Connect with us

Videolar

Mücahid Sağman: Yeni Bir Paradigma Üreterek Vâr Olma Tartışmasını Başlatmalıyız

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği seminerlerinde 05 Kasım 2022 cumartesi günü Mücahid Sağman, “Post İslamcılık: Vaz Geçiş mi? Vâr Oluş mu?” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Programdan notlar şu şekilde: 

Yeni bir süreç, yeni bir dönem demek… Yeni bir kırılma dönemindeyiz şimdi de. Belli dönemler politik kırılmalardır, belli dönemler sosyolojik kırılmalardır. Bugün genel bir kırılma dönemindeyiz.

Kırılma dönemlerini net tanımlayamamak ve getirdiklerini net tanımlayamamak, bugünkü İslamcılığın sorunlarından biri.

Tartışmalar bir sonraki aşamada neyin olacağını bulmada önemli bir role sahip.

İslamcılık da kendi bâbında kırılmalar yaşadı.

Post İslamcılık – Oliver Roy, İslamcılığın öldüğünü söylüyor.

150 yıl önce İslam dünyasının, bir siyasal algı biçimi olarak eksikliğine vurgu yapılıyordu. Dindarlığı oluşturan varsayımlarda eksiklikler yoktu. Onlar peygamberin vefat ettiği günden beri tartışılıyor.

Fakat olayın siyasal paradigma boyutunda sıkıntılar var, güçlü ve zayıf olduğunuz zamanlar var.

Modernleşme dediğimiz süreçte – Kopernik devrimi şöyle bir kırılma yapmıştı: Batı için 1600-700’lere kadar, bir tanrı, bir de temsilcisi var, İsa. Yani tanrının temsilcisi, tanrının neredeyse bütün vasıflarını taşıyan biri. Evrenin merkezi dünyaydı Kopernik’e kadar o yüzden. Sonra, merkezin dışarıda olduğuna dair tartışmalar… Güneş merkezli. Eğer dünya merkezli değilse, “İsa merkezli de değil”e geliyor mesele yani.

Bu aslında Müslüman dünyanın da karşılaştığı bir denklemin sonucu. 80lerin-90ların İslam devleti tartışması, böyle bir tartışma. Devlet ne kadar Allah’ın hükmünün geçtiği bir otoritedir vb.

Kendini var etmek zorunda olan tartışmalardı bunlar 1600-1700lerde.

Devlet-toplum-halk tartışmalarında parçalarının ortaya çıktığı dönemdi.

1800’lerde, Cemalettin Afgani, iki boyutlu bir tanımlama yapıyor.

Gelenek dediğimiz şeyin ıslahı. Çünkü gelenek, nötr bir kavramdır. Tarihsel olarak yaşadığımız, algıladığımız her şeyi temsil eder. Hatta medeniyet kavramının, kültür kavramının üretiminde de böyle bir süreç var. Medeniyet dediğimizde de olumsuz kavram atfetmezsiniz.

Modernitenin yarattığı yeni dünyaya karşı bu kadar refleksif davranamazsınız ama antiemperyalist bir direniş sergilemelisiniz, kültürünüzden kopmadan.

Geleneği ıslah etmelisiniz.

Hem geçmişe hem geleceğe söz söyleme gücünü hiçbir zaman üretemedi İslamcılık. O yüzden Afgani’nin böyle bir önemi var. Bulunduğu anı geçmişle kıyaslayarak serzeniş hali var.

Ama bu iki boyut, bugün ne ortaya çıkarılacak, bunu çıkaracak arka plânda ne olacak.

İslamcılık, Afgani ile başlayıp onunla ölen bir süreçtir, bu bağlamda.

Tekil isimler var arada ama böyle bütünsel olarak ikili bir bağlamda inşa etmeyi Afgani’den sonra göremiyoruz.

İran devrimi kritik bir aşama. Çok da İslamcı sayamayacağımız bir kitle, kırılma yaşıyor.

79’lara kadarki muhafazakârlık, sola karşı bir bagaj, set olarak kullanılmıştır.

Metin Yüksel, Sedat Yenigün gibi temel iki isim ortadan kaldırılarak, 80 sonrası da iktidarın zeminini oluşturmak üzere kullanılmıştır İslamcılık.

İran devrimi, darbe… O sürece kadarki İslamcılığın içindeki emeği heba etmeden söylüyorum, o zamana kadarki muhtemel bir sola karşı kullanılan İslamcılık, 80’lerden sonra marjinalleştirilerek, muhafazakârların yönettiği bir iktidara zemin hazırlamıştır.

Üsame bin Ladin bir farklılık getiriyor, bu savaşı burada yapalım, diye batıyı işaret ediyor.

80 sonrası marjinal söylemleri kullananları, bir şekilde batıya göç etmiş Müslümanların varlığıyla kurmuş bir denklem var.

İran’daki devrim sonrası İslam dünyasındaki artan özgüveni kendisine güç edinen bir bağlam var.

Bu bağlam bir şekilde marjinal bir söylemle, uluhiyeti ve sınırları belirlenememiş bir çatışma başlatıyorlar.

Devlet meselesini tarihsel kökenleriyle anlamamız lazım. Abdurrahman Arslan diyor ki, tanrı inancımız, bu coğrafyada, Müslümanların daha çok yaşadığı bölgede, içkin bir tanrı inancı vardı. Kuralların vb. süreçlerin sokakta oluştuğu bir tanrı inancı vardı. Bugün aşkın bir tanrı inancı var. Öte dünyada olan. O aşkın ilahın buradaki işlerini yapan Müslüman profiller var.

Sınıfsal olarak ruhbanları olarak, onun işlerini yöneten insanlar var.

Nesne-özne ilişkisinden ziyade, doğayla çatışmadan, birlik olarak yaşama vardı doğayla.

Ulusla birlikte, ben ve öteki kavramları ortaya çıkmıştır. Ben ve öteki ilişkisiyle devlet ortaya çıkmıştır.

Post İslamcılık meselesi bizim için, İslamcılığın ortalama ürettiği cevaplar ne olacak tartışmalarıyla yürüyor.

Roy, İslamcılık öldü diyor.

Tarih bitti – eğer yeni bir arayış olmayacaksa, Arap baharı gibi olaylarla demokrasi yerleşecekse İslamcılık ölmüştür.

99’daki makale: iyi üniversiteleri bitiren ya da buralarda okuyan Arap gençleri, radikalize olarak ülkelerine geri dönüyorlar? Gördük ki, 2001 saldırılarını yapanlar iyi eğitimli adamlar. O demokratik ülkelerden kaçarak burada o dünyanın varlığının imkânını tartışıyorlar.

2000’lerden itibaren estirilen o demokratik ortam daha faşist bir zemine bıraktı burada da.

İslamcılık sonrası – artık bu kırılma aşamalarında kendilerinden önceki kullanılan anlamlarında kullanılamaz.

Bugünün dünyasıyla muhatap olan insanlar yeni kavramları üretmeli.

Ana paradigmanın ürettiği kavramı kullanırsınız yoksa.

Heidegger, insan kavramını kullanmıyor. Yoksa bu paradigmanın içinde kalarak konuşurum, diyor.

Sonra bırakıyor bunu. Çünkü insanlığın başından beri kullanılan şeyler bunlar.

Yeni bir paradigma üreterek var olma tartışmasını başlatmalıyız.

Güçlü bir kavram çerçevesinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum İslam dünyasında.

3 kavram:

Akıl

Bilgi: 90larda bunu tartıştı İslam dünyası

Perspektif: batının bugünün dünyasını inşa ederken kurduğu perspektif.

Aklın yerine tahayyül eksenli bir çerçeve oluşturulabilir. Tahayyül, çerçevesi belirlenmemiş, sınırsız tartışma evrenine karşılık gelebilecek kavram.

Bilgi yerine, dil kavramı konuşulmalı. Anlam dünyamızı geliştiren şey dildir. İslam dünyası bugün, Müslüman bilgi kavramı yerine dili merkez almalı.

Perspektif yerine estetiği inşa etmek.

Aslında, sırtımızı yasladığımız mekânsal bir bütünlüğümüz yok.

Kabe, bir merkez inşa eder.

Musa’nın kıssası anlatılan bir kıssa zaten. Ama Kur’an, “Allah Musa’ya dedi ki-, Allah şunu dedi ki” diyor, olayın merkezinde Allah var. Dinin temel olayı Allah üzerine inşa edilir. Merkezde Allah olması, tek eksende hareket etmek anlamına geliyor.

Hacc’ın böyle bir metaforu var.

İslam dünyasının böyle bir merkez problemi var bugün. Belli bir mekân yok.

Modernlikte bilim atomu merkeze koydu. Sonra atom da parçalanınca, post modernizmde merkezsizlik ortaya çıktı. Bir evin olmaması.

Haliyle, kardeşlik vb. gibi soyut kavram anlamını yitiriyor.

Kendi evimizi inşa edemediğimiz için, kendi kavramlarımızı da inşa edemiyoruz.

Son elli yılın İslamcılık tartışmaları, devlet merkezli tartışmalarıdır. Devlet dışında bir tartışma üretemediğimiz için, devletin içinde olanlar da dışında olanlar da devlete hizmet ediyor.

Temel kavramların gerçekçi bir bağlamda yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

Üçüncü yol tartışmaları – muhalefetin ve iktidarın dili dışında tartışamıyoruz. Kadın, Kürt meselelerini devlet bağlamı dışında tartışamıyoruz.

İslami bir değer olarak inandığımız bütün kavramları yeniden masaya yatırmalıyız.

İslam’ın temeli ailedir, mesela. Öyle midir? Kullandığımız böyle merkezi kavramların içlerini gerçekten biz mi oluşturduk yoksa başka kaynaklar tarafından inşa mı edildi?

Ali Şeriati’nin batılı paradigmanın dışına çıkarak konuşmaya çalışması mesela, özgün bir dokunuştu.

Doğru soruları sormak asıl mesele. Antik Yunan felsefesine dönüş var şu dönemde. Bu krizden dolayı. Ama krizler, üretim için bir fırsattır, yeni bir paradigma inşası için. Fakat İslam dünyasının yeni paradigmalar üretememesi sorun şu an. Sembolik düşünce biçimlerinin dışına çıkmak için uğraşıyor İslam ama bugün öyle değil. Önder figürler mesela sembol haline geliyor. Günlük hayat semboller üzerine kurulu.

Sembollerden vazgeçip, dinin tartışmalara çok müsait canlı bir zemin olduğunu fark etmemiz lazım. Normal konulara dair bir şey dediğinde peygamber, toplumsal zemin onunla tartışmaya müsait bir zemindi. Toplumsal hayatta tartışılması, özerk bir hayattı. Artık, İslam dünyasında tartışılmaya müsait olmayan binlerce konu üretildi. Tartışma konuları, önemine ve coğrafyasına göre inşa edilebilirdi. Artık öyle değil. Bugün, tartışan isimlerin mesela batıyla problemi yok. Orayla problemi olan adam da burayla ilgili statüko üretiyor.

Örgütlü hareketliliği üreten düşünce olmadığı için örgütlülük yoktur. Eğer bir toplumda kimse emekten yana hareket etmiyorsa, toplumun zihninde teorik olarak bir karşılığı olmadığı içindir. Bir tartışma yoksa zihinlerde, pratikte vuku bulması beklenemez. Olursa da statüko üretir.

Notlar: Melike Belkıs Örs

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Videolar

Sadece Erzincan-İliç’te Değil; Bütün Bir Anadolu’da Tabiat, Sermayenin Saldırısı Altında!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB, Üsküdar’da “Sadece Erzincan-İliç’te Değil; Bütün Bir Anadolu’da Tabiat, Sermayenin Saldırısı Altında!” temalı bir eylem düzenledi.

Eylem boyunca “Tabiat Ölüyor Sermaye Büyüyor, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayeyi Değil Tabiatı Savun, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Siyanür Düzeni Tabiatın Katili, Bütün Anadolu İşgal Altında, Emperyalist Şirketler Anadolu’dan Defolun, Yağmacı AKP Hesap Verecek, Rantı Değil Hayatı Savun, Tabiat Allah’ın Ayetidir, Sömürgeci Sermaye Anadolu’dan Defol” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Özgür Yazarlar Birliği başkanı Afra Tek’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SADECE ERZİNCAN-İLİÇ’TE DEĞİL; BÜTÜN BİR ANADOLU’DA TABİAT, SERMAYENİN SALDIRISI ALTINDA!

Bismillahirrahmânirrahim

Kıymetli dostlar,

13 Şubat 2024 günü Erzincan’ın İliç ilçesinde işletilen altın madenindeki liç yığınının kaymasıyla yaşanan katliam ve felâket, yüz yüze olduğumuz bir gerçekliği bir kez daha hatırlattı:

Sadece Erzincan İliç’te değil; bütün bir Anadolu’da tabiat, sermayenin saldırısı altındadır!

Evet; herkesin, hepimizin yüzleşmesi gereken çarpıcı, yakıcı hakikat budur!

Modern kapitalist medeniyetin bütün manevi boyutlarından kopardığı ve hakikate götüren büyük bir sembolik değer olmaktan soyutladığı tabiat, bugün yine onun marifetiyle amansız bir saldırı altındadır!

Hâlihazırda ülkede yaşayan kuşaklar olarak 24 Ocak kararlarıyla birlikte önü açılan neoliberalizmin acı meyvelerini tatmaktayız.

Kapitalizmin bu yıkıcı aşamasında insan ve tabiat, alabildiğine yağma ve talana açılmıştır.

Dere ve ormanlarımız, dağ ve ovalarımız yerel ve küresel sermaye tarafından delik deşik edilmiş; su ve topraklarımız siyanürle simgelenen şeytani zehir düzeniyle tümüyle kirletilmiş ve özlerine yabancı kılınmıştır.

Yoksul halkımızın çaresiz evlatları, İliç’teki dokuz işçi kardeşimiz gibi doğrudan; kapitalist hırslarla katledilen coğrafyalarda yaşayan halkımız ise eşlik ettiği zehirlenen tabiatla birlikte zamana yayılan cinayetlere kurban giderken özellikle küresel şirketler geride bir enkaz bırakarak yağmaladıkları Anadolu’dan yüksek kârlarla ülkelerine dönmektedir.

Arkadaşlar,

Meselenin özünü kavrayamayan hiçbir değerlendirme derdimize derman olamayacaktır. Tabiatın hakikatle bağını koparan modern kapitalist medeniyetle düşünsel olarak hesaplaşmak, devamında bu zihniyetin pratik zulümlerine karşı çıkmak zorundayız.

Hakikate düşman sermaye düzeni, dünyanın her bir yanında insan ve tabiata dâir ne varsa ifsat etmek ve çalıp çırpmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır.

Küresel sermayenin bekçiliğini yapan ulus devlet organizasyonlarının koruyuculuğunda hiçbir engel tanımadan tabiata saldıran bu yağma ve talan düzenine karşı dikilmek, halkımızı bu şeytani işleyişe karşı uyarmak için meydanlara çıkıyoruz, çıkmaya devam edeceğiz.

Öncelikle şunu hatırlatmalıyız ki Erzincan-İliç; siyanürle toprağımızı, suyumuzu zehirleyen hayata düşman bu müfsit düzenin kendini gösterdiği ilk yer değildir.

Bundan önce pek çok benzeri felâket yaşanmış ancak gözü dönmüş sermaye düzeni bunlardan ibret ve ders alma niyeti taşımadığı, kendisinden de hesap sorulmadığı için insana ve tabiata karşı cinayetlerine devam etmiştir.

İzmir-Kışladağ’da, Bergama’da, Manisa-Gördes ve Yunusemre’de, Artvin-Murgul’da, Balıkesir-Ayvalık’ta, Mersin-Toroslar’da, Kütahya’da benzer felâketleri daha önce yaşadık.

Yakın dönemdeki en büyük yıkım ise 2021 yılında Giresun-Şebinkarahisar’da meydana geldi. Binlerce ton zehirli atık yine siyanür havuzlarından boşalarak aynen Fırat havzasındaki Erzincan-İliç felâketi gibi Kelkit ırmağı üzerinden geniş bereketli alanlara yayıldı, bütün bir geleceği zehirle sarmaladı.

Hayatı savunan kıymetli yürekler,

Geçen yaz mevsimi Akbelen direnişine sahne olmuştu, hepiniz hatırlayacaksınız.

Ormanları, suyu, havayı, dereleri, toprağı, ırmak ve denizleri hırsları için ifsat eden bu gözü dönmüş düzen şu anda Fatsa’da, Erbaa’da, Kaz dağlarında, Dersim’de, Şebinkarahisar’da ve adını sayamadığımız daha nice yerlerde şeytani kazmasını toprağın böğrüne saplıyor, zehirli salyalarıyla kaplı dişlerini tabiatın can evine geçiriyor!

İşte, Erzincan-İliç bu cinayetler serisinin son dışavurumudur!

Anadolu’yu HES’lerle, JES’lerle, maden aramalarıyla delik deşik ettiler!

En vahşi yöntemlerle ve kimseye hesap vermeden, göstermelik rapor ve cezalarla insana, tabiata ve bir bütün hâlinde hayata karşı suç işlediler; hakikate başkaldırarak zulümlerin en büyüğünü gerçekleştirdiler!

Talancı ve yalancı kapitalistler aslında kendileri için artan enerji ihtiyacını herkesin ihtiyacı imiş gibi göstererek ve “temiz enerji” yalanlarıyla bezeyerek bütün propaganda imkânlarıyla ikna çalışmaları yürüttüler.

Yerlilik söyleminin altına gizlemeye çalıştıkları bir işbirlikçi tutumla Anadolu coğrafyasını arsızca küresel şirketlere peşkeş çektiler!

Bu sûretle ülkenin bütün kıyı bucağında sömürgeci heveslerin önünü açtılar.

TEMA vakfının son raporundan hepiniz haberdarsınızdır.

İlgili bakanlıklardan ancak parayla satın alınabilen bilgilere göre memleketin yüzde 60’ı ruhsatlandırılmış maden bölgesi hâline getirilmiş durumdadır arkadaşlar!

Halkına hesap vermeyen, insanların ve tabiatın hâlihazırı ve geleceği hakkında onları yakından ilgilendiren bilgileri yine onlardan saklayan ve bu bilgileri ancak büyük paralar karşılığında özellikle sermaye için hazır tutan sistemi ayrıca not ediyoruz.

Biliyor ve ilan ediyoruz ki bu ancak sömürgeci bir zihniyettir!

AKP iktidarları döneminde yüz binlerce ruhsat verildi.

Yüzlerce yabancı şirket ve onların sayısız yerli ortağı yasal kılıflarla hep beraber tabiatı yağmalamaktadır!

TEMA vakfının az önce bahsettiğimiz raporuna göre canlı tür çeşitliliği bakımından büyük öneme sahip olan “Önemli Doğa Alanlarının” büyük bölümü madencilik faaliyetlerinin tehdidi altındadır.

“Önemli Doğa Alanları”nın yüzde 55’i ihale ruhsat alanlarında, yüzde 40’ı aktif ruhsat alanlarında yer alıyor.

SİT alanlarının yüzde 66’sı maden alanı olarak ruhsatlanmış.

Tarım alanlarının yüzde 41’i aktif ruhsat, yüzde 37’si ihale sahasında kalıyor. Tarım alanlarının sadece yüzde 22’si herhangi bir ruhsat alanına dahil edilmemiş durumda.

Su havzalarının yüzde 31’i aktif ruhsat alanında bulunuyor.

Sermayenin hırslarına karşı tabiatı savunan dostlar,

Rabbimiz A’raf sûresi 56. ayette “İyi bir düzene sokulmuşken yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” uyarısında bulunurken Rum sûresi 41. ayette ise “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat çıktı.” buyurmaktadır.

Aynı ayette “Bu şekilde [Allah], belki [doğru yola] geri dönerler diye yaptıklarının bazı [kötü] sonuçlarını onlara tattıracaktır.” diyor ve bize 6 Şubat Maraş depremini, Fukuşima’yı, Çernobil’i ve Erzincan-İliç’i hatırlatıyor.

Kur’an-ı Kerim’deki bu beyanlar sosyolojik ve ekolojik çürüme ve yozlaşma hususunda insana dönük güçlü ikazlardır.

Kapitalist hırsların küreselleştiği ve hayatın her alanına sirayet ettiği bir dönemde bu ifsadın tam karşısında durmak mecburiyetindeyiz.

Hayata, tabiata, insanlara ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a karşı bu, öncelikli bir sorumluluğumuzdur.

Sömürgeci sermaye Anadolu’dan defol!

Sermayeyi değil, tabiatı savun!

Anadolu’yu altın ve para hırsınıza teslim etmeyeceğiz!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına, Afra Tek – ÖYB başkanı)                                                                                  

Devamını Okuyun

Videolar

Trabzon’da Zorlu Protestosu: Soykırımcı İsrail’le İlişkilerinizi Kesin!

Yayınlanma:

-

İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliam ve soykırım 142 gündür devam ederken Türkiye’de İsrail’i ve onun “yerli ve milli” işbirlikçilerini protestolar devam ediyor.

İsrail’de elektrik santralleri bulunan ve Siyonistlere katliamlar boyunca da elektrik sağlayan Zorlu Holding, bugün (25.02.2024)  Trabzon’un Maraş Caddesi’nde bulunan Zorlu Grand’ın önünde protesto edildi.

Eylemde Alperen Gençosmanoğlu tarafından okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Bugün 25 Şubat 2024; İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliam ve soykırım 142 gündür devam ediyor. Bugün buraya gelmemizin sebebi arkamızda yer alan, Trabzon’un göbeğindeki bu otelin sahibi Zorlu Holding’in, soykırımcı İsrail’deki en büyük Türk yatırımcı olmasıdır. Zorlu Holding, İsrail’deki üç elektrik santraliyle İsrail’in elektriğinin en az yüzde 7’sini üretmeye devam ediyor. Buradan Zorlu’ya işgalci terör devleti İsrail’e sunduğu hizmeti kesme çağrısı yapıyoruz. Biz bu çağrıyı bugün Trabzon’dan yaparken, dün İstanbul’da, önceki gün Ankara’da, sosyal medyada ise Türkiye’nin her yanında tüm kurumlara ve şirketlere aynı çağrı yapılıyor: Soykırımcı İsrail ile ilişkilerinizi kesin!

Soykırımın devam ettiği 142 gün boyunca, İsrail’in Gazze’de katlettiği insan sayısı 30 bine dayandı ve öldürülen insanların üçte ikisi kadınlar ve çocuklar. 13 binden fazla çocuk acımasızca katledildi. Başka bir deyişle son 5 aydır Gazze’de ortalama her gün 90 çocuk öldürülüyor. Gazze, aralıksız olarak havadan ve karadan bombalanıyor, neredeyse bölgenin tamamı harabeye dönüştü. 2,3 milyon insanın yaşadığı Gazze’de 1.9 milyon insan yeniden evlerinden oldu, yaşadıkları bölgeleri terk edip, İsrail’in yönlendirdiği bölgelere kaçmak zorunda kaldılar. Ancak İsrail güvenli bölge olarak gösterdiği yerlere doğru giden insanları yollarda ve gittikleri yeni yerlerde aralıksız şekilde öldürmeye devam etti ve ediyor. Şu an dünyadaki en üst yargı organı olarak görülen Uluslararası Adalet Divanında soykırım ile yargılanan İsrail, buna rağmen katliamlarına hız kesmeden devam ediyor.

Ancak 5 aydır süren bu soykırım sadece bombalarla ve silahlarla yürütülmüyor. İsrail tüm girişlerini abluka altına aldığı, yıllardır bir toplama kampına çevirdiği Gazze’ye elektrik, gıda ve medikal malzemelerin geçişini engelleyerek Filistinlileri en insanlık dışı işkence yöntemleriyle öldürüyor. Sınır kapılarında bekleyen yardım tırları uzun kuyruklar oluştururken, Gazze’de insanlar ve çocuklar açlıktan ölüyor, hayvan yemleri ile yaşamaya çalışıyorlar ve tüm bunlar dünyanın gözü önünde oluyor.

İsrail’in bir diğer işkence ve katliam yöntemi ise Gazze’ye elektrik girişine engel olarak, hastanelerin oksijen ünitelerinin ve makineye bağlı sistemlerinin çalışmaz hale getirilmesidir. Elektriksizlikten dolayı kuvözlerdeki bebekler, yoğun bakımlardaki hareketsiz hastalar, yaralılar boğularak can veriyor.

Maalesef tüm bunlar yaşanırken açıkça soykırım suçu işleyen, devlet terörü yapan İsrail ile dünyanın farklı yerlerinde hâlâ ticaretini, yatırımlarını ve ilişkilerini devam ettirenler var. İsrail’e güç veren de bu! Zorlu Holding de bunlardan biri! Filistinlilerin bir an önce ölmeleri için gıda ve elektrikleri İsrail tarafından kesilirken Zorlu, İsrail’e elektrik üretmeye devam ediyor. Zorlu Holding’e çağrımız şudur; soykırım suçu işleyen İsrail’le ilişkilerinizi kesin, bu suça ortak olmayın. Ülkemizdeki işçilerin emekleri sayesinde elde ettiğiniz sermaye ile Siyonist işgalcilere hizmet etmeyin! Bu soykırımın sona ermesi, hiçbir hukuk ve ahlak kuralı tanımayan katliamların sonlanması için İsrail’e küresel düzeyde boykot, tecrit ve yaptırımlar uygulanması ertelenemez bir zorunluluktur. Türkiye bir an önce İsrail’le devam eden ticaret utancını sonlandırmalıdır!

Dün gece Beraat Kandiliydi ve önümüz mağfiret ve tövbe kapılarının sonuna kadar açıldığı mübarek Ramazan ayıdır. Yanlışta ısrarcı olmayarak Allah’ın gazabını çekecek yollardan dönmek gerekir. Zorlu’ya da bu günlerden nasibini alarak soykırım ve işgal suçu işlemeye devam eden İsrail’deki santrallerini durdurma çağrısı yapıyoruz.

Son olarak dün 24 Şubat Trabzon’un düşman işgalinden kurtuluşunun 106. yıl dönümüydü. Kutlamalar ve anmalar devam ediyor, Rabbimiz ecdadımıza ve bizlere nasip ettiği özgürlüğü en kısa sürede dünyanın farklı yerlerinde baskı ve zulüm altında yaşayan topluluklara da nasip eylesin inşallah. Filistin’deki bu kan, gözyaşı, açlık ve ölüm dolu karanlık günlerin, işgalin en kısa sürede sona ermesi en büyük duamızdır.

Nehirden Denize Özgür Filistin!

Devamını Okuyun

Videolar

Filistin İçin 1000 Genç: TÜSİAD, İsrail’le Ticareti Durdur!

Yayınlanma:

-

“Filistin İçin 1000 Genç” hareketi, İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırımı ve İsrail ile ticari ilişkilerini sürdüren sermayeyi Taksim’de bulunan TÜSİAD önünde protesto etti.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Tarihi anlara tanıklık etmeye devam ediyoruz. Emperyalistlerin bir asır önce Filistin coğrafyasında başlattıkları saldırı, sürgün ve işgallerle devam ediyor. Soykırımların artık yaşanmayacağının düşünüldüğü bir çağda tam 4 aydır Siyonistlerce tüm acımasızlığıyla Filistin’de tekrar gerçekleşiyor. İsrailli işgalcilere karşı meşru müdafaa hakkını kullanan, boğazına sarılan elden kurtulmak isteyen Gazze, özgürlük mücadelesinden dolayı cezalandırılıyor.

Öte yandan Gazze’den yükselen kıvılcımın tüm dünyada yeni bir kavrayışı inşa ettiğinin de tanıklığını yapıyoruz. İnsan hakları ve demokrasi gibi kavramların arkasından kendi ideolojisini tüm dünyaya tek gerçeklik olarak dayatan batı iktidarları sermaye gruplarıyla ve batı emperyalizminin dünyadaki kuklalarıyla İsrail’in bu hesapsız canavarlığının ortağı olmaktan gocunmuyor. Diğer taraftan direnen Filistin halkının yeniden yükselttiği özgürlük mücadelesi halkların vicdanında çok güçlü bir karşılık buluyor. Tüm enformatik araçlara, iktidar olanaklarına rağmen mücadele sönmek yerine büyüyor, zayıflamak yerine güçleniyor!

Türkiye’de ise Filistin mücadelesi gizli işbirlikçileri, savaş rantçılarını ve soykırım ortaklarını artık saklanamayacak kadar ortaya çıkarıyor. Elleri sadece bugün değil, dün de kanlı olan Siyonist İsrail’in ortaklarını artık yalanları, timsah gözyaşları ya da sessizlikleri koruyamayacak. Gazze’den yükselen Aksâ Tûfânı, bu coğrafyada gerçeği bir daha gizlenemeyecek kadar görünür kılıyor.

Bir taraftan Gazze için yardım kampanyaları düzenlerken öte yandan Siyonistlere gemi göndermeye devam eden MÜSİAD’ın tarihe geçecek iki yüzlülüğü gibi TÜSİAD da savaş ve soykırım rantından son hızla faydalanmaya devam ediyor. MÜSİAD’ın timsah gözyaşlarının arkasına gizlediği savaş ekonomisini siz de sessizliğinizle saklayamayacak ve saklanamayacaksınız! Bu toprakların üretimini ve emeğini küresel emperyalist ortaklarınızla birlikte işgalci Siyonistlere aktaramayacaksınız!

Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarının temsil edildiği TÜSİAD üyesi birçok kuruluş bugün hâlâ İsrail’le ilişkilerini devam ettirirken bazılarıysa doğrudan doğruya soykırım suçunun ortağı sayılabilecek kirli ve kanlı ilişkilerini sürdürüyor.

TÜSİAD üyesi Zorlu Holding neredeyse Keban Barajı büyüklüğündeki elektrik üretimini BM’nin bile illegal kabul ettiği işgalci Siyonist yerleşim yerlerine, İsrail’in devlet kurumlarına satmaya devam ediyor. İsrail Ticaret Bakanlığının “İsrail’de en büyük yatırımcı grup” olarak ödüllendirdiği Zorlu, bugün uluslararası hukukun önünde bile soykırımın suç ortakları arasında yer alacak işbirliklerini sürdürüyor. Zorlu, İsrailli ortaklarıyla birlikte İsrail’in enerji ihtiyacının yüzde 7’sini karşılamaya hala devam ediyor.

TÜSİAD üyesi Sabancı Holding’e ait Akçansa, ürettiği çimentoyu İsrail’e satmaya, İsrail’in yayılmacı politikalarına ve Filistin halkını topraklarından süren Siyonist yerleşimlerin büyümesine destek oluyor.

TÜSİAD üyesi Koç Holding ise İsrail Ticaret Bakanlığınca İsrailli teknolojileri kullanmasından dolayı ödüllendirilmişti. Teknoloji ortaklıklarının yanı sıra Koç Holding’e ait Arçelik’in İsrail’de bir girişimi de bulunuyor.

7 Ekimden bu yana Türkiye limanlarından durmaksızın Siyonist İsrail’i besleyen gemi trafiğinde ise TÜSİAD üyesi Limak Holding’in işlettiği İskenderun Limanı’nın büyük bir payı var. Sadece Limak yönetimindeki limandan Gazze’de bombardıman sürerken İsrail’e 109 gemi seferi yapıldı. Limak, aynı zamanda İsrail’e çimento satmaya devam ediyor.

TÜSİAD üyesi Doğan Holding’in Sesa Ambalaj ve Plastik şirketi İsrail’e ihracat yapmaya devam ediyor.

İkinci dünya savaşında bile görülmemiş büyüklükteki bir gettoya sıkıştırılmış Gazze’yi her yandan kuşatan Siyonist savaş makinesi, Türkiye’nin büyük sermaye gruplarınca besleniyor. Enerji, teknoloji, yapı malzemeleri, lojistik gibi stratejik pek çok ürünün ticaretini devam ettiren TÜSİAD, artık tarih önünde ve halkların vicdanında İsrail’in katliam ortakları arasında yerini aldı.

Çağrımızı açıkça yineliyoruz!

Filistin için gerçekten adım atabilmenin yolu boykotu genişletmek, işgalci ile ilişkiyi sonlandırmak, ticareti durdurmaktır.

İsrail’in ihtiyaç duyduğu enerjinin, lojistiğin ve yapı malzemesinin tedariğini derhal kesmektir.

TÜSİAD’a sesleniyoruz! Siz ve üyeleriniz Gazze’de yaşananlar hiç olmamış gibi susarak sorumluluklarınızdan kaçamayacaksınız. Üyelerinizin savaş rantını bölüşmesi, kanlı ticaretle servetlerini büyütmesi gizli kalmayacak!

Filistin’i arkasından vuranları, soykırım suçuna doğrudan ya da dolaylı katılanları ortaya çıkarmaya devam edeceğiz. Soykırım ortaklığınız devam ettikçe tarihin önünde ve insanlığın vicdanında yeriniz katillerin yanı olacak!

Bu coğrafyayı paylaştığımız bütün halklara sesleniyoruz!

İşgalcilerin, Filistin’i yok etmeye çalışan Siyonistlerin ve onların küresel ya da yerli işbirlikçilerinin karşısında duralım.

Yaşasın Filistin’in özgürlük mücadelesi!

Nehirden denize özgür Filistin!

Devamını Okuyun

GÜNDEM