Connect with us

Haberler

Üsküdar’da Eylem: Aynı Safta, Omuz Omuza Direneceğiz!

Yayınlanma:

-

Üsküdar’da Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB tarafından 18 Haziran 2025 günü yapılan yürüyüşle İran’a saldıran İsrail protesto edilirken Filistin, Yemen, Lübnan ve İran’la dayanışma çağrısı yapıldı.

Marmaray Hâkimiyet-i Milliye Girişinden başlayıp Üsküdar İskele Meydanında sona eren yürüyüş boyunca “Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, İran Siyonizm’e Mezar Olacak, İstanbul’dan Tahran’a Direniş’e Bin Selam, Yaşasın Küresel İntifada, Madleen Gemisi Onurumuzdur, Hepimiz Madleen’in Yolcusuyuz, Yaşasın Gazze Yürüyüşümüz, Filistin’den İran’a Bütün Halklar Ayakta, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Sermaye Hesap Verecek, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, İran’da Filistin’de Direniş Her Yerde, Firavun Sisi Hesap Verecek, Halklar Yürüyor İntifada Büyüyor, Kürecik’e gideceğiz/Hep beraber hep beraber/ O radarı sökeceğiz/Hep beraber hep beraber/İncirlik’e geçeceğiz/ Hep beraber hep beraber/ Coni’yi def edeceğiz/ Ceyhan’a ulaşacağız/ Hep beraber hep beraber/ Vanayı kapatacağız/ Hep beraber hep beraberVanaları kapat/ Hemen derhâl şimdi/ Petrolü sevk etme/ Hemen derhâl şimdi/  Gemileri engelle/ Hemen derhâl şimdi/ Ticareti tümden kes/ Hemen derhâl şimdi/ Üsleri söküp at/ hemen derhâl şimdi; İran’da Filistin’de/ Diren diren her yerde/ ABD’ye İsrail’e/ Diren diren her yerde/ İşbirlikçiye haine/ Diren diren her yerde/ İncirlik’e Kürecik’e/ Diren diren her yerde/ Ambarlı’da Derince’de/ Diren diren her yerde/ BOTAŞ’ta ve SOCAR’da/ Diren diren her yerde/ Tahran’da ve Gazze’de/ Diren diren her yerde/ Lübnan’da ve Yemen’de/ Diren diren her yerde, Yüz Binler Yürüsün Kürecik Sökülsün, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

Filistin’de, Lübnan’da, Yemen’de, İran’da Aynı Safta, Omuz Omuza, Hep Beraber Direneceğiz; Emperyalist-Siyonist Saldırganlığa Geçit Vermeyeceğiz!

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli dostlar,

Ortadoğu’nun/Batı Asya’nın gözü dönmüş fitne-fesat üreticisi Siyonist İsrail, emperyalizmin teşvik, onay ve yol vermesiyle İran’a saldırdı!

Filistin’deki suikast, işgal, tehcir, katliam ve soykırım politikalarını Suriye’ye, Lübnan’a, Yemen’e taşıyan Siyonist rejim, son dönemde birkaç saldırıyla yokladığı İran’a bu defa topyekûn savaş ilan etti!

Bu gözü dönmüş işgal, katliam ve soykırım şebekesini; onu koruyup kollayan egemen dünya düzenini lânetliyoruz!

Açıklamamızın başında peşinen şunu ilan etmek isteriz:

Emperyalist/Siyonist saldırganlık karşısında nasıl Filistin’in, Lübnan’ın, Suriye’nin, Yemen’in yanında durduysak şimdi de İran’ın yanındayız!

Emperyalist/Siyonist saldırganlık, şımarıklık ve tekebbür karşısında mazlum coğrafyaların ve halkların yanında olmak temel insanî ve İslamî bir ödevdir.

İslam coğrafyasını ve Müslüman halkları köleleştirmek isteyenlere karşı buradayız ve meydan okuyoruz:

Diz çökmeyeceğiz! Köle olmayacağız! Direniş’ten yana azim ve kararlılık irademizi kimse kıramayacak!

Allah’tan başkasına boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Biliyoruz Allah, günleri aramızda dolaştırmaktadır. Biz bu ilâhî yasaya teslim olmuşuz; siz, kimi korkutabileceğinizi sanıyorsunuz?

Direniş’in dostları,

Gazze’de soykırım, açlık, yıkım 621 gündür devam ediyor.

Her gün onlarca kardeşimiz katlediliyor. İnsanlar erzak dağıtım kuyruklarında Siyonistler tarafından katliama tâbi tutuluyor. Dünya, bu gözü dönmüşlük karşısında öylece kalakalmış durumda!

Gazze halkı için yola çıkan Madleen gemisinden sonra Küresel Gazze Yürüyüşü için binlerce vicdan Mısır’a geçti.

Nasıl Madleen gemisi şeref ve haysiyet timsali yolcularıyla katil İsrail tarafından kaçırıldıysa Küresel Gazze Yürüyüşüne katılan vicdanlar da emperyalizmin ve Siyonizm’in uşağı Firavun Sisi rejimi tarafından engellendi.

Dünyanın dört bir yanından Gazze’deki açlığın, ablukanın karşısına çıkan eli öpülesi yiğitler; Mısır rejimi tarafından darp edildi, gözaltına alındı, itilip kakıldı, deport işlemlerine tâbi tutuldular.

Böylece Sisi rejimi; günah galerisine yenilerini ekledi, sadık bir işbirlikçi olduğunu kanıtladı ancak Küresel Gazze Yürüyüşü yeni, devrimci bir milat oldu! Devletlerin, işbirlikçi rejimlerin soykırım karşısında eli kolu bağlı durmasına isyan eden halkların mevcut duruma el koyduğu bir vicdan intifadası başladı!

Vicdan intifadası; Madleen ile yola çıktı, Küresel Gazze Yürüyüşü ile kitleselleşti. İnşallah pek yakında çok daha büyük insan selleri; halkları, coğrafyaları birbirinden ayıran bütün yapay engelleri, sınırları yıkıp geçecek ve Filistin’e ulaşacaktır! Buna olan inancımız tamdır! Madleen ve Küresel Gazze Yürüyüşü bu ışıltılı ufku bütün insanlığa göstermiştir.

Emperyalizmin ve Siyonizm’in karşısına dikilen yürekler,

Bu meydanlarda, pek çok eylemde egemen dünya düzeninin Suriye’den sonra İran’ı kuşatacağını, bütün plânlamaların bu yönde seyrettiğini söyledik.

Süreçleri takip eden herkes elbette bu mel’ûn plânları görüp anlıyordu. Ortadoğu’nun/Batı Asya’nın geçtiğimiz on yıllar boyunca nasıl ateşe verildiğini; savaş, işgal ve yıkım politikalarının nasıl seyrettiğini hep beraber takip etmedik mi?

Evet, her şey gözlerimizin önünde oldu ve yine öyle oluyor!

Irak işgali, devredip duran Afganistan işgalleri, Libya, Yemen ve Suriye işgal ve iç savaşları; Lübnan ve Filistin’deki işgal ve katliamlar ve en nihayetinde Gazze’deki soykırımdan sonra İran’a açılan topyekûn savaş…

Şimdi artık çok daha derlenip toparlanmanın; emperyalizmin, işbirlikçilik ve ihanetin karşısında daha bir kararlı durmanın zamanıdır!

İslam coğrafyası, Büyük Şeytan Amerika öncülüğündeki emperyalist muhasarada boğulmak isteniyor.

Eğer sağlam bir irade kuşanıp Direniş hatlarını tahkim etmez isek Irak işgalleriyle körüklenen mezhepçilik fitnesi, iç savaşlar, basiretsizlikler derken bugünlere sürüklenen halklarımız ve coğrafyalarımız çok daha kötü günlere ulaşacaktır.

İntifada’nın dostları!

“Emperyalizmin, Siyonizm’in damarlarını kurutalım, ülkemizdeki dayanaklarını parçalayalım!” diye yıllardır mücadele yürütüyoruz.

AKP’nin iktidar olduğu 2002’de İsrail’le ticaret 1,5 milyar dolarlık bir hacme sahip iken 2022 sonunda 9.5 milyar dolara ulaşmıştı.

Kürecik NATO Radarı, 2012’de faaliyete geçti ve bugün İsrail’in İran saldırılarında merkezî bir role sahip. Kurulduğundan beridir kampanyalarla, eylemlerle Kürecik NATO Radarı’nın karşısında durduk ama iktidar bize kulak vermedi; NATO’yu dinledi! İran’a, Suriye’ye, Filistin’e karşı İsrail’i, emperyalistlerin çıkarlarını korumak için kurulan Radarı işletti.

İsrail lojistik firmaları, gemileriyle limanlarımızda, tırlarıyla karayollarımızda cirit atmaya devam etti. Onca protestoya rağmen iktidar Direniş’ten yana herhangi adım atmadı. Direnişçi kardeşlerimizi gözaltına almayı, mahkemelerde yargılamayı tercih etti. ZORLU Holding, Siyonistlere elektrik üretti; BOTAŞ, BTC üzerinden gelen SOCAR petrolünü İsrail’e sevk etti. Onca eyleme, direnişe rağmen iktidar yanlışlarından dönmedi!

Lübnan’dan İran’a, Suriye’den Yemen’e kadar geniş bir coğrafyada saldırılar yapan İsrail, bunca gücü nereden alıyor arkadaşlar, soruyoruz sizlere?

Elbette bu sorunun cevabı âşikârdır:

Mısır’dan Ürdün’e, Suudi Arabistan’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Türkiye’den Azerbaycan’a kadar bütün bu işbirlikçilik ve ihanet çemberi İsrail’e çalışmakta, onu koruyup kollamaktadır.

Siyonistler Egemen Dünya Düzeninin yanı sıra İslam dünyasındaki işbirlikçi rejimleri kendine dayanak yapıyor, o güç ve cesaretle dilediği zaman, dilediği yerlere saldırabiliyor.

İşte müslümanlar olarak böyle acı ve utanç verici bir tablo oluşturuyoruz!

Kıymetli halkımız,

AKP iktidarı ve onunla ilişkili çevreler, bir yandan Filistin duyarlığını kullanmakta diğer yandan İsrail’e tam boykot çağrılarını görmezden gelmekte, bir de üstüne Siyonistlere hizmet eden utanç verici münasebetler kurmaktadır.

Bunun en son örneği olarak iktidar çevrelerinin parlattığı Baykar’dan bahsedelim: Baykar, İsrail’in en büyük silah tedarikçilerinden İtalyan Leonardo şirketiyle ortaklık kurmuştur. Bu şirket, soykırıma verdiği destekten dolayı Filistin dostları tarafından protesto edilmiş, bina girişine kırmızı boyalar atılmış, kapılarına “Özgür Filistin” yazılmış ve bu olayı Anadolu Ajansı olumlayarak haber yapmıştı.

İşbirlikçilik ve ihanet zincirinin son aşaması olan bu utanç verici hâdise, içinde bulunduğumuz tablonun ne kadar vahim olduğunun kanıtıdır. Bu işbirlikçilik ve ihaneti kınıyor, lanetliyoruz!

İstanbul halkı,

Bizi kandırmak isteyenlerin yalanlarına karşı hazırlıklıyız!

İşbirlikçilik ve ihanet eylemlerinin farkındayız.

Herkes duysun ve bilsin ki Ortadoğu’nun/Batı Asya’nın emperyalist karakolu Siyonist İsrail’e ve onun efendisi Egemen Dünya Düzenine asla boyun eğmeyeceğiz!

Açıklamamızın başında söylediklerimizi tekrar ediyoruz:

Emperyalist/Siyonist saldırganlık karşısında göğsümüzü gere gere nasıl Filistin’in, Lübnan’ın, Suriye’nin, Yemen’in yanında durduysak şimdi de İran’ın yanındayız!

Emperyalist/Siyonist saldırganlık, şımarıklık ve tekebbür karşısında mazlum coğrafyaların ve halkların yanında olmak temel insanî ve İslamî bir ödevdir.

İslam coğrafyasını ve Müslüman halkları köleleştirmek isteyenlere karşı buradayız ve meydan okuyoruz:

Diz çökmeyeceğiz! Köle olmayacağız! Direniş’ten yana azim ve kararlılık irademizi kimse kıramayacak!

İşbirlikçilik ve ihanetin peşini bırakmayacağız! Bu dünyada zalimlerden hesabı sormak için sonuna kadar kapışacağız!

Rabbimizin âhiretteki hesabı ise çok daha büyük ve çetin olacaktır.

EĞİTİM İLKE-SEN         TOKAD

SAĞLIK İLKE-SEN        ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x