Connect with us

Haberler

Eğitime Erişim Sorunu Teknik Aksaklıklarla Sınırlı Değil

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Eğitimciler, salgın sürecinde uygulanan uzaktan eğitimi sitemiz için değerlendirdi:

Pandemi nedeniyle internet ve televizyon aracılığıyla uzaktan verilen eğitim sürecini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Öğrencilerin uzaktan eğitim araçlarına ulaşma imkânları çerçevesinde bir değerlendirme yapar mısınız? Eğitim-öğretim süreçlerinin tek bir merkeze bağlı olması salgın gibi kriz anlarında hangi semptomları göstermektedir? Herkes için daha iyisi nasıl mümkün olabilir?

Alaattin Uras:

EĞİTİME ERİŞİM SORUNU TEKNİK AKSAKLIKLARLA SINIRLI DEĞİL

Tüm dünyayı derinden sarsan ve elektron mikroskobuyla ancak görülebilen bir virüs, eğitimi de derinden sarsmış ve eğitimi yeniden düşünmeye, onu dönüştürmeye zorlamıştır. Kuşkusuz pandemi ilan edilmeden önce de eğitim sistemi birçok sorunla boğuşmaktaydı ancak bu sorunlar ortaya çıkan yeni sorunlarla çarpan etkisi yapmıştır.

Pandemi sonrası gelişen olaylar, süreçler ve ortaya çıkan yeni olgular yüz yüze eğitimin örtmüş olduğu meseleleri daha bir görünür kılmış, eğitim sisteminin kırılganlığını bütün çıplaklığıyla ortaya sermiştir. Yüz yüze eğitimin, dev bir halı gibi altına süpürülen sorunları nasıl örttüğünü ortaya çıkan kaosla daha iyi anlamış olduk.

Türkiye’de ilk Covid-19 vakası ortaya çıktıktan sonra okullar hemen kapatılmıştır. Bu önemli adımdan sonra EBA kanalları devreye sokularak iyi bir reaksiyon verildiğini düşünüyorum. Televizyon ve uydu alıcılarının hemen hemen her evde var olduğu düşünüldüğünde, öğrencilerin eğitime ulaşımı noktasında ufak tefek bazı sorunlar dışında ciddi bir mesele ortaya çıkmamıştır.

Okulların kısmi olarak yüz yüze açılması ve büyük çoğunluğunun ise uzaktan eğitimle devam etme kararının alınmasından sonra ortaya çıkan yeni sorunlar için ise, pandeminin ilan edilişinden beri hiçbir şey yapılmamış, Ziya Selçuk’un sık sık farklı senaryolar üzerinde çalışıldığını belirtmesine rağmen ortaya çıkan fotoğrafta öyle olmadığı ve durumun tam bir felaket olduğu görülmüştür. Marttan sonra televizyon üzerinden verilen dersler bu sefer EBA çevrimiçi sosyal eğitim platformu üzerinden canlı derslerin diğer kademelere de yaygınlaştırılması ve desteklenmesiyle başladı her şey.

Yeni dönemin ilk günü yukarıda bahsettiğim kaosun ve kıyametin koptuğu andı.  Öğretmenler, öğrenciler, veliler ve eğitimin diğer paydaşları cehennemi yaşadı desek, yeridir. 21 Eylül günü sabah dersi olanlar ne EBA sayfasına girebilmiştir, ne de canlı derslere bağlanabilmiştir. Eğitim çalışanları ve öğrencilerin karşılaştığı tek şey ekranda beliren ‘ÇOK KALABALIK’ yazan ve büyük puntoların üstünde olan öğrencilerin gösterildiği ‘şirin’ bir grafikti. Bu erişim sorunu üzerine Milli Eğitim Bakanının yaptığı açıklamalar ise bardağın dolu tarafını göstermekti. Çok fazla talep var diyen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “İnanılmaz bir talep var. Özellikle yüz yüze eğitimin başladığı günlerde büyük bir sıçrama oluştu. Bu altyapı giderek daha da güçlenecek ve bu talebin karşılanması için de her türlü tedbiri alıyoruz.” diyerek bardağın boş tarafının daha fazla olduğunu gözden kaçırmaya çalışarak güya olumlu bir hava varmış gibi konuşmuştur. Ancak gerçek çok farklı ve eğitime erişim meselesi çok ciddi boyutlarda sosyal bir problem olarak büyümeye devam etmektedir.

Tabi eğitime erişim sorunu teknik aksaklıklarla sınırlı değil. Bundan çok daha derin meseleler, teknik sorunlar giderilse bile dağ gibi çözülmeyi beklemektedir. Her şeyden önce yoksulluk bu yeni dönemde de katmerleşerek büyümekte ve eğitime erişimde en büyük bariyeri oluşturmaktadır. Diyebiliriz ki yoksulluk meselesi bitirilmeden uzaktan eğitime erişim sorunu hiçbir şekilde bitirilemez. Bu da bugünden yarına olabilecek bir şey değil ve sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nın meselesi de değil.

Düşünün ki basit bir tablet alamıyor velilerimiz. Evlerinde, 21. yüz yılda internet yok. Var olan telefonları ise hangi çocuğa yetişsin! Baba sabah işe gidiyor. Evde annenin telefonuyla, diyelim ki üç çocuklu bir ailede tek bir telefon var,  nasıl yetsin!

Bu sorunları palyatif çözümlerle de gideremeyiz. Çünkü bu bütün çocuklara ulaşmayı garantileyemez. Yapılan hayır kampanyaları da ucuz bir şovdan öteye gitmez. Hayır bu Acun’un çözebileceği bir sorun da değildir!  Zaten ortada tek bir sorun da yoktur. Devletin önünde gerçekten büyük bir problem duruyor ve geçmişte yapılanlar ve yapılamayanlar bu durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Öneriler

Canlı dersler sanki uzaktan eğitimin tek yoluymuş gibi algılanıyor. Bu anlayıştan vazgeçilmelidir. Öğretmenler çok değişik araçlar kullanabilmelidir. Örneğin eğitimde Web 2.0 araçları hayli yaygın olarak kullanılmakta. Birçok farklı internet sitenin sunduğu içerikler, videolar da uzaktan eğitim olarak da okunmalıdır. Bunun dışında örneğin Anadolu Üniversitesi’nin Açıköğretim Fakültesi ve Uzaktan Öğretim şekli çok boyutlu bir şekilde yürütülebilmektedir. Orada okuyan bir öğrenci e-kampüse girerek istediği içeriğe ulaşabilmektedir.  Sınavlarını dahi uzaktan yapabilmektedir. Bu bağlamda Milli Eğitim Bakanı’nın sınavların yüz yüze yapılacağına dair açıklamalarını da tehlikeli bulmaktayım.

EBA’yı da gördüğüm kadarıyla birçok öğretmen kullanıyor. EBA’ya getirilen harici ders tanımlamasıyla birlikte bu platforma yine Zoom’a yönlendiriyor. Yani Zoom’a dolaysız bir şekilde bağlanabilecekken, neden EBA üzerinden bağlanmaya zorlanılıyor? Orada olan basit bir link oluşturma aslında… Eğitimi tek elden yönetme, devlet kontrolü yine de elinde tutmak istiyor ama ortaya çıkan sonuç EBA’daki yükü arttırıyor.

İkincisi, EBA’yı dünyaya propaganda etmeyi bir an önce bırakıp, gerçek sorunlarla yüzleşilmeli. Uzaktan eğitimde dünyaya sunulduğu gibi bir tablo yok aslında.

Tüm bunların dışında Ağustosun son haftası seminere alınan öğretmenler ne telafi eğitimin nasıl olacağı, ne de yeni dönemin nasıl şekilleneceği hakkında tek bir bilgi elde edememiştir ve okulların yüz yüze açılacağı ve uzaktan eğitimin başlayacağı son günlere kadar da doğru düzgün bir bilgilendirmeyle veyahut demeçle karşılaşmamıştır. Dedikodu, söylenti,  sosyal medya ve internet sitelerinde dolaşan isimsiz ve imzasız dilekçelerle hareket etmeye zorlanmış, öğretmenler karanlık bir tünelde yol almaya çalışmışlardır. Öğretmenler ücret tehdidiyle hareket ettirilerek sanal dünyada dolaşan ders çizelgesine göre örneğin ilkokullar için günlük 6 ders işlenmeye zorlanmıştır. Üstelik bahsedilen yazının asılsız olduğuyla ilgili bir açıklama da yapılmamış, nitekim sonraki günlerde günlük ders sayıları düşürülmüştür. Zik zak çizerek gidilen yolda, eğitim verenler ve eğitim görenler olarak, haddinden fazla yük bindirilerek ve bunun da stres olarak ortaya çıktığı düşünüldüğünde, bu ortamda nasıl sağlıklı kalınacağını tahmin edebilirsiniz.

 

Devamını Okuyun
Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

KHK’lı Kabakçıoğlu’nun Ölümü Adaletin Ölümüdür

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Cezaevinde plastik sandalye üzerinde ölen KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu‘nun fotoğrafları ülkede infiale sebebiyet verirken hukuk ve adalet sistemiyle KHK’lıların içinde bulunduğu durumu yeniden tartışmaya açtı.

Eğitim İlke-Sen, Kabakçıoğlu‘nun ölümüyle ilgili bir açıklama yayımladı. Açıklama şu şekilde:

KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun Ölümü Adaletsizliğin Açık Fotoğrafıdır

KHK’lı mahkûm Mustafa Kabakçıoğlu’nun hapishanede, bir plastik sandalyeye uzayan ölü bedeni aslında insanın, hukukun, adaletin bir bütün hâlinde açık ölümüdür.

KHK’lılar içerde ve dışarda canhıraş bir adalet ve hukuk mücadelesi veriyorlar. Mustafa Kabakçıoğlu’nun vicdanları kanatan ölümü bu mücadelenin ne denli büyük bir acı ve zulme karşı yürütüldüğünün çarpıcı bir kanıtı olmuştur.

Devletin kontrol ve gözetiminde bulunan birinin bırakalım gasp edilen hak ve hukukunun teminini, en temel insani hak olan muayene ve tedavi taleplerinin bile değerlendirilmemesi hiçbir şekilde kabul ve izah edilemez!

Cezaevlerinde yaşanan onca ihlal sürekli gündeme gelmekte ancak bunlar için köklü bir çözüm üretilmemektedir.

Mahkûmiyetler ancak adil ve şeffaf yargılamaların neticesinde ortaya çıkabilmelidir. Adil ve şeffaf yargılamaların yokluğunda mesnetsiz iddialarla işlerinden atılan ve hapishanelerde felâket derecede berbat koşullarda tutulan onca insan için tam bir hukuksuzluk cehennemi vâr edilmiştir.

İnsanı aziz kabul etmeyen bir anlayış kendini adalet ve hukuk diye takdim edemez. Böylesi bir durum zulümden başkasını üretemez.

Mustafa  Kabakçıoğlu’nun ölümü bir kez daha bu zulüm mekanizmasını gözler önüne sermiştir. Dahli olan herkes bu vebalin taşıyıcısıdır.

Yürekleri ezip burkan fotoğrafların ortaya koyduğu yalın hakikat karşısında susmak, hesap sormamak hiçbir vicdana yaraşmaz!

Bu dünyada verilmeyen hesaptan ise kimse mutlu olmamalıdır, ahiret gününün hesabı pek çetin olacaktır!

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

Haberler

Kürtçe Yasaklarına Yeni Halka

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği, Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Tasfiye Dergisi, İBB Şehir Tiyatrosunda gösterilecek Kürtçe tiyatro oyununun Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı tarafından yasaklanmasıyla ilgili olarak ortak bir açıklama yayımladı.

Açıklama şu şekilde:

Kürtçe Tiyatronun Yasaklanması Skandaldır, Hakikate Meydan Okuyan Bir Hadsizliktir!

Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunda sahnelenecek Kürtçe tiyatro oyununu gösterime kısa süre kala yasaklamıştır.

Bu yasaklama kararı Kürtçe’nin maruz kaldığı asırlık baskıların son halkalarından biridir, tam bir skandaldır, izahı imkânsız bir hadsizliktir! Asla kabul edilemez!

Her şeyden önce herkese şu ilâhî hakikati bir kez daha hatırlatıyoruz: Diller Allah’ın ayetleridir, yasaklanıp yok sayılmaları ilâhî iradeye meydan okumaktır, hakikati reddetmektir.

Ülkemizde son yıllarda tekrar boy veren, serpilip irileşen şoven tutum ve politikalar kendini Kürt mevsimlik işçilere saldırı ve linç, Kürtçe konuşan emekçilere meydan dayağı, zaten kamusalda yasaklanmış Kürtçe’nin özerk alanlardan da dışlanması şeklinde gösteriyor.

Gaziosmanpaşa Kaymakamlığının bu kararı biriken zulümlerin, acıların üzerine tuz biber ekmiştir.

Aydınlık’tan Yeni Akit gazetelerine kadar faşizmde buluşan geniş yelpazeye ve yasakçı ulus-devlet dayatmalarına karşı haktan, adaletten ve en nihayetinde Allah’ın ayetlerinden yana durmak gerekiyor.

Dilleri yasaklamak insanı yasaklamak demektir. İnsanın yasaklandığı yerde hayat ölür. Halklar çorağa terk edilir. Yaşama umudu ve coşkusu kaybolur. Kötülük, varlığın üzerine kalın bir tabaka hâlinde çöker.

Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz:

Bu hoyratlıklardan vazgeçin. Yasaklarla kötülük tohumları ekip durmayın. Hayatı halklara zindan etmeyin. Barış, kardeşlik ve dayanışma iklimini yok etmek kimsenin menfaatine değildir. Kaos ve karmaşa kötülüğünü kendi ellerinizle ikame etmeyin!

Yapılması gereken bellidir: Özür dileyerek farklı dilleri baskılayan yasakları kaldırmak! Elbette bütün alanlarda: Eğitimde, sağlıkta, mescitte, ulaşımda, çarşı-pazarda, levhalarda, her yerde!

Sadece tek bir kişi konuşsa dahî bütün diller korunmalı, sosyal hayatta yer bulmalı, kendilerine ihtiramda bulunulmalıdır. Toplumsal barış ve huzurun öncelikli şartlarından biri budur.

Rabbimizin yaratıp düzene soktuğu yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak en büyük günahlardandır! İfsad değil ıslah cephesinde yer almak insanın temel yükümlülüğü olmalıdır.

Yasak, baskı, gerilim politikalarından halkımız bıkıp usanmıştır.

Bilinmelidir ki bu yanlışlarda ısrar ederek karanlığı derinleştirmeye çalışanlar halkımız nezdinde ve Rabbimiz katında kaybedeceklerdir!

ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ / EĞİTİM İLKE-SEN /  TOKAD / SAĞLIK İLKE-SEN / TASFİYE DERGİSİ

 

Devamını Okuyun

Haberler

Maden İşçileri Köleliğe Karşı Yürüyor

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Maden işçileri köleliğe karşı eşitlik ve adalet talebiyle Soma ve Ermenek’ten Ankara’ya yürüyor.

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası, yürüyüşün gerekçelerini ve yürüyüşe dönük engellemeleri ayrıntılı bir şekilde açıkladı.

Açıklamada sermaye sahipleriyle siyasetin birlikteliğinin işleyişine dâir tespit ve değerlendirmeler yer alıyor ve salgın boyunca maden ocaklarında çalışan işçiler için yeterli sağlık önlemleri alınmazken az sayıda işçi ile sosyal mesafeye dikkat edilerek yapılan yürüyüşün pandemi tedbirlerine uyulmadığı gerekçesiyle engellenmeye çalışıldığına vurgu yapılıyor.

Sendikadan yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Çünkü kölelik değil eşitlik istiyoruz.

Zaten büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik  barındıran  çalışma hayatına, patronlar tarafından işçilerin göğsüne sapladığı bir hançer olan üst işveren-alt işveren ilişkisine, yani aslında taşerondan çalışma biçiminde bile geçerli olan müteselsilen sorumluluğun; dünyanın en ağır ve tehlikeli çalışmasının yapıldığı maden işkolunda siyasi iktidarın tercihine göre bazı patronlara (Soma Kömürleri AŞ gibi) uygulanıp bazı patronlara (Uyar Madencilik gibi) uygulanmamasına karşı yürüyoruz. İşte bu ayrımcılığın yapılmasına itiraz etmek için yürüyoruz. Bütün açık, gizli taşeron ilişki biçimleri ortadan kalksın, kıdeme, ücretlere devlet garantisi getirilsin diye yürüyoruz. Kıdem Tazminatı Fonuna  hayır demek için yürüyoruz.

Maden patronlarına, devletin ruhsatlı sahaları verilerek yıllarca işletilmesine izin veriliyor. Ürettiği taş, toprak, ne varsa “Tüvenan” olarak tartılarak devlet tarafından satın alınıyor ve bunun karşılığında ödeme yapılıyor. Bütün üretim, planlama, satın alma süreci devlet tarafından yürütülüyor. Fakat patronlar yıllarca bu üretimi yapan işçilerin ücret, ihbar, kıdem, iş kazası ve ölüm tazminatlarını ödemeyince devlet “beni ilgilendirmez” diyor, işçileri mahkemeye yönlendiriyor. Diğer bütün işkollarının aksine mahkemeler, devleti üst işveren olarak kabul etmiyor, “burası rödovanslı” diyor. Rödovanslı diğer işyerlerinde ise ne hikmetse tazminat alacaklarının ödenmesi için yasal düzenleme yapıyor ama Patron Azim Uyar’ı bu kapsam dışında bırakıyor. Patron Azmi Uyar ise yaşanan bu süreçte sahip olduğu para, gayrimenkul vb. mal varlığının tamamını devletin maliye, noter, tapu dairesi, belediye vb. kurumlarının nezaretinde boşaltıyor. Geriye işçilerin mahkemeyle de teyit ettirdikleri haklarını haciz yoluyla tahsil edebilmeleri için 1970 model bir kamyon kalıyor. Yani 1200 işçinin alacağını alabilmesi için bu kamyonu eşit biçimde bölüşmesi gerekiyor.

14 yıl önce patronun işletmesinde defalarca meydana gelen iş cinayetlerinin birinden sağ kurtulan ama iki gözünü kaybeden Ali Kandemir, iki ayağını kaybeden İdris Sarıkaya hala iş kazası tazminatlarını alabilmiş değiller. Bu iki kardeşimiz ve 748 Uyar Madencilik işçisi hala içeride bıraktıkları maaşlarını, ihbar ve kıdem tazminatlarını alabilmiş değiller. Geçen iki yıl boyunca yürüyen, mücadele eden Soma Holding’e bağlı rödovanslı saha işçileri 23 Temmuz’da TBMM’den çıkartılan yasa ile haklarını aldılar. Yasa, 1980 yılından itibaren ilk kez işçi lehine genişletildi. Şimdi Uyar Madencilik işçileri soruyor: “A işletmesi de rödovanslı saha, onların tazminat, ücret alacakları devlet tarafından sonradan şirketin yönetim kuruluna rücu edilmek üzere ödeniyor, biz de rödovanslı sahada çalıştık bizim ücretlerimiz, tazminatlarımız aynı biçimde  neden ödenmiyor?”  Bu ayrımcılığa son vermek, eşitsizliği gidermek için yola çıkıyoruz, YASA GENİŞLETİLSİN diyoruz ve bunun için yürüyoruz.

Diğer yandan Ermenek bölgesinde faaliyet gösteren saha ruhsatları Özbey ailesine ait Cenne 1 no’lu ile Seba Maden ocaklarında, yine Özbey ailesine ait ruhsat sahasında Uyar ailesi tarafından işletilen ve 28 Ekim 2014 tarihinde meydana gelen Has Şekerler Maden ocağındaki faciada hayatını kaybeden 18 maden işçisinin aileleri ile maden ocağının kapatılması nedeniyle işten çıkartılan maden işçilerinin ödenmesi gereken başta Ölüm, İş kazası, Malullük ile Kıdem, İhbar ve diğer alacaklarının ödenmesinin sağlanması ve faaliyette olan maden ocaklarında öncelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin mevzuata uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla yürüyoruz.

Ayrıca Ermenek havzasında patronların değişik gerekçelerle kapattığı Turab, Özkar, Fetih, Birsa madenlerinde çalışan işçilerin maaş, kıdem ve ihbar tazminatları da ödenmemiştir. Dedesi, babası tazminat haklarını alamamış işçilerin torunları bugün kendi tazminat alacakları için direnirken aynı zamanda kendi babalarının, dedelerinin haklarını almak için de yürüyecekler. İşte yapılan bunca haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliklere karşı yürüyoruz. Tüm bu uygulamalar, haksızlık ve hukuksuzluklar devletin gözü önünde olurken bu haksızlık ve hukuksuzluklara müdahale etmesi gereken devlet, şimdi biz haklarımızı istediğimizde “yasak” diyor.

Bu yasaklar yasal değil, hukuki değil. Bu yasaklarla ilgili gerekli her türlü itirazlarımızı yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Yasaklar sadece patronları korumakta. Çünkü biz sendika olarak öncesinde onlarca kez il ve ilçe pandemi kurullarına yazılar yazdık. Dedik ki, Soma madenlerinde 2000 işçi her hangi bir pandemi önlemi alınmadan binler halinde vardiyalarda çalıştırılıyor, tıka basa dolu servislere bindiriliyoruz. Dedik ki, Covid vakaları yoğunlaşıyor, Manisa’da binlerce işyerinde yüz binin üzerindeki işçi, pandemi koşullarında çalıştırılmaya devam ettik.

Yazdığımız yazılara tek bir yanıt alamadık. Valilik, kaymakamlık bizim taleplerimiz, uyarılarımız yokmuş gibi davrandı. Daha iki gün önce Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, Manisa sınırlarındaki Gördes’te binin üzerinde bir insan topluluğuna sıkışık bir ortamda seslendi, sokaklarda kalabalık bir toplulukla yürüdü.

İşçileri binler halinde çalıştırırken pandemi yok ama 8 yıldır tazminat ve ücret haklarını alamayan 748 aileyi temsilen 60 işçi, açık havada ikişer metre aralıklarla kaldırımın en sağından, tek sıra halinde pandemi önlemlerini alarak yürüdüğünde “yasak” var. Bu saçmalığa, patron kayırmacılığına ne ülkemizde ne de dünyanın hiçbir yerinde kimse inanmaz. Ne zaman ki 60’ar işçi “Soma’dan, Ermenek’ten yürüyeceğiz” dedi, işte o zaman üstelik sadece bu yürüyüşlerin başlangıç noktalarından önce Manisa Valiliği, ardından Karaman ve Konya Valilikleri keyfi, hukuksuz bir yasaklamayı gündeme aldılar. Biz itirazlarımızı yaptık. Herkese öneriyoruz, lütfen söz konusu yasağı alan valiliklerin yasağa hukuken dayanak gösterdikleri ilgili İl Pandemi Kurulu kararlarına baksınlar.  Pandemi kurulu kararları ile valilik kararları arasında tek bir hukuki bağıntı yoktur. Nedeni sadece bir avuç maden işçisinin hak talebinin boğulmasıdır, duyulmamasını sağlamaktır. Diyoruz ki, yasak kararı alanlar hemen bugün Uyar ve Ermenek işçilerinin haklarını ödesinler, biz de tek bir adım atmayalım. Eğer bunu yapmayacaklarsa asla maden işçisinin önüne çıkmasınlar.

Önümüzdeki Salı günü itibariyle Meclisin gündemine getirilecek “Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi” içinde torba kanun biçimindeki maddelerde “Maden Patronlarına Yeni Kıyak Düzenlemeleri” var. Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin haklarını gasp ederek servet biriktiren, işledikleri bu suçlara rağmen asla yargılanmayan patronlara milyarlarca liralık vergi afları, ödüller, teşvikler, hibeler, ruhsatlandırmada yeni kolaylıklar sağlanıyorken biz işçilere yönelik herhangi bir düzenleme yok. Biz bu kanun teklifindeki maddelerden birine ek yapılarak “Rödovanslı sahalarda çalışan işçilerin geçmişe yönelik ücret, iş kazası, ölüm, ihbar ve kıdem tazminatları TKİ tarafından ödenir. İlgili şirketin yönetim kurulu üyelerine rücu ettirilir” ibaresinin acilen konulmasını talep ediyoruz.

Biz biliyoruz ki bedenlerimizi elimizden aldıkları, gözlerimizi kör ettikleri, ellerimizi ayaklarımızı koparttıkları, ciğerlerimizi çürüttükleri bu vahşi sömürü düzeninden alacaklarımız var ve bu alacaklarımızı her koşulda gündeme getireceğiz. Patronlara bol kepçeden Kıyakların Yapıldığı, İşçilerin Alınteri Haklarını Talep Etmesinin Bile Yasak olduğu bu Kölelik Düzenine İtiraz Ediyoruz. Korkmuyoruz ve asla haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Adım adım yürüyeceğiz, mutlaka kazanacağız.

Kaynak: bagimsizmaden.org

 

Devamını Okuyun

GÜNDEM