Connect with us

Videolar

Mücahid Sağman: Yeni Bir Paradigma Üreterek Vâr Olma Tartışmasını Başlatmalıyız

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği seminerlerinde 05 Kasım 2022 cumartesi günü Mücahid Sağman, “Post İslamcılık: Vaz Geçiş mi? Vâr Oluş mu?” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Programdan notlar şu şekilde: 

Yeni bir süreç, yeni bir dönem demek… Yeni bir kırılma dönemindeyiz şimdi de. Belli dönemler politik kırılmalardır, belli dönemler sosyolojik kırılmalardır. Bugün genel bir kırılma dönemindeyiz.

Kırılma dönemlerini net tanımlayamamak ve getirdiklerini net tanımlayamamak, bugünkü İslamcılığın sorunlarından biri.

Tartışmalar bir sonraki aşamada neyin olacağını bulmada önemli bir role sahip.

İslamcılık da kendi bâbında kırılmalar yaşadı.

Post İslamcılık – Oliver Roy, İslamcılığın öldüğünü söylüyor.

150 yıl önce İslam dünyasının, bir siyasal algı biçimi olarak eksikliğine vurgu yapılıyordu. Dindarlığı oluşturan varsayımlarda eksiklikler yoktu. Onlar peygamberin vefat ettiği günden beri tartışılıyor.

Fakat olayın siyasal paradigma boyutunda sıkıntılar var, güçlü ve zayıf olduğunuz zamanlar var.

Modernleşme dediğimiz süreçte – Kopernik devrimi şöyle bir kırılma yapmıştı: Batı için 1600-700’lere kadar, bir tanrı, bir de temsilcisi var, İsa. Yani tanrının temsilcisi, tanrının neredeyse bütün vasıflarını taşıyan biri. Evrenin merkezi dünyaydı Kopernik’e kadar o yüzden. Sonra, merkezin dışarıda olduğuna dair tartışmalar… Güneş merkezli. Eğer dünya merkezli değilse, “İsa merkezli de değil”e geliyor mesele yani.

Bu aslında Müslüman dünyanın da karşılaştığı bir denklemin sonucu. 80lerin-90ların İslam devleti tartışması, böyle bir tartışma. Devlet ne kadar Allah’ın hükmünün geçtiği bir otoritedir vb.

Kendini var etmek zorunda olan tartışmalardı bunlar 1600-1700lerde.

Devlet-toplum-halk tartışmalarında parçalarının ortaya çıktığı dönemdi.

1800’lerde, Cemalettin Afgani, iki boyutlu bir tanımlama yapıyor.

Gelenek dediğimiz şeyin ıslahı. Çünkü gelenek, nötr bir kavramdır. Tarihsel olarak yaşadığımız, algıladığımız her şeyi temsil eder. Hatta medeniyet kavramının, kültür kavramının üretiminde de böyle bir süreç var. Medeniyet dediğimizde de olumsuz kavram atfetmezsiniz.

Modernitenin yarattığı yeni dünyaya karşı bu kadar refleksif davranamazsınız ama antiemperyalist bir direniş sergilemelisiniz, kültürünüzden kopmadan.

Geleneği ıslah etmelisiniz.

Hem geçmişe hem geleceğe söz söyleme gücünü hiçbir zaman üretemedi İslamcılık. O yüzden Afgani’nin böyle bir önemi var. Bulunduğu anı geçmişle kıyaslayarak serzeniş hali var.

Ama bu iki boyut, bugün ne ortaya çıkarılacak, bunu çıkaracak arka plânda ne olacak.

İslamcılık, Afgani ile başlayıp onunla ölen bir süreçtir, bu bağlamda.

Tekil isimler var arada ama böyle bütünsel olarak ikili bir bağlamda inşa etmeyi Afgani’den sonra göremiyoruz.

İran devrimi kritik bir aşama. Çok da İslamcı sayamayacağımız bir kitle, kırılma yaşıyor.

79’lara kadarki muhafazakârlık, sola karşı bir bagaj, set olarak kullanılmıştır.

Metin Yüksel, Sedat Yenigün gibi temel iki isim ortadan kaldırılarak, 80 sonrası da iktidarın zeminini oluşturmak üzere kullanılmıştır İslamcılık.

İran devrimi, darbe… O sürece kadarki İslamcılığın içindeki emeği heba etmeden söylüyorum, o zamana kadarki muhtemel bir sola karşı kullanılan İslamcılık, 80’lerden sonra marjinalleştirilerek, muhafazakârların yönettiği bir iktidara zemin hazırlamıştır.

Üsame bin Ladin bir farklılık getiriyor, bu savaşı burada yapalım, diye batıyı işaret ediyor.

80 sonrası marjinal söylemleri kullananları, bir şekilde batıya göç etmiş Müslümanların varlığıyla kurmuş bir denklem var.

İran’daki devrim sonrası İslam dünyasındaki artan özgüveni kendisine güç edinen bir bağlam var.

Bu bağlam bir şekilde marjinal bir söylemle, uluhiyeti ve sınırları belirlenememiş bir çatışma başlatıyorlar.

Devlet meselesini tarihsel kökenleriyle anlamamız lazım. Abdurrahman Arslan diyor ki, tanrı inancımız, bu coğrafyada, Müslümanların daha çok yaşadığı bölgede, içkin bir tanrı inancı vardı. Kuralların vb. süreçlerin sokakta oluştuğu bir tanrı inancı vardı. Bugün aşkın bir tanrı inancı var. Öte dünyada olan. O aşkın ilahın buradaki işlerini yapan Müslüman profiller var.

Sınıfsal olarak ruhbanları olarak, onun işlerini yöneten insanlar var.

Nesne-özne ilişkisinden ziyade, doğayla çatışmadan, birlik olarak yaşama vardı doğayla.

Ulusla birlikte, ben ve öteki kavramları ortaya çıkmıştır. Ben ve öteki ilişkisiyle devlet ortaya çıkmıştır.

Post İslamcılık meselesi bizim için, İslamcılığın ortalama ürettiği cevaplar ne olacak tartışmalarıyla yürüyor.

Roy, İslamcılık öldü diyor.

Tarih bitti – eğer yeni bir arayış olmayacaksa, Arap baharı gibi olaylarla demokrasi yerleşecekse İslamcılık ölmüştür.

99’daki makale: iyi üniversiteleri bitiren ya da buralarda okuyan Arap gençleri, radikalize olarak ülkelerine geri dönüyorlar? Gördük ki, 2001 saldırılarını yapanlar iyi eğitimli adamlar. O demokratik ülkelerden kaçarak burada o dünyanın varlığının imkânını tartışıyorlar.

2000’lerden itibaren estirilen o demokratik ortam daha faşist bir zemine bıraktı burada da.

İslamcılık sonrası – artık bu kırılma aşamalarında kendilerinden önceki kullanılan anlamlarında kullanılamaz.

Bugünün dünyasıyla muhatap olan insanlar yeni kavramları üretmeli.

Ana paradigmanın ürettiği kavramı kullanırsınız yoksa.

Heidegger, insan kavramını kullanmıyor. Yoksa bu paradigmanın içinde kalarak konuşurum, diyor.

Sonra bırakıyor bunu. Çünkü insanlığın başından beri kullanılan şeyler bunlar.

Yeni bir paradigma üreterek var olma tartışmasını başlatmalıyız.

Güçlü bir kavram çerçevesinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum İslam dünyasında.

3 kavram:

Akıl

Bilgi: 90larda bunu tartıştı İslam dünyası

Perspektif: batının bugünün dünyasını inşa ederken kurduğu perspektif.

Aklın yerine tahayyül eksenli bir çerçeve oluşturulabilir. Tahayyül, çerçevesi belirlenmemiş, sınırsız tartışma evrenine karşılık gelebilecek kavram.

Bilgi yerine, dil kavramı konuşulmalı. Anlam dünyamızı geliştiren şey dildir. İslam dünyası bugün, Müslüman bilgi kavramı yerine dili merkez almalı.

Perspektif yerine estetiği inşa etmek.

Aslında, sırtımızı yasladığımız mekânsal bir bütünlüğümüz yok.

Kabe, bir merkez inşa eder.

Musa’nın kıssası anlatılan bir kıssa zaten. Ama Kur’an, “Allah Musa’ya dedi ki-, Allah şunu dedi ki” diyor, olayın merkezinde Allah var. Dinin temel olayı Allah üzerine inşa edilir. Merkezde Allah olması, tek eksende hareket etmek anlamına geliyor.

Hacc’ın böyle bir metaforu var.

İslam dünyasının böyle bir merkez problemi var bugün. Belli bir mekân yok.

Modernlikte bilim atomu merkeze koydu. Sonra atom da parçalanınca, post modernizmde merkezsizlik ortaya çıktı. Bir evin olmaması.

Haliyle, kardeşlik vb. gibi soyut kavram anlamını yitiriyor.

Kendi evimizi inşa edemediğimiz için, kendi kavramlarımızı da inşa edemiyoruz.

Son elli yılın İslamcılık tartışmaları, devlet merkezli tartışmalarıdır. Devlet dışında bir tartışma üretemediğimiz için, devletin içinde olanlar da dışında olanlar da devlete hizmet ediyor.

Temel kavramların gerçekçi bir bağlamda yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

Üçüncü yol tartışmaları – muhalefetin ve iktidarın dili dışında tartışamıyoruz. Kadın, Kürt meselelerini devlet bağlamı dışında tartışamıyoruz.

İslami bir değer olarak inandığımız bütün kavramları yeniden masaya yatırmalıyız.

İslam’ın temeli ailedir, mesela. Öyle midir? Kullandığımız böyle merkezi kavramların içlerini gerçekten biz mi oluşturduk yoksa başka kaynaklar tarafından inşa mı edildi?

Ali Şeriati’nin batılı paradigmanın dışına çıkarak konuşmaya çalışması mesela, özgün bir dokunuştu.

Doğru soruları sormak asıl mesele. Antik Yunan felsefesine dönüş var şu dönemde. Bu krizden dolayı. Ama krizler, üretim için bir fırsattır, yeni bir paradigma inşası için. Fakat İslam dünyasının yeni paradigmalar üretememesi sorun şu an. Sembolik düşünce biçimlerinin dışına çıkmak için uğraşıyor İslam ama bugün öyle değil. Önder figürler mesela sembol haline geliyor. Günlük hayat semboller üzerine kurulu.

Sembollerden vazgeçip, dinin tartışmalara çok müsait canlı bir zemin olduğunu fark etmemiz lazım. Normal konulara dair bir şey dediğinde peygamber, toplumsal zemin onunla tartışmaya müsait bir zemindi. Toplumsal hayatta tartışılması, özerk bir hayattı. Artık, İslam dünyasında tartışılmaya müsait olmayan binlerce konu üretildi. Tartışma konuları, önemine ve coğrafyasına göre inşa edilebilirdi. Artık öyle değil. Bugün, tartışan isimlerin mesela batıyla problemi yok. Orayla problemi olan adam da burayla ilgili statüko üretiyor.

Örgütlü hareketliliği üreten düşünce olmadığı için örgütlülük yoktur. Eğer bir toplumda kimse emekten yana hareket etmiyorsa, toplumun zihninde teorik olarak bir karşılığı olmadığı içindir. Bir tartışma yoksa zihinlerde, pratikte vuku bulması beklenemez. Olursa da statüko üretir.

Notlar: Melike Belkıs Örs

Haberler

Üsküdar’da Eylem: İsrail’i Tanıma, Tam Ambargo Uygula!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Özgür Yazarlar Birliği ve Sağlık İlke-Sen, 01 Nisan 2025-Ramazan Bayramının üçüncü gününde Üsküdar’da, “Bizde Bayram, Gazze’de Katliam Var! Katil İsrail’e Tam Ambargo!” temalı bir eylem düzenledi.

Eylemde, Türkiye’nin İsrail’le süren ticareti ve yine Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevk edilmesi protesto edildi ve İsrail’e “tam ambargo” çağrısında bulunuldu. Ayrıca İsrail’i koruyan İncirlik-Kürecik üslerinin kapatılması talebi yinelendi.

Eylemde ayrıca Filistin’e özgürlük mücadelesi veren Rümeysa Öztürk’ün ABD’de tutuklanması da protesto edilerek Türkiye’deki hükümet yetkililerinin bu olayı kınarken kendilerinin Filistin eylemleri yapanları işkenceyle göz altına alıp hapis istemleriyle yargılamaları eleştirildi.

Üsküdar sahilde yapılan eylem boyunca “Katil İsrail, Filistin’den Defol, İşbirlikçi Hainler Hesap Verecek, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, Vanaları Kapat Petrolü Kes, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Ya Teslimiyet Ya Direniş, Zalimlerin Dostu Olmayacağız, Gazze’de Çocuklar Açlıktan Ölüyor, İhtirası Bırak Direniş’e Destek Ol, İsrail’i Tanıma Tam Ambargo Uygula, Hamaseti Bırak Tam Ambargo Uygula, Rümeysa Öztürk Onurumuzdur, Filistin Davası Yargılanamaz, Yaşasın Filistin Direnişimiz, Yaşasın Gazze Direnişimiz” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemde Meryem Karayıl ve Ahmet Orhan’ın okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

BİZDE BAYRAM, GAZZE’DE KATLİAM VAR! KATİL İSRAİL’E TAM AMBARGO!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Gazze’de Siyonist soykırım savaşı tüm hızıyla devam ediyor!

İsrail’in, Batı Şeria’daki mülteci kamplarına, köylere, mahallelere yaptığı baskın ve kuşatmalar sürüyor; işgal devleti zaten yetersiz olan alt yapıyı tahrip ediyor, kardeşlerimizi katlediyor!

Ateşkesi bozan katil İsrail, Ramazan ve bayram içerisinde yine binlerce Filistinliyi katletti!

Gazze’de Ramazan; açlık, susuzluk, ölüm ve sürgün ikliminde geçti.

Oruçlar bombayla, kan ve göz yaşıyla açıldı!

Bayramda Filistinli çocuklar sevinç ve mutlulukla koşup oynamak yerine ölüm kıskacına, çaresizlik girdabına mahkûm edildi!

Koca bir yalan ve iki yüzlülük sûretindeki İslam âlemi, bütün bunları görmemek için olan bitene gözlerini kapattı; işbirlikçilik ve ihanet utancı kara bulut gibi coğrafyalarımıza ve gönüllerimize çöküverdi!

 

İstanbul halkı!

Gazze’de katliamlar 18 aydır devam ediyor.

Tarihin hiçbir evresinde böyle bir katliam silsilesi görülmedi!

Dünyanın ve Türkiye’nin pek çok yerinde sokağa çıkan milyonlar, İsrail’e verilen destekleri durdurmaya çalıştı.

Biz de elimizden geldiğince bunun için mücadele ettik.

İsrail’i, bu mel’ûn Siyonist soykırım makinesini besleyen kaynakları kurutmak için çağrılarda bulunduk!

“İsrail’e akan petrolü kesin!” diye haykırdık!

“Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından akarak İsrail’e ulaşan Azerbaycan petrolü, Siyonistlerin tank ve uçaklarını çalıştırıyor ve ölüm olarak Filistinli kardeşlerimizin üzerine yağıyor!” dedik.

Ama Türkiye’yi yönetenler vanaları kapatıp petrolü kesmediler!

Aynı uyarıyı, çağrıyı yineliyoruz:

Derhâl vanaları kapatın, petrolü kesin!

Mazlumların dostları!

Yine yıllarca “İsrail’le ticareti kesin!” diye haykırdık.

Aksâ Tûfânı’ndan sonra da “İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet” sloganını ülkenin dört bir yanında dillendirdik.

Ancak, Türkiye’yi yönetenler, İsrail’i besleyen diğer bütün kalemleri, bütün bir lojistiği kâğıt üzerindeki birtakım numaralarla gizlemeye çalıştılar.

Tekrar uyarıyoruz, tekrar haykırıyoruz:

Ticareti kesin, limanları Siyonist gemilere kapatın!

İşte bu meydanlar, bu Üsküdar iskelesi, karşıdaki Eminönü meydanı ve daha nice sokak ve meydanlar da şahittir ki yine yıllarca “İsrail’i koruyan Kürecik NATO radarını sökün, İncirlik ABD üssünü kapatın!” diye sayısız eylem yaptık.

Ancak, Kürecik NATO radarı kendi döneminde açılan AKP iktidarı bu çağrılara da kulak asmadı.

Evet, bunların hiçbirini yapmadılar ama yine de Filistin’i çok sevmeye devam ettiler!

Kırmızı çizgi hamaseti yapıp durdular!

Peki, soruyoruz bu iktidar sahiplerine:

Neyi bekliyorsunuz? Filistin halkının tümüyle yok edilmesini mi!

Kıymetli halkımız,

Katil ve işgalci ABD ile katil ve işgalci İsrail, Ortadoğu’yu/Batı Asya’yı dizayn etmek için katliamlarına, savaş ve işgallerine hız vermiş durumdadır.

Suriye’de mevzi kazanan bu güçler; Lübnan, Filistin ve Yemen’de direnişi boğmak için 18 aydır amansız bir saldırı dalgası vâr ettiler.

İran’ı kuşatma plânlarının son aşamasına geldiklerini dost-düşman herkes bilmektedir.

Tarihin kritik bir evresindeyiz.

Türkiye, bu kritik eşikte nerede duracaktır? Buna iyi karar vermek zorundadır.

Egemen dünya düzeninden yana saf tutup mazlum ve mustazaf halklarımızın, coğrafyalarımızın karşısına mı dikilecektir yoksa yoksul Yemen halkı gibi şeref ve haysiyeti tercih edip ABD ve İsrail’i bölgeden kazımak isteyenlerle mi birlikte olacaktır?

İşte karşı karşıya kaldığımız/kalacağımız kritik seçim budur; tablo, bu kadar açık ve nettir.

Direnişin dostları,

Gazzeli çocukların, Gazzeli annelerin yürek parçalayan görüntüleri bizi, insanlığımızdan utanma aşamasına getirmedi mi?

Şu mübarek günlerde bayram ziyaretlerinde ikram edilen şekeri, lokumu kursağımızdan geçirebiliyor muyuz?

Kerbela ıssızlığına, ölüm ve çaresizliğe sürgün edilen yavrularımız rüyalarımıza girmiyor mu?

Bugün vicdanlı insanlar için insanlık tümüyle ölmüştür.

Bizdeki iktidar sahipleri ise birtakım alicengiz oyunları marifetiyle iktidarlarını daha çok pekiştirmek ve uzatmak derdine düşmüşlerdir.

Sahte Filistin duyarlılıkları bir kez daha ortaya çıkmış, son günlerdeki protesto eylemlerinde tutabildikleri gençleri hapsederek asıl gündem ve niyetlerini açık etmişlerdir.

Ey iktidar sahipleri!

Bu ucuz numaraları bırakın!

Açlık ve yoksullukla boğuşan halkımızın gerçek gündemine yoğunlaşın.

Adaletsizlik ve hukuksuzluklardan vazgeçin!

Hemen yanı başınızda bir halk günde yüzlercesiyle katledilirken birazcık olsun utanın!

Neyle meşgulsünüz?

İktidarınız, o çok övündüğünüz hassasiyetleriniz, İHA ve SİHA’larınız neye yarıyor?

İmkânlarınızı mazlumların kurtuluşu için kullanmayacaksanız da ne için kullanacaksınız?

İsrail’i tanımaktan vaz geçin!

İsrail’i koruyan Kürecik NATO Radarını ve İncirlik ABD üssünü kapatın!

İsrail’e hilesiz hurdasız TAM AMBARGO uygulayın!

Biz sizin hamasetinizden bıkıp usandık; ya bunları hemen, derhâl yapın ya da artık susun, gölge etmeyin!

Kardeşler!

Filistin halkının özgürlüğü için mücadele eden Rümeysa Öztürk kardeşimizi haydut ABD gözaltına aldı.

Kardeşimizi hemen serbest bırakın!

Rümeysa Öztürk kardeşimiz de Rachel ve Ayşenur gibi size asla boyun eğmeyecektir!

Tutuklamalarla intifada yârenlerini yıldıramazsınız.

Bu hususta bir sözümüz de Rümeysa Öztürk’ü tutuklayan ABD’yi kınayan hükümet yetkililerinedir:

Siz ne yüzle böyle bir açıklama yapıyorsunuz?

“Gemileri durdurun, İsrail’le ticareti kesin!” diyen kardeşlerimizi işkenceyle göz altın alıp hapis istemleriyle yargılayan siz değil misiniz?

Bu iki yüzlülüğünüzü tarih affetmeyecektir!

Filistin dostları!

Allah’ın izniyle egemen dünya düzenine, emperyalizme, Siyonizm’e, işbirlikçilik ve ihanete karşı mücadelemiz sürecektir!

Şu şehir, şu deniz, şu gök yüzü, şu insanlar şahit olsun ki mazlumların yanında saf tutmaktan geri durmayacağız!

Herkesi bu cephede toplanmaya çağırıyoruz!

Allah’ın izniyle emperyalistler, Siyonistler yenilecekler ve cehenneme sürüleceklerdir.

Yeter ki biz doğru cephede saf tutalım!

EĞİTİM İLKE-SEN, SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD, ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ

Devamını Okuyun

Haberler

17. Dünya Vicdan Haftası Panel & Forumu – 2. Oturum

Yayınlanma:

-

TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim  ve Dayanışma Derneği) tarafından düzenlenen 17. Dünya Vicdan Haftası münasebetiyle “Ayşenur Ezgi Eygi ve Aaron Bushnell”e ithaf ettiği Ortadoğu merkezli gelişmelerin tartışıldığı iki oturumlu panel ve forum düzenlendi.

Panel-forumun Ahmet Örs başkanlığında yapılan ikinci oturumunda Muammer Bilgiç ile Ahmet Kaya konuşmacı olarak yer aldı.

Muammer Bilgiç, “Ortadoğu’da Şekillenen Yeni Eksenler” başlıklı konuşmasında emperyalizmin farklı araç ve imkânlarıyla özelde Ortadoğu’da, genelde bütün dünyada hegemonyasını nasıl kurduğunu tartıştı, direnişin yol ve yöntemleri hakkında önerilerde bulundu.

İkinci konuşmacı olarak söz alan Ahmet Kaya ise “Kürt Meselesindeki Yeni Sürecin Etkileşime Gireceği Dinamikler” başlıklı sunumunda Kürt meselesi bağlamında aktörleri, süreci, risk ve imkânları değerlendirdi.

Konuşmaların devamında katılımcıların soru ve değerlendirmeleri ile etkinliğin birinci bölümü sona erdi.

Konuşmalar video kaydından takip edilebilir.

Devamını Okuyun

Haberler

17. Dünya Vicdan Haftası Panel & Forumu – 1. Oturum

Yayınlanma:

-

Sacide Uras

TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim  ve Dayanışma Derneği) tarafından düzenlenen 17. Dünya Vicdan Haftası münasebetiyle “Ayşenur Ezgi Eygi ve Aaron Bushnell”e ithaf ettiği Ortadoğu merkezli gelişmelerin tartışıldığı iki oturumlu panel ve forum düzenlendi.

Panel-forumun Sacide Uras başkanlığında yapılan birinci oturumunda Siyonist Sisteme Karşı Gençlik Kolektifi kurucusu Gülşah Eldemir ile Ortadoğu uzmanı gazeteci İslam Özkan konuşmacı olarak yer aldı.

Programın başında panel başkanı Sacide Uras, Dünya Vicdan Haftasının ortaya çıkışını ve yıllar içinde nasıl anılıp işlendiğini anlattıktan sonra Aksâ Tûfânı sürecinde dünyada ve Türkiye’deki direniş hareketlerinin nasıl seyredip şekillendiğini özetledi.

Gülşah Eldemir, “Gazze Direnişine Türkiye’den Omuz Vermek” başlıklı konuşmasında Türkiye’deki farklı grupların direnişe verdiği destek biçimlerini tartıştı.

İkinci konuşmacı olarak söz alan İslam Özkan ise “Filistin-Lübnan-Suriye Üçgeninde Siyonist İşgal ve Direniş” başlıklı bir konuşma yaparak aktörlerin geldiği noktalar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmaların devamında katılımcıların soru ve değerlendirmeleri ile etkinliğin birinci bölümü sona  erdi.

Konuşmalar video kaydından takip edilebilir.

Devamını Okuyun

GÜNDEM