sosyal mesafeye dikkat edilerek yapılan yürüyüşün pandemi tedbirlerine uyulmadığı gerekçesiyle engellenmeye çalışıldığına vurgu yapılıyor.

Sendikadan yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Çünkü kölelik değil eşitlik istiyoruz.

Zaten büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik  barındıran  çalışma hayatına, patronlar tarafından işçilerin göğsüne sapladığı bir hançer olan üst işveren-alt işveren ilişkisine, yani aslında taşerondan çalışma biçiminde bile geçerli olan müteselsilen sorumluluğun; dünyanın en ağır ve tehlikeli çalışmasının yapıldığı maden işkolunda siyasi iktidarın tercihine göre bazı patronlara (Soma Kömürleri AŞ gibi) uygulanıp bazı patronlara (Uyar Madencilik gibi) uygulanmamasına karşı yürüyoruz. İşte bu ayrımcılığın yapılmasına itiraz etmek için yürüyoruz. Bütün açık, gizli taşeron ilişki biçimleri ortadan kalksın, kıdeme, ücretlere devlet garantisi getirilsin diye yürüyoruz. Kıdem Tazminatı Fonuna  hayır demek için yürüyoruz.

Maden patronlarına, devletin ruhsatlı sahaları verilerek yıllarca işletilmesine izin veriliyor. Ürettiği taş, toprak, ne varsa “Tüvenan” olarak tartılarak devlet tarafından satın alınıyor ve bunun karşılığında ödeme yapılıyor. Bütün üretim, planlama, satın alma süreci devlet tarafından yürütülüyor. Fakat patronlar yıllarca bu üretimi yapan işçilerin ücret, ihbar, kıdem, iş kazası ve ölüm tazminatlarını ödemeyince devlet “beni ilgilendirmez” diyor, işçileri mahkemeye yönlendiriyor. Diğer bütün işkollarının aksine mahkemeler, devleti üst işveren olarak kabul etmiyor, “burası rödovanslı” diyor. Rödovanslı diğer işyerlerinde ise ne hikmetse tazminat alacaklarının ödenmesi için yasal düzenleme yapıyor ama Patron Azim Uyar’ı bu kapsam dışında bırakıyor. Patron Azmi Uyar ise yaşanan bu süreçte sahip olduğu para, gayrimenkul vb. mal varlığının tamamını devletin maliye, noter, tapu dairesi, belediye vb. kurumlarının nezaretinde boşaltıyor. Geriye işçilerin mahkemeyle de teyit ettirdikleri haklarını haciz yoluyla tahsil edebilmeleri için 1970 model bir kamyon kalıyor. Yani 1200 işçinin alacağını alabilmesi için bu kamyonu eşit biçimde bölüşmesi gerekiyor.

14 yıl önce patronun işletmesinde defalarca meydana gelen iş cinayetlerinin birinden sağ kurtulan ama iki gözünü kaybeden Ali Kandemir, iki ayağını kaybeden İdris Sarıkaya hala iş kazası tazminatlarını alabilmiş değiller. Bu iki kardeşimiz ve 748 Uyar Madencilik işçisi hala içeride bıraktıkları maaşlarını, ihbar ve kıdem tazminatlarını alabilmiş değiller. Geçen iki yıl boyunca yürüyen, mücadele eden Soma Holding’e bağlı rödovanslı saha işçileri 23 Temmuz’da TBMM’den çıkartılan yasa ile haklarını aldılar. Yasa, 1980 yılından itibaren ilk kez işçi lehine genişletildi. Şimdi Uyar Madencilik işçileri soruyor: “A işletmesi de rödovanslı saha, onların tazminat, ücret alacakları devlet tarafından sonradan şirketin yönetim kuruluna rücu edilmek üzere ödeniyor, biz de rödovanslı sahada çalıştık bizim ücretlerimiz, tazminatlarımız aynı biçimde  neden ödenmiyor?”  Bu ayrımcılığa son vermek, eşitsizliği gidermek için yola çıkıyoruz, YASA GENİŞLETİLSİN diyoruz ve bunun için yürüyoruz.

Diğer yandan Ermenek bölgesinde faaliyet gösteren saha ruhsatları Özbey ailesine ait Cenne 1 no’lu ile Seba Maden ocaklarında, yine Özbey ailesine ait ruhsat sahasında Uyar ailesi tarafından işletilen ve 28 Ekim 2014 tarihinde meydana gelen Has Şekerler Maden ocağındaki faciada hayatını kaybeden 18 maden işçisinin aileleri ile maden ocağının kapatılması nedeniyle işten çıkartılan maden işçilerinin ödenmesi gereken başta Ölüm, İş kazası, Malullük ile Kıdem, İhbar ve diğer alacaklarının ödenmesinin sağlanması ve faaliyette olan maden ocaklarında öncelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin mevzuata uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla yürüyoruz.

Ayrıca Ermenek havzasında patronların değişik gerekçelerle kapattığı Turab, Özkar, Fetih, Birsa madenlerinde çalışan işçilerin maaş, kıdem ve ihbar tazminatları da ödenmemiştir. Dedesi, babası tazminat haklarını alamamış işçilerin torunları bugün kendi tazminat alacakları için direnirken aynı zamanda kendi babalarının, dedelerinin haklarını almak için de yürüyecekler. İşte yapılan bunca haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliklere karşı yürüyoruz. Tüm bu uygulamalar, haksızlık ve hukuksuzluklar devletin gözü önünde olurken bu haksızlık ve hukuksuzluklara müdahale etmesi gereken devlet, şimdi biz haklarımızı istediğimizde “yasak” diyor.

Bu yasaklar yasal değil, hukuki değil. Bu yasaklarla ilgili gerekli her türlü itirazlarımızı yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Yasaklar sadece patronları korumakta. Çünkü biz sendika olarak öncesinde onlarca kez il ve ilçe pandemi kurullarına yazılar yazdık. Dedik ki, Soma madenlerinde 2000 işçi her hangi bir pandemi önlemi alınmadan binler halinde vardiyalarda çalıştırılıyor, tıka basa dolu servislere bindiriliyoruz. Dedik ki, Covid vakaları yoğunlaşıyor, Manisa’da binlerce işyerinde yüz binin üzerindeki işçi, pandemi koşullarında çalıştırılmaya devam ettik.

Yazdığımız yazılara tek bir yanıt alamadık. Valilik, kaymakamlık bizim taleplerimiz, uyarılarımız yokmuş gibi davrandı. Daha iki gün önce Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Manisa sınırlarındaki Gördes’te binin üzerinde bir insan topluluğuna sıkışık bir ortamda seslendi, sokaklarda kalabalık bir toplulukla yürüdü.

İşçileri binler halinde çalıştırırken pandemi yok ama 8 yıldır tazminat ve ücret haklarını alamayan 748 aileyi temsilen 60 işçi, açık havada ikişer metre aralıklarla kaldırımın en sağından, tek sıra halinde pandemi önlemlerini alarak yürüdüğünde “yasak” var. Bu saçmalığa, patron kayırmacılığına ne ülkemizde ne de dünyanın hiçbir yerinde kimse inanmaz. Ne zaman ki 60’ar işçi “Soma’dan, Ermenek’ten yürüyeceğiz” dedi, işte o zaman üstelik sadece bu yürüyüşlerin başlangıç noktalarından önce Manisa Valiliği, ardından Karaman ve Konya Valilikleri keyfi, hukuksuz bir yasaklamayı gündeme aldılar. Biz itirazlarımızı yaptık. Herkese öneriyoruz, lütfen söz konusu yasağı alan valiliklerin yasağa hukuken dayanak gösterdikleri ilgili İl Pandemi Kurulu kararlarına baksınlar.  Pandemi kurulu kararları ile valilik kararları arasında tek bir hukuki bağıntı yoktur. Nedeni sadece bir avuç maden işçisinin hak talebinin boğulmasıdır, duyulmamasını sağlamaktır. Diyoruz ki, yasak kararı alanlar hemen bugün Uyar ve Ermenek işçilerinin haklarını ödesinler, biz de tek bir adım atmayalım. Eğer bunu yapmayacaklarsa asla maden işçisinin önüne çıkmasınlar.

Önümüzdeki Salı günü itibariyle Meclisin gündemine getirilecek “Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi” içinde torba kanun biçimindeki maddelerde “Maden Patronlarına Yeni Kıyak Düzenlemeleri” var. Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin haklarını gasp ederek servet biriktiren, işledikleri bu suçlara rağmen asla yargılanmayan patronlara milyarlarca liralık vergi afları, ödüller, teşvikler, hibeler, ruhsatlandırmada yeni kolaylıklar sağlanıyorken biz işçilere yönelik herhangi bir düzenleme yok. Biz bu kanun teklifindeki maddelerden birine ek yapılarak “Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin geçmişe yönelik ücret, iş kazası, ölüm, ihbar ve kıdem tazminatları TKİ tarafından ödenir. İlgili şirketin yönetim kurulu üyelerine rücu ettirilir” ibaresinin acilen konulmasını talep ediyoruz.

Biz biliyoruz ki bedenlerimizi elimizden aldıkları, gözlerimizi kör ettikleri, ellerimizi ayaklarımızı koparttıkları, ciğerlerimizi çürüttükleri bu vahşi sömürü düzeninden alacaklarımız var ve bu alacaklarımızı her koşulda gündeme getireceğiz. Patronlara bol kepçeden Kıyakların Yapıldığı, İşçilerin Alınteri Haklarını Talep Etmesinin Bile Yasak olduğu bu Kölelik Düzenine İtiraz Ediyoruz. Korkmuyoruz ve asla haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Adım adım yürüyeceğiz, mutlaka kazanacağız.

Kaynak: bagimsizmaden.org

 

Devamını Okuyun

GÜNDEM