Connect with us

Videolar

Bilgi ve Hayat – Abdurrahman Arslan

Yayınlanma:

-

Abdurrahman Arslan, Özgür Yazarlar Birliği’nde “Bilgi ve Hayat” başlıklı bir konuşma yaptı. Notlar ve video sayfadan takip edilebilir.

Notlar: 

  • Kedimi gezdirmeyi modern bir tavır olarak görmüyorum. Çünkü benim dönemimde kedi beslemek herkesin övündüğü bir şeydi.
  • Hiç kimse geçmişe dönük konuşmaya cesaret edemiyor, korkuyor. Herkes süratle geçmişini terk etmekle meşgul. Tüketim maddelerini sürekli hızlı bir şekilde değiştirme taraftarıyız. Sınıf değiştiriyoruz aslında. İslam’ı değiştiriyoruz, şehirleşmeye tutunma aracı olarak kullanıyoruz bunu.
  • Bugün sınıf değiştirme özlemi taşıyanlar Müslümanlardır, Kemalistlerden sonra…
  • Bunları sorgulamak görevimiz Müslüman olarak.
  • “Çağımızın ihtiyaçlarınca cevap verecek Kur’an ve hadis yorumuna ya da İslam anlayışına ihtiyacımız vardır.” Nefret ediyorum bu cümleden! Çünkü İslam nesne konumunda ve onu belirleyen şey “çağımızın şartları”. Bu cümleyi kurandan bu şartları tahlil etmesini bekleriz. Hangi bağlamlar içinde oluştu vs. bekleriz. Ama bütün bunları, modern dünyayı bir özne, İslam’ı da bir nesne olarak alıp, bunlara cevap vermesi gereken bir nesne olarak görmesi… Bunu kabul edemiyorum.
  • Bilgi ve hayat… Düşüncenin varoluşu bir sürü kabul üzerine kurulmuştur. Her düşünce, amel vâr olabilmek için bir sebebe, başlangıç noktasına ya da niyete ihtiyaç duyar.
  • Niyet bir bilgidir. Onun doğruluğuna inandığımız için.
  • Vahiy de bir bilgidir. Çünkü ona göre dünyaya bakışımız şekillenir ve dünyayı ona göre anlamlandırmaya çalışırız.
  • Anlamın yok olduğu bir dünyada hakikatin olmayışı ile ilgilidir (postmodern dünya).
  • Bilginin bir başlangıç olduğu, insanın ameline başlangıç olduğu, aynı zamanda amelin de hayatı kurduğu bir gerçeklik. O hakikat alanı da hangi alana göre kurulduysa ona hayat tarzı diyoruz.
  • Bilgi bir hakikat telakkisine göre var edilir. Buna göre de amel/düşünce, bu hakikat telakkisinin bir taşıyıcısı olarak hayatı kurar.
  • Hayat tarzı, insanlığın yerine getirdiği bir şey olduğu için, insan olmaklığımızdan gelen bir ortak paydamız vardır. Ne zaman ki bu hayatta kiminle görüşeceğimiz, neyi yiyip içmemizle diğerlerinden ayırılan tarafımız vardır.
  • İşte o bir yerden sonra ayrılan kısım: helal-haram vs. bunlar bizi ayırır. İdeolojiler, dinler devreye giriyor burada.
  • Hiçbir bilgi biçimi bir hakikatten bağımsız olarak gelişmez. O hayat tarzı da o hakikate göre kendini düzenler. Kendine ait bir gelecek tasavvuru söyler. Dinlerin teolojisinde ahiret inancı vardır. Bir insan dine göre hayat tarzı inşa ettiğinde, bu, insan insana süreçlenen bir ilişki biçimi değildir. İnançlı bir insan için orada başlayıp bitmez. Ahirete dönük bir tarafı da olduğu kabul edilir. O insanla bitmez yani.
  • Toplumları kuran şey “dead end” olan ilişki biçimidir. Oysa dinler bitmeyen ilişki biçiminden bahseder. Toplumun örgütlenmesi anlamında, insani ilişkilerin niteliği anlamında farklılıklar taşır.
  • Hristiyanlık, başı ve sonu olan bir zaman fikri getirmiştir, İsa ile başlayıp ahiretle bitiren. Circle zaman tipinde yaşayanlar için bir rahatlama getirmiştir. Çünkü bu aynı şeyin tekrarı bir hayattan kurtuluyorlar. Grek insanı bu açıdan rahatlamıştır.
  • Yaratma kavramını getirdi Hristiyanlık Grek’e. Tanrı aslında zanaatkârdır. Parçaları bir araya getirerek bir şey yapandır. Yaratma kavramıyla Hristiyanlıkla tanışmışlardır yani. Aristo, Eflatun gibi düşünürlerin sıkıntısıdır bu. İslam düşüncesi açısından kıymetli şeyler söylemiyorlardı yani. Onlar hakkında konuşmak orijinal şeyler söylemiyor yani.
  • Modern dünya değişime kutsallık atfetmiştir. Hristiyanlığın değişmezliği esas almasından dolayı.
  • Âdem’e dayadı bu değişmezlik fikrini Hristiyanlık. Eğer Hz. Âdem yerini değiştirmeseydi, meyvenin yanına gitmeseydi, günah işlemeyecekti ve saf kalacaktı. Fakat yerini değiştirdi ve ilk günahı yaptı.
  • Yani belli bir yer biçmiştir tanrı insana hayatta. Eğer hayatınızı değiştirmezseniz, tanrı katında saflığa ulaşabilirsiniz, deyip değişmezliği esas aldı Eflatun ve Hristiyanlık.
  • Modern dönem bu değişmezliğe tepki olarak var oldu. Yani Hristiyanlığa tepki olarak.
  • Kadim toplumların değişmeden, değişimi esas almadan geldiklerini görüyoruz (Çin, Hindistan). Mesela kast sisteminin değişmezliği.
  • Modern dediğimiz toplumlar da değişimi esas almışlardır.
  • Kadim toplumların ömürleri uzun olmuştur. Fakat değişimi esas alan toplumların ise ömürlerinin kısa olduğunu görüyoruz.
  • Bugün de hızlı bir değişim dünyasında yaşıyoruz. Sorulması gereken belki budur eğer Müslümanlar tüketim nesnelerinin zevkinden kendilerini mahrum bırakmayı başarabilirlerse belki bu değişim meselesi üzerine soru sorabilirler.
  • Değişim, insan fıtratına ne kadar uyuşukluk taşıdığını düşünmek durumundayız.
  • İnsanlık bu kadar hızlı değişime adapte olabilir mi?
  • Zaman ve değişim üzerine kafa yormalı Müslümanlar.
  • Dünün dünyası pozitivizm üzerine kuruluydu. Değişimi esas alan bir süreklilik üzerineydi. Değişim hep olumlu görülüyordu. Ama bugün bütün bunları yeniden ele almak durumunda kaldı.
  • Sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurulu olduğuna inanılıyordu. Kendi kendine yeten bir topluluk ve birey olduğuna da.
  • Teori üzerinden hakikati açıklamaya çalışıyordu modernite. İslam’da böyle olduğunu sanmıyorum. Yani teoriyle açıklama.
  • Postmodernizmle bu teoriler parçalandı. Hakikat olarak temsil üzerine kuruluydu modernizm. Bugün bu temsiller parçalandı.
  • Batının sanat dediğine sanat demek mecburiyetinde değiliz. Değişimini kabul etmek zorunda olmadığımız gibi. Ama yeni nesil bunları bir tüketici olarak alıyor maalesef.
  • Hakikatin olmadığını, teorisinin olmadığını diyor postmodernizm. O zaman neden katılımcı demokrasi deniyor? Müslümanlar yatıyor kalkıyor demokrasi diyor. Bu ne demek peki? Demokrasi düşmanlığı yapmak istemiyorum ama bu katılımcı demokrasi nereden çıktı? Temsili demokrasi iflas edince, çünkü teori, temsil iflas etti, bu geldi. Ama tüketici bir anlayışla direkt kabul edildi. Neden ve nasıl oldu, sorgulanmadı.
  • Dil bilen Müslüman gençler, batıdan öğrendiklerini bize aktarmaya çalışıyorlar. Bütün mesele dil meselesi. Dil bilmek, bilgi çalmak için güzel bir araçtır.
  • Yapıbozum yoluyla insan özgürleştirilebilir, diyor postmodernizm.
  • İslamcılığın en zayıf halkasını Türkiye Müslümanları temsil ediyorlar. Batıyı eleştirip İslam’ı savunuyorlar ama ikisini de tam bilmiyorlar.
  • Siyasal-sosyal teorilerin İslam’da yeri var mı yok mu düşünülmemiştir.
  • Teoloji, siyaset ve sosyoloji birdir İslam’da. Ayrıştırmamız mümkün değildir ama bugün öyle düşünmüyoruz.
  • Müslümanlar modern hayatın tiryakisi durumundadırlar.
  • Başörtüsü modernitenin bir sorunu değildir, mesele, onunla kamusal alana gidilmesidir.
  • Kamusal alana dâhil olmak isteyen bir Müslüman kitlesi var çünkü o hayatı benimsemiş çoktan. Kemalizmin yasakladığı bazı alanlar var ama orada.
  • Comfort – Hristiyanlar, paganlara söylüyor. Siz alıştığınız için rahat görünüyor size, hâlbuki rahat değil diyorlar. Çıkın oradan diyorlar.
  • Biz de bu hayat içerisinde alıştık bu yaşam biçimine ve onun nesnelerini tüketiyoruz. Bu hayat, doğru kurulmuş bir hayat mıdır ki siz Müslümanları bu hayata davet ediyorsunuz? Bence doğru değildir. Pozitivist bir yere dayanır. Hâlbuki İslam der ki hakikat vahye dayanır. Ama şimdi hakikat yoktur. İnsan hakikatin ölçüsü oldu. Fakat bu hakikatin olmayışı meselesi, bu yaşam biçiminin dışında kalanların işini kolaylaştırdı. Post-modern siyaset, herkesin katılacağı bir alan oluşturduğu için, herkesin gelmesi için bir çerçeve çizdi. Müslüman, Hristiyan, başörtülü, çıplak…
  • Hangi bilgiden hareket ederek bu hakikati nasıl kuracağız? Meselemiz budur. Modernliğin ürettiği kavramlarla cevap veremeyiz. Emperyalizm ve milliyetçilik mesela. İkisi de modernliğin getirdikleri.
  • Acaba, bu dediğimiz hayat tarzına karşı Müslümanca bir hayat tarzı kurabilir miyiz? Müslümanca olacak bu hayat tarzı için gerekli bilgiyi nereden nasıl elde edebiliriz? Kirli zihinlerimizle algılıyoruz İslam’ı. Modernitenin yarattığı ihtiyaçlar doğrultusunda. Dolayısıyla sadece bu hayata katılım çıkıyor. Müslümanlar eleştiriyor, ama katılıyorlar da bu hayat tarzına.
  • Her değişim ideolojiktir. Hiçbir bilgi de tarafsız değildir.
  • Nitelik olarak, mahiyet olarak bakmamız gerek bir şeyin İslam’da da olduğunu iddia ederken. Mesela eşitlik!
  • Her hakikat fikrinin kendine göre bir değişme ve değişmeme anlayışı vardır.
  • İslam’da da böyle. Değişim içinde de değişmezlik olduğunu söyler. Tabiatın da özelliğidir bu. Örneğin elma ağacı. Büyüyor, değişiyor ama hep elma veriyor.
  • Bugünün Müslümanlarının bir görevi de, değişmemesi gerekenlerin değişmez odluğunu vurgulayıp bunlar için uğraşmaktır.
  • İlla katılanların sürecine katılmak gerekmiyor. Ama çoğu Müslüman bunu yapıyor bugün.
  • Batı’da da sorgulanıyor bu. Her gün yeni model araba nereye kadar diye mesela.
  • İleri-geri kavramları yeni çıkmış kavramlardır, 60-70lerde. İslam’da yoktur böyle bir şey.
  • Kendimize ait bilgiyi üretmemiz gerekiyor. Ama zor bir şey bu, bu kirlenmiş zihinlerimizle.
  • Dünya düzeni fikrine kafayı takan Batıdır. İslam’da böyle bir şey yok. Grek’te, tanrıların egemenliğinden bağımsız bir düzendir polis. Bağımsız insanın kendisini yönetmesi üzerinden.
  • Modernite eğer bizim paradigmamızı belirlerse sıkıntı.
  • “Hakikat yoktur.”u içeren bir kültürle geliyor düzen.
  • Normal bir şey midir bu kadar büyük, karışık şehirler kurup yaşamak? Karmaşık bir hayat kurarlarsa telefon tabii kolaylaştırır hayatı ve buna inandırılırız.
  • Müslümanların tarih anlayışı Hegel üzerindendir. Kendilerine has bir anlayışları yoktur. Modern zaman anlayışının egemenliğinden kurtulmadan bir tarih anlayışından söz edemeyiz.
  • Gelenek, modernliğin ürettiği bir kategori.
  • Ben bu hayatın içinde yaşarken, Müslümanca bir hayatı nasıl inşa edebilirim?
  • Başörtüsüyle, cübbesiyle kamusal alana çıkan insana kimse bir şey demiyor, tamam. Ama demokratik teori, onların kendileri için ontolojik bir toplum kurmalarına izin verecek mi? Hâlbuki var oluşları o ontolojik zemine bağlıdır. Demokratik teori, yapısı gereği buna müsaade edemez.
  • Peki, ben bu yaşam biçimini nasıl inşa edebilirim ontolojik bir zeminde? Bilgi her zaman sağlıklı bir şekilde eyleme aktarılamaz.

Notlar: Melike Belkıs Örs

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Videolar

NATO Zirvesine Karşı Eylemler Sürüyor: NATO’nun Yanında Durmak Haramdır!

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan bu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbet eylemlerini Üsküdar Marmaray önünde 24 Haziran 2026 çarşamba günü tertip ettikleri yeni bir eylemle devam ettirdiler. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde dün sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar!

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Gözaltılarla, baskılar ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar. Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!

Birtakım vehim ve kaygılarla ABD’nin, NATO’nun yanında durmak dînen merdûddur, haramdır!”

Eylem boyunca, “Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesini Protesto Eylemleri Sürüyor: NATO Zirvesi İhanettir!

Yayınlanma:

-

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve ABD başkanı Trump’ın zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de bu organizasyonlara karşı sürdürdükleri nöbet eylemlerini Üsküdar sahilde, 17 Haziran 2026 çarşamba günü tertip ettikleri bir eylemle devam ettirdiler. Eylemde Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi.

Eylem boyunca, “NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x