Connect with us

Yazılar

Yoktan Var Eden Güç Kim: “Kızımla Ekonomi Sohbetleri” Üzerine Bir Değerlendirme – Banu Gün

Yayınlanma:

-

Kitabın Adı: Kızımla Ekonomi Sohbetleri

Yazarın Adı: Yanıs Varoufakıs

Yayınevi: Epsilon Yayınları

Çevirmen: Sinan Arslaner    

Baskı Tarihi: Şubat 2021

Varoufakıs, siyasetçi ve ekonomist bir yazar olduğunu bu kitaptaki metafor ve gerçek anlatımı ile okuyucuya hissettiriyor. Kitap, birçok bölümden oluşuyor. Bu bölümler ekonomi, tarih, modern dünyayı ilgilendiren önemli olayları da içerisinde barındırıyor. Kitabın ismi itibariyle ekonomi tabanlı bir okuma yapacağımızı anlıyoruz. Fakat kitabı okuyup incelediğimiz zaman sadece ekonominin ele alınmadığını görüyoruz. Ekonominin yanı sıra dünyayı etkileyen önemli piyasalar, yaşam tarzları, modernizm gibi birçok olgu da ele alınıyor. Kitabın dili oldukça sade. Okuyucu ister yetişkin biri olsun isterse çocuk yaşlarında olsun kitabın açık anlatımını anlayabilir. Ekonomi, birçok alan ile ilgili olmasına rağmen, insanlar tarafından terimsel bir ders olarak görülüyor. Bu nedenle okuyucu kitlesi, ekonomi kitapları içerisindeki ağır anlatımları anlamakta zorlanır. Bunu Varoufakıs’ın kitabında göremiyoruz. Açık anlatım, birçok örnekleme gibi öğeler kullanılarak ekonomi, herkesin anlayacağı bir şekilde özetlenmiş. Ayrıca ekonomi terimleri, hap bilgiler gibi yüzeysel bir içerik mevcut değil. Kapitalizmin gelişimi, para piyasasının çıkışı gibi temel bölümler mevcut. Böylece ekonominin birçok alanla doğrudan bir ilişkisi olduğunu görebiliyoruz.

Kitap toplam sekiz ara bölümden oluşuyor. İlk iki bölümde, dünyanın her noktasını etkileyen temel problemler ile başlanıyor. İlk bölümde, toplumlar arası eşitsizliğin nedeni sorgulanıyor. Eşitsizlik meselesinin sadece hak ve özgürlükler olarak ele alınmasına karşı çıkan Varoufakıs, bu eşitsizliği para piyasası ile ilişkilendiriyor. Bu bölüm, insanların tarıma başladıkları dönemin küçük bir özeti olarak geçiyor. Her insanın, toplumun eşit olduğu döneme gittiğimizde insanlar, avcılık ve toplayıcılık ile yaşıyordu. Fakat tarımmın keşfedilmesi ve yerleşik hayatın başlangıcı ile toplumlar gelişmişlik seviyelerine göre bu eşitliği etkilemeye başladılar. Para kavramı, bir değiş tokuş olarak tarım hayatının getirisi halinde başladı. İnsanlar, ürettikleri şeyleri, bir başka tüketilebilen bir şeyle değiştirebildiler. Değiş tokuş ile mal ,commodity, kavramı ortaya çıktı. Zamanla yazı devreye girdi ve borç kavramı şekillendi. Kitabın ilk bölümünde Aborjinler ve İngilizler arasındaki eşsiz uçurum anlatılıyor. Tarım devrimi, para ve borç kavramları bu bölümde örneklendirmeler ile açıklanıyor. Tüm eşitsizliğin bir sistem yolu olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. İkinci bölümde ise piyasa dediğimiz ve paranın hareket edeceği o ortam ele alınıyor. Piyasa için gerekli olan faktörleri değer ve emtia olarak belirtiyor. İnsanlar için eskiden değer olan bir davranış veya bir mal artık para ile satılıp alınabilen bir oluşuma yani emtiaya dönüşüyor. Bu durum küresel para piyasalarından ticaretlere kadar etki ediyor. Bu bölümde sanayi devrimi gibi bütün dünyayı etkileyen bir olgu ele alınıyor. Fabrikalar, yüksek işçi gücü, buharlı makinalar dünyada kendilerine uygun bir rol bulup piyasayı oluşturdulur. Varoufakıs, paranın bir araçtan amaca sanayi devrimi ile birlikte geçtiğini belirtiyor.

Diğer üç bölümde piyasa, kâr anlayışı ve borç kavramı ele alınıyor. Kitabın üçüncü bölümünde Faustus oyunundan örneklendirmeler ile borç kavramı anlatılmaya çalışılmış. Cehennemi hak eden insanlar zorla cehenneme gitmek yerine özgür iradeleri ile cehennemi seçebilirler miydi? Faustus oyunundaki temel anlayış bu soru üzerine yoğunlaşır. Borç kavramı da insanın, hem zorluk çektiği hem de kendi iradesiyle istediği bir olgu olarak karşımıza çıkar. Varoufakıs, üretim ve dağıtım olan yerde borç kavramının ortaya çıkmasının çok normal olduğunu belirtiyor. İlk girişimcilerin ortaya çıkması ile rekabetin artması ve kâr anlayışının kutsallaşması bu bölümde açık bir şekilde anlatılmış. Dördüncü bölümde ise bankacılık mesleği ve onun büyüsü üzerinde durulmuş. Bankanın ortaya çıkması ile insanların kafalarında “yoktan var eden güç” anlayışı para piyasasına yoğunlaştı. İnsanlar, bankacıların bu güce sahip olduklarına inanmaya başladılar. Fakat bankacılık ile yükselen kamu borçları, devletlerin farklı politikalara yönelmelerini sağladı. Devletler politikalarını paraya göre şekillendirmeye başladılar. Beşinci bölümde ise piyasa içerisindeki emek ve para ilişkisi anlatılıyor. Bu bölüm, insan faktörü hem bir kurban hem de bir kurtuluş yolu olarak okuyucuya yansıtılıyor. Sistem, kendi çarklarını çevirirken insanı kullanmakta çekinmiyor. Fakat insanlar bu çarkı kendilerini kurtarmak için de çeviriyorlar.

Kitabın son üç bölümü dijital ve modern dünyanın bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Kitap her ne kadar ekonomi ile ilgili olsa da dünyanın kapitalist tarihini her dönem için ele almıştır. Altıncı bölümde sanayi devriminin getirdiği buharlı makineler ve onların etkileri anlatılıyor. İnsan soyunun büyük bir makine köle ordusu kazandığını görüyoruz. Modern dünyadaki teknoloji ile birlikte çevrelendiğimiz sosyal ağlardan dijital dünyaya kadar teknoloji evreninin taleplerini karşılıyoruz. Varoufakıs, bu bölümde Matrix filminin, dünyamızı ele alarak küçük bir analizini yapmış. Filmdeki gerçeklik algısının zamanla dünyamızdakine benzediğini görebiliyoruz. Aynı zamanda bu bölümde köleliğin makineler tarafından mı yoksa insanlar tarafından mı yapıldığını soruyor. Kitap her bölümde gerçekliği açık bir şekilde ele alıyor. Fakat yazar, okuyucuyu çoğu zaman umutsuzluktan kurtarıp değişimin insan ile başlayacağını hatırlatıyor. Yedinci bölümde para ile politika arasındaki ilişki inceleniyor. Yazar, paranın politikadan ayrı, özel bir kurum olamayacağını çünkü bu iki alanın birbirini hayati bir şekilde etkilediğini söylüyor. Esir kampındaki örneklemeden enflasyon ve deflasyon kavramları açıklanıyor. İnsanların parayı kullanma biçimleri ve devlet içerisindeki çeşitli politikalar, bütün piyasayı oluşturuyor. Bu faktörlerden birinin olmaması piyasanın iki farklı uç dengesine sahip olacağının bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Sekizinci bölümde ise dünyanın değişimi, piyasaların dengesi üzerinde duruluyor. Bu bölümde de bir önceki bölüm gibi politikanın paradan ayrı ele alınamayacağı ele alınıyor. Daha çok piyasa, emtialaşma gibi büyük değişimlerin dünya üzerindeki dengeleri alt üst edeceği belirtiliyor.

Kitabın son sözü ise ideoloji, doyum ve atılımları ele almış. Sonsözde kitabın ana düşüncesi özetlenerek okuyucuya toplu bir şekilde bir son nokta dersi verilmiş. Kitabın ilk bölümünden son bölümüne kadar öğrendiğimiz birçok farklı şey oluyor. Öncelikle, ekonomi sadece bir kısım insanların uğraşacağı ve üzerinde düşüneceği bir alan değildir. Herkesle ilgilidir. Ekonomi, tarih, insan davranışları ve dünyanın gelişimi ile birlikte ele alınacak bir derstir. Dünya, ilk dönemlerinden modern dönemine kadar para piyasası çerçevesinde gelişti. İnsanlar, değerlerini bir emtia olarak satmanın yolunu buldular. Bilinçli veya bilinçsizce olsun piyasa insanlar tarafından oluşturuldu. İdeolojiler, dinler ve inançlar para kavramını farklı yönde ele aldılar. İnsanlar, para piyasasını yönettiler fakat kendilerini nasıl yöneteceklerini unuttular.

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Köşe Yazıları

Kendini Kandırmayı Sevdiren Döngü

Yayınlanma:

-

Bir seçimin insanları, hele de onca problemi üst üste, iç içe yaşayan bir halkı heyecanlandırması pek tabiidir. Geniş kitleler hemen bir mucize olsun bekler, insanlığın uzun tarihi bunun sayısız örneği ile doludur ancak  hakikat başka bir zaviyeden seslenmeye devam ediyor.

Problemlerin birden çözüme kavuşturulduğu görülmüş şey midir? İdeolojik bir perspektiften bakıldığında bunun cevabı net ve kesindir ancak insanız işte, bir mucize gerçekleşmeli ve gelecek günler için güneş bir an evvel yüzünü göstermelidir.

Bütün güzel temennilere kapımız ve gönlümüz açık. Ayaz bıçak gibi keserken bu ılık beklentiye kim kapısını sımsıkı kapatabilir ki?

Gelin görün ki hayat başka hatlardan akıyor. İnsanlığın en temel çelişkilerindeki en mühim aktörler öyle yerli yerinde duruyor. Kavi ve muhkem duruşlarını tehdit edecek, meydan okuma cesareti gösterecek bir seda işitmiş değiller.

Köşe başları tutulmuş hatta köşeler keskinleştirilmiş! Bu durumda köşeyi, başlarıyla alt üst edecek; okumayı, bağlantılı olarak çözümlemeyi, akabinde de sökümü azimle ve istikamet dairesinde yapacak bir süreç gerekiyor.

Ekonomi, Kürt meselesi, kapitalist tahakküm, küresel çevreleme, bütün boyutlarıyla resmi ideoloji, adalet, ekoloji, eğitim… Kabarıp duran bir listemiz var.  Önümüze sunulan krokide bütün çerçeve ayrıntıları ile belirlenmiş, sınırlar çekilmiş. Enerjimize yazıktır. “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” tekrar ve aymazlığına düşmek uzak durmamız gereken birinci tehlikedir.

Kur’an ve siyerin birlikte okunmasından devşirilecek rota bilgisi ve hikmetlerle yol almak temel İslami sorumlulukken bu güzergâhın adının şeklen olması dışında umumiyetle anılmaması kaybın başlangıç noktası ve yeni kaybedişlerin teminatıdır.

Misâk-ı milli sınırlarına hapsedilen, eleştirel siyasal hatlara onun dışında bir alan izni çıkmayan bir oyundan çıkmak hakikatten yana olanların boynuna borçtur, ısrarla tekrar edelim. İşin ucunda ahiret ve en nihayetinde âlemlerin rabbine teslimiyet varsa kurulacak siyasetin her bir parça ve aşaması mevcutların dışında ve bambaşka olmalıdır.

Yerel ve küresel, hangi alan ya da merkez esas alınırsa alınsın “tağutu red ve inkâr” esası “tevhid” ilkesinin tüm teorik ve pratik boyutlarıyla mü’minlerce rehber edinilmelidir. Mütehakkim bir gelecek tasavvurunun bütün tarafları hakikat ve hikmet zemininden ihraç edeceği bilgisi, çıkılacak yolun niteliğine dair taliplisi için mühim ipuçları vermektedir.

İnsanın aceleci tabiatı nice tuzakları davet etmektedir; türümüzün tarihi, İslami bütün çağlar ve aşamalar yine bunun sayısız kanıtıyla dolu iken başka projelerin ıslahına yönelmek büyük nasipsizliktir.

Hakikate davet ve bu davetin eş zamanlı olarak ürettiği direniş bilinciyle zulüm yapılarından çekilmek, tehditler karşısında kenetlenmiş binalar gibi saf tutmak ve Zülkarneyn gibi mazlumların çağrısına yetişmek şiarı çıkılacak yolculukların ışığıdır.

Kendini kandırmayı sevdiren döngü en büyük tuzaktır.

Devamını Okuyun

Köşe Yazıları

Firavun’un Adamlarının Karşısına ve Büyük Kalabalıkların Önüne Çıkan Musa

Yayınlanma:

-

Sözün cazibesine kapılmamak mümkün değildir çoğu zaman, bir şey diyemem lâkin söz bir yerden sonra boş gösterene dönüşürse artık ihtiramını kaybeder. Lafazanlık bu manada son derece tehlikeli bir evredir, uzayıp gider. Eylemden kopuktur. İman, salih amelle anlam kazanır, ete kemiğe bürünür. Lafazanlıktaki maharetin büyüsel bir karşılığı yok değildir ancak eylemden kopukluğu nihayetinde imhasına sebebiyet verecektir.

Eylemin teorik çerçeveden, ilmî-usûlî derinlikten kopuk oluşu bir müddet sonra yavanlığı ve kaba tekrarı beraberinde getirecektir. Paulo Freire Ezilenlerin Pedagojisi’nde bu tehlikeye dikkat çeker. Kuran’ı Kerim’in iman-amel bütünlüğüne, sözün somut karşılıklarına dair uyarıları iman edenler için çok daha geniş bir çemberi daha başından çizer.

İslamcılık tartışmalarına müdahalede bulunan bir yazımda[1] İslamcılığın sahada üretilen bir şey olduğunu vurgulamaya çalışmıştım. Evet, İslamcılık sahada üretilen bir şeydi. Bütün siyasal çalışmalarda, taban örgütlenmelerde, tebliğ-dayanışma çabalarında, kültür-sanat faaliyetlerinde, eylem ve yürüyüşlerde, yoksula uzanan elde kendini somutlamaktaydı. Kitlelerle, hayatla temas kuran İslamcılık teorik tartışmaları da beraberinde büyütüyor, yayın ve diğer tartışma zeminlerini güçlendirip çeşitlendiriyordu.

İslamcılığın AKP iktidarı tarafından rehin alınmasıyla bu bereket imha edildi, devlet imkânları safına geçen belediye, stk ve türlü çeşit bakanlıklar tarafından finanse edilen sempozyum ve benzeri faaliyetlerde İslamcılık bir kadavra muamelesi gördü. Öldürülmüştü, hakkında konuşmaya iştahlı ücretli ağızlar tarafından işlendi, işlendi ve kullanım ömrü tümüyle dolduruldu. Az evvel bahsettiğim yazı doğrudan bu hakikate dönük bir isyandı aynı zamanda. İslamcılık sahada olan bir şeydi ve arsızca kadavra muamelesine tabi tutulamazdı. Gece gündüz çalışan kadınların, malını mülkünü bu uğurda harcayan fedakârların, uzak İslam coğrafyalarında can veren yiğitlerin, dergi-gazete satırlarına nefes veren gayretkeşlerin omuzlarında yükselmişti. Saf değiştiren ücretli koronun haddine değildi onu tartışmak, bereketinden rant devşirmek!

İslami hareket de denilebilir, hatta denilmelidir, sahada olan bir şeyse eğer bu, bugün için de geçerlidir. Her zaman geçerlidir muhakkak ama elde avuçta ne varsa, yani nerede ne kadar bağlısı kaldıysa artık, işte o kitle şaka götürmez hakikatle yüzleşmelidir: Lafazanlıkla eylemcilik arasındaki dengeyi sağlamaya ayarlamalıdır kendini. Sosyal medya çağının tembelliği ve tarafını belli etme imkânını oturduğu yerden belli etme yanılsamasını körüklediği bir zamanın büyüsünden sıyrılmalıdır. Problemli teorik tutumlarla az evvel değinmeye çalıştığım büyüsel yanılsamaların birlikte ürettiği tavırsızlık İslamcılığın son unsurlarını da sahnenin dışına itmek üzeredir.

Emek mücadelesinin türlü çeşit cephelerine, ekoloji savunusundan antiemperyalist-antisiyonist tutumlara uzanan geniş yelpazede halkın ve egemenlerin önünde fiili olarak boy gösteremeyen siyasi-İslami kimlik ilan edilmeyen bir iflas halindedir. Lafazanlığın iştiha ile zirve yaptığı ve sözün meydanlarda, direnişlerde sınanmadığı; Firavun’un adamlarının karşısına ve büyük kalabalıkların önüne çıkan Musa’nın rehber edinilmediği bir mücadele söylemi karşılıksızdır, boş gösterendir. İzahı yapılamaz bir gerçek dışılıktır.

Yerelden küresel direniş ağlarına uzanacak fiili bir perspektiften uzak, sözün çekim alanına hapsolmuş siyasal tavır(sızlık)dan tevbe etmek yeni bir ilk adım olmalıdır. Bunun için eli tutulacak örneklikler dünyanın her tarafında vardır. Sahih bir niyete bakar.

[1] https://www.tasfiyedergisi.net/islamcilik-sahada-olan-bir-seydi/

Devamını Okuyun

Yazılar

Türkiye ile Mısır: Normalleşmenin Seyri – İslam Özkan

Yayınlanma:

-

AKP’nin ekonomi gündemi diğer alanlardaki fiyaskoları ciddi ölçüde arka plana itti. Örneğin Müslüman Kardeşler’e -ki AKP’nin siyasi müttefikidir- sahip çıkmaması hakkıyla değerlendirilmedi.

Son dönemde yapılanlar, iktidarın Sisi darbesi ve hemen sonraki süreçlerde Müslüman Kardeşler’in davasını sahipleniyor görünmesinin en önemli nedeninin, Mısır’da İhvan karşıtı gösterilerle neredeyse eş zamanlı yaşanan Gezi olaylarının iktidara yönelik tehdidi olduğu algısını güçlendiriyor.

İktidarın Rabia meselesini bu kadar sahiplenmesi, aslında bütünüyle koltuk mücadelesinden ve kendisini iktidarda tutma gayretinden ibaret kavgasını, sanki İslami-ideolojik bir kavgaymış gibi kamuoyuna sunma gayreti olarak açıklanabilir. Bu şekilde Müslüman dünyanın desteğini arkasına alarak hem dışarıda, hem içeride konsolidasyon amaçlanmıştı. Şayet sahiplenme fikri duruş ve dini inançlardan kaynaklanan ideolojik bir tutum olsaydı, aynı tavrın bugün de sürmesi gerekirdi. Ancak iktidarda yıllandıkça tıpkı bir Leviathan gibi taraftarlarını dahî yutan, kendisine daha çok kurban isteyen doymak bilmez güç arayışı inanç, itikat, fikri hedef gibi herhangi bir yüce değerle ilgisinin kalmadığını gösterir niteliktedir.

Önce Müslüman Kardeşler’e yakın kanallardaki siyasi programlar kaldırıldı. Ardından Nisan ayında doğrudan İhvan’ın kanalı olan “Mükemmilin”i kapattılar. Şimdi de birçok İhvan üyesi, Mısır’a iade edilmek üzere gözaltına alınıyor ya da tutuklanıyor. En son gazeteci Husam el Ğamri, Mısır’a iade edilmek üzere gözaltına alındı. Muhtemelen talimat en üstten gelmiş ve “Sisi yönetimi ne istiyorsa yapılsın, İhvan yetkililerinden Türkiye’de siyasi faaliyet yapmayacaklarına dair belge imzalatılsın!” denmiş. Arap basınına göre bütün İhvan yetkilileri taahhüt içeren belgeyi imzalamışlar.

Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri normalleştirme konusundaki bu ısrarının arkasında Libya’da giderek etkisizleşen Ankara’nın, Mısır’la barışarak yeniden orada etkin hale gelme arayışlarının yattığı belirtiliyor. Bu arada Husam Ğamri’nin tutuklanma nedeni, Şermu’ş Şeyh’te yapılacak iklim toplantısı önünde gösteri yapılması çağrısında bulunması olduğu tahmin ediliyor. Zira Ğamri bu çağrıyı yaptıktan sonra oğlu Yusuf el Ğamri, Mısır polisi tarafından kaçırılmıştı.

Devamını Okuyun

GÜNDEM