Connect with us

Haberler

2021’in İlk 5 Ayında 1000’e Yakın İşçi Öldü  

Yayınlanma:

-

Emekçiler, kapitalizmin çarklarında can vermeye devam ediyor!

İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği) Meclisi tarafından yayımlanan Mayıs-2021 raporuna göre 2021 yılının ilk beş ayında bine yakın işçi, iş cinayetlerinde can verdi.

İSİG Meclisinin rapor ve değerlendirmesi şu şekilde:

Mayıs Ayında En Az 232, Yılın İlk Beş Ayında En Az 972 İşçi Hayatını Kaybetti

Pandemi koşullarında ikinci kez 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı geride bıraktık. İşçi sınıfının üzerindeki sömürü baskısının iş cinayetlerine sebep olan aşırı çalışmayla, patron şiddetiyle, SGK kodlarıyla, işsizlikle arttığı bu dönemde 1 Mayıs, iktidar tarafından kapanma yasaklarına denk getirildi. İşçi konfederasyonları ise pandemiyle artan sömürüye ve anti-demokratik yasaklara karşı gerekli tepkinin gösterilebileceği 1 Mayıs’ta sembolik kutlamalar ve anma programlarını tercih etti.

Mayıs ayında önce “tam kapanma” sonra “kısıtlamaların esnemesi” denirken Türkiye’de her gün çalışmak zorunda olan milyonlarca işçi için değişen bir şey olmadı. Kapanma döneminde e-Devlet üzerinden 3 milyon 21 bin 778 ‘Çalışma Muafiyet İzni Belgesi’ düzenlendi. İşçiler, toplu taşımada, fabrikalarda, şantiyelerde, depolarda, marketlerde, atölyelerde, tarlalarda, bürolarda çalıştı, çalışmak zorunda bırakıldı. Neoliberal sağlık politikaları nedeniyle her gün virüs maruziyetiyle karşı karşıya olan işçiler aşılama programlarına giremedi.

Tedavisi mümkün olan bir salgın yüzünden emekçiler ölmeye devam ediyor. Bu ölümlerin en çıplak gerçekliğini sağlık alanında gördük. DSÖ Genel Direktörü’nün açıklamasına göre dünyada en az 115 bin sağlık çalışanı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Aşı üretiminde patent ve fikri mülkiyet nedeniyle erişimde küresel eşitsizlik yaşanmasaydı, daha da önemlisi insanlığın bilimsel birikiminin ve kaynaklarının ortak bir ürünü olan aşı üzerindeki piyasa zincirleri olmasaydı, başta yoksul ülkeler olmak üzere pek çok ülkede emekçiler aşılanabilecekti.

Öte yandan çalışma olgusu işçi sınıfı için başlı başına sağlık sorunu haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından bu konuda yapılan ilk küresel araştırmada, 2016 yılında yüz binlerce işçinin uzun çalışma saatlerinin yol açtığı inme, kalp hastalıkları ve kalp krizi gibi nedenlerle yaşamını yitirdiği belirtildi. Araştırma, haftada en az 55 saat çalışan bir işçinin, 35-40 saat çalışan bir işçiye göre felç geçirme riskinin yüzde 35, kalp hastalıkları riskinin de yüzde 17 arttığını ortaya koydu. Bu araştırma sonucunda söyleyebiliriz ki, fazla çalışmak sağlığa zararlıdır!

Kadın işçiler açısıdan sömürü koşulları hem ev içinde, hem kamusal alanda, hem işyerinde yoğunlaşıyor. Milyonlarca kadın, gündelik yaşamda ekonomik şiddet ve erkek şiddeti ile baş etmeye çalışıyor. Bu ay odağımıza ev işçisi kadınları alıyoruz. Dünyada yüzde 75’i kayıt dışı çalışan toplamda 67 milyon ev işçisi bulunuyor. Türkiye’de ise bu sayı yaklaşık 1 milyon 300 bin. Çalışma saatleri ve ücret konusunda belli bir standarta sahip olmayan ev işçisi her 10 kadından 3’ü cinsel, fiziksel şiddete ya da mobbinge uğruyor. Düşük ücretler ve angaryaya zorlanan ev işçisi kadınların örgütlenme ve sendikalaşma mücadelesinin yaygınlaşması gerekiyor.

Ve Soma Davası…
301 madencinin yaşamını yitirdiği, Türkiye’nin en büyük iş cinayeti olan Soma Katliamında adalet yine yerini bulmadı. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ikinci duruşmada madenci ailelerinin avukatları, dava hakimi ile dava heyetinin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle ‘reddi hakim’ talebinde bulundu ancak avukatların red talebindeki iddiaları somut delillerinin olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi. Avukatların esas hakkındaki savunmalarını sunması ve redd-i hakim talebinin bir üst mahkemeye itiraz sürecinin tamamlanması amacıyla duruşma 14 Haziran tarihine erteledi. Siyasetin doğrudan müdahil olduğu davada adalet yerini buluncaya kadar mücadelemiz devam edecek.

Mayıs ayında 232 iş cinayeti!
Yüzde 60’ını ulusal basından; yüzde 40’ını ise yerel basın, işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, meslek örgütleri ve sendikalardan öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla Mayıs ayında en az 232 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin aylara göre dağılımına baktığımızda:
• Ocak ayında en az 203 işçi,
• Şubat ayında en az 141 işçi,
• Mart ayında en az 144 işçi,
• Nisan ayında en az 252 işçi,
• Mayıs ayında en az 232 işçi hayatını kaybetti.
• 2021 yılının ilk beş ayında iş cinayetlerinde en az 972 işçi arkadaşımızı kaybettik.

232 emekçinin 193’ü ücretli (işçi ve memur), 39’u kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor.

İş cinayetlerinde ölenlerin 20’si kadın işçi, 212’si erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tarım, eğitim, büro, metal, sağlık ve belediye/genel işler işkollarında gerçekleşti.

Üç göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti: 2’si Afganistanlı ve 1’i Türkmenistanlı.

3’ü çocuk 84’ü 51 yaş ve üzerinde işçi…
Üç çocuk işçi can verdi: 7 yaşındaki Urfalı Fadime mevsimlik tarım işçisi ailesine yardım etmek için gittiği Antalya’da traktör çarpması sonucu, 15 yaşındaki Fevzi Balıkesir’de tarlalarına çalışmaya giderken traktör devrilmesi sonucu; 17 yaşındaki Ağrılı Muhammet Marmaris’te sigortasız olarak çalıştığı villa inşaatında yüksekten düşme sonucu…

51 yaş ve üstünde ise çalışırken ölen 84 emekçi bulunuyor: Çiftçi ve esnaflar ile tarım, maden, kimya, basın, sinema, eğitim, ticaret, büro, metal, inşaat, demiryolu, gemi, sağlık, konaklama ve belediye işçileri…

Genel olarak yaş gruplarına göre ölümlere bakarsak:
• 14 yaş ve altı yaş grubunda 1 işçi,
• 15-17 yaş grubunda 2 işçi,
• 18-27 yaş grubunda 17 işçi,
• 28-50 yaş grubunda 122 işçi,
• 51-64 yaş grubunda 71 işçi,
• 65 yaş ve üstü yaş grubunda 13 işçi,
• Ve yaşını bilmediğimiz/öğrenemediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti.

Eğitim, tarım, inşaat, sağlık, belediye işçileri…
Ölümler en çok ticaret/büro/eğitim, tarım/orman, inşaat/yol, belediye/genel işler, sağlık, taşımacılık, güvenlik, konaklama, enerji, kimya, basın ve metal işkollarında gerçekleşti:

  • Tarım işkolunda 21 çiftçi ve 16 işçi hayatını kaybetti.
  •  İnşaatlardaki 20 iş cinayetinin 12’si Mayıs ayının son haftasında meydana geldi.
  •  Tespit edebildiğimiz en az 5 moto kurye arkadaşımızı kaybettik.

Mayıs ayında iş cinayetlerinde ölenlerin 29’u (yüzde 12,5) sendikalı işçi. Sendikalı işçiler tarım, kimya, eğitim, büro, ticaret, metal, taşımacılık, sağlık, güvenlik ve belediye işkollarında çalışıyordu. Genel olarak baktığımızda da salgından evvel yüzde 1-2 olan sendikalı işçi ölüm oranı salgın sürecinde yüzde 10’un üzerinde.

Covid-19, ezilme, yüksekten düşme, intihar, kalp krizi…
En fazla ölüm nedenleri Covid-19, trafik/servis kazası, ezilme/göçük, yüksekten düşme, intihar, kalp krizi, elektrik çarpması ve boğulma.

Mayıs ayında Covid-19 nedenli ölümler yüzde 52 ile ilk sırada ve en çok meydana gelen işkolları ise şöyle: Ticaret/büro/eğitim, sağlık, belediye, güvenlik ve basın.

  • 43 eğitim, 15 sağlık ve 14 belediye emekçisi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.
  • İnşaatlardaki iş cinayetlerinin 11’i yüksekten düşme nedenli.
  • Mayıs ayında en az 13 emekçi ‘borç ve işsizlik’ nedenleriyle intihar ederek hayatına son verdi.

İstanbul, İzmir, Muğla, Bursa, Denizli, Mersin, Samsun…
36 ölüm İstanbul’da; 14 ölüm İzmir’de; 10 ölüm Muğla’da; 9 ölüm Bursa’da; 8’er ölüm Denizli, Mersin ve Samsun’da; 7 ölüm Kocaeli’de; 6’şar ölüm Ankara ve Antalya’da; 5’er ölüm Çanakkale, Konya, Sivas ve Şanlıurfa’da; 4’er ölüm Aydın, Bolu, Hatay, Manisa ve Zonguldak’ta; 3’er ölüm Adıyaman, Balıkesir, Bartın, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırıkkale, Sakarya, Trabzon ve Tunceli’de; 2’şer ölüm Adana, Afyon, Diyarbakır, Elazığ, Iğdır, Kastamonu, Mardin, Niğde ve Uşak’ta; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Artvin, Bayburt, Bilecik, Bitlis, Burdur, Çorum, Düzce, Edirne, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Isparta, Karabük, Karaman, Kars, Kırklareli, Kütahya, Malatya, Ordu, Osmaniye, Rize, Siirt, Şırnak, Tekirdağ, Tokat, Van, Yalova, Yozgat, Irak, Rusya ve Somali’de meydana geldi.

Kaynak: isigmeclisi.org

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Açlık Sınırı 18 Yılda 6 Kat Arttı

Yayınlanma:

-

Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) tarafından her ay hazırlanan Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması yayımlandı.

Mayıs 2021’de Açlık Sınırı 2.822 TL, Yoksulluk Sınırı 9.762 TL! (16 Haziran2021)

  • Asgari ücretli 9 günlük ücret için bir ay çalışıyor
  • Asgari ücret açlık sınırında
  • 18 yılda açlık sınırı 6 kat arttı
  • Açlık sınırı 2.822 TL!
  • Açlık sınırı kısa çalışma ödeneğinin yaklaşık iki katı
  • Açlık sınırı İstanbul’da 3 bin TL’ye yaklaştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı 2.822 TL’dir. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hane halkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 9.762 TL’dir.

Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı bir biçimde beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 760 TL’dir. Bu değer yetişkin bir kadın için 735 TL, 15-18 yaş bir genç için 802 TL, 4-6 yaş arası bir çocuk için 525 TL’dir.

18 YILDA AÇLIK SINIRI 6 KAT ARTTI

2003 yılının mayıs ayında 4 kişilik bir aile, günlük minimum 15.9 TL’ye sağlıklı beslenebilirken, bugün ancak 94.1 TL’ye sağlıklı beslenebilmektedir. Buna göre 18 yıllık zaman zarfında açlık sınırı 5.91 kat arttı. Aynı dönemde enflasyondaki artış ise 5.37 kat oldu. Açlık sınırındaki artış genel enflasyonda yaşanan artıştan daha fazla oldu.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için, günlük en az 94.08 TL, aylık 2 bin 822 TL’lik harcama yapması gerekiyor.

Buna göre yetişkin bir kadının sağlıklı beslenmesi için yapması gereken günlük harcama tutarı 24.51 TL, yetişkin bir erkeğin 25.35 TL, 15-18 yaş arası bir gencin 26.73 TL, 4-6 yaş arası bir çocuğun ise 17.49 TL’dir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

İstanbul’da Ekoloji Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği tarafından İstanbul Eminönü’nde düzenlenen eylemle ekolojik ifsada sebebiyet veren, tabiatı tahribine sebebiyet veren politikalar protesto edildi, yerel ve küresel direniş çağrısı yapıldı.

Eylemin açılışında konuşan Eğitim İlke-Sen başkanı Ahmet Örs, Marmara’daki müsilajla herkesin kapitalizmin nasıl bir ifsada sebebiyet verdiğini gördüğünü, ekolojik hassasiyetleriyle ülkenin dört bir yanında mücadele veren insanları daha iyi anladığını söyledi. Sermayenin, devlet destekli yağma ve talanına karşı çıkmamaya, Kanal İstanbul’la yaratılmak istenen rant ve ekolojik yıkıma karşı koyacaklarını dile getirdi.

Eyleme destek veren İkizdere direnişçisi Aslı Eren de bir konuşma yaptı. İkizdere’deki direnişin nasıl bastırılmak istendiğini, oradaki tabiat aleyhine yürütülen taş ocağı faaliyetlerinin neden olduğu tahribatı anlatan Aslı Eren, Karadeniz’deki uzun yıllara yayılan ekoloji direnişlerinden örnek verdi ve her şehirden bu mücadelelere destek verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

İşçinin Kendi Partisi başkanı Cemal Bilgin de tabiata dönük saldırının köylüyü, çiftçiyi yerinden ettiğini, işsizliği patlattığını söyledi ve tabiata sahip çıkışlarını emek mücadelesinin parçası olarak gördüklerini, her zaman ranta dönük politikaların karşısında duracaklarını vurguladı.

Topluluk adına açıklamayı ise Ebrar Yılmaz okudu. Eylem boyunca “Yağmacı Sermaye Doğamızdan Defol, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Sermayeyi Değil Hayatı Savun, Yağmacı Sermaye Ormanlardan Defol, Sermaye Büyüyor Tabiat Ölüyor, Kanalı Değil İstanbul’u Savun, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Sermayeye Değil Halka Kulak Ver, Marmara Ölüyor Sermaye Büyüyor, Sermayeye Değil Halka Hizmet Edin, Yağmacı Yasalar İptal Edilsin, Rantı Değil Tabiatı Savun, İfsada Geçit Vermeyeceğiz” gibi sloganlar atıldı, tekbir getirildi.

(Eylemin videosunu buradan izleyebilirsiniz.)

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde: 

İkizdere’den Marmara’ya,

Deniz ve Ormanlardan Kanal İstanbul’a

EKOLOJİK İFSADA HAYIR!

Bismillahirrahmanirrahim

 Arkadaşlar,

 Rize-İkizdere Vadisinde yapılması planlanan taş ocağına karşı yükselen direnişin başlangıcından bu yana yaklaşık 3 ay geçti. Marmara Denizinde müsilaj denilen agregatın belirmesinin üzerinden yaklaşık bir ay ve KANAL İSTANBUL lafzının ilk duyulduğu günlerin üzerinden ise yıllar geçti.

Farklı farklı duran ancak birbiriyle alakasız olmayan bu gelişmelerin hepsi mevcut sosyal ve ekonomik ilişkilerin bir sonucu olarak ortaya çıkan doğa talanlarının ve potansiyel yağmaların örnekleridir.

Bugün Rize’den Marmara’ya, Akdeniz’den Mezopotamya’ya, Karadeniz’den Kapadokya’ya ve oradan Ege’ye kadar ırmaklarımız, ormanlarımız, denizlerimiz ve bilcümle yaratılmış tabiat neoliberal KAPİTALİST-EMPERYALİST düzenin tasallutu altındadır!

Bu tasallut ki kârları ve sefaları için yeryüzünün yaratılmış en nadide parçalarından olan koruma altındaki İkizdere gibi vadilerden Dersim’in ormanlarına, Marmara Denizi ve Ergene Irmağından Munzur sularına kadar yayılmıştır.

Ey Denizlerin ve Canlıların Yoldaşları;

Bugün yeryüzünde canlı türleri hızla azalmakta, ormanlık bölgeler sermayenin iştihasına kurban verilmekte, pek çok özgün ekosistem yok edilmekte ve gezegenimiz hızla ısınmaktadır.

Büsbütün bir ekolojik kriz ve belki de büyük bir çöküş riski ile karşı karşıya iken İkizdere Vadisine yapılmak istenen taş ocakları ya da ülkenin dört bir yanında kurulmak istenen altın madenleri gibi pek çok yıkıcı süreç yoğunlaşarak devam etmektedir.

Sıraladığımız bunca yağma, talan ve ifsat alanı yetmezmiş gibi bütün eleştiri ve önerilere kulak tıkayan iktidar hem Karadeniz hem de Marmara Denizi için yıkıcı ekolojik sonuçları olacağı öngörülen ve türlü çeşit sorunla boğuşan, rant gözlükleriyle bakılıp beton yığınına dönüştürülen İstanbul’a son darbeyi vuracağı açık olan KANAL İSTANBUL projesinde ısrar etmektedir.

Spekülatörler ve kreditörleri hariç kimseye faydası olmayacak bu MEGA projelerden bir an önce vazgeçilmelidir! Daha önce de büyük kaynaklar ayrılarak ve büyük ekonomik vaatler ile yapıldığını bildiğimiz pek çok proje gibi bu proje de kâğıttan kaplandır. Yalnızca hodbinlikleri ile iyice şişmiş spekülatör ve rantçı odaklara yararı olacaktır.

Bu projeler iddia edildiği gibi halkın yararına ise neden kamusal istişârî süreçlerden kaçınıldığı ve bin bir dalavere ile inşaatına başlanılmak istendiği soruları da ayrıca sorulmalıdır.

Kardeşler!

Marmara Denizi ve Karadeniz ekolojik bir fecaat riski ile karşı karşıyadır. Peki, neden? Sırf yerli-yabancı sermaye sahipleri yolunu bulsun diye! Hem ekosistemler üzerinde geri dönülmez tahribatlar üretecek, hem de toplumsal ekonomiye anlamlı bir katkısı olmayacak bu projeye son verilmelidir.

Oysa ekosistemleri tahrip etmeden ve %1’lik azınlığı daha da palazlandırmadan toplumsal fayda üretecek projeler pekâlâ mümkündür. Ama bunun için her şeyden önce istişare kanallarının yeniden açılması zorunludur.

Ey Nehir ve Ormanların Dostları,

2004’te neoliberal uyum süreciyle paralel olarak değiştirilen Maden Yasasıyla beraber memleketimizin altı üstüne getirilmiş, her bir yanı oyulmuş durumdadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verilerine göre 2008-2018 yılları arasında toplam 120 binden fazla madene işletme ruhsatı verilmiş ve bunun yaklaşık iki katı kadar da maden arama ruhsatı çıkarılmıştır. Yine aynı yasalarla açık ocak tipi işletmeler yaygınlaştırılmış ve dağlarımızın toprak örtüsünün soyulması kolaylaştırılmıştır.

Bu gidiş açıkça göstermektedir ki son dağa taş ocağı, son akarsuya HES yapmadan durmamaya ahdetmiş bir yağma ve talan düzeni ile karşı karşıyayız!

Biz Buradan Tekrar Hatırlatıyoruz:

Rabbimizin ayrım yapmadan bütün insanlığa, canlı cansız bütün varlıklara parçalanıp ayrılamaz bir bütünlükte ikram ettiği yeryüzünü emanet bilip savunmak boynumuzun borcudur!

Yeryüzünü parselleyenlere karşı hakikati dillendirip adaleti savunacağız! Yine Allah’ın nimetlerini gasp edip kulları üzerinde hâkimiyet iddia edenlere karşı direneceğiz!

Hayatı, Tabiatı Savunan Kıymetli Halkımız,

Artık nefes alamaz hâle getirilen bir dünyada yaşıyoruz. Bunu her geçen gün daha bir kesinlikle görüyoruz.

Bugün bütün bir insanlığın temel önceliği dünyayı nefes alamaz hâle getiren şeytâni kapitalist düzenle hesaplaşmak, onu geriletmek olmalıdır.

Dünyanın dört bir yanında yükselen direniş seslerine kulak verelim. Hayatı, tabiatı ve en nihayetinde insanı savunan bu seslerle kendi sesimizi birleştirelim. Müfsit egemen düzenleri durdurup yağma ve talanın önüne geçelim!

Selam olsun toprağını, suyunu savunan İkizdere, Gürpınar, Erbaa, Ünye, Kapadokya, Dersim, İstanbul, Kaz Dağları direnişçilerine!

Veyl olsun halkı ve tabiatı nefessiz bırakan iktidar ve onun yandaş müteahhitlerine!

Dostlar,

Bu vesileyle vicdanlı bütün insanları tabiatın, hayatın ifsad edilmesine, yozlaşma ve çürümenin yaygınlık kazanmasına karşı sesimizi yükseltelim ve hep birlikte bir kurtuluş duası olarak Rabbimizin sözlerine kulak verelim:

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Sûresi, 54)

İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır. (Rum Sûresi, 41)

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

(Topluluk adına Ebrar Yılmaz)

Devamını Okuyun

Haberler

La Via Campesina’dan Çevreyi Savunmak İçin Anti-Emperyalist Manifesto

Yayınlanma:

-

Çiftçilerin küresel hareketi La Via Campesina “Çevreyi Savunmak için anti-Emperyalist Manifesto” yayımladı. Manifesto şu şekilde:

La Via Campesina’dan Çevreyi Savunmak İçin Anti-Emperyalist Manifesto

Uzaydaki tüm maceralarımıza rağmen biliyoruz ki, şimdilik, biz insanların yuva diyebileceği tek bir gezegen var. Hayatta kalmamız, buradaki bitki ve hayvanların, tüm canlıların hayatta kalmasına bağlıdır.

Doğal kaynakların kâr amaçlı büyük şirketler tarafından kontrolsüz bir şekilde kullanılması ve sömürülmesi, kapitalist sistemin mantığı, gezegenimizi tüketti.

Ulusötesi Şirketler Ortak Varlıkları Özelleştirmek İçin Çevre Ülkelere Saldırıyor

Kapitalizmin mevcut aşamasının, yani finansal kapitalizmin yıkıcı gücü emsalsiz. Ulusötesi şirketler, madencilik projelerinde, ormansızlaşmada ve suyun özelleştirilmesi dâhil birçok başka alanda, ortak varlıkları kullanma kapasitelerini artırmaya devam ediyor. Ulusötesi şirketler, tarımda biyoçeşitliliği yok eden ve iklimi değiştiren, pestisit kullanımına dayanan ve monokültüre dayalı bir üretim olan şirket tarım modelini uyguluyor. ABD ve diğer küresel kuzey ülkelerinin emperyalistleri, doğal kaynakların gerçek sahipleri olan insanların sahip çıktığı ortak varlıkları özelleştirmek için çevre ülkelere saldırıyor.

İnsanlık Tarihinin En Kötü Çevresel Krizini Yaşıyoruz

Sonuç açık ve net: insanlık tarihinin en kötü çevresel krizini yaşıyoruz ve sermayenin bu sağlıksız dinamiği devam ederse tüm insanlık bundan etkilenecek. İklim değişikliği tüm dünyada insanların yaşamlarını çoktan etkilemeye başladı. Fakat iklim krizi, çevresel krizin tek sonucu değil. Dünyanın suyu plastikler ve pestisitlerle kirleniyor, su kaynakları kuruyor. Gezegenin biyolojik çeşitliliği aşırı ölçüde şekilde yok olurken, büyük ölçekli biyolojik korsanlığa da şahitlik ediyoruz. Ticari çıkar için doğal bir şekilde oluşan biyokimyasal veya genetik materyalin alanlar, onların kendi habitatlarında nasıl kullanılabileceklerini dahi sınırlandırıyor. Toprak, ormansızlaşma ve monokültür ekim nedeniyle bozuluyor; geniş bölgeler büyük ölçekli madencilikle tamamen yok ediliyor.

Bu Üretim Şekli Devam Ederse, Yeni Pandemilere Yol Açan Birçok Yeni Virüsümüz Olacak

COVID-19 salgını, bu çevresel ve sistemik krizin en son tezahürüdür. Bu süper patojenlerin kökeni, tarihsel olarak köylü ve geleneksel topluluklar tarafından korunan ekosistemlerin yok edilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Çevresel yıkım, kendi habitatlarında dengeli olan mikroorganizmaları serbest bırakır. Bu mikroorganizmalar, antibiyotikler ve hormonlar yüklenmiş çeşitli hayvanların bulunduğu kalabalık endüstriyel tesislerle ulaştığında, patojenler gibi çoğalırlar. Ardından, yoğun insan nüfuslarıyla temasa geçerler. Buna, yedikleri endüstriyel olarak üretilmiş yiyecekler nedeniyle tarım kimyasallarına maruz kalmaktan bağışıklık sistemi zayıflamış insanlar da dâhildir. Bu süreç, ormansızlaşma ve vahşi hayvanların yaşam alanlarının ortadan kaldırılmasına ek olarak, patojenlerin insanlara göç etmesine neden olur. Bu üretim şekli devam ederse, yeni pandemilere yol açan birçok yeni virüsümüz olacaktır.

Tüm insanlar gezegenimizin bu yozlaşmasından etkilenmektedir, özellikle de kadınlar, çocuklar, yerli halklar ve dünyanın en yoksulları. Dahası, bugün 134.000’den fazla flora ve fauna türü de yok olma tehdidi altındadır.

Askeri Faaliyetler Gezegenin Yok Edilmesinde Büyük Rol Oynuyor

Askeri faaliyetlerin gezegenin yok edilmesinde oynadığı haince rolün altını çizmek de önemlidir. İnsanların yaşamlarına yönelik saldırıları gerçekleştirmenin yanı sıra, ABD ordusu, müttefikleriyle birlikte, tükenmiş uranyum, uçakları için kullandığı madeni yağ ve benzin, portakal gazı gibi pestisit ve bitki zehirleri ve kurşun gibi toksik kalıntılar kullanan, dünyanın en büyük kirleticilerinden biridir

Gezegensel yıkımın nedenleriyle mücadele etmek yerine, bazı şirketler, yeşil kapitalizme, doğal kaynakları metalara dönüştürmeye, karbon kredileri, çevre koruma kredileri gibi toplumsal ve ekolojik ihtiyaçları çözmeyecek diğer sahte çözümlere; yani yeni piyasa spekülasyon alanlarına odaklanır. İmparatorluğun, ekonomik tabanını piyasaya dayalı projelerle yeniden yapılandırmaya çalıştığı bu projeler, öte yandan, yeni bir sözde “yeşil” teknolojik temel üretmek için küresel güneydeki doğal kaynakların artan sömürüsü etrafında inşa edilmiştir.

Bu sahte çözümlerin, insanlığın ve bildiğimiz anlamda doğanın yok olmasına yol açması kaçınılmazdır. Bu bir ölüm, tahakküm ve yıkım projesidir.

İnsan ve Doğa Arasındaki İlişki Yeniden İnşa Edilmelidir

Çözüm ise insan ve doğa arasındaki ilişkinin yeniden inşasındadır. Burada ulusların ve halkların eylemlerine açgözlülük ve kâr değil, yaşam, kolektif refah ve ekolojik ritimler rehberlik eder. Bu, gıdanın agroekolojik üretimine odaklanan bir çözümdür; tarım reformu yoluyla toprağa erişimin demokratikleştirilmesini içerir; su, biyolojik çeşitlilik ve toprak gibi ortak varlıkların korunmasını ve bakımını içerir; emekçilerin gerçek ihtiyaçlarına toplumsal ve çevresel adaletle cevap veren, ataerkilliğin ve ırkçılığın üstesinden gelen bir enerji modeline geçişi içerir.

Bugünün temel görevi kapitalist barbarlığı durdurmaktır. Hepimizin iyi ve barış içinde yaşayabilmesi için; adil, eşitlikçi ve coşkun bir dünya yaratmak için sermayenin yaşam üzerindeki hâkimiyetine son vermemiz gerekiyor.

La Via Campesina

Çeviri : Özge Güneş

Kaynak: karasaban.net

Devamını Okuyun

GÜNDEM