Connect with us

Haberler

MEB’in Uzaktan Eğitime Katılıma Göre Puan Vermesi Adil mi?

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Salgın döneminde çok sayıda öğrencinin uzaktan eğitime erişememesine rağmen Milli Eğitim Bakanlığının ilk ve ortaokullarda uzaktan derslere katılımı esas alarak puanlandırma yapma uygulamasına tepkiler sürüyor.

EĞİTİM İLKE-SEN de bir açıklama yayımlayarak uygulamayı eleştirdi, yoksunlukları gidermenin öncelikli sorumluluk olduğunu vurguladı. EĞİTİM İLKE-SEN tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

Yoksunlukları Görmezden Gelen MEB, Puan Dayatmasından Vazgeçmelidir!

MEB, ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin karne notlarının ders etkinliklerine katılım puanı ile belirleneceğini duyurmuş, liseler içinse ikinci dönemi işaret etmiştir.

İçinden geçtiğimiz kaotik dönem, eğitim alanındaki açmazları derinleştirmişken Bakanlığın böyle bir açıklama yapması akıllara zarardır, bu uygulama ancak vicdansızlıkla izah edilebilir!

Türkiye’de yoksulluk ve çaresizliklerle boğuşan geniş kitlelerin eğitime erişebilme imkânları zaten fırsat eşitliği içinde gerçekleşmiyordu. Bu gerçeğin üzerine bir de koronavirüs salgınıyla ortaya çıkan olağanüstü olumsuzluklar eklenince dezavantajlı toplumsal kesimler tümüyle kaybetmiş oldular.

Düşük gelirli aileler salgın koşullarında bir yandan işlerini kaybetme korkusuna, bir yandan da uzaktan eğitim için gerekli ve kurlardaki yükselişin de etkisiyle fiyatları sürekli artan teknolojik aparatları temin telâşına kapıldılar. Genel pahalılık zaten alıp başını gitmişken gelirler hızla düştü. Bu gerilimli tabloda çok sayıda öğrencinin bulunduğu yoksul hanelerde uzaktan eğitimin adil seviyelerde gerçekleşebilme imkânı elbette olamayacaktı. Bu arada, internetin çekmediği uzak köy ve kasabalardan, metropollerdeki ihmal edilmiş mıntıkalardan bahsetmenin ne kadar yersiz olduğunu da ifade etmeden geçmeyelim!

Salgın dönemi ülkedeki eşitsizlikleri, sosyal ve ekonomik adaletsizlikleri alabildiğine açık etmiştir. Yeni karara bağlanan asgari ücret görüşmelerinde ilan edilen rakamlar açlık ve yoksulluğun kalıcı hâlde olduğunu teyit etmemiş midir? Takke düşmüş, kel bir kez daha görünmüştür! Bu açık sefalet tablosu karşısında halka hesap verilmesi gerekirken derslere katılamayan, evlerindeki türlü çeşit imkânsızlıklarla baş etmeye çalışan yavrularımıza not verileceği ilan edilmişt

Bakanlık ve hükûmetin uzaktan eğitime erişmede sıkıntı yaşayan aileleri en azından takviye etme çabasına girişmeden, her şey güllük-gülistanlıkmış gibi puandan bahis açması açık bir yabancılaşma örneğinden başka bir şey değildir.

MEB, bu uygulamadan derhal vazgeçmeli, varsa eğer imkân ve kabiliyetlerini bahsettiğimiz yoksunluklarla mücadele için harekete geçirmelidir!

EĞİTİM İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Tıklayın, yorumlayın

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Çığ, Van’da Can Almaya Devam Ediyor

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Van Başkale İlçesi Dêrişk köyü yakınlarında öğle saatlerinde çığ düşmesi sonucu 9 kişinin öldüğü bilgisi üzerine o civardaki köylerde yaşayan akrabalarımı aradım. Doğru bir habere ulaşmak kolay olmadı. Van Valiliği olayın duyulması veya İran yetkililerinin uyarısı üzerine o bölgeye AFAD ve UMKE ekiplerini gönderiyor ancak yeterli inceleme yapılmadan geri çekiliyorlar. İran sınır karakolu kendi gözlemleri veya çığı görenlerin haber vermesi üzerine Türk yetkililerine, çığın altında 9 İranlının kaldığını bildirmesi üzerine, bölgede araştırma yapan AFAD ve UMKE ekiplerinin herhangi bir çığ olayına rastlanmadığı için geri çekildiğini valilikçe yapılan açıklamadan öğreniyoruz. Kısa bir süre sonra bir Van milletvekili twitterda o bölgede bir çığ olayının yaşandığını ve 6 İranlının yaşamını yitirdiğini içeren bir mesaj paylaştı.

Aradan bir gün gibi bir zaman geçtikten sonra konuyu araştıran gazeteci Ruşen Takva, çığ olayını doğruladı. AFAD ekipleri de bu bilgiler doğrultusunda yapılan ihbarın ardından, bölgeye giderek geceyi orada geçirmeyi planlamış. Fakat Sualtı mezrasında bulunan karakola bağlı jandarma ekipleri bölgede tarama yaptıklarını, ihbarın asılsız olduğu bilgisini verince AFAD ekipleri çalışma başlatmamış. Geçen yıl Bahçesaray’da art arda yaşanan iki çığın böyle bir çekinceye sebep olduğunu düşünmek de mümkün. Çünkü ikinci çığın çıkmasıyla ilgili ciddi ihmaller olduğu, uyarıların dinlenmediği, helikopter sesiyle çığın düşmesinin mümkün olduğu yolundaki değerlendirmeler ciddi eleştirilere sebep olmuştu.

18 Ocak’ta çığın düştüğü bölgeye gitmek isteyen köylüler de hava şartları nedeniyle engellenmişler. Mezrada bulunan köylüler İran devletine bağlı AFAD ekiplerinin ertesi gün bölgeye gelerek çalışma başlattıklarını söylüyor. Çığın düştüğü belirtilen alana ulaşmak için önce araçla Sualtı köyüne gitmek, ardından 5 kilometrelik yolu yaya olarak geçerek Esenyamaç mezrasına ulaşmak gerekiyor. Bölge, İran-Türkiye sınırının sıfır noktası. Bu sebeple geçimlerini sınırda hamallıkla sağlayan kolberlerin aktif olduğu bir güzergâhtır. Vatandaşların küçük bir araştırmayla öğrendiği, Valiliği’nin asılsız ihbar dediği, jandarmanın tespit etmediği ve üzerinden 24 saat geçmiş olan haberin ardından, çığın hala Türkiye’ye mi, yoksa İran’a mı düştüğü bilinmiyor.

Son yıllarda özellikle Başkale sınırında kolber ve mültecilere yönelik sayısızca olay oldu. Her yıl o dağlarda onlarca mülteci, insan tacirlerinin bilinçli olarak sınıra getirip bırakması dolayısıyla soğuktan donarak ölüyor. Çoğu haber bile olmuyor. Bir kısmının cesetleri karlar eridikten sonra ortaya çıkıyor, çoğu kez kimse duymadan kimsesizler mezarlığına sessiz sedasız gömülüyorlar. Çığ haberi duyulduğunda ilk akla gelen kolber, ya da sınır ticareti yapan sınır köylüleri oluyor. Genellikle her iki ülkenin sınır güvenlik güçleri çoğunlukla uyarı yapmaya ihtiyaç duymadan ateş ediyor. Çığın böyle bir ateş etme dolayısıyla çıkma ihtimali her zaman var. Bunların bu ekonomik krizde hamallık/kolberlik yapan köylüler olacağı gibi çoğunlukla sınırı geçişlerine göz yumulan göçmenler de olabilirdi.

Her ülke, savaş, yoksulluk veya başka sebeplerden dolayı hayallerinin doğrultusunda özellikle Avrupa ülkelerine gitmeye çalışan bu göçmenlere vebalı muamelesi yapıyor. “Yeter ki kurtulayım, kimin başına bela oluyorsa olsun!” der gibiler ve bu tavrın bir örneğini Yunanistan sınırına gönderilen göçmenlerle ilgili politikalarda görmek mümkün.

Haber henüz bütün yönleriyle kesinleşmedi ancak çığdan 4 kişinin kurtulduğu ve 5 kişinin de henüz çığ altında olduğu bilgileri var. Çığ altında kalan 5 kolberin isimleri şöyle; Metin Aslani, Yaver Aslani, Ehed Aslani, Bilen Ahmedi ve Olayi Hudayi. Van, geçen yıl kış ayında Bahçesaray ilçesinde 4 Şubat 2020 Salı günü düşen çığ ile haber olmuştu. Hemen ertesi gün çığın altında kalanları arayan arama-kurtarma ekiplerinin de üzerine de Çarşamba günü çığ düştü. 24 saatten az bir sürede düşen iki çığ nedeniyle 41 kişi hayatını kaybetti, 75 kişi de yaralandı. Bir jandarma astsubay, 10 uzman çavuş, bir Turkcell çalışanı, 3 itfaiye eri, 2 kara yolu çalışanı 2 de sivil vatandaş olmak üzere toplam 24 kişi ilk etapta buradan hastanelere vefat etmiş olarak nakledildi. İlk çığ düşmesinde beş, ikinci çığda ise 33 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmış, çığ altında kalan üç kişi için arama çalışmalarının devam ettiği belirtilmişti. Perşembe sabahı başlayan arama çalışmalarında çığ altında kalmış olan son üç kişinin cesedine ulaşılmıştı.

Bahçesaray daha önceleri 7 ay dünyaya kapalı olmakla ün salmıştı. Aslında orada yaşayanların birçoğu çığ noktalarını biliyor. 5-6 nokta çığ riski altında. Birkaç kar tüneli ile yolun kışın da açık tutulmasına çalışılacağı haberleri vardı. Bir kar tüneli en sonunda tamamlandı. Kar tünelleri haberi daha sonra bazı internet haber kanallarında “kar tünelleri çalındı” diye düştü. 3 noktaya neredeyse her yıl çığ düşüyor. Dört kar tüneli bütçesinin geldiği ancak bunun yerine bir kar tünelinin yapıldığı ve bunun da çığ tehlikesi olmayan Kirapet tepesine yapıldığı söyleniyor. Çığın düşmesinin ardından yapılan açıklamalarda ise yol güzergâhının değiştirileceği ve en yakın noktadan açılacak tünel ile Bahçesaray’ın Van’ın Gavaş ilçesinden geçişinin sağlanacağı açıklandı.

Yakup Aslan – Van

Devamını Okuyun

Haberler

Küçük Çiftçilerin Kendi Topraklarında Kendi Üretimlerini Yapması Esastır

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, verdiği bir söyleşide gıda fiyatlarını kontrol altına almanın tek yolunun küçük çiftçilerin kendi topraklarında kendi üretimlerini yapması olduğunu söyledi.

Tarımı ve gıdayı ele geçiren şirketlerin, fiyatların düşmesini veya artmasını sağladıklarını belirten Erdem, şöyle konuştu:

Dünya gıda fiyatlarını belirleyen bir merkez var

“Dünya gıda fiyatlarının artması veya düşmesi ile ilgili her şeyi belirleyen bir merkez var. Bu da tarımı ve gıdayı eline geçiren küresel tarım ve gıda şirketleri. Kendi ülkemize baktığımızda ise şunu görüyoruz ki birincisi, pandemi dönemi ile birlikte, tarımda çalışan nüfusun yaş ortalamasının büyümesi sebebiyle 65 yaş üstü pek çok insan tarlaya ulaşamadı. İkinci olarak söyleyebiliriz ki çiftçiler çok zor koşullarda ürettiler. Üçüncüsü, mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı problemler pandemi ile birlikte katlanarak büyüdü. Üretimde ciddi sorunlar yaşanıyor. Bir de üretilen ürünlerin pazara ulaşmasında problemler yaşanıyor.  Bu ve daha pek çok sorunu bir araya getirdiğimizde, gıda fiyatlarının artışının sebeplerini görebiliyoruz.”

Pandemi sürecinde gıdanın denetimi şirketlerin eline geçti

“Pandemi döneminde “aç mı kalacağız” korkusuyla gıdaya artan talep ile birlikte, gıdanın denetimini eline geçiren hem gıda şirketleri hem de bunu pazarlayan market zincirleri büyük bir avantaj sağladılar. Ama çiftçilerin pazara ulaşımları zorlaştı. Yaşadığımız bu problemler aslında dünyanın her yerinde yaşanıyor. Şirketlerin gıda üzerindeki kontrolü, pazara ulaşmadaki zorluklar, tarımın giderek daha çok metalaşması ve kar aracı haline gelmesi, üretimin zorlaşması, ihracata yönelik politikaların uygulanması ve küresel şirketlerin önünün açılması ve bir de küresel iklim değişiminin ortaya çıkardığı kuraklık gıda fiyatlarının yükselmesine neden oluyor.” şeklinde konuştu.

Şirketler gıdayı meta hâline dönüştürüp kriz anlarında fiyatları yükseltiyor

Tarım ve gıda alanında yapılması gerekenlere de değinen Erdem, “Bunun çözümü aslında çok açık ve net; küçük çiftçilerin kendi topraklarında kendi üretimlerini yapması. Kendileri için bile üretseler, gıda fiyatlarının yükselmesine engel olacak bir rol oynayacaklardır. Ama küçük çiftçilerin üretmelerini engelleyecek her şey yapıldı. Küçük çiftçilerin üretimlerine devam edebilmelerini sağlamak yerine tarıma hakim olanların, “tarımda 4.0”, “inovatif tarım” ve “dijital tarım” gibi tanımlamalarla beraber gıdanın giderek daha az elde toplanması sürecini yaşatıyorlar. Bu, tarımda tekelleşmedir.  Gıda kadar az insanın elinde toplandığında gıda fiyatlarının belirlenmesi, gıda fiyatlarının artmasına neden oluyor. Aynı zamanda bu süreç gıda spekülasyonlarını da ortaya çıkarıyor. Gıdayı bir meta haline dönüştürdüğünüz anda, stoklamalar ve kriz anında gıdayı daha yüksek fiyatlardan pazara sunma şansı tanıyor şirketlere.” ifadelerini kullandı.

Kaynak: karasaban.net

Devamını Okuyun

Haberler

Açıklamalar Sürüyor: Asgari Ücret Köleliğine Karşı Ne Yapmalı?

Yeni Pencere

Yayınlanma:

-

Yeni yılda yürürlüğe giren ve birçok kesim tarafından “kölelik uygulaması” olarak nitelendirilen asgari ücret için yeni değerlendirmeler gelmeye devam ediyor.

Her sene Asgari Ücret Tespit Komisyonu sürecinde ve her yeni yılın ilk gününde eylemlerle sürece müdahil olan TOKAD, Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen ve ÖYB, asgari ücretin kölelik düzenini pekiştiren bir uygulama olduğunu vurgulayan bir açıklama yaptı ve mücadele çağrısında bulundu.

Ortak açıklamanın metni şu şekilde:

Egemenlerin Kölelik Düzenine Karşı Ayağa Kalkalım!

2021 yılının da halkımız için açlık sınırlarında seyreden bir kölelik yılı olacağı egemen sermaye ve iktidar çevreleri tarafından ilan edilmiştir.

Egemenlerin karakteri ile açlık sınırında seyreden kölelik düzeninin varlığı uyumludur.

Asgari ücret uygulamasının, egemen çevreler tarafından çekip çevrilen üretim sisteminin zorunlu bir parçası olarak vâr olduğunu herkes görmelidir.

Bu soyguncu, yağmacı kapitalist düzen, bu düzenin zalim yürütücüleri mevcut pozisyonlarından geri adım atmayacaklardır. Bu, her sene sonunda yeniden ve yeniden ilan edilmekte ve her sene başından itibaren yeniden ve yeniden tereddütsüz bir şekilde hayata geçirilmektedir.

İnsan haysiyetini ayaklar altına alan zulüm düzeni, birtakım göstermelik kurum ve müzakerelerle müsamereler sergilemekte, umutsuz halkımızın gözünü boyamaya dönük hareketliliklerle mevcut yoksulluğun giderileceğine dair sahte umutlar pompalamaktadır. Bu arsızlık her sene devr-i dâim etmektedir, görüyorsunuz.

Ekmeğin, emek ve alın terinin yağmalandığı değil, neredeyse tümüyle gasp edildiği zamanlardayız. Firavun düzeni küreselleşmiş, zamanlar üstü bir mahiyet kazanmıştır. Allah’tan korkmadan ilerleyen bu düzen kendi karakterini her seferinde açıkça ilan etmesine karşın ezilenlerin adalet arayışı güç ve kuvvet toplayamamakta, kölelik düzeni açlık sınırında pekişmektedir.

Dünyanın her bir noktasında haysiyeti yağmalanan ezilenlerin kalpleri aynı ritimde buluşmalıdır. O ritim kendilerine asgari yaşamları lâyık görenlerin nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini görecekleri vakitlere ayarlanmalıdır.

Zalimin ve zulmün, Nemrutluk ve Firavunluğun karşısında ayağa kalkacak iradelere ihtiyacımız vardır. O iradeleri besleyip tahkim edecek kararlılıklara ihtiyacımız vardır.

Mazlum ve mustazafların emek ve özgürlüklerini gasp edip rablik taslayanları aramaya gerek yoktur. Onlar sırıtarak, yeryüzündeki bütün halkları aşağılayarak, köpeksiz köylerde köteksiz dolaşmaktadırlar.

Zaman, üçün-beşin hesabını yapan sahte kurumsallıklara bel bağlayarak ömür tüketmek, ardından boyun eğip köleliği sürdürmek zamanı değildir. Zaman, başka bir ufku ve dünyayı işaret ederek bu zulüm mekanizmalarından kopma zamanıdır!

Aradığımız adalet ve özgürlük tevhidin ilkelerine, şanlı resullerin örnekliklerine sarılarak, oradan bugüne modeller geliştirip sunarak gelip bizi bulacaktır. Egemenlerin açlık sınırında dayattıkları kuşatmalar ancak bu şekilde parçalanabilir.

Rabbimizin beyanı, her dâim kendisine güvenip sığınacağımız tek dayanak olmalıdır:

Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk.” (Kasas Sûresi, 5)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği)

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği)                                             

Devamını Okuyun

GÜNDEM