Connect with us

Haberler

Üsküdar’da Eylem: Yoksulluk Büyüyor, Açlık Derinleşiyor

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB, 13 Temmuz 2025 Pazar günü Üsküdar sahilde “Yoksulluk Büyüyor, Açlık Derinleşiyor” temalı bir eylem yaptı. Eylemde açlık sınırının 4 bin lira altına düşen asgarî ücret uygulaması “kölelik” olarak nitelendirildi. Faiz ödemelerinin bütçenin çok büyük kısmını sermaye sahiplerine aktardığı vurgulanan açıklamada emekçilerin alın terinin, tabiatın yağmalandığı ifade edildi ve örgütlü mücadele çağrısı yapıldı.

Eylem boyunca “Emekçiler Köle Olmayacak, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Ezilenler Birleşin Zalimleri Def Edin, Asgarî Ücret Köleliktir, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır, Emekliler Ölüme Terk Edildi, Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Faizci AKP Hesap Verecek, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Allah Adaleti Emreder, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Rakamlar Sahte Sömürü Gerçek, Allah Adaleti Emreder” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Sağlık İlke-Sen MYK üyesi Emre Ulukaya’nın okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

TABİATIYLA, İNSANIYLA YAĞMALANAN, SÖMÜRÜLEN

BİR ÜLKE FOTOĞRAFINDA YOKSULLUK BÜYÜYOR,

AÇLIK DERİNLEŞİYOR!

Bismillahirrahmanirrahim,

Kıymetli dostlar,

Vakitler; aylar ve yıllar su gibi geçiyor ancak ülkede adaletsizlikler bitmiyor.

Yoksullardan, ezilenlerden yana bir iyileşme olmuyor.

İşçinin, emekçinin, esnafın, köylünün, alın teri ve emeğin lehine bir gelişme yaşanmıyor!

Biliyorsunuz, 2025 yılı için geçerli olan asgari ücret

22 bin 104 lira 67 kuruştur.

1 Ocak 2025’ten itibaren uygulanan bu sömürü ve kölelik ücreti şu an itibariyle açlık sınırının net 4 bin lira altına düşmüştür.

Evet, yanlış duymadınız: Asgarî ücret açlık sınırının tam 4 bin lira altına düşmüştür!

İstanbul halkı!

Asgarî Ücret denen uygulama, kapitalist sömürü düzeninin köleci karakterinin açık ve somut örneğidir.

Evvelâ bu uygulama ile, kapitalist işleyişle hesaplaşılması gerektiğini vurgulayalım.

İnsan onur ve haysiyetini ayaklar altına alan, köleciliği dayatan bu düzen, kendini asgarî ücret zulmü ile gösteriyor.

Biz bu dayatmaya, kapitalizmin yıkıcılığına, devlet ve sermayenin ortaklaşa emek ve haysiyet düşmanlığı yapmalarına karşı adaletten ve dayanışma cephesinden yana duruyoruz.

Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” ilkesini savunuyoruz.

Emek ve haysiyet mücadelesinin ancak bu ilkeye tutunarak mümkün olabileceğini haykırıyoruz.

Kapitalist sömürü düzenine karşı duran vicdanlar!

TÜİK’in sahte enflasyonu bile yüzde 35’in üzerindedir.

Bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu ENAG’ın tespitlerine göre ise enflasyon yüzde 69 seviyesindedir.

Aradaki farka dikkatinizi çekmek isteriz.

TÜİK verilerinin gündelik hayatla ne kadar uyuşup uyuşmadığının takdirini size bırakıyoruz.

Temel ihtiyaçlarınızın fiyatlarının ne kadar arttığını sizler çok iyi biliyorsunuz.

Biliyor ve görüyoruz ki TÜİK, türlü numaralarla bu maliyetlerin gerçek oranlarını gizliyor.

Kamu çalışanlarının hak ettikleri maaş artışlarını bu ucuz numaralarla kırpıyor, bütün emekçilere dönük ücret politikalarını olumsuz yönde belirlemiş oluyor.

Doğalgaza yaptıkları yüzde 25’lik astronomik zammı da maaş artışlarına yansımasın diye kendilerince uygun tarihlerde yapıyorlar!

Ancak, ne yaparlarsa yapsınlar hakikati örtemezler.

Güneş balçıkla sıvanmaz!

Yoksulluğu, pahalılığı, sömürüyü asla gizleyip saklayamazlar!

Emeğin dostları,

Halkımız barınma, eğitim, sağlık gibi temel haklara ulaşmakta zorlanıyor.

Kapitalist sömürü düzeni, nefes almayı bile halkımıza çok görüyor.

“Kriz” denilen yıkım süreçleriyle emek ve alın teri yağmalanıyor.

Emek ve alın terinin yağmalanması yetmiyor tabiat talan ediliyor!

Daha geçen gün yine Üsküdar’da zeytin ağaçlarının sermayenin maden yağması için nasıl katledileceğini izah eden bir eylem yaptık.

Şu anda köylerde, Ankara’da insanlar, hükümet-sermaye ortaklığında yağmalanan tabiatı korumak için ayaktalar, isyandalar, eylemdeler!

Tabiatıyla, insanıyla yağmalanan, sömürülen bir ülke fotoğrafı var karşımızda!

Ayakta kalmakta, yaşamakta zorlanan halkımızın tümüyle köleleştirilmesi için devlet-sermaye iş birliği tam gaz ilerliyor.

Kıymetli halkımız,

Açık ve net bir tablo çizelim:

70-80 metre karelik evlerin ortalama kirası artık en az 20-30 bin liradır.

Ulaşım maliyetleri kat kat artmıştır.

Aileler, çocuklarının eğitim süreçlerindeki masraflarını karşılayamamaktadır.

Şehir içi, şehirler arası ulaşım halkımıza adeta hapishane hayatını dayatıyor.

Ekonomik yetersizlikler, halkımızın tedavi imkânlarını ellerinden alarak sağlık sorunlarını derinleştiriyor.

Yoksulluk sınırının 85 bin liraya, açlık sınırının 26 bin liraya ulaşması ne demektir arkadaşlar?

Şimdi size soruyoruz:

Açlık sadece gıdayla ilgili bir durum mudur?

Barınma, sağlık, ulaşım, eğitim, kültür alanlarındaki açlıktan bahsetmeye bu ülkede sıra bile gelmiyor!

TÜİK verileri üzerindeki şaibe sürüyor. TÜİK, yargı kararına rağmen madde fiyat listesini yine açıklamadı.

Evet, 1 Ocak 2025 tarihinde Açlık sınırı 22 bin lira seviyelerinde iken bugün Açlık Sınırı 26 bin lira seviyesine ulaşmış ancak AKP iktidarı ve onun temsil ettiği sömürü düzeni, bırakın “Hakça Bölüşüm-Adil Paylaşım” ilkesine yaklaşmayı, asgarî ücrete ek zammı bile gündemine almıyor!

İşte emekçilere, milyonlarca aileye ancak açlık sınırının altını yani ölümü lâyık görüyorlar!

İstanbul halkı; siz, bu vicdansızlığa razı mısınız?

Çalışanların en az yarısı asgarî ücretle çalışıyor arkadaşlar.

7 milyondan fazla kişi bu kölelik ücretine tâbîdir.

Yine çalışanların yüzde 22’si asgarî ücrete bile erişemiyor.

Bu ne demek biliyor musunuz?

En az 1,5 milyon insan kölelik ücreti bile alamıyor!

Bir de başta sınırsızca sömürülen mülteci emeği olmak üzere kayıtlara geçmeyen sayısız emekçinin çok daha kötü durumu var!

Daha da korkunç olanı ise emek ve ekmek mücadelesinde her yıl en az 2 bin işçi kardeşimiz iş cinayetlerine kurban gitmesidir!

İSİG Meclisi’nin raporuna göre yılın ilk altı ayında hayatını kaybeden işçi sayısı 961’e ulaşmış durumdadır!

Sadece Haziran ayında iş cinayetlerinde en az 164 kardeşimiz katledildi.

Bu büyük katliamın nasıl oluyor da üzeri örtülüyor!

Ezilenlerin, yoksulların, emek ve alın terinin yanında hizalanan kardeşlerimiz! 

Milyonlarca emekli çok çok düşük maaşlarıyla adeta ölüme mahkûm edilmiştir.

Yıllarca çalışıp didinerek emekli olanlar için hayat artık çekilmez bir işkencedir.

2019’da ortalama emekli aylığı en düşük emekli aylığının 2 katı iken 2024’te yüzde 16 fazlasına gerilemiştir.

Tıpkı asgari ücrette olduğu gibi emekli aylıklarını da en dipte eşitlediler!

En düşük emekli aylığı alan 3 milyon 716 bin kişinin payına düşen şey KATMERLİ AÇLIK’tan başka bir şey değildir arkadaşlar.

TBMM’de en düşük emekli maaşının 35 bin lira olmasını isteyen bir milletvekilinin talebine karşılık AKP sıralarından kahkaha atıldığını da arsızlığın boyutlarını sergilemesi bakımından buraya not edelim.

En düşük emekli maaşının 14 bin 469 liradan 16 bin 881 liraya yükseltilmesine Meclis Genel Kurulunda onay verenlerin nasıl bir adalet anlayışına sahip olduklarını merek ediyoruz.

Evet, Açlık sınırı 26 bin lira iken, en düşük emekli aylığı 16,881 lira olarak belirlenmiştir.

Bu taksime göre milyonlarca emekli, yaşayan ölü hâline getirilmiştir.

Kıymetli dostlar!

Sermaye sahipleri tarafından mülteci emeği sınırsızca sömürülmektedir.

Egemen dünya düzeni, coğrafyaları talan ederek halkları mültecileştirmektedir.

Yaşama tutunabilmek için oradan oraya savrulan sığınmacıların çaresizliğini kullanan kapitalist zalimler; uzun çalışma saatlerini, zorlu çalışma koşullarını ve çok çok düşük ücretleri güvencesiz ve sosyal haklarından mahrum mülteci emekçilere dayatmaktadır.

Bu insanlık dışı uygulamalar yetmezmiş gibi sığınmacılar, kim oldukları bilinen ırkçı çevrelerin linç girişimlerine maruz kalarak katledilmekte, ev ve iş yerleri yağmalanmaktadır.

Hâlbuki hesap, yerli-sığınmacı demeden hepimizi sömüren yerel ve küresel kapitalist düzenden sorulmalıdır.

Öfke, o sömürücü zalimlere yöneltilmelidir.

En alttaki savunmasız insanlara yapılan saldırılar başka bir zulümdür ve gerçek zalimin işine yarar!

Ezilenler dayanışma içinde olmalı, kendilerini birbirlerine kırdırmak isteyenlere fırsat vermemelidir.

Emeğin dostları,

Kapitalistlerin hizmetindeki siyasal düzenin temsilcisi AKP iktidarı, memleketin bütün kaynaklarını yerel ve küresel sermayeye aktarmak için çırpınmaktadır.

Halkın ve ülkenin sırtından servetine servet katan bu asalak zümre, AKP’nin yüksek faiz cenneti yaptığı Türkiye’de yoksuldan zengine servet transferinin yarattığı sonuçların keyfini sürmektedir.

Hazinenin faiz ödemeleri ilk 6 ayda 1 trilyon 36 milyar lirayı aştı. Sadece Haziran’da hazine 250 milyar lira faiz ödedi. İlk altı ayda faiz ödemelerinin toplam ödemelere oranı yüzde 14,90’a yükseldi.

2025 bütçesinden faiz ödemeleri için plânlanan payın 1 trilyon 950 milyar lira olarak hesaplandığını hatırlatırsak sene sonunda ne kadar daha faiz ödeneceğini tahmin edebiliriz!

Yüksek enflasyon ve vergi üstüne vergilerle halkı canından bezdiren; sermaye sahiplerinin değil de emekçilerin ücretlerine göz diken, alın terini yağmalamak için türlü numaralar çeviren bu zam, sömürü, yağma düzenine karşı sesimizi daha çok yükseltmeliyiz.

Bir yandan finansal yağma; diğer yandan neoliberalizmin dağ-taş, nehir-ova, ırmak-göl demeden sınırsız talanına açılarak delik deşik edilen Anadolu coğrafyası bize, azgın sermaye düzeninin fotoğraflarını sunmaktadır.

AKP iktidarı, kapitalizmden çıkmayı tercih etmek yerine sahte iklim kanunlarıyla yeni ifsatlara yol vermekte, zeytin kanunu ile yaşam kaynaklarımıza sermaye lehine tırpan vurmaktadır.

Yoksullaştırılmış halkımız vergi sağanağı altında perişan olurken büyük şirketlerin devâsâ vergi borçları silinmektedir.

TÜİK verilerine göre 2023 yılı itibariyle Türkiye nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre artarak yüzde 50’ye ulaşmış; en düşük gelire sahip yüzde 20’nin aldığı pay daha da azalarak yüzde 6’nın altına inmiştir.

Necip Fazıl’ın, “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;/ Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul./ Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa!” diye tasvir ettiği bu sömürü tezgâhı işte böyle işlemektedir!

Kardeşler,

Bütün bu köleci, ifsat tablosuna karşı teklifimiz nedir?

Konuşmamızın başında da belirttiğimiz gibi “Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” ilkesi şiârımız olmalıdır.

Allah, insanlar ve diğer bütün canlılar için sayısız nimet yaratmıştır.

Peki, problem nereden kaynaklanmaktadır?

Egemen sınıfların herkes için yaratılan nimetlere el koymasından elbette!

Yani hırsızlar, örgütlü hırsızlık düzenleri, örgütlü soyguncular bütün herkesten ve tabiattan çalmaktadır.

Devletler ve sermaye el ele vererek herkesin olması gereken nimetlere el koymaktadır.

Teklifimiz tabiatı ifsat etmeden üretmek; üretileni, Allah’ın herkes için verdiği nimetleri hakça bölüşmektir, adil bir şekilde paylaşmaktır.

Teklifimiz, rekabet temelli kapitalizme karşı dayanışmayı temel ilke kabul etmektir.

Bankalar, holdingler büyürken esnaf batıyor, küçük köylü yok oluyor, işçiler her ay yüzlercesiyle iş cinayetlerine kurban gidiyor! O hâlde neden dayanışarak sesimizi, itirazımızı daha çok yükseltmiyoruz!

Emekten, alın teri ve dayanışmadan yana duran dostlar,

Sermaye düzeninin müfsit, sömürücü ve köleci dayatmalarına karşı yan yana duralım!

Âlemlerin Rabbi olan Allah kimseyi kimseye “efendi” olarak yaratmamıştır.

Kimileri açlık ve yoksullukla mücadele ederken kimileri çaldığı, gasp ettiği nimetleri stoklayarak, çitleyerek huzur ve zenginlik içinde yaşayamaz!

Haysiyet mücadelesi veren herkes bu işleyişe çomak sokmalıdır, adalet için haykırmalıdır, ifsada geçit vermemelidir.

Şüphesiz ki Allah ifsat edenleri, zalimleri sevmez; adaleti emreder!

Tekrar tekrar haykırıyoruz:

Egemenlerin, yoksulluk sınırı 85, açlık sınırı 26 bin lira iken yoksul emekçi kitlelere 22 bin lirayı lâyık gören zam, sömürü, yağma düzenine itiraz edelim!

Emeğinin, alın terinin karşılığını alamayan, ürünleri yağmalanan çiftçilerimiz traktörleriyle yollara, meydanlara çıkarak mücadelesini yükseltiyorlar!

Hâl-i hazırımızı, geleceğimizi, tabiatımızı yağmalayan; gençlerimizi geleceksiz bırakan; emeklilerimizi ölmüşten beter eden; alın terini değersizleştirip sermayeye peşkeş çeken; çalışırken köleleştirdiği emekçileri iş cinayetleriyle hayattan koparan; halkımızın bir bütün hâlinde yaşam umudunu öldüren zalim düzen, biz itiraz etmezsek daha da pekişecektir.

Bu sömürü çarkını ancak adalet ve eşitliği hedefleyen ıslah mücadelesini yükselterek kırabiliriz.

Bu köleci düzeni reddedelim; emek ve alın terine düşmanlık yapan bütün organizasyonları dağıtalım!

İnsan onur ve haysiyetini Beled Sûresi 13. ayette “Fekkü Raqabe!-Kölelere Özgürlük” beyanıyla işaret edilen güzergâhı takip edip bu sömürü düzenine “Hayır!” diyerek savunabiliriz.

Şüphesiz ki Allah eşitlik ve adaleti emreder; kötülüğün her çeşidini yasaklar, lânetler!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Haberler

Metin Yeğin, ÖYB’de Konuştu: Venezuela’da Neler Oluyor?

Yayınlanma:

-

Latin Amerika hakkındaki çok boyutlu vukûfiyetiyle bilinen gazeteci, yazar ve sinema yönetmeni Metin Yeğin, 07 Ocak 2026 tarihinde Özgür Yazarlar Birliği‘nde “Venezuela’da Neler Oluyor?” başlıklı bir konuşma yaptı.

Metin Yeğin’in konuşmasından notlar şu şekilde:

Bir gün bir kapı açılır ve her şey değişir. Bugün devletler üçe ayrılıyor: kötü devletler, daha kötü devletler, daha daha kötü devletler. Bugün bir devlet gelip sizin devletinizin başkanının kapısından girip onu kaçırabilir. Maduro ve eşine Amerika’nın yaptığı buydu. Aslında eşi demek de sıkıntılı bir durum çünkü Maduro’nun eşi “Cilia Flores” olduğu için kaçırıldı zaten. Eşi diyerek onu kimliksizleştirmemek gerekiyor.

Bugün olan şey tabii ki uluslararası hukuka aykırı. Zaten son yıllarda olan birçok şey ikinci dünya savaşından sonra şekillenen uluslararası hukuka aykırı bir şey. Trump; kaçırmakla yetinmedi, diğer bölge ülkelerine de ayaklarını denk almaları konusunda göz dağı verdi. Bununla da yetinmedi, aslında konuşmasında çekilen fotoğrafların hepsi de verilmek istenen korku mesajına hizmet ediyor; arkasında CIA başkanın olması gibi!

Herkes bu kaçırılma olayını, bu faşizm pornografisi ve propagandası doğrultusunda korkutucu buldu ve dehşete kapıldı. Aslında doğru soruları sormak gerekiyor. “Trump’ın plânı başarılı oldu mu?” sorusu, asıl sorulması gereken sorudur. Bana soracak olursanız başarılı olmadı. Venezuela’ya baktığımızda bir değişiklik görebiliyor muyuz? Venezuela sadece Maduro ya da eşinden mi ibaret? Geriye kalanlar aynen kaldılar. Delcy Rodriguez yardımcıydı, şimdi Maduro’nun yerine geçti. Ben bütün bunları bir iyimserlik tablosu üzerinden değerlendirmiyorum, birer olgu bunlar. Trump da tam bu yüzden “Her şey devam ederse ikinci bir müdahale yaparız!” diyor.

Amerika’nın Venezuela petrolünde gözü olması meselesi de çok gerçekçi değil. Çünkü zaten Venezuela’nın petrol rafirenerisi yok, hepsi Amerika’nın elinde. Elbette bunu söylemek, Amerika’nın oradaki emellerinin yok olduğu anlamına gelmiyor. Petrol dışında talan edilmemiş değerli madenler, su ve Amazon’un bir kısmı da hala Venezuela’da. Bunun gibi birçok değerleri de ele geçirmeye çalışıyor. Yani sadece petrolü ele geçirmesi meselesi değil.

Bütün bunların ardından şunu düşünüyorum: Trump acaba bu eyleminde tuzağa mı düşürüldü? Çünkü Venezuela’da hiçbir şey değişmedi. Rodrigez’in “Amerika ile masaya oturabiliriz.” demesi aslında hiç de yeni bir şey değil. Venezuela zaten 15 yıldır Amerika ile masaya oturuyor. Maduro da kaçırılmadan bir hafta önce Amerika ile masaya oturmuştu. Bu bağlamda bir gerginlikleri yoktu zaten. Burada olan mesele Amerika’nın saldırganlığından ibaret. Bundan sonra Rodrigez ile anlaşmaya oturacak olmaları Venezuela’ya dair değil Amerika’nın kendisine dair bir değişimi gösterir. Aralarında bir gerilim değil, Amerika’nın saldırganlığı ve Venezuela’nın kendisini savunması vardır.

Birçok yalan ve komplo var bu meselede. Bu yalanlara ve komplolara kapılmadan harekete geçme potansiyelini korumak önemli.

Trump, birçok yanlış yaptı bu süreçte. Konseye sormadan askeri güçleri uluslararası bir bölgede kullandı. “Kurşun sıkılmadı, ölüm olmadı.” diyor ancak bunun bir kesinliği yok. Çünkü aynı konuşmasında hastanede olan insanlardan bahsediyor. Ayrıca Maduro’yu kaçırdıktan sonra New York’a götürmek -entelektüel anlamda bu kadar zengin ve muhalif bir yere- ve Florida gibi yerlerde yargılamamak da büyük yanlış.

Maduro’nun mahkemedeki açıklamalarına baktığımız zaman Türkçe kaynaklarda yalnızca kendisine dair “Ben iyi bir insanım!” gibi cümleler var. Ancak İspanyolca çevirilere vs baktığımızda Maduro’nun kendisini Cenevre’ye gönderme yaparak “Ben Venezuela devlet başkanıyım, burada savaş esiri olarak tutuluyorum!” diye savunduğunu görürsünüz. Bu, bir teslim olma değildir aslında. Komplocular bunu basit bir teslim oluş gibi algılıyorlar. Bunun arkasında “O bile teslim oldu, ben niye pijamamla evde oturmayayım?” anlayışı var. Bu da insanları eylemsizliğe götürür.

Oysa devlet dediğimiz hikâye koca bir ideolojidir. Devleti ayakta tutan şey de tüfekler, tanklar değildir; ideolojidir. O ideolojiye karşı bir şey söylemeye kalktığınızda asıl devlet dediğiniz mekanizma bu yüzden bozulur. İdeolojiyi tutan hikâye bu zaten, yoksa herkes boşuna niye demokrasi diyor. Oysa ortada demokrasi dediğimiz bir şey yok ki!

Bize dört ya da beş yılda bir demokrasi hakkı veriyorlar, mührümüzü basıyoruz ve bulaşmasın diye kâğıtları itinayla katlıyoruz. Sonra akşam evlerimizde seçimi kazananı izliyoruz. Ve sonraki dört beş yıl da televizyon izliyoruz. Bu mu demokrasi? Bu, kâğıt katlama sanatı olan origamiden başka bir şey değildir. Ben bu kadar ahmak mıyım ki sizin dört-beş yıldaki kararınıza kendimi bırakacağım? İki ayda fikrimin değişmediğini kim söyledi?

Reichstag yangınında Naziler, bunun komünistlerin suçu olduğunu söylediler. Yargılanan anti-faşist Georgi Dimitrov, Nazi mahkemelerinde beraat etti. Bu ironik durum, şimdiki demokratik durumumuzu gösteriyor.

Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığından kaçırdılar güya. Ancak o bölgede bu suçla en çok özdeşleşen ülke ABD’dir. 1989’da Panama’nın devlet başkanı Noriega’yı da kaçırmışlardı. Noriega aslında CIA ajanıydı, sonradan ilişkileri bozuldu. Dünya üzerinde buna benzer birçok skandal çıktı. Uyuşturucu kaçakçılığı kontr-gerillayı beslemek için kullanılıyordu. Bunun temel müsebbibi CIA ve Amerika’dır.

Böylesine karmakarışık dünyanın içinde bu şiddet ilk başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyaya yöneldi. Latin Amerika’da da radikal sol hükümetler yavaş yavaş dağılmıştı.

Diyelim ki Maduro yıkıldı orada, Çin oradan ayrılacak mı? Anlamsız bir soru, Çin’in Amerika’da da yatırımları var. İnsanların gözden kaçırdıkları başka meseleler var. Mesela Panama Kanalının olması meselesi de tamamen ABD’nin emeline bağlıdır aslında. Başka bir söylem daha var; ABD’nin hegemonyasına dair Afrika ya da Asya’yı Çin, Rusya gibi devletlere bıraktığı ve Latin Amerika’ya odaklandığı şeklinde. Hegemonya bütüncül bir şeydir, “herhangi bir yerden vazgeçmek” demek sistemin kendisinin değişmesi demektir. Amerika’nın yaptığı şey bir yerlerden vazgeçmek değil. Hegemonyası zarar gördü.

Chavez dönemi, Amerika’nın başarısızlığına dair çok güçlü bir örnektir. Amerika bu yüzden Latin Amerika’ya dair bir hegemonya oluşturamadı, oluşturamaz. Şu an pek bir şey değiştirilemedi. Bir süre sonra neler olur bilemeyiz ancak güncel durum bu şekilde.

Ben hâlâ halkların kendisini değiştirme gücüne inanıyorum. Zaten bütün tarih bundan ibarettir. Küba’da bir kahvede otururken halka sormuştum “Amerika’dan korkuyor musunuz?” diye. Onlar da şöyle cevap vermişlerdi: “Amerika’nın işgal etmeye çalıştığı ama sabit kalabildiği tek bir yer var mı ki!”

Notlar: Meryem Kılıç

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’nin Maduro’yu Kaçırmasına Tepkiler Sürüyor: Firavun Trump, Venezuela’dan Defol!

Yayınlanma:

-

ABD’nin Venezuela’ya saldırarak devlet başkanı Maduro’yu ve eşini kaçırması 4 Ocak 2026 Pazar günü Üsküdar’da protesto edildi. Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB tarafından düzenlenen eylemde egemen dünya düzenine, emperyalist saldırganlığa karşı durulması çağrısı yapıldı.

Katil ABD Venezuela’dan Defol, Venezuela Halkı Yalnız Değildir, Katil ABD Katil İsrail, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, NATO’dan Çıkılsın Emperyalist Üsler Kapatılsın, Borular Sökülsün İşgalciler Sürülsün, Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi, Direniş Var Yılgınlık Yok, Firavun Trump Venezuela’dan Defol, Trump’ın Değil Halkların Dostu Ol” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına açıklamayı Şilan Deniz, Meryem Karayıl ve Gülşah Eldemir okurken yazar Şükrü Hüseyinoğlu da bir konuşma yaptı.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Firavun Trump, Venezuela’dan Defol!

Bismillâhirrahmânirrahîm,

Bugün, Latin Amerika’nın kalbi Venezuela’ya yapılan haydutça saldırılara karşı sesimizi yükseltmek; emperyalizmin karşısına dikilmek için buradayız! Katil, emperyalist, yağmacı ABD’nin askerî müdahalesi yalnızca Venezuela’yı değil, tüm dünya halklarının özgürlük ve bağımsızlık iradesini hedef almaktadır.

ABD yönetimi, on yıllardır sürdürdüğü “arka bahçe” zihniyetiyle, Venezuela’yı ekonomik abluka, siyasi darbe girişimleri, hibrit savaş yöntemleri ve açık askerî müdahale tehditleriyle diz çöktürmek için her yolu denemiştir. Venezuela’ya yönelen bu saldırganlık, tesadüfî ya da geçici değildir; bu saldırı, emperyalizmin küresel ölçekte yaşadığı hegemonya krizinin açık bir sonucudur.

Kıymetli dostlar!

ABD’nin son yıllarda yayımladığı Ulusal Güvenlik ve Savunma Strateji belgeleri, Washington’un sömürgeci niyetlerini artık gizleme ihtiyacı duymadığını göstermektedir. Bu belgelerde Batı Yarımküresi üzerinde ilan edilen sözde “özel haklar”, 19. yüzyıldan kalma karanlık Monroe Doktrini’nin güncellenmiş ve militarize edilmiş bir versiyonudur.

ABD, Latin Amerika’yı hâlâ kendi münhasır nüfûz alanı olarak görmekte; bölge halklarının iradesini tanımamakta; bağımsız devletlerin kendi siyasi, ekonomik ve diplomatik tercihlerini yapmasını bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak ilan etmektedir. Venezuela’nın hedefe konulmasının temel nedeni de budur: Emperyalizme boyun eğmeyen, bağımsız bir iktisat ve dış politika hattı izleme ısrarı!

Venezuela halkı, Amerikan strateji belgelerinin bir piyonu olmayacak kadar onurludur!

Emperyalizmin karşısına dikilen bilinçler!

Bugün Venezuela’ya yönelen saldırıyı yalnızca ikili bir ABD-Venezuela gerilimi olarak okumak, gerçeği perdelemek olur. Bu müdahale, küresel sistemde yaşanan derin güç kaymasının, ABD hegemonyasının zayıflamasının ve çok kutuplu bir dünya düzeninin doğuş sancılarının bir parçasıdır.

ABD, Çin’in yükselişini, Rusya’nın askerî ve diplomatik yeniden konumlanışını ve Küresel Güney’in bağımsızlaşma eğilimlerini kendi egemenliği için bir tehdit olarak görmektedir. Venezuela ise, Çin ve Rusya ile geliştirdiği ekonomik, enerji ve diplomatik ilişkiler nedeniyle Washington açısından “cezalandırılması gereken” bir örnek haline getirilmiştir.

Ancak altını çiziyoruz:
Bizler, emperyalizme karşı mücadelede hiçbir büyük gücü masumlaştırmıyoruz. Rusya ve Çin’in de kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden küresel güçler olduğu açıktır. Ne var ki Venezuela halkının bu ülkelerle kurduğu ilişkiler, ABD’nin dayattığı sömürü ve bağımlılık zincirlerine alternatif arayışlarının bir sonucudur. Emperyalizmin tahakkümüne karşı manevra alanı yaratma çabası, işgal gerekçesi olamaz!

Ezilen halkların omuzdaşları!

Egemen dünya düzeni, hiçbir zaman kendi ilkelerine, yaldızlı laflarına sadakat göstermedi. Uluslararası hukuk gibi palavraların öteden beri ne anlama geldiğini biliyoruz!

Biz uluslararası hukuk denen ve sömürüyü perdeleme vazifesi gören şarlatanlıkların ne manaya geldiğini Afganistan ve Irak işgallerinden, Filistin’e karşı yürütülen soykırım savaşından biliyoruz!

Beyaz Saray koridorlarında yazılan senaryolar, dışarıdan atanan “geçici başkanlar”, ekonomik boğma politikaları ve asker! tehditler; egemen dünya düzeninin gerçek işleyişidir; herhangi bir hukukla ilgisi yoktur, bu uygulamalar ancak ve ancak sömürge dönemlerinin zorbalığıyla açıklanabilir!

Direnen halkların yanında saf tutan yürekler!

Bizler çok iyi biliyoruz ki ABD’nin Venezuela’ya yönelik “demokrasi”, “insan hakları” ve “insanî yardım” söylemleri Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da ve Suriye’de milyonlarca insanın hayatına mal olan yalanların birebir aynısıdır.

Venezuela’ya yönelen bu saldırganlığın temel nedeni, ülkenin sahip olduğu devasa petrol rezervleri, doğal gaz yatakları, altın ve stratejik madenlerdir. Yaptırımlar yoluyla halkı açlığa mahkûm etmek, sağlık sistemini çökertmek ve ardından “insani kriz” bahanesiyle askerî müdahaleyi meşrulaştırmak, emperyalizmin bilinen kirli bir yöntemidir.

Kardeşler,

ABD’nin Venezuela saldırısı, sadece bu ülkeyle sınırlı değildir. Bu müdahale; Küba’ya, Nikaragua’ya, Kolombiya’ya ve emperyalizmin çizdiği sınırlara sığmayan tüm halkçı hareketlere verilmiş açık bir gözdağıdır. Latin Amerika’da yeniden yükselen bağımsızlık ve entegrasyon arayışları, Washington açısından kabul edilebilecek bir yönelim değildir!

Aynı saldırgan zihniyetin Batı Asya’da İran’a, Yemen’e ve Filistin halkına yönelmiş olması tesadüf değildir. Emperyalizm, coğrafya tanımaz; bir yerde açılan gedik, tüm mazlum halkların geleceğini tehdit eder.

ABD öncülüğünde ve İsrail’in tetikçiliğinde ilerleyen egemen zorbalık; Suriye ve Libya’dan sonra İran’da, Lübnan’da, Yemen’de yeni gedikler açmak istiyor. Baştan başa bütün dünyaya diz çöktürmek istiyor ancak yağma yok! Emperyalizme de Siyonizm’e de geçit vermeyeceğiz!

Venezuela’daki bu aşağılık müdahalede İsrail’in ABD’ye verdiği açık destek, saldırının ideolojik ve stratejik boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir. Evet, Batı Asya’yı/Ortadoğu’yu işgal, abluka ve katliamlarla kana bulayanlar ile Latin Amerika’da darbe plânları yapanlar aynı küresel çıkar ağlarının parçasıdır.

İsrail’in Venezuela’yı direniş hareketleriyle ilişkilendiren suçlamaları boşuna değildir. Bu, halklara karşı kurulmuş küresel bir zorbalık ittifakıdır.

Venezuela’nın istikametini Washington’daki savaş lobileri değil ancak zulme, sömürüye direnen Venezuela halkı belirleyebilir!

Bizler, emperyalizmin, zorbalık ve işgalin karşısına dikilen vicdanlar olarak;

Haysiyet sahibi bütün insanlardan, bütün siyasi hareket ve topluluklardan Venezuela’ya yapılan ABD müdahalesinin karşısına dikilmesini,

Yine bu çevrelerden İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına konuşlu ABD-NATO üslerinin sökülüp atılması için mücadeleyi büyütmelerini istiyoruz.

Evet, Anadolu baştan başa ABD-NATO üsleriyle işgal edilmiştir. Bunu, çok uzun seneler boyunca söyledik. Bu üsler Gazze’deki soykırım savaşında aktif rol üslendi. Venezuela’daki şeytanlık ve hoyratlığa verilecek en güzel cevap bu üslerin kapatılmasını sağlamak için azim ve kararlılığı lâyıkıyla kuşanmak olacaktır!

Egemen dünya düzeninin muârızları,

Madem emperyalizmi hayatta tutan kan, petroldür madem o petrolü taşıyan damarlar petrol botu hatları, küresel gemi rotalarıdır; o hâlde üzerimize düşen sorumluluk bellidir! Irak’ta petrol için ABD’nin yaptığı aşağılık işgali ve milyonların katledilişini biliyorsunuz.

Bugün de en büyük emperyalist projelerden biri olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, emperyalizme ve Siyonizm’e çalışmaktadır ve Gazze’deki soykırım makinesinin can suyudur. O hâlde ABD’nin petrol için, enerji kaynakları için Venezuela’daki darbesine, küstahlığına verilecek en muhteşem cevap BTC boru hattının Anadolu’dan sökülüp atılması olacaktır!

Bir sözümüz de AKP iktidarınadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Maduro ile yakın ilişkisi herkesin malumudur. Eşiyle birlikte konutundan alınıp kaçırılan Maduro için tek kelime etmeyip sanki ortada eşit taraflar varmış gibi “itidal” çağrısı içeren 5 cümlelik bir Dış İşleri açıklamasıyla yetinmek son derece düşündürücü ve ibretlik bir durumdur! Unutmayalım ki tarihi ancak adil, cesur ve kararlı adımlar kurar; ezilen halklara, mazlum ve mustazaflara ancak onlar umut olur; güçlüden korkup sinenler değil!

Küresel İntifada’nın yârenleri!

Emperyalizm ne kadar saldırgan olursa olsun, Allah’ın izniyle direnen halkların iradesini kıramayacaktır. Bütün bu sancılar, Gazze’den Latin Amerika’ya uzanan Küresel İntifada’nın serpilip büyümesini müjdelemektedir!

Venezuela halkı yalnız değildir. Onların direnişi, bizim direnişimizdir!

Kahrolsun Emperyalizm!
Yaşasın Tam Bağımsız Venezuela!
Kahrolsun Küresel Emperyalizm ve İşbirlikçileri!
Yankee Go Home!

EĞİTİM İLKE-SEN       

SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD (TOPLUMSAL DAYANIŞMA KÜLTÜR EĞİTİM VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR DERNEĞİ)

ÖYB (ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ)

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Asgarî Ücret Eylemi: Kölelik Düzeni Derinleşiyor, İtiraz Et!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği, her 1 Ocak’ta olduğu gibi 2026’nın 1 Ocak günü de “kölelik” olarak tanımladığı asgarî ücret uygulamasını protesto etti.

Kölelik Düzeni Derinleşiyor, İtiraz Et!” başlığı ile düzenlenen eylemde “Asgarî Ücret Köleliktir, Allah Adaleti Emreder, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Emekçiler Köle Olmayacak, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Rakamlar Sahte Sömürü Gerçek, Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Aileler Yoksul Çocuklar Aç,  Sömürücü AKP Hesap Verecek, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Sömürüye Razı Olma İtiraz Et, Uyan Diren Özgürleş” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Cahit Erdem Örs’ün okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Bismillâhirrahmânirrahîm

 Kıymetli dostlar,

Bugün 2026’nın ilk günündeyiz.

Her 1 Ocak’ta olduğu gibi bu 1 Ocak’ta da meydanlardayız.

Yeni bir yıl daha açlıkla, sefaletle, sömürüyle, kölelikle başladığı için meydanlardayız!

Açlık ve yoksulluk her geçen yıl, bir önceki yıla göre daha da derinleştiği; sömürü ve kölelik düzeni daha bir pekiştiği için meydanlardayız!

İnsan haysiyet ve özgürlüğünü hedef alan, insan onurunu çiğneyen bu harâmî düzene karşı yılın bütün günlerinde itirazlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz!

Susmayacağız!

Hakikati haykırmanın öncelikli ödevimiz olduğu bilinciyle hareket edeceğiz.

Âlemlerin Rabbi Allah’tan başka kimseye kul olacak değiliz!

Bütün egemenler; devlet ve sermaye sahipleri de bunu böylece bilsinler!

Emeğin, haysiyetin, ezilenlerin yanında saf tutan kardeşler!

Geçtiğimiz hafta Asgarî Ücret Tespit Komisyonunun kararıyla 2026 yılı için geçerli olacak Asgarî Ücret, 28 bin 75 lira, 50 kuruş olarak ilan edildi.

Böylece bir önceki yıla göre sadece yüzde 27’lik bir artış yapılmış oldu.

TÜRK-İŞ’in düzenli olarak yaptığı araştırmada 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 30 Aralık 2025 itibariyle 98 bin188 lira olarak ölçülmüş ve artık 100 bin lira seviyesine dayanmıştır!

Yine aynı araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 30 bin lirayı aşarak 30 bin 143 lira olarak tespit edilmiştir.

Sevgili halkımız, dikkat ediniz, işçiler yeni yıl artışına göre belirlenen yeni ücretlerini ancak 31 Ocak 2026 tarihinde alabilecekler.

O vakte kadar açlık sınırının, enflasyonun hangi rakamlarda seyredeceğini düşünmek bile istemiyoruz!

Arkadaşlar!

Önceki yıllarda hükümet ve sermaye temsilcilerinin çoğunluğunu oluşturduğu Asgarî Ücret Tespit Komisyonu, artışları nispeten de olsa açlık sınırının üzerinde yapar; asgarî ücret ancak bir-iki ay sonra açlık sınırının altına düşerdi.

Şimdi ise egemen sınıfların gözlerini tamamen kararttığını görüyoruz.

Şimdi henüz Aralık ayında açlık sınırının altında bir Asgarî Ücret ilan ediyorlar!

Sahte TÜİK rakamlarına göre hedef enflasyon numaralarıyla emekçileri kesin olarak köleliğe, en vahşî sömürü koşullarına maruz bırakıyorlar!

Bu ülkede çalışanların en az yarısı doğrudan Asgarî Ücretlidir.

Önemli bir kesim ise “Asgarî Ücret akrabalığı” dediğimiz oranlarda, Asgarî Ücret’in en fazla birkaç bin lira üzerinde bir ücret almaktadır.

Artık Asgarî Ücret, genel geçer ücret olmuştur.

Asgarî Ücret bile alamadan çalışanların, mülteci işçilerin sayısını ise hesap edebilmek imkânsızdır.

Halkını, kanının ve alın terinin son damlasına kadar sömürmeye ahdetmiş bu harâmî düzeni, bu cesaret ve pervasızlığı maalesef büyük sessizlikten almaktadır.

Evet, büyük sessizlik!

Sadece birkaç küçük grubun göstereceği bir tepki, takdir edersiniz ki yetmez!

Adalet arayan; yağmacı, talancı düzenden hesap sormak isteyen herkes, yüksek sesle itiraz etmedikçe sömürü ve kölelik bitmez; bitmeyeceği gibi bir de alabildiğine kök salar!

Emeğin ve emekçilerin dostları!

İş cinayetleri çocuk-yetiştin demeden can almaya devam ediyor!

2025 yılında bir kısmı MESEM’li olan en az 91 çocuğumuz, iş cinayetlerinde hayattan kopartıldı.

Son 13 yılda ise en az 827 çocuk, evet çocuk, iş cinayetlerinde katledildi!

Yine 2025 yılında 2 binin üzerinde emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde can vermiştir!

Son 23 yılda ise 35 binden fazla emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde öldürülmüştür!

Bizim “Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!” dediğimiz bu deveran elbette halkımızın hâşâ kaderi değildir.

Allah kimseye zulmetmez; müstekbirler, azgınlar, gözü dönmüş Karun artıkları, sermaye çevreleri bu zulümleri yapar!

Tabiatla barışık, kendi ürettiğiyle geçinen, dayanışmayı temel ilke olarak benimsemiş bir insan modeli istemeyen egemenler, yoksullaştırdıkları geniş kitlelerin sadece ve sadece kendileri için çalışıp ölmesini istiyor!

Ama yağma yok!

Musa peygamberin, Firavun’un köleleştirdiği İsrailoğullarını Mısır’daki kölelik çarklarından çekip çıkardığı gibi biz de bu kölelik sarmalını parçalayacağız!

Zalimlerin, tâğutların, sermaye sahiplerinin sömürü düzeninin karşısına “Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” şiârıyla onların korkusu; ezilenlerin, mazlum ve mustazafların umudu olarak çıkmaya devam edeceğiz!

Adaletin yılmaz savunucuları!

Ebu Zer Gıfârî’yi hepiniz bilirsiniz.

Haksızlığın, sömürünün, yolsuzluğun, sınıf ayrımcılığının yılmaz düşmanlarındandır.

Onun meşhur bir sözü vardır:

“Evinde yiyecek ekmeği olmayıp da kınından çekilmiş bir kılıç gibi isyan etmeyen kişiye nasıl şaşmam!”

Bugün emekçi halkımızı, vergilere bağlanan halkımızı, yoksul halkımızı daha derin bir açlık ve yoksulluğa mahkûm ettiler!

Yoksulluk sınırının artık zenginlik sayıldığı günlere geldik.

Açlık sınırının altında başladıkları Asgarî Ücret nedeniyle Ebu Zer’in bahsettiği, isyan ve itiraza davet ettiği ekmeğe ulaşamayan insanımızın sayısı katlanmış bulunuyor.

Motorine 2025 yılı boyunca 45 defa zam yapan AKP iktidarı Asgarî Ücret için senede sadece bir kez artışı dayatıyor.

İşte bu tablo karşısında hayatın durması gerekir.

İrili ufaklı bütün siyasal, toplumsal çevreler, sendikalar, sivil inisiyatifler sarsıcı grevler yapmalı ve bu harâmî düzenden hesap sormalı, sömürü düzeninin fişini çekmelidir.

İstanbul halkı!

2015’ten bu yana ortalama fiyatlar 13 katına çıktı!

Gıda ve kira enflasyonunda zirvedeyiz!

Dikkatinizi çekiyoruz:

İnsanların en temel ihtiyaçları olan barınma ve beslenmeden bahsediyoruz.

Her 3 çocuktan 1’i okula aç gidiyor, sınıflarda açlıktan bayılan öğrenciler varken okullarda 1 öğün ücretsiz yemek verilmesi talebi görmezden geliniyor!

Açlık sınırının altında geliri olan bir ailenin çocukları okula nasıl tok gitsin arkadaşlar, soruyoruz sizlere!

Şair Turgut Uyar’ın o meşhur dizesini bu meydanlarda her eylemde haykırıyoruz:

“Açlık çoğunluktadır!” Evet, açlık çoğunluktadır!

Allah’ın herkes için adil bir şekilde verdiği nimetlere el koyan bir avuç yerel ve küresel azgın azınlık, bütün bir insanlık için hayatı cehenneme çeviriyor!

Bu azgınlığa geçit vermeyeceğiz!

Tabiatın ve insanın yağmalanmadığı yeni bir dünyayı kurmak mümkün ve gereklidir.

Rabbimizin özgür olarak yarattığı kullarını kimse köleleştirmeye çalışmasın!
İnsanlığın tarihi Firavunların, Nemrutların nasıl yere serildiğinin, direniş ve devrimlerin tarihidir.

Evet açlık çoğunluktadır ancak sömürü düzeninin çarklarına çomak sokan birer Ebu Zer olma azim ve kararlılığımız asla yok olmayacaktır!

Şüphesiz ki Allah adaleti emreder, kötülük ve zulmü yasaklar!

EĞİTİM İLKE-SEN        SAĞLIK İLKE-SEN            TOKAD                       ÖYB

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x