Connect with us

Videolar

Demokrasiden Medine Sözleşmesi’ne Yeni Bir Yönetim Modeli Arayışı 

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin pandemi arasından sonra düzenlediği ilk etkinliğin konuşmacısı “Demokrasiden Medine Sözleşmesine Yeni Bir Yönetim Modeli Arayışı” başlığı ile Ali Bulaç’tı.

Programdan notlar şu şekilde:

*Müslüman Dünyanın Krizi:
-Bütün Müslüman dünyası derece farkıyla da olsa bir kriz içinde. Bu İslam’ın değil Müslümanların krizi. Entelektüel, ahlaki ve sosyo-politik krizler…
-Fikri ve entelektüel krizi hikmet ile aşmak mümkün.
-Takvayı yeniden tanımlamakla ahlaki krizi aşmak mümkündür.
-Aslında sadece İslam dünyası değil tüm insanlar küresel bir kriz içinde: nüfus artışı, gıda, enerji kullanımı krizi… Ülkelerin anlaşmazlığı gibi bir sonuçla tüm dünyayı yok edecek bir nükleer tehdit söz konusu.
-Çin doktrinine göre tüm halkın refah içinde yaşaması mümkün değil. Belli bir kısmı refah içinde yaşar, geri kalan köledir.
-Taoizm’in temelinde sükûn vardır. Hâlbuki ekonomiye dayalı (iktisadi düzen) bir düzen durmaksızın bir hareketi ister. Budizm’de de ıstıraba dayalı bir düzen vardır. Bu da reddedilir.
-Tüketim, gösteriş ve teşhir kültürü baskın durumda. Yalancı mesih ve mehdiler ortaya çıkıyor. Dünyada 64 bin mesih ve peygamber var tımarhanelerde.
-Nüfusu durdurmaya çalışıyorlar: LGBT, ev hayvanları…
-Dünya nüfusu: %3 düşünen/tasarlayan, %13 yönetiyor, gerisi yalnızca yaşıyor (Ne Sosyalizm, ne Komünizm çözüm…)
-İslam dünyası 1 milyar 600/800 milyon. 56 ülke.
Siyasi rejimler:
*Dini monarşi
*Diktatörlükler
*Otokrat rejimler
Özgürlükler kısıtlı, kuvvetler birliği, bağımlı-güdümlü, yönetici ölünceye kadar başta…
-İslam dünyasının sosyal hayatı kutuplaşma hâlinde… Nepotizm yaygın. Ahlaki yozlaşma her şeyi içten içe çürütüyor. Kitleleri mahveden bir siyasi rejim… Çalışmaya bağlı olmayan zenginlik (petrol ülkeleri)… Hiçbiri tek başına ayakta kalabilecek durumda değil/dışarıya muhtaç. Ulusal mücadeleler had safhada(İran-Irak/Yemen)… Ülkeler küresel gücün himayesi altında, ancak böyle ayakta kalabiliyor.
-Eğer bir ülke İslami yönergelerle yönetilse kim daha İslami?
*Yeni Zelanda, İsveç, Hollanda, Kanada, Almanya, İngiltere… Arabistan, Türkiye son sıralarda.
-İslam dünyasında çatışmalar had safhada. Mezhepsel, etnik, yöneten-yönetilen, yoksul-zengin, laik-anti laik, kadın-erkek, mülteci-ulusal çatışmalar. Bunların elbette sebepleri var. Hakikatin tevellüdü (her grup hakikati kendi safhasına çekiyor, kendisinde biliyor: Vatan sevgisi) mutlakiyetçilik doğuruyor. Bunun sonucunda birbirimizle bile konuşamıyoruz, müzakere edemiyoruz. Dolayısıyla kendi aramızda sözleşme de yapamıyoruz. (Irak Saddam örneği. Kürt-Arap, Şii-Sünni) Ancak bizi bir tiran/bir mutlak ayakta tutabilir, o durumdayız.
-Gündelik dilimizde fark etmediğimiz kavramlar var. -> İmam-ı Azam Ebu Hanife, Şeyhul Ekber, Bediüzzaman Said Nursi vs.
Küçümsemek için değil fakat bizim onlara yüklediğimiz sıfatlarla onları mutlaklaştırıyoruz. Dolayısıyla kendimizi de.
-1789 Fransız “İhtilali” / Bolşevik “İhtilali” / İran’da “Devrim” -> halk devrimi
Fakat orada da mutlak bekleniyor. Verili şeyler aşılamıyor. “Milyonlarca insan orada “Kahrolsun Amerika!” diye bağırıyor. Fakat korkma. Çünkü Peugeot, Sony hâlâ yerinde.” Bu devrimde Şii (mezhep-milli) bir tarafa da çekilmek zorunda kalındı.
-(Müslüman buysa, ben yokum.) Deist-agnostik bir temayül oluştu. Hâkim sahne yüzünden. Bu çatışma derinleştikçe İslam’ın ortak düşmanıyla anlaşma yapılıyor. İran meselesinde Arabistan’ın İsrail tarafında yer alması gibi.
-Temel prensip iyilik ve takva olması gerekirken kötülük ve düşmanlık üzerine yaşıyor Müslümanlar.
-Müslümanlar yenilebilir, mağlup olabilir. Hz. Nuh “Mağlup oldum Allah’ım!” der. Bu yenilgi devanın çürük olduğu anlamına gelmez.
-Moğol ve Haçlılar karşısında iki büyük yenilgi yaşanıyor. Yeniden ayağa kalkıldı.
-Üçüncü büyük yenilgi 19. yüzyıl. Fakat bu sefer “Bu yenilginin sebebi dinimdir.” dediler, “Allah’ın izniyle ayağa kalkacağız!” denmedi.
-Sovyet sonrası pek çok ülke belli bir seviyeye gelirken sekiz İslam ülkesi hâlâ mafyatik davranıyor.

-Bu krizin sebebi, 56 ülkenin ortak suçu Müslümanlıktan mı kaynaklanıyor? Yoksa din anlayışından mı? Tarihi mirasımızdan mı kaynaklı? Muazzam bir batı uygarlığıyla karşı karşıya olduğumuz ve meydan okuyamadığımızdan mı kaynaklı? Ya da hepsinden biraz biraz. Fakat kesin olan şu ki bu durum devam ettirilemez!
-> Bu konuda neler yapılabilir?
*Kaynak birden fazla olsa bile çözüm tek, siyasettir.
Pozitif-> Kanuni
Negatif-> Terör, silahlanma
-Bizim için söz konusu olan pozitif siyasettir.
-Bazıları çıkış yolunu demokrasi olarak belirtiyor.
-Sünni ve Şii kaynaklar yardımcı olmuyor. Çünkü ikisi de ehlibeyt-Kureyş etnik meseleye indirgiyor. (halife-sultan-padişah-şah)
-Önemli bir bölümü demokrasi ile uzlaştırmalıyız diyor. Laik çevreler dini tamamen ortadan kaldıran bir anlayış sunuyor. Dindar muhafazakârlar ise ancak rejimi yozlaştırıyor. Ne İslami ne demokratik.
-Müslüman dünyası homojen değil. Müslüman müşrikler(uzlaşanlar)/mümin müslümanlar ayrımı yapıyor peygamber. (Hucurat Suresi/Bedeviler dediler ki biz iman ettik. Siz iman ettik demeyin…)

TESEV araştırmasına göre Türkiye’de ancak %20’lik kesim şeriat istiyor. (hırsızın eli kesilsin deyince %4’e iniyor.)
-Bir de gayrimüslimler var. Onlar ise zımni olmayı reddediyor.
-İmam arıyoruz.
-Pragmatik-dogmatik sünni sistem.-> fiili durum: kim başta olursa imam odur (kılıçla olunur).
-Sünnilere göre ortalama olsun yeter.(namaz vs)
-Yöneticinin referansı kimdir? zümre, sınıf, çoğunluk, toplum, üst hukuk…
-Demokrasiyi eleştirenler “demokrasi kötüdür ama en az kötü olanıdır” diyorlar. Eleştiri en temel haktır fakat totaliter rejimlere pas vermemek gerekiyor. Demokrasinin kavramlarını alıp ileriye taşımak gerek. Aksi halde havada kalır ve amacından çıkar.
-Niçin yönetim? İnsan medenidir, bir arada yaşar dolayısıyla yönetim gereklidir. Resulullah seyahatte 3 kişinin 1’i yönetici olsun, diyor.
-Toplumun ve insanların önündeki engelleri kaldıran şey olarak demokrasiyi kabul etmek gerekir. Her halükarda bir din ya da yaşama biçimi değildir.
-Kim yönetecek, nasıl yönetecek?
1. Parlamento
2. Siyasi partiler
3. Anayasa (İngiltere-örfi hukuk)
4. Sivil toplum kuruluşları
5. Kolluk kuvvetleri

Bunlar demokrasiyi oluşturur.
-Ancak demokrasi bir araç olduğu halde (özellikle sol ve laik kesim tarafından) bir din/yaşama biçimi olarak algılanıp amaç haline getiriliyor.
-Müslümanların siyasette yapamadığını batı yaptı.
1. İktidar şiddet kullanılmadan değiştirildi. (Halife öldürüldü/öldü/isyan çıkarıldı)
2. Kuvvetler ayrılığı ilkesi getirildi. (Yargı-yürütme-yasama ayrı. Bir arada olursa otokrasi olur/bu da yetmez ittifak kurulabilir.)
(28 Şubat’ta iş birliği yapıldı mesela)

Buna engel olarak da kamuoyunu bilgilendirecek BASIN, “dördüncü kuvvet” olarak kabul edildi. Basın ifade özgürlüğünün teminat altına alınmasıdır.
-Bütün bunların bizimle ilgisi ne?
Tunus ve Osmanlı’da anayasa meseleleri…
“Demokrasi denen halk yönetiminin İslam’la alakası olamaz.” deniyor. (Abdülhamid’e sunulan rapor)
-Demokrasi konusunda da muhtelif tartışmalar hep olmuş. Bazıları cevap veriyor fakat katılımın mümkün olmayacağını söylüyor mesela. Bazıları direkt karşı çıkıyor.
-Şii ve Sünni doktrinler tarihsel birer gerçek olabilir yalınca.
-Malik b. Nebi “Demokrasi köle ile despot arasında dengedir. İslam ne köle ruhunu ne tiranı tasvip ediyor. Demokrasinin İslam’da var olup olmadığını Müslümanlara bakıp anlayamayız.
Kur’an’a ve tatbikata bakmak lazım”
-Kimileri demokrasi yerine hilafeti koyuyorlar. Kimileri (Selefiler) demokrasiyi seküler-din dışı bulur. Merkeze halkı koyar. Çoğunluk yönetimi gibi gözükse de kararları azınlık verir. Hele katılım az olduğunda bu daha da açık olur. Baskı ve çıkar grupları partileri finanse ediyor. Anayasa kime-neye göre hazırlanıyor? İçsel inanç ve özgürlük şahsi özgürlüktür demokraside, bu da İslam’da yoktur, diyorlar. İstişare caiz fakat vacip değil diyorlar. Yönetici kayd-ı hayat şartıyla seçilir, ölene kadar. Yönetici namaz kılsın, zulüm etse bile sıkıntı yoktur.
-İslam adına demokrasiyi eleştirenleri 3 noktada toplayabiliriz.
1. Din dışı-seküler
2. Kanun yapma hakkı Allah’ındır
3. Çoğunluğu esas alır
-Yerine önerdikleri şey şûra. Fakat bunun mekanizması nedir?
Ebubekir seçildi, Ömer işaret edili-seçildi, Osman ve Ali seçildi fakat bize mekanizma
bırakılmadı.
-Kanuni’nin Fermanı: Padişah Allah’a karşı sorumludur. Hukuk (hangi durumda nasıl) ihlal edilirse alaşağı edilmeli ama bunu kim yapacak?
-İslam fıkhının bir kanun hukuku (ceza, vergi, devletler -> saltanat) yok. Muaviye’den bu yana saltanat rejimleri olduğu için. Bugüne söyleyeceği imam nasıl seçilir, dışında herhangi bir şey yok.
-Kur’an’dan hareket edersek bir kamu hukuku oluşturabilir miyiz?
-Din dışı-seküler eleştirisi:

Avrupa’da tek bir demokrasi yok.
“özgürlük”  “kardeşlik”  “eşitlik”  “laiklik”  (kıta Avrupası)
-Bir demokrasinin iyi olabilmesi için yalnızca siyasi değil içtimai bir şeyin olması gerekir. (Amerika örneği)

Fransa din dışı-laik
Almanya seküler
İngiltere kral-kraliçe

ABD serbest

Hollanda teokratik

Çin modeli (kalkınmayı özgürlüklerin önüne geçiriyor, grev-eylem hakkı bu modelle elden alınır.)
-Eğer biz Müslüman olarak yeni bir şey söyleyeceksek iktidar kavramından başlamalıyız.
-Demokrasilerin çok büyük bir zaafı var. Göbeğinde bir anlam/amaç/emel yok. Anlamdan ve amaçtan yoksun bir siyaset oluşur. Din de ayrıldığı zaman siyaset vahşileşir. O halde başarmak için her şey mübah haline gelir. Çünkü önemli olan başarıdır.
NİÇİN SİYASET?
Demokrasinin Problemleri
-Demokrasilerde en büyük problemi siyasi çoğulculuğa açık olduğu halde sosyokültürel çoğulculuğa açık değildir. Halkı kolayca manipüle etmek mümkün. Farabi hiçbir zaman demokrasiyi değil erdemli yönetimi istiyor.
1. tiran
2. demokrat
3. erdemli
-Siyasi partiler var fakat onlar sentetiktir, doğal değildir. Çok partili sistemin sıkıntısı %51 alan bir parti iktidarı ele alınca diğer partiler aslında bu yönetimin (yasa yapma, iktisadi ve beşeri paylaşım) dışında kalıyor. Az oylu partiler iktidar şartı olduğu için istediklerini/haklarını asla alamayacaklar.
-Bireyin esas alınması. Felsefi değil siyasi olarak insanın birey olarak adlandırılması… (Felsefi olarak da büyük sıkıntı. Birey tanrıyı, halkı tanımaz özerktir.) İnsan gözünü topluluğun içinde açıyor. Bir yanda birey, bir yanda devlet var. Demokrasi bunları karşı karşıya getiriyor. Bireyin tek başına devlete karşı çıkma imkânı yok. Birey ile devleti birleştiren grup hakkı (cemaat, stk, topluluk) olmalıdır.
-Parti “parça” demek. Rekabette bir grubu yukarıya taşır. Ayrıştırır, çatıştırır bunlar onun için en iyi şeylerdir. Hâlbuki İslam’da toplum mümkün mertebe bölünmez. Musa, Harun’un perçeminden tuttuğunda Harun’un savunması da “Kavmin bölünmesinden korktum!”dur.
-Siyasi partiler muhalefet ediyorlar. Fakat iktidara gelince unutuluyor. Eski iktidarların yaptıklarının aynısını yapıyorlar. Monolitik yapıyı çoğulculaştırmak lazım. Modern ulus devletin kendinden gelen bir problem bu.
-Siyasi partiler kendi fikirlerini mutlaklaştırıyor.
-Vekili tayin ediyoruz.
-Toplum, topluluklardan ibarettir. (aşiret–>kabile–>kavim–>coğrafya ortak paydadır.)
-Ümmet (müslüman birlikteliği & grup)
-Medine’nin sınırları bellidir. Sonrasında nüfus sayımı. Toplamı ümmettir.
-Sentetik partiler olmaya devam etsin fakat organik topluluklar kendi adaylarını koymalılar. Adayları bu mevcut sistemde halk tanımıyor.
-Demokrasi: Allah’ın insana bahşettiği beşeri potansiyeli ortaya koyabilmesi için özgür bir ortamda yetilerini sunduğu sosyopolitik bir yöntemdir.
-Neden yaratıldık? (Amel bakımından daha iyi olanı ortaya çıkarmak için…)
-Dinde zorlama yoktur.
-Artık dileyen inansın dileyen inkâr etsin.

-Allah dileseydi hepsi inanırdı.
-Allah dileseydi bir ümmet olarak yaratılırdık. Renk rengiz.
-Selefiler: Kanun yapma hakkı Allah’ındır.

-Temel prensipleri va’z etmek Allah’a, pratikteki yasa Allah’a aykırı olmayacak şekilde insana aittir. (Hükmün kaynağı Allah, kanun yapma insana aittir.)
-Halk istediği yasayı yapar demokraside. Yanlıştır. Evrensel insan hakları beyannamesi anayasanın üstündedir. Dolayısıyla sonsuz bir şeye sahip değildir. Müslüman da Kur’an’a aykırı yasa/anayasa yapamaz.
-Peki, Allah’ın iradesi nerede tecelli eder?
Devlet elle tutulmaz, gözle görülmez.
İnsanın takvasında tecelli eder.
(Vahiy + müçtehitlerin yaptığı içtihatlar)
-Demokrasi (batılı felsefe içinde gelişimi durdu, yeni bir kültürde zenginleşmesine ihtiyaç var) gelişen, değişen, zenginleşen, siyasi rejimdir.
-Sözleşme insanlar arasındaki ilişkileri inşa eden tek şeydir. Ticaret, seçim, biat hepsi sözleşmedir.
-Önce toplumsal sözleşme sonra anayasa.
Toplumsal sözleşme:
1. Muarefe (tanıma ama tanımlama değil) toplumsal gruplar müzakere eder, hukukçular teknik bilgiye döker. (Anlamaktır, tanımlamak değil. Tanımlamak müdahale etmektir.)
2. Müzakere (pazarlık/hatırlatma/alışveriş)
3. Muahede-sözleşme (Peygamber herkesin tek tek kimliğini tanıyor. Anlaştıkları maddelerde sıkıntı yokken anlaşamadıklarında birbirlerine kılıç çekmiyorlar. Bekleyerek konuşuyorlar. Peygamber kimseyi zımmî sınıfa almadı hepsi siyasi ortaktı.)
-Az kişiyle yapılmış bir sözleşmeyi bu nüfusa taşımak mümkün değil fakat temel kaideleri alabiliriz.
-Azınlık–>toplumun çoğunluğuna göre az sayıda olduğu için mazlûmiyet maruz kalır. Bu İslam’da yoktur.
-İslam imamın vazifeleri dışındakileri sivile bırakır. Despotça her şeye müdahale etmez.
-Mezarlık ve mescit dışında her kamusal alan herkese ortak açıktır. Mardin örneği.
-Ortak iyi ve ortak çıkar, sözleşmenin zemini temsil eder.
-Her grubun ismi zikredilir. Bir kazanda eritilir gibi kimse homojenleştirilmez.
-İslamcılığın 5 şartı:
1. Herkese özgürlük
2. Ahlak
3. Hukuk ve adalet
4. İhtiram (sosyolojik, dini, etnik)(saygı)
5. Toplum sözleşmesi
-Halk kimdir? Demokraside hem yönetilen hem yönetendir. Peki, halkın manipüle edilmesi dolayısıyla bu ikisi mümkün müdür?
-II. Akabe biatinde Resulullah “Aranızdan nakip seçin, onlarla muhatap olayım.” diyor. Bu seçilen temsilciler organiktir. Sıkıntı olursa topluluk tarafından değiştirilir.
-Peygambere sözleşme konusunda yapılan eleştiri şuydu: “Peygamber ‘zayıfken’ iktidar olana kadar anlaşma yaptı, güçlü hale gelince de diğerlerini kovdu!” Oysa peygamber bunu geçici olarak düşünmedi, bir ideal sistem olarak tasarlamıştı.
-Medine’de müslümanlar rahat rahat namaz bile kılamıyordu. Peygamber alkışlarla karşılanmadı. Evs-Hazreç Arapları çatışıyor, Yahudiler kendi aralarında çatışıyor. 120 senedir süren kaos hali var Medine’de. Tıpkı bugünkü gibi. Hatta bir yönetici arıyorlardı. Peygamber bu çatışmayı ve anlaşmazlığı ortak iyi ve ortak çıkar ile çözmeye çalıştı. Maruf ve münker… “Sizin için de, benim için de iyi ve güzel.”

Medine’nin sınırları belirleniyor önce. Ahali belirleniyor, dâhil olmak istemeyenler gidiyor. Sonra egemenlik. Peygamber hâkim değil hakem. Yahudiler de Araplar da hakemliğini kabul ediyor. Dışarıdan geliyor yani kavgada taraf değil. Çözüm üretiyor. Her ne söylüyorsa doğru söylüyor. O kaotik durum Allah’ın peygamberine lütfuydu.
-Avrupa kendine demokrat.
-Batı demokrasisinin kaynağı Magna Carta’dır. İmzalayan kral birkaç yıl sonra iptal ettirdi. Oysa Medine Sözleşmesi peygamber ölene kadar ayakta kaldı. Batı, Magna Carta’dan muazzam bir demokrasi çıkardı da biz Medine Sözleşmesinden mi yeni bir siyasi model öneremeyeceğiz?

Notlar: Nazlı Nesibe Kılıçoğlu

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

Yaşam Savunucuları, Esra Işık İçin Nöbette

Yayınlanma:

-

Akbelen İstanbul Dayanışması, İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık için başlattığı nöbetlerine devam ediyor.

Ormanlık arazilerin madene açılmasına bölge halkı ve köylüleriyle birlikte karşı çıkan Işık’ın tutukluluğuna itiraz eden Akbelen İstanbul Dayanışması, Kadıköy Yoğurtçu Parkı ve Beşiktaş Meydanındaki nöbetlerin ardından üçüncü nöbetinde Üsküdar Mimar Sinan Parkında bir araya gelerek Esra Işık ve bütün doğa savunucuları için özgürlük çağrısı yaptı.

“Doğa İçin Sanat Derneği”nden sanatçıların Esra Işık ve ninesinin direnişini resmettikleri ve bilgilendirici konuşmaların yapıldığı nöbet yaklaşık iki saat sürdü.

Topluluk üyelerinden Aslı Kahraman Eren’le yaptığımız söyleşiyi video kaydından izleyebilirsiniz.

Haber: Ahmet Örs, YeniPencere  

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da 1 Mayıs Yürüyüşü: Emeği Yağmalayan, Tabiatı Talan Eden Sermayeye Karşı Omuz Omuza!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve ÖYB, Üsküdar’da 1 Mayıs yürüyüşü düzenledi.

Mimar Sinan Kapalı Otoparkından başlayan yürüyüş, Marmaray önünden devam ederek sahile ulaştı ve vapur iskelesi yanında yapılan konuşmalarla sona erdi.

Konuşmalarla ilerleyen yürüyüş boyunca, “1 Mayıs Direniş Zulme İsyan, Yaşasın Küresel İntifada, Tevhid Adalet Özgürlük, Sermaye Büyüyor Kölelik Sürüyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Asgari Ücret Köleliktir, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Emekçiler Köle Olmayacak, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Sermayeyi Değil Hayatı Savun, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır,  Esnaf Batıyor Sermaye Büyüyor, Irkçılık Değil Dayanışma, Rekabet Değil Dayanışma, Roboski Kanıyor Adalet Bekliyor, Kürt Sorununa Adil Barışçıl Çözüm, Yaşasın Gazze Direnişimiz, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Emekçiler Yoksul Emekliler Aç, Sumud Filosu Onurumuzdur” sloganları atıldı, tekbir getirilip “Dağlardayız Biz Ovalarda” marşı söylendi. Yürüyüş boyunca Doruk Maden işçileri ile Şık Makas işçileri özelinde işçi direnişleri ve tabiatlarına yapılan saldırılara karşı mücadele eden köylülerin direnişleri selamlandı.

Topluluk adına açıklamaları Şilan Deniz ve Meryem Karayıl okudu. Yürüyüş sonunda okuman açıklamanın tam metni aşağıda yer alıyor. Yürüyüşten bir kesit, video kaydından takip edilebilir.

TEVHİD, ADALET, ÖZGÜRLÜK ŞİÂRI VE BATI ASYA DİRENİŞİNİN YÜKSELTTİĞİ 

KÜRESEL İNTİFADA ÇAĞRISIYLA 1 MAYIS’TA, ALANLARA!

     Bismillahirrahmânirrahim

    Kıymetli dostlar,

Son yıllarda olduğu gibi bu seneki 1 Mayıs’a da “Küresel İntifada”nın ayak sesleriyle girdik.

Batı Asya direnişinin her bir coğrafyada vicdanları ayaklandırdığı, insanlığın yeni bir evreye geçtiği günlere ulaştık.

Çok şükür ki yeryüzünün pek çok noktasında zulme isyan eden, kölelik zincirlerini parçalama niyetini açık eden, tutsaklığı reddeden özgür bilinçlerin doğumuna tanıklık etmekteyiz.

Öncelikle, bütün bu eşsiz ufukları insanlığa armağan eden Filistin direnişimizi, Gazze müdafaamızı, Lübnan ve İran direnişimizi büyük bir minnet, takdir ve saygıyla selamlıyoruz!

     Şehitlere, direnenlere selam olsun!

Biz de emek ve alın teri mücadelesinin, haysiyet ve özgürlük davasının billûrlaştığı; zulme ve zalime isyanın dalga dalga bütün şehirlere, sokak ve caddelere yayıldığı bu 1 Mayıs gününde, Küresel İntifada’nın bir parçası olmaktan onur ve kıvanç duymaktayız!

     Kardeşler,

Her 1 Mayıs’ta, emeğin ve emekçinin gür sadâsı meydanları doldurmaktadır.

İnsanlığa, ağaçlara, kuşlara, dere ve ırmaklara, yaylalara, börtü böceğe, kara ve denizlere musallat olan sermaye düzenine isyan eden yüreklerin çığlıkları; sınırları, engelleri aşarak birbiriyle buluşmakta ve benzersiz bir isyan korosu oluşturmaktadır.

Biz de bugün burada; İstanbul’da, Üsküdar’da, İstanbul Boğazının hemen yanında “Tevhid, Adalet ve Özgürlük” şiarıyla bu koroya katılıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki örgütlü kötülüğe karşı ancak örgütlü bir adalet hattı tahkim edilerek karşı durulabilir.

Çünkü biliyoruz ki küresel zulüm ve sömürü düzenine karşı ancak küresel direniş ağlarıyla irtibatlanarak sağlam cepheler kurulabilir.

Çünkü biliyoruz ki ancak “Küresel İntifada” çağrısıyla yükseltilebilecek bir mücadele Egemen Dünya Düzeninin küresel şeytanlığını alt edebilir!

 

     Emeğin ve emekçilerin dostları,

Şeytânî sermaye düzeni halkımızı amansız bir cendereye almıştır.

Milyonlarca emekçiye, açlık sınırının altında yaşamlar dayatılmaktadır.

Kölelik, rıza gösterilmesi istenen bir statü olarak kabul ettirilmek istenmektedir.

Sermayesever AKP düzeni, sömürücü politikalarıyla hâneleri yangın yerine çevirmiştir.

Halkımız kira-pazar kıskacında sıkışmıştır.

Alın teri yağmalanmış, emek kıymetsizleştirilmiştir.

Üretimden, topraktan, tabiattan kopartılan geniş kitleler birer Gregor Samsa adayı olarak kapitalist işleyişin çarklarına yem olarak sunulmuştur.

Faturası yoksullara kesilen sözüm ona “krizler”, kapitalistler için daha büyük ve yeni fırsatlar yaratmakta; işçilerden, emekçilerden çalınanlarla harâmîler, servetlerine servet katmaktadır!

Şunu peşinen söylemeliyiz ki kölelik düzeninin en açık, en net göstergesi asgarî ücrettir!

Asgarî ücret hâl-i hazırda 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanırken açlık sınırı 35 bin liraya dayanmıştır!

Şair Turgut Uyar’ın mısralarına yansıdığı üzere “Açlık Çoğunluktadır!”

Bu hakikat, ülkedeki mevcut durumun en net fotoğraflarından biridir.

Hakça Üretim ve Bölüşüm, Âdil Paylaşım” ilkesini reddeden bu sömürü düzeninde, emekçilere ancak kölelik rolü biçilmiştir!

Buradan güçlü bir şekilde bir kez daha haykırıyoruz:

Elbette emekçiler köleliğe asla rıza göstermeyecekler ve bu kölelik düzenini mutlaka yıkacaklardır!

     1 Mayıs’ta direniş alanlarına akan yürekler,

Türkiye, emekçiler için bir cehennem konumundadır.

43 büyük ülke ekonomisi arasında sömürü oranının yüksekliğinde Meksika’dan sonra ikinci sıradayız.

Türkiye’deki emek rejimi; Çin, Tayvan, Güney Kore gibi ülkelerden bile kötü durumdadır.

Köleci kapitalist düzen, işçileri kesintisiz bir katliama tâbi tutmaktadır.

     İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 yakın emekçi, iş cinayetlerinde katledilmiştir.

MESEM öğrencisinden mevsimlik tarım işçisine, gencinden yaşlısına, mültecisinden yerlisine, kadınından erkeğine kadar onca işçi kardeşimiz yollarda, makine başlarında, inşaatların tepelerinde, yollarda katledilmiş; sermayedarlarların daha çok kazanma hırsları için yaşamlarından kopartılmıştır.

Her ay 200’e yakın emekçi, yoksul halkımızın evlatları bu cinayet düzeninde katledilmek üzere sırasını beklemektedir.

Bu süregiden katliam düzenini egemenler sorun etmemekte, halkımızın gündeminden kaçırmaktadır.

İşçiye “Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!” dayatılmakta; üstüne üstlük bu katliamcı düzen, “kader” söylemiyle Allah’ın dinine iftira atmak sûretiyle aklanmak istenmektedir.

Oysa Allah, kimseye zulmetmez fakat egemen azınlıklardır ezilenlere, mazlum ve mustazaflara zulmeden!

O hâlde şundan eminiz ki Âlemlerin Rabbi olan Allah, bu katliamcı fâillerin hesabını ahirette mutlaka görecektir; biz de bu hesabı bu dünyada sormak için elimizden geleni yapacağız!

     Arkadaşlar,

İnsana ve tabiata musallat olan kapitalist yağma düzeni, ülkenin dört bir yanını talan etmektedir.

Ormanlarımız, dağlarımız, su kaynaklarımız altın madenlerinin, taş ocaklarının, siyanür havuzlarının tehdidi altında zehirlenmekte; yaşam, çok boyutlu olarak ifsad ve imha tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Her zaman dillendirdiğimiz bir ayet olan Rum Sûresi 41’de Rabbimiz, “İnsanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde [Allah], belki [doğru yola] geri dönerler diye yaptıklarının bazı [kötü] sonuçlarını onlara tattıracaktır.” buyurarak bu hakikate işaret etmektedir.

1 Mayıs vesilesiyle çıktığımız bu direniş alanlarında her zaman hayatı, tabiatı ve insanı savunmak; ekolojik tahribat ve kıyımın karşısına dikilmek temel ve öncelikli sorumluluğumuz olmalıdır.

     Akbelen ormanları, Kaz Dağları, Kelkit vadileri, Dersim Dağları, HES’lerle kelepçelenen Karadeniz dereleri; başta Ordu’nun, Giresun’un olmak üzere Anadolu yaylaları, yağma ve talancıların gözüne kestirdikleri Kanal İstanbul güzergâhı, rezerv alan yağması, katliâma tâbi tutulmak istenen hayvanlar bir başka direniş korosu oluşturmakta ve neoliberal yağma düzeninin saldırısına direnecek halkaların çoğalmasını beklemektedir.

İşte biz de bu bilinç ve duyarlıkla o zincirin halkaları olmaya azmederek termik santrale karşı İkizköy’ün tabiatını savunduğu için tutuklanan Esra Işık’ın; Perşembe yaylasını ve bütün bir doğayı savunan onurlu insanların yanında durmak için 1 Mayıs alanlarına çıktık; tabiatın ve yaşamın gür sesi olmaya ahdettik!

     Köleliği reddeden yürekler,

Açlık seviyesinde hayatların dayatıldığı milyonlar adına meydanlardayız!

Örgütlü, örgütsüz bütün ezilenlerin, yoksulların, hürriyeti gasp edilenlerin sesi olabilmek için meydanlardayız!

Ülkemizde zam, sömürü, yağma düzeni derinleşmektedir.

Milyonlar geçim savaşı içinde çırpınmaktadır.

Banka, kredi, kredi kartı düzeni halkımızın iliğini emmektedir.

24 Ocak neoliberalizminin şampiyonu AKP, hükümetinin rantçı ekonomi, zam ve faiz politikaları, barınma ve beslenme hakkından başlayarak bütün temel hakları halkımız için ulaşılmaz kılmıştır.

Bugün öğrenciler açlık ve barınamama tehdidiyle karşı karşıyadır.

Yoksulluk, yaygın bir gerçeklik olarak halkımızın bugününü ve yarınını boğmaktadır.

Gençler için gelecek belirsiz, emekliler için hayat ölüm öncesi bir işkence zorbalığıdır. Türkiye, OECD üyeleri arasında işsizliğin en yüksek olduğu ülkedir.

Küçük köylülük ve küçük esnaflık banka-kredi sarmalı ve tekelleşme marifetleriyle sermaye lehine imha edilmiştir.

Ülkenin her bir kamusal varlığı neoliberal yağmanın iştihasına özelleştirme politikalarıyla yem edilmiştir.

Tabiatın talan edilmedik tek bir metrekaresinin kalmayacağı pek yakın zamanda açıklanan ve resmî kurumlardan elde edilen bilgilerle kesinleşmiştir.

Bütün bu gerçeklikler ise iktidarın hamaset söylemleriyle örtülmek istenmektedir.

Yapılması gerekenleri, hakça bölüşüm ve adil paylaşım için nasıl bir işleyişin gerekli olduğunu tartışmak için yine bir 1 Mayıs’ta meydanlardayız!

     Adalet ve özgürlükten yana duran bilinçler!

Bütün bir yeryüzü için mültecilik acil ve öncelikli gündem maddesi hâline gelmiştir.

Egemen dünya düzeninin insanlığı ve coğrafyaları alt üst eden sömürü faaliyetlerinin doğurduğu bu meselede adaleti amaçlamak temel öncelik olmalıdır.

Mülteciliği doğuran koşulların tespiti ve onlarla mücadele yolları önceliğimiz olmazsa meselenin kavranılıp çözülmesi de mümkün olmaz.

Geri gönderme merkezleriyle mülteci hayatların tehdit edilmesine, yükseltilen ırkçılıkla mültecilerin hedef gösterilmesine, mülteci emeğinin sömürülüp yağmalanmasına izin vermeyeceğiz!

     Dostlar,

Roboski katliamı sembolüyle kanayıp duran Kürt meselesi bölgesel ve küresel bir vaziyet almıştır.

Bölge halklarının barış ve kardeşlik içinde yaşamasına engel olan yerel ve küresel fitne merkezlerine karşı başka bir anlayışı egemen kılmalıyız.

Amacı, yöntemi kesin olarak belirlenmeyen ve halktan sakınarak yürütülen birtakım çözüm plânlarına kanmadan Kürt sorununa adil ve barışçıl çözümler üretmek boynumuzun borcu olmalıdır.

Dilden politik alanlara kadar en geniş yelpazede yasak, baskı ve dayatmaların, yok saymaların son bulduğu bir çözüm mümkündür.

Biz, vahyî ilkelerle biçimlenen bir çözümde ısrar ediyoruz. Hem Kürt halkının hem bölge halklarının hakiki kurtuluşunun ancak Âl-i İmrân sûresi 103. ayette belirtilen “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın!” ilâhî uyarısına göre olabileceğine inanıyoruz.

Şunu biliyoruz ki pek çok sebeple kanayıp duran Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun barış ve huzuru, bütün bir yeryüzünün barış ve özgürlüğü olacaktır.

     Direnişin yoldaşları,

Bu 1 Mayıs’a Küresel İntifada’nın ayak sesleriyle girdik, demiştik.

Yerelden küresele ulaşan ve birbiriyle irtibatlı bütün meselelerimiz için Filistin halkının müdafaası; Gazze, Lübnan ve İran direnişleri önümüze İNTİFADA seçeneğini tekrar koymuştur.

İşbirlikçilik ve ihanetin kıskacında boy veren ve Siyonist rejimi meşrulaştıran bölge ülkelerinin zavallılık ve pespayelik maskelerini indiren Direniş, uzak Asya meydanlarından Amerikan kampüslerine, Güney Afrika’dan Norveç’e, Yemen’den Avrupa başkentlerine kadar bütün vicdanları ayağa kaldırmıştır.

Siyonist İsrail’le zaten uzun yıllardır hız kazanıp savaş boyunca da arsızca sürdürülen ticari ilişkiler; ABD’nin İran saldırılarına açık tavır almayışı AKP iktidarının işbirlikçi yüzünü bir kez daha göstermiştir.

İsrail’i korumak için kurulduğu öteden beri herkesin bildiği Kürecik Radarı ve emperyalist müdahalelerin hava üssü İncirlik, zaten NATO üyesi olan Türkiye’nin emperyalist bloktaki yerini her türlü tartışma ve izahtan uzak bir biçimde göstermektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından sayısız şehidin kanıyla yıkanan paraları utanmadan savunan işbirlikçi AKP iktidarı ve TÜSİAD-MÜSİAD fark etmeksizin kâra iman etmiş işbirlikçi sermaye, katliam ortakları olarak çoktan insanlığın ufkuna kara bir leke olarak asılmıştır.

Siyasetçileri ve şirketleriyle egemenler bilsinler ki Siyonist katliam ve soykırım ortaklıklarını kesip atacağız!

Başta, İsrail’in kalkanı olarak çalışan ve ABD ile İsrail’in İran saldırılarında aktif bir şekilde kullanılan Kürecik Radarı ve işgal üssü İncirlik olmak üzere bütün emperyalist merkezleri söküp atacak ve ülkemizi NATO’dan çıkaracağız!

     Arkadaşlar,

Soykırım ve katliamcı emperyalist-Siyonist cephe karşısında Gazze’den başlayan Batım Asya direnişi insanlığın elinden tutacaktır; umutluyuz!

Direniş ateş ve coşkusu Batı Asya’daki işbirlikçi rejimleri alt edecektir; inançlıyız!

Küresel İntifada çağrısı bütün mazlumların, ezilenlerin kurtuluş parolası olacaktır; heyecanlıyız!

Yükselecek bu yeni ve gür sadâ, üzerimize çöken ataleti kaldırıp atacaktır.

Emperyalizme, küresel kapitalizme karşı ayaklanan vicdanlar hakikatle buluşacak ve yeni bir geleceğin kapılarını birlikte aralayacaklardır.

Sayısız havzada süren işçi mücadelelerini Doruk maden işçilerinin ve Şık Makas emekçilerinin zorlu ve umut aşılayan direnişleri özelinde selamlıyoruz!

Bütün bu direniş ateşleri, sermayenin yerel ve küresel militarizm iş birliğiyle kurduğu yerel ve küresel tahakküm düzenine karşı mücadele azmimizi bilevlemektedir.

Tevhid-Adalet-Özgürlük hattı olarak biz de işte tam bu noktada, bu direniş meydanlarında insanlığın ve tabiatın kurtuluşu ve özgürleşmesi için sözümüzle, gücümüzle her türlü katkıyı vereceğimizi ilan ediyoruz!

     Yaşasın 1 Mayıs

     Yaşasın Küresel İntifada!

     Selam olsun Direniş etrafında kenetlenen halklara!

     Selam olsun emek ve alın terine sahip çıkıp haysiyet mücadelesini yükseltenlere!

     EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikasıwww.egitimilkesen.org)

     SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma  Sendikası, www.saglikilkesen.org)

     TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneğiwww.tokad.org)

     ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

 

Devamını Okuyun

Haberler

Batı Asya’da Emperyalist-Siyonist Saldırganlık ve Direnişin Seyri – Metin Kayaoğlu

Yayınlanma:

-

Teori ve Politika dergisi yazarı Metin Kayaoğlu, 23 Nisan 2026 günü TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) etkinliğinde “Batı Asya’da Emperyalist-Siyonist Saldırganlık ve Direnişin Seyri” başlıklı bir konferans verdi.

Konuşmanın kaydı videodan izlenebilir.

 

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x