Connect with us

Haberler

2021’in İlk 5 Ayında 1000’e Yakın İşçi Öldü  

Yayınlanma:

-

Emekçiler, kapitalizmin çarklarında can vermeye devam ediyor!

İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği) Meclisi tarafından yayımlanan Mayıs-2021 raporuna göre 2021 yılının ilk beş ayında bine yakın işçi, iş cinayetlerinde can verdi.

İSİG Meclisinin rapor ve değerlendirmesi şu şekilde:

Mayıs Ayında En Az 232, Yılın İlk Beş Ayında En Az 972 İşçi Hayatını Kaybetti

Pandemi koşullarında ikinci kez 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı geride bıraktık. İşçi sınıfının üzerindeki sömürü baskısının iş cinayetlerine sebep olan aşırı çalışmayla, patron şiddetiyle, SGK kodlarıyla, işsizlikle arttığı bu dönemde 1 Mayıs, iktidar tarafından kapanma yasaklarına denk getirildi. İşçi konfederasyonları ise pandemiyle artan sömürüye ve anti-demokratik yasaklara karşı gerekli tepkinin gösterilebileceği 1 Mayıs’ta sembolik kutlamalar ve anma programlarını tercih etti.

Mayıs ayında önce “tam kapanma” sonra “kısıtlamaların esnemesi” denirken Türkiye’de her gün çalışmak zorunda olan milyonlarca işçi için değişen bir şey olmadı. Kapanma döneminde e-Devlet üzerinden 3 milyon 21 bin 778 ‘Çalışma Muafiyet İzni Belgesi’ düzenlendi. İşçiler, toplu taşımada, fabrikalarda, şantiyelerde, depolarda, marketlerde, atölyelerde, tarlalarda, bürolarda çalıştı, çalışmak zorunda bırakıldı. Neoliberal sağlık politikaları nedeniyle her gün virüs maruziyetiyle karşı karşıya olan işçiler aşılama programlarına giremedi.

Tedavisi mümkün olan bir salgın yüzünden emekçiler ölmeye devam ediyor. Bu ölümlerin en çıplak gerçekliğini sağlık alanında gördük. DSÖ Genel Direktörü’nün açıklamasına göre dünyada en az 115 bin sağlık çalışanı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Aşı üretiminde patent ve fikri mülkiyet nedeniyle erişimde küresel eşitsizlik yaşanmasaydı, daha da önemlisi insanlığın bilimsel birikiminin ve kaynaklarının ortak bir ürünü olan aşı üzerindeki piyasa zincirleri olmasaydı, başta yoksul ülkeler olmak üzere pek çok ülkede emekçiler aşılanabilecekti.

Öte yandan çalışma olgusu işçi sınıfı için başlı başına sağlık sorunu haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından bu konuda yapılan ilk küresel araştırmada, 2016 yılında yüz binlerce işçinin uzun çalışma saatlerinin yol açtığı inme, kalp hastalıkları ve kalp krizi gibi nedenlerle yaşamını yitirdiği belirtildi. Araştırma, haftada en az 55 saat çalışan bir işçinin, 35-40 saat çalışan bir işçiye göre felç geçirme riskinin yüzde 35, kalp hastalıkları riskinin de yüzde 17 arttığını ortaya koydu. Bu araştırma sonucunda söyleyebiliriz ki, fazla çalışmak sağlığa zararlıdır!

Kadın işçiler açısıdan sömürü koşulları hem ev içinde, hem kamusal alanda, hem işyerinde yoğunlaşıyor. Milyonlarca kadın, gündelik yaşamda ekonomik şiddet ve erkek şiddeti ile baş etmeye çalışıyor. Bu ay odağımıza ev işçisi kadınları alıyoruz. Dünyada yüzde 75’i kayıt dışı çalışan toplamda 67 milyon ev işçisi bulunuyor. Türkiye’de ise bu sayı yaklaşık 1 milyon 300 bin. Çalışma saatleri ve ücret konusunda belli bir standarta sahip olmayan ev işçisi her 10 kadından 3’ü cinsel, fiziksel şiddete ya da mobbinge uğruyor. Düşük ücretler ve angaryaya zorlanan ev işçisi kadınların örgütlenme ve sendikalaşma mücadelesinin yaygınlaşması gerekiyor.

Ve Soma Davası…
301 madencinin yaşamını yitirdiği, Türkiye’nin en büyük iş cinayeti olan Soma Katliamında adalet yine yerini bulmadı. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ikinci duruşmada madenci ailelerinin avukatları, dava hakimi ile dava heyetinin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle ‘reddi hakim’ talebinde bulundu ancak avukatların red talebindeki iddiaları somut delillerinin olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi. Avukatların esas hakkındaki savunmalarını sunması ve redd-i hakim talebinin bir üst mahkemeye itiraz sürecinin tamamlanması amacıyla duruşma 14 Haziran tarihine erteledi. Siyasetin doğrudan müdahil olduğu davada adalet yerini buluncaya kadar mücadelemiz devam edecek.

Mayıs ayında 232 iş cinayeti!
Yüzde 60’ını ulusal basından; yüzde 40’ını ise yerel basın, işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, meslek örgütleri ve sendikalardan öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla Mayıs ayında en az 232 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti…

İş cinayetlerinin aylara göre dağılımına baktığımızda:
• Ocak ayında en az 203 işçi,
• Şubat ayında en az 141 işçi,
• Mart ayında en az 144 işçi,
• Nisan ayında en az 252 işçi,
• Mayıs ayında en az 232 işçi hayatını kaybetti.
• 2021 yılının ilk beş ayında iş cinayetlerinde en az 972 işçi arkadaşımızı kaybettik.

232 emekçinin 193’ü ücretli (işçi ve memur), 39’u kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor.

İş cinayetlerinde ölenlerin 20’si kadın işçi, 212’si erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tarım, eğitim, büro, metal, sağlık ve belediye/genel işler işkollarında gerçekleşti.

Üç göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti: 2’si Afganistanlı ve 1’i Türkmenistanlı.

3’ü çocuk 84’ü 51 yaş ve üzerinde işçi…
Üç çocuk işçi can verdi: 7 yaşındaki Urfalı Fadime mevsimlik tarım işçisi ailesine yardım etmek için gittiği Antalya’da traktör çarpması sonucu, 15 yaşındaki Fevzi Balıkesir’de tarlalarına çalışmaya giderken traktör devrilmesi sonucu; 17 yaşındaki Ağrılı Muhammet Marmaris’te sigortasız olarak çalıştığı villa inşaatında yüksekten düşme sonucu…

51 yaş ve üstünde ise çalışırken ölen 84 emekçi bulunuyor: Çiftçi ve esnaflar ile tarım, maden, kimya, basın, sinema, eğitim, ticaret, büro, metal, inşaat, demiryolu, gemi, sağlık, konaklama ve belediye işçileri…

Genel olarak yaş gruplarına göre ölümlere bakarsak:
• 14 yaş ve altı yaş grubunda 1 işçi,
• 15-17 yaş grubunda 2 işçi,
• 18-27 yaş grubunda 17 işçi,
• 28-50 yaş grubunda 122 işçi,
• 51-64 yaş grubunda 71 işçi,
• 65 yaş ve üstü yaş grubunda 13 işçi,
• Ve yaşını bilmediğimiz/öğrenemediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti.

Eğitim, tarım, inşaat, sağlık, belediye işçileri…
Ölümler en çok ticaret/büro/eğitim, tarım/orman, inşaat/yol, belediye/genel işler, sağlık, taşımacılık, güvenlik, konaklama, enerji, kimya, basın ve metal işkollarında gerçekleşti:

  • Tarım işkolunda 21 çiftçi ve 16 işçi hayatını kaybetti.
  •  İnşaatlardaki 20 iş cinayetinin 12’si Mayıs ayının son haftasında meydana geldi.
  •  Tespit edebildiğimiz en az 5 moto kurye arkadaşımızı kaybettik.

Mayıs ayında iş cinayetlerinde ölenlerin 29’u (yüzde 12,5) sendikalı işçi. Sendikalı işçiler tarım, kimya, eğitim, büro, ticaret, metal, taşımacılık, sağlık, güvenlik ve belediye işkollarında çalışıyordu. Genel olarak baktığımızda da salgından evvel yüzde 1-2 olan sendikalı işçi ölüm oranı salgın sürecinde yüzde 10’un üzerinde.

Covid-19, ezilme, yüksekten düşme, intihar, kalp krizi…
En fazla ölüm nedenleri Covid-19, trafik/servis kazası, ezilme/göçük, yüksekten düşme, intihar, kalp krizi, elektrik çarpması ve boğulma.

Mayıs ayında Covid-19 nedenli ölümler yüzde 52 ile ilk sırada ve en çok meydana gelen işkolları ise şöyle: Ticaret/büro/eğitim, sağlık, belediye, güvenlik ve basın.

  • 43 eğitim, 15 sağlık ve 14 belediye emekçisi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.
  • İnşaatlardaki iş cinayetlerinin 11’i yüksekten düşme nedenli.
  • Mayıs ayında en az 13 emekçi ‘borç ve işsizlik’ nedenleriyle intihar ederek hayatına son verdi.

İstanbul, İzmir, Muğla, Bursa, Denizli, Mersin, Samsun…
36 ölüm İstanbul’da; 14 ölüm İzmir’de; 10 ölüm Muğla’da; 9 ölüm Bursa’da; 8’er ölüm Denizli, Mersin ve Samsun’da; 7 ölüm Kocaeli’de; 6’şar ölüm Ankara ve Antalya’da; 5’er ölüm Çanakkale, Konya, Sivas ve Şanlıurfa’da; 4’er ölüm Aydın, Bolu, Hatay, Manisa ve Zonguldak’ta; 3’er ölüm Adıyaman, Balıkesir, Bartın, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırıkkale, Sakarya, Trabzon ve Tunceli’de; 2’şer ölüm Adana, Afyon, Diyarbakır, Elazığ, Iğdır, Kastamonu, Mardin, Niğde ve Uşak’ta; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Artvin, Bayburt, Bilecik, Bitlis, Burdur, Çorum, Düzce, Edirne, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Isparta, Karabük, Karaman, Kars, Kırklareli, Kütahya, Malatya, Ordu, Osmaniye, Rize, Siirt, Şırnak, Tekirdağ, Tokat, Van, Yalova, Yozgat, Irak, Rusya ve Somali’de meydana geldi.

Kaynak: isigmeclisi.org

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x