Connect with us

Haberler

Kamu TİS Müzakerelerinin Hak ve Adalet Temelinde Yürütülme Çağrısı

Yayınlanma:

-

Kamuda toplu iş sözleşme (TİS) süreci başlarken sendikalardan da süreçle ilgili açıklama ve değerlendirmeler geliyor. Eğitim İlke-Sen ve Sağlık İlke-Sen ortak açıklamasında müzakerelerin hak ve adalet temelinde yapılması, problemlerin bir bütün olarak ele alınması çağrısında bulunuldu.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Kamu TİS Müzakereleri Hak ve Adalet Temelinde Yürütülmelidir

Kamuda toplu sözleşme süreci grev yasaklarının gölgesinde başladı. Öncelikle altını çizerek vurgulamalıyız ki, bu sürecin kamuoyunda “memurların zam pazarlığı” olarak algılanması, müzakereci sendikaların da bu algıyı besleyen tavırları kabul edilemez.

Ekonomisinden adaletine, siyasetinden ekolojisine kadar her bir yanıyla ciddi problemlerle yüz yüze olduğumuz ülkedeki meselelere bir bütün hâlinde bakıp talepleri ona göre oluşturan, müzakereleri bu perspektifle yürüten bir sendikal iradeye ihtiyaç vardır.

İçinde bulunduğumuz açmazlardan çıkmak için kamu emekçilerinin sözcüsü olanların radikal önerileri olmalı; bu öneriler, sorunlara hak ve adalet temelinde insandan tabiata uzanan bir perspektifle odaklanmalı, muhataplarını da bu çizgiye çekmelidir.

Açlık ve yoksulluk sınırının zirve yaptığı bir vasatta artık bütün güvenilirliğini yitirmiş TÜİK verileri üzerinden pazarlıkların yürütüldüğü bir sözleşme süreci çaremiz değildir. Asgari ücret köleliğinin derinleştiği, hem resmî hem de gayr-ı resmî enflasyon rakamlarının zirve yaptığı, işsizlik ve yoksulluğun geniş halk kesimlerini kuşattığı, adalet ve liyakatin iptal edildiği bir ortamda başka ve köklü mevzular konuşulmalıdır.

Bizim İLKE-SEN olarak başından beri yaklaşımımız budur. Yandaş sendikaların birtakım rakamsal pazarlıklarının kamu emekçilerini ve ülkede kamu emekçilerine dönük algıları nasıl etkilediği ortadadır. Sıralamaya gayret ettiğimiz problemleri bir bütün olarak gören ve bunlara dâir eleştirel pozisyonunu tahkim eden ve mes’ullerden bütün halk kesimleri adına hesap soran bir irade sendikal duruşumuzun merkezinde yer almaktadır.

Bütün halkımız gibi kamu emekçileri de en azından yoksulluk sınırının üzerinde bir güvenceyi hak etmektedir. “Hakça Üretim ve Bölüşüm, Âdil Paylaşım” asla ödün veremeyeceğimiz temel ilkelerimizdendir.

Yokluğunu KHK’lılar örneğinde acı bir şekilde tecrübe ettiğimiz üzere tam ve kâmil manada bir adaletin tesisi adalet arayan vicdan sahibi herkes gibi kamu emekçilerinin de baş talebidir. Haksız-hukuksuz ihraçlara sebebiyet veren OHAL ürünü KHK’lar iptal edilmeli, adil yargılamaların yokluğunda zalimce muamele görerek işlerinden edilip hapislerde çürütülen kamu çalışanları özür ve maddî-manevî zararlarının tazmini ile işlerine iade edilmelidir.

Yine OHAL döneminde hukuksuz bir şekilde iptal edilen ve aynı hukuksuzlukla işletilen belediye başkanlıkları örneğinde de olduğu gibi kayyım düzenine geçilen üniversitelerdeki rektörlük seçimlerinin de açıkça gösterdiği üzere liyakat değil emir eri zihniyeti öne çıkmıştır. Baştan aşağı her alana yayılan bu yönetme tarzı bizim doğrudan karşı çıktığımız ve acilen düzeltilmesini istediğimiz bir hukuksuzluk ve perişanlıktır.

Kovid-19 salgınına karşı hayatlarını ortaya koyarak canla başla mücadele eden sağlık çalışanlarına reva görülen düşük ücretler, insanlık dışı yoğun nöbetler ve gerekli personel istihdamından sakınıldığı için giderek artan iş yükü öncelikli olarak görüşülmeli ve herkesin razı olacağı bir neticeye bağlanılmalıdır.

Bütün kurum ve kuruluşların işletilmesinde istişare süreçleri egemen olmalıdır. İstişarenin yokluğunda liyakatsizlik ve huzursuzluk, ardından da yıkım kaçınılmaz aşamalar olarak karşımıza çıkacaktır.

Halkımızı kuşatan her türlü ideolojik baskı, ekonomik tahakküm ve köleleştirme ile dayatılan siyasal pasifizmler doğrudan karşı çıktığımız olumsuzluklardır. Toplu İş Sözleşme süreci bu geniş zemini müzakere etmezse bizim için herhangi bir anlam ifade etmeyecek ve maalesef bu süreç yine müsamereden öteye gidemeyecektir.

Dile getirdiğimiz örneklerin çok ötesinde bir toplam olarak karşımızda duran ve bütün halk kesimlerinin birlikte tecrübe ettiği problemler için haktan yana duran, bu merkezden kalkarak zulme direnen tavırlara ihtiyacımız vardır. Bütün meselelerdeki temel duruşumuz bu zaviyenin uzantısı olmalıdır. Çünkü adalet ancak bu şekilde tesis edilebilecektir.

Şüphesiz ki Allah adaleti emreder, her türlü kötülüğü yasaklar.

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x