Connect with us

Haberler

Cenin Saldırı Altında!

Yayınlanma:

-

Son on yılların en büyük baskınında 10 Filistinlinin öldürülmesinin yanı sıra yollar enkaz halinde bırakıldı, su ve elektrik şebekesi yok edildi!

Cenin mülteci kampı sakinleri, geçtiğimiz günlerde işgal altındaki mahallelerini vuran İsrail saldırısının ardından geride kalan yıkımın büyüklüğü karşısında şaşkına döndü.

Kamp sakinlerinden Muhammed Ebu Talal, Middle East Eye’a yaptığı açıklamada, İsrail buldozerlerinin Pazartesi sabahı kampa ilk saldırdıkları andan itibaren kampı çevreleyen sokakların çoğunu yerle bir ettiğini söyledi.

Buldozerlerin işi bittikten sonra yolların kenarlarına molozlar yığılırken kampın altyapısı da yıkıldı, su ve elektrik şebekeleri harap oldu.

“İşgalin başlangıcında evlerimizin çoğunun elektriği kesildi ve buldozerlerle yıkılan sokakların altından birçok su borusunun patlatıldığını gördük.” diye ekledi.

İsrail’in 10 Filistinlinin ölümüne neden olan baskınına tanık olan bazı kişiler bu baskının, 2002 yılında Batı Şeria’daki Filistinli grupları hedef alan ve Cenin de dâhil olmak üzere yüzlerce kişinin ölümüne neden olan “Savunma Kalkanı Operasyonu”nu hatırlattığını söyledi.

Düzinelerce askeri araç ve yüzlerce İsrail askeri, Pazartesi günü sabahın erken saatlerinde, çeşitli hedefleri bombalayan helikopterlerin yoğun koruması altında kampa ve birçok komşu bölgeye saldırmaya başladı.

Kamptaki Filistinliler buldozerler gittikten sonra sokaklarının “sürülmüş” gibi göründüğünü söyledi.

Karanlık dağılıp Pazartesi gününün güneşi bölgeyi aydınlattığında her şeyin değiştiği anlaşıldı.

Ebu Talal, “Kampın tüm sokakları kazılmış ve kökünden sökülmüş!” dedi.

“Buldozerler burada hiçbir şeyi olduğu gibi bırakmadı, sokaklarımızı kırıntılara dönüştürdüler!”

‘Köklerinden koparılmış’

Cenin Belediyesi yaptığı kısa açıklamada İsrail askeri araçlarının kamp ve çevresindeki ana su hatlarını tahrip ettiğini duyurdu.

İsrail askerleri, belediye ekiplerinin etkilenen yerlerde çalışmasını ve hatta hasarı tespit etmek için bile oralara ulaşmasını engelledi.

Belediyenin halka yaptığı çağrıda, “Lütfen suyu tasarruflu kullanın ve elinizdeki su miktarını koruyun. İşgal güçlerinin şehri ve kampı kuşatması nedeniyle elinizdeki ev malzemelerini korumanız için size çağrıda bulunuyoruz!” denildi.

Yıkım, sadece caddeler, su ve elektrik şebekeleriyle sınırlı kalmadı; evlere, konutlara ve hatta hastane ve camilere kadar uzandı.

Kampın merkezinde bulunan Tawalbeh Camii, bombardıman sonucu ağır hasar gördü. Camları kırıldı ve kapıları hasar gördü.

Kampa komşu mahallelerden birinin sakini olan Sari Samour, sabah saat 7’de bir İsrail buldozerinin Tevalbe camisinin yakınındaki sokağı yerle bir ettiğini söyledi.

Sokağın birkaç kez buldozerle dümdüz edildiğini, böylece artık araç kullanımına hiç uygun olmadığını açıkladı.

“Telefon hatları ve dolayısıyla internet de yok edildi. Amaç, kampla iletişimi engellemek ve kampı dış dünyadan izole etmek…”

Sammour’a göre konutlar o kadar ağır hasar gördü ki İsrail askerleri keskin nişancıların konumlanıp ateş edebilmesi için evlerin duvarlarında büyük delikler açtı.

Al-Amal Hastanesi ve Dr. Halil Süleyman Hastanesi ağır silahlarla İsrail askerlerinin doğrudan ateşine maruz kaldı ve birçok tesis hasar gördü.

İsrail ordusu, Filistinliler tarafından sokaklara ve evlere yerleştirilen patlayıcı cihazları patlatmayı amaçladığını iddia etti.

‘Vandallık eylemleri’

Filistin Kızılay Derneği, yaptığı açıklamada, ekiplerinin sabahtan bu yana bombardımanda hasar gören evlerden beş aileyi tahliye ettiğini, diğer kadın ve çocukların evlerden bir an önce tahliye edilmesi için çalıştıklarını söyledi.

Cenin’den bir gazeteci olan Yasmine Hantoly, kampın yapısının nüfus yoğunluğu ve çok sayıda bitişik ev nedeniyle zaten zayıf olduğunu ve İsrail işgal güçlerinin Cenin kampındaki birkaç yoğun nüfuslu bölgeyi kasıtlı olarak vurduğunu söyledi.

Kampa yapılan ilk saldırı bir sosyal kulübü vurdu ve yakınlardaki diğer evlerde de büyük hasara yol açtı.

Hantoly, “Tüm bu sahneler bizi 2002 işgaline, ona benzer her şeye, saldırının başlamasının üzerinden 24 saat geçmeden yaşanan yıkımın boyutlarına, sokakların buldozerlerle yıkılarak kullanılamaz hale getirilmesine, evlerin ve sivil tesislerin kasıtlı olarak bombalanmasına geri götürüyor.” dedi.

“Bu vandalizm eylemlerinin tek mağduru kamp halkıdır. Askerler her yeri işgal ediyor, binalara tırmanıyor ve evleri basıyor, buraları askeri kışla olarak kullanıyor ve çocukları ve kadınları hiç düşünmeden dehşete düşürüyor.”

Kaynak: middleeasteye.net (İşgal altındaki Filistin’in Cenin kentinden Mohammad Abed ve Ramallah’tan Fayha Shalash)

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x