Connect with us

Uncategorized

2020 Yılında da İşçiler Öldü, Sermaye Büyüdü: 2.427 Emekçi, İş Cinayetlerine Kurban Gitti  

Yayınlanma:

-

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), “2020 Yılı İş Cinayetleri Raporu”na göre 2020 yılı boyunca en az 2 bin 427 işçi, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

En Çok Ölüm Aralık Ayında

Raporda, 2020 yılında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şu şekilde verildi:

Ocak: 114 işçi,

Şubat: 132 işçi,

Mart: 113 işçi,

Nisan: 223 işçi,

Mayıs: 166 işçi,

Haziran: 190 işçi,

Temmuz: 164 işçi,

Ağustos: 218 işçi,

Eylül: 211 işçi,

Ekim: 232 işçi,

Kasım: 308 işçi,

Aralık: 356 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

En Fazla Ölüm Tarım İşkolunda

Rapora göre 2020 yılında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı ise şöyle oldu:

“Tarım, Orman işkolunda 442 (224 çiftçi ve 218 işçi);

İnşaat, Yol işkolunda 355 işçi;

Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 330 işçi;

Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 296 emekçi;

Taşımacılık işkolunda 248 işçi;

Belediye, Genel İşler işkolunda 141 işçi;

Metal işkolunda 106 işçi;

Savunma, Güvenlik işkolunda 79 işçi;

Madencilik işkolunda 61 işçi;

Tekstil, Deri işkolunda 54 işçi;

Enerji işkolunda 54 işçi;

Gıda, Şeker işkolunda 44 işçi;

Petro-Kimya, Lastik işkolunda 44 işçi;

Konaklama, Eğlence işkolunda 43 işçi;

Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 26 işçi;

Ağaç, Kâğıt işkolunda 23 işçi;

Çimento, Toprak, Cam işkolunda 14 işçi;

İletişim işkolunda 8 işçi;

Basın, Gazetecilik işkolunda 7 işçi;

Banka, Finans, Sigorta işkolunda 5 işçi;

elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 47 işçi hayatını kaybetti.”

Yaşamını Yitiren İşçilerin 22’si 14 Yaş ve Altında

2020 yılındaki iş cinayetlerinde 148’i kadın 2 bin 279’ı erkek işçi hayatını kaybetti.

İş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı ise şöyle:,

14 yaş ve altı 22 çocuk işçi,

15-17 yaş arası 46 genç işçi.

18-27 yaş arası 258 işçi,

28-50 yaş arası 1079 işçi,

51-64 yaş arası 708 işçi,

65 yaş ve üstü 159 işçi ve yaş bilgisine ulaşılamayan 155 işçi.

En Çok Ölüm Kovid-19 Yüzünden Ölürken 73 İşçi İntihar Etti   

2020’de Kovid-19 nedeniyle 741 işçi;

trafik, servis kazası nedeniyle 388 işçi;

ezilme, göçük nedeniyle 296 işçi;

yüksekten düşme nedeniyle 237 işçi;

kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle 190 işçi;

şiddet nedeniyle 105 işçi;

elektrik çarpması nedeniyle 104 işçi;

zehirlenme, boğulma nedeniyle 87 işçi;

intihar nedeniyle 73 işçi;

patlama, yanma nedeniyle 53 işçi;

nesne çarpması, düşmesi nedeniyle 27 işçi;

kesilme, kopma nedeniyle 21 işçi;

diğer nedenlerden dolayı 105 işçi hayatını kaybetti.

Mülteci İşçiler de İş Cinayetlerinde Can Veriyor

2020 yılında 101 mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti.

48 işçi Suriyeli;

28 işçi Afganistanlı;

5 işçi Türkmenistanlı;

4’er işçi Gürcistanlı ve Özbekistanlı;

2’şer işçi Azerbaycanlı, İranlı, Rusyalı ve Ukraynalı;

1’er işçi Bulgaristanlı, Iraklı, Nepalli ve Pakistanlı

En Çok Ölüm İstanbul’da

325 ölüm İstanbul’da;

111 ölüm İzmir’de;

99 ölüm Kocaeli’de;

80 ölüm Ankara’da;

79 ölüm Bursa’da;

67 ölüm Antalya’da;

66 ölüm Konya’da;

65 ölüm Aydın’da;

61’er ölüm Denizli ve Samsun’da;

60 ölüm Adana’da;

58 ölüm Gaziantep’te;

57 ölüm Sakarya’da;

54’er ölüm Manisa ve Şanlıurfa’da;

52 ölüm Mersin’de;

46 ölüm Van’da;

45 ölüm Muğla’da;

41’er ölüm Diyarbakır ve Hatay’da;

40 ölüm Kayseri’de;

38 ölüm Kahramanmaraş’ta;

34 ölüm Zonguldak’ta;

29 ölüm Malatya’da;

28 ölüm Tekirdağ’da;

27 ölüm Trabzon’da;

26 ölüm Ordu’da;

25 ölüm Sivas’ta;

24 ölüm Kastamonu’da;

23 ölüm Balıkesir’de;

22 ölüm Osmaniye’de;

20’şer ölüm Elazığ,

Isparta ve Mardin’de;

19 ölüm Şırnak’ta;

18’er ölüm Bolu ve Çanakkale’de;

17’şer ölüm Afyon, Edirne ve Erzurum’da;

16 ölüm Karaman’da;

15’er ölüm Ağrı, Çorum ve Kütahya’da;

14’er ölüm Adıyaman, Eskişehir ve Nevşehir’de;

13 ölüm Uşak’ta;

12’şer ölüm Aksaray, Bilecik, Karabük, Niğde ve Tokat’ta;

11’er ölüm Batman, Çankırı, Düzce ve Erzincan’da;

10’ar ölüm Burdur, Kırklareli ve Rize’de;

9’ar ölüm Artvin, Giresun, Gümüşhane ve Kırıkkale’de;

8’er ölüm Kırşehir ve Yalova’da;

7’şer ölüm Amasya, Bingöl, Hakkari ve Siirt’te;

6’şar ölüm Bartın ve Kilis’te;

5’er ölüm Bitlis, Sinop ve Yozgat’ta;

4’er ölüm Bayburt ve Kars’ta;

3’er ölüm Muş ve Tunceli’de;

2’şer ölüm Ardahan ve Iğdır’da;

48 ölüm ise yurtdışında…

Kaynak: isigmeclisi.org

 

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Darbecilik Geleneği ve 19 Mart

Yayınlanma:

-

19 Mart 2025 tarihinde İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun bir şafak operasyonu ile gözaltına alınması Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı olsa gerek.

Bu olayın, bir ismin veya partinin ötesinde, Türkiye’nin geleceği ile ilgili önemli bir eşik olduğu aşikâr.

Herhalde o gün yaşananlar, gözaltı ve operasyonlar 19 Mart Hadisesi gibi bir isimle anılacaktır. Bu da 15 Temmuz gibi bir gün işte. 15 Temmuz’da yaşadıkları güç zehirlenmesi ile hak ve hukuk yolundan tümüyle sapan Fethullahçıların darbesi şükür ki yarım kalmıştı. Bu darbe de yarım kalır mı? Milletin karşı çıkmasına bağlı.

Henüz belli değil ne zaman tamamlanacağı veya tamamlanıp tamamlanmayacağı.

Erdoğan’ın görünen en büyük rakibi gözaltında halen. Tutuklanır, mahkûm edilir, İBB’ye kayyum atanır ve CHP kapatılırsa iş bitmiş olur mu?

Seçimlerin de -en azından bir süre için-  resmen ortadan kaldırılması lazım. Neden mi? Erdoğan bir süredir seçim kazanamıyor da ondan. (Erdoğan kazanamadıktan sonra seçim yapmanın ne anlamı var?)

Ne acı ki darbelerle, darbecilerle haklı olarak hesaplaşarak milleti arkasına alıp Cumhurbaşkanı olan bir isim yargı mekanizmasına atadığı “emir erleri” (memurlar) üzerinden darbe yapıyor -ülkenin başına darbeci kesilmiş- görüntüsü veriyor. Sayısız gazeteci, köşe yazarı, vatandaş, yıllardır olan bitenleri şu kelimelerle izah ediyor: “darbe”, “sivil darbe”.

35 yıl sonra gelen “diploma kararı” su katılmamış bir hukuksuzluk.

İstanbul Valiliği’nin 19-23 Mart tarihleri arasında sokaklardaki gösteri ve protestoları yasaklamak için aldığı karar su katılmamış bir hukuksuzluk.

İktidarın, pespaye bir cunta gibi apar topar ilave yasaklara sarılması müthiş bir acziyet göstergesi. Kaldı ki valiliğin kararına saygı duyan da uyan da pek yok. On binlerce insan 2 gündür sokaklarda protesto ediyor bu hukuksuzlukları.

Üzülerek belirtmeliyim ki iktidar, hukuk dışında cirit atmaya devam ederse 19 Mart, can çekişen hukuk devletinin resmen öldüğü ve yerine polis devletinin faaliyetlere geçtiği gün olarak, kara bir leke olarak tarihe geçti şimdiden.

Elbette 19 Mart şafağına bir günde gelmedi ülke. 15 Temmuz’dan sonra hukukta ve anayasal haklarda aşama aşama radikal şekilde kısıtlama ve karartmaya gidilmişti. Nasıl ki ilk 10 yıl iktidarın parlak yılları ise, son 10 yıl da feci derecede karanlık yıllardı.

Biz böyle bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Asker veya sivil, tanklı tüfekli veya savcılı hâkimli darbelerin, darbeciliğin sahne aldığı bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Şahsen ülkeyi bu hale getirenlerden ve tüm bunlar olup biterken bile isteye iktidara destek verenlerden razı değilim. Çocuğunun beslenme çantasına yiyecek koyamayan anneler ve karnı aç çocuklar aklıma gelince hakkımı helal edeceğimi hiç sanmıyorum.

Biz hukukun en temel ilkelerinin geçerli olduğu, anayasal hakların korunduğu, ifade ve basın özgürlüğünün bulunduğu, masumiyet karinesinin hayatta olduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz.

Fethullahçılar darbe yaparken mesele yolsuzluk değildi. Ak Partili tepe kadronun yaptığı darbede de mesele yolsuzluk değil. Eğer öyleyse, eyvallah, ne güzel. Yolsuzlukla mücadeleye kim hayır der! Her belediye araştırılsın, elbette Ak Parti’nin yönettiği belediyeler dâhil!

Mesela Melih Gökçek yönetiminde Ankara’da vatandaşların hakları parsel parsel kimlere satıldı, neler oldu, araştırılsın. Bunu sıradan bir vatandaş olarak ben değil sonraki belediye başkanı Mansur Yavaş da talep etmiş hatta bunun için yetkili mercilere başvuru yapmış kaç kez. Araştırılsın.

Hukuktan, dürüstlükten, ahlaktan, mertlikten bahsedecekseniz, gelin suçla, suçluyla, yolsuzlukla, adam kayırmayla parti ayrımı yapmadan tam saha mücadele edelim. Bu ülkeyi bu çamurdan, bataktan kurtaralım. Var mısınız?

Birilerinin, “aman Allah korusun!” dediğini duyar gibiyim! Geniş mi dar mı bilmiyorum ama bir kesimin bu hukuksuzluktan çok sağlam menfaatleri var.

Kanun önünde, hukuk karşısında asla ama asla eşit olmak istemiyorlar.

Milleti, bir yaşam tarzı olarak sefalette, bitmek bilmez ekonomik krizlerde, yoksulluk ve açlık sınırının altında eşitlediler.

Yukarlarda hukuktan bağımsız iktidar kapışması son sürat devam ederken, kurumların itibarı yerlerde sürünürken, ülke darbelerle çalkalanırken oluşan faturayı yine gariban millet ödeyecek. Halk daha da fakirleşecek. Kimin umurunda!

Her cuma hutbeden millete “sabır” ayetleri okuyup Allah ile aldatırken, kendileri yedi sülalelerine yetecek konfor içinde yüzmeye devam ediyor nasıl olsa.

Olan millete oldu, oluyor, olacak. Değişmeyen yazgısı budur ülkenin. 100 yılı az çok böyle geldi geçti, Türkiye Yüzyılı da böyle geldi ve geçiyor.

Cumhurbaşkanı için harbiden üzülüyor insan. Sahneye çıkarken karşı çıktığı, kıyasıya eleştirdiği ne varsa yaşıyor, yaşatıyor, yapıyor, yaptırıyor!

“Ölmeden ben bu mevki makamdan, bu koltuktan ayrılmam” fotoğrafı yıllar sonra bir karikatür olarak kahvehane köşelerine asılırsa hiç şaşırmam.

O artık ibretlik bir hikâyenin kahramanı.

Geçmiş olsun diyelim. Ama geçmiyor, gitmiyor ve bitmiyor.

Darbeler ve darbecilik esas, hak hukuk ve özgürlükler bu ülkede istisna olarak ancak ara dönemlerde, yalancı baharlar gibi kısacık yaşanıyor halen. O aralara denk gelmek, o araları açmak, çok açmak, uzatıp yaymak, genişletip temellendirmek, hukukla tahkim etmek temennisi ile.

Devamını Okuyun

Haberler

17 Nisan Uluslararası Çiftçi Mücadeleleri Günü: Gelecek Gıda Egemenliğinde!

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen, “17 Nisan Uluslararası Çiftçi Mücadeleleri Günü” dolayısıyla bir basın açıklaması yayımladı.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Gelecek Gıda Egemenliğinde!

1996 yılının 17 Nisan ‘ında Brezilya’da Topraksız Kır İşçileri- MST’li çiftçiler toprağa erişmek için verdikleri meşru mücadele sırasında şirket ve devletin güvenlik güçleri tarafından saldırıya uğradı. 19 MST üyesi acımasızca katledildi. Çiftçilerin küresel örgütü La Via Campesina 17 Nisan’ın Çiftçi Mücadele Günü olarak anılmasını kararlaştırdı. O tarihten bu yana 17 Nisan’lar Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü her yıl farklı bir konu öne çıkartılarak dünya ölçeğinde anılmakta.

Halkların Kendi Kültürlerine Uygun, Doğayla Uyumlu Bir Gıda Sistemi

Yine 1996 yılının 13-17 Kasım’ında BM- FAO tarafından düzenlenen Dünya Gıda Zirvesi’nde, La Via Campesina açlığa, yetersiz beslenmeye, obeziteye, eşitsizliğe, ekolojik sistemlerin örselenmesine ve iklim krizine sebep olan endüstriyel kapitalist gıda sistemine karşı halkın gıda sistemini, yani “Gıda Egemenliği”ni ifade etti. “Gıda Egemenliği” merkezinde küçük çiftçilerin ve gıdaya ihtiyaç duyanların olduğu ve onların ortak karar alma mekanizmalarını yaratarak her halkın kendi kültürlerine uygun gıdayı üretme ve tüketme biçimlerini oluşturabilme hakkıdır.

Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü’nün ilan edilişinin ve Gıda Egemenliğinin ilk defa dillendirilişinin 25. yılındayız. Çiftçiler Sendikası’nın da bileşeni olduğu La Via Campesina bu yılın konusunu Gıda Egemenliği mücadelesini yükseltmek olarak belirledi.

Bileşeni olduğumuz La Via Campesina yıllardır şirketlerin gıda sistemine karşı Gıda Egemenliği için mücadele ediyor ve önemli mesafeler kat edilmiş durumda. 2018’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Köylülerin ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Deklarasyonu’nu kabul etmesi, Gıda ve Tarım Örgütü- FAO gibi bir örgütün gıda egemenliğini kabul ettiğini ifade etmesi, Ekvator, Venezuella, Mali, Bolivya, Nepal ve Senegal gibi bazı hükümetlerin gıda egemenliğini politikaları içerisine, bazılarının da anayasalarına dahil etmeleri gibi örnekler gıda egemenliği mücadelesinin kazanımlarıdır.

Elde edilen bütün bu kazanımları yok edebilmek için şirketler hız kesmeden Birleşmiş Milletler ve uluslararası kurumlar üzerinde çalışmalar yapmaktadırlar. Üstelik, şirketler Covid 19 pandemisini gerekçe yaparak kendi gıda sistemlerini güçlendirecek kararların alınmasını sağlayabilmektedirler. Gıda Egemenliği’nin halkın gıda sistemi olduğunu kavramayıp gıda egemenliğini bir ülkenin tarımsal üretimini ithalat ve ihracat meselesine indirgeyen, ikinci gıda rejimine özlem duyan ve bu nedenle de endüstriyel üretim tarzına laf söylemeyen anlayışların da şirketlerin gıda sistemine katkıları az değildir.

Oysa salgın, sağlıklı gıdaları üretmenin ve onlara ulaşmanın, yetersiz beslenme ve açlığa karşı yerel gıda sistemlerinin önemini ve dirençliliğini, gıdanın giderek daha az sayıda şirketin eline geçmesinin tehlikesini göstermiştir. Daha adil ve onurlu, halkların kendi kültürlerine uygun, doğayla uyumlu bir gıda sistemi bugün daha fazla ihtiyaçtır ve bunun için kolektif bir çaba gereklidir.

“17 Nisan Uluslararası Çiftçi Mücadele Günü” vesilesiyle “Gıda Egemenliği” için birlikte mücadele etme çağrımızı yineliyoruz.

Geleceğimiz Gıda Egemenliğindedir.

Dayanışma gücümüzdür!

Çiftçi-Sen Genel Başkanı : Ali Bülent Erdem

Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri: Adnan Çobanoğlu

KAYNAK: karasaban.net

Devamını Okuyun

GÜNDEM