Connect with us

Haberler

Avrupa’nın El Koyduğu Çocuklar

Yayınlanma:

-

Bir süredir İsveç gündeminde ülkenin sosyal hizmetler kurumunun el koyarak farklı ailelere verdiği çocuklar tartışılıyor. Başkent Stockholm’de 7 Şubat’ta gerçekleştirilen protesto eylemi ile seslerini duyurmaya çalışan aileler, çocukların ellerinden haksız yere ele alındıklarını ve kendilerine gösterilmediklerini ifade ettiler. Eyleme destek veren Farklı Renkler Partisi Genel Başkanı Mikail Yüksel, AA muhabirine verdiği demeçte birçok ailenin dram içinde hayattan kopuk yaşadıklarını kaydetti.

İsveç’in başkenti Stockholm’de çocukları ellerinden alınan Müslüman ebeveynler, sosyal hizmetler kurumunu protesto etti. Parlamento önünde bir araya gelen aileler hükümetin duruma el koymasını ve çocuklarının geri verilmesini istedi. Göstericiler, ellerinde “Çocuklarımızı geri verin”, “Yavrularımız elimizden alındı, haksızlığa maruz kaldık”, “Adalet istiyoruz” yazılı pankartlar taşıdı. ( Atila Altuntaş – Anadolu Ajansı )

Diğer taraftan İsveç’in Sosyal Hizmetler Kurumu’nun çocukları alma konusunuda ayırımcılık yaptığını da belirten Mikail Yüksel şunları kaydetti: “İsveçli aileden çocuk alma gerekçesi ile bir Müslüman ve göçmen aileden çocuk alma gerekçesi birbirine uymuyor. Uygulamada müthiş ön yargılar Müslüman ve göçmen aile için devreye giriyor. Diğer yandan mağdur olan Hristiyan aileler de var, bunları da takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.”


İsveç Varberg’te çocuklarına el konulan ailenin çırpınışları yürek sızlatıyor.

Sorun İsveç’e mi özgü? 

Türkiye kamuoyunda farklı dönemlerde öne çıkan “çocukları zorla alma” eylemi Avrupanın diğer ülkelerinde de sıklıkla başvurulan bir yöntem. Almanya’daki Jugendamt ve benzeri kuruluşlar kıtanın farklı bölgelerinde çocukların ailelerinden alınarak koruyucu ailelerin yanına verildiği biliniyor. Üstelik bu “alıkoyma” işlemi göçmen ve sığınmacılar için bir ayrımcılık uygulamasına dönüştürülmüş durumda.

Almanya’nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Dormagen beldesinde Alman Gençlik Dairesi (Jugendamt) tarafından iki çocuğu ellerinden alınan Altınkaya ailesi, mahkeme kararıyla evlatlarının velayetine tekrar kavuştu.

Almanya’nın Duisburg kentinde yaşayan Kara ailesinin hukuk mücadelesi ilgili kurumların tarafsızlığını sorgulatıyor. Kara ailesi Jugendamt (Almanya Gençlik Dairesi) kurumunun kararıyla 2, 4, 6 ve 8 yaşındaki 4 çocuğun kendilerinden haksız yere alınması nedeniyle 4 yıl hukuk mücadelesine devam etti. Davanın kazanılmasına rağmen çocuklarına kavuşmaları sürekli ertelenen Kara ailesi Duisburg’ta yapılan gösteriler ile oluşan kamuoyunun baskısı neticesinde çocuklarını alabildi.

2020 yılında İHA’nın yaptığı bir haberde yine Almanya’da Dormagen kentinde yaşayan Altınkaya ailesinin 1.5 ve 4 yaşındaki çocuklarına el konulduğu ifade ediliyor. Çocuklar darp ihtimaline karşı devlet gözetimine alındığı belirtilse de aslında ailenin rutin doktor kontrolleri ve çocukların oyun esnasında yaşadığı basit yaralanmalar sürecin başlamasını sağlıyor.

Avrupada koruyucu ailelere teslim edilen çocuklarla ilgili bir dizi skandal iddiası bulunuyor.

Koruyucu aile skandalları

Avrupanın pekçok ülkesinde çocukların ailelerinden alınmaları için aile içi şiddetten düzgün beslenememeye ve hatta ailenin yaşadığı ekonomik sorunlara kadar uzanan gerekçeler yeterli görülüyor. Büyük ölçüde kararların ilgili kurumların uzmanlarının inisiyatifinde olduğu belirtilirken, ayrımcılığın da bu noktada başladığı ifade ediliyor. İsveçli yada Alman ailelerin çocuklarına el koymak için devlet kurumları bir dizi prosedürü uygulamaya koyarken konu göçmenlere geldiğinde süreç çok hızlı sonuçlandırılıyor.

Çocukları ellerinden alınan aileler ve çocuklar için ise mağduriyetler süreklilik arzediyor. Araştırma kuruluşu SETA’nın yaptığı çalışmada 2018’de el konulan 52 binden fazla çocuğun neredeyse yarısının yabancı uyruklu olduğu kaydedildi. Üstelik çocuklar devlet gözetimine alındıktan sonra uyruk ve din konusundaki hassasiyetler gözetilmeden koruyucu ailelere verildiği ifade edildi. Haklarında pedofili, eşcinsellik yada ırkçılık gibi ciddi suçlamalar olan birçok koruyucu aileye karşı ise çocukların ebeveynleri tamamen yalnız bırakılmış durumda. Hukuki sürecin işleyişine göre Jugendamt tarafından el konulan çocuklar mahkeme sonuçlanıncaya kadar kurumun inisiyatifinde kalıyor. Son olarak 2022’de İsveç’in Norrbotten bölgesinde ikamet eden Suriyeli Talal ailesi AA’ya mağduriyetlerini anlattı. Baba Diab Talal 4 çocuklarının ellerinden alındığını, haklarında açılan mahkemede çocukların şiddet görmediği belirlenmesine rağmen el konulan çocuklarını göremediklerini ifade ettiler. Diab Talal en küçüğü 8 aylık, en büyüğü ise 9 yaşında olan çocukları hakkında yaşadıklarını şöyle aktardı: “Biz stresli bir yoldan ve savaştan İsveç’e geldik. İlk geldiğimizde depresyondaydık. Komşumuzun şikayetiyle 4 çocuğumuzu elimizden aldılar. Ardından yapılan soruşturmada, onlara şiddet uyguladığımıza dair kanıta rastlanmamasına rağmen çocuklarımızı geri vermediler. Çocukları farklı ailelere verdiler ve bizle görüşmelerini de yasakladılar. Biz de en tabii hakkımızı kullanarak bu durumu protesto etmek için eylemlere katıldık ve bu, çok ses getirdi. Eylemlerde biz çocuklarımız için gözyaşı dökerken ‘İslamcı ve terörist’ şeklinde yaftalayarak İsveç medyasında hedef gösterildik.”

Avusturya’da çocukları ellerinden alınan Çıldıroğlu ailesi hukuk mücadelesini sürdürüyor. Çocuklarının kaldıkları yurtlarda tacize uğradıklarına dair ifadelerin olduğunu söyleyen çift, yardım bekliyor.

Çocukları Koruma A. Ş.

Konunun çok dikkat çekilmeyen bir başka noktası ise Jugendamt ve benzeri kuruluşların yarı özerk yapıları ile ilgili. Koruma altına aldıkları çocuk sayısınca devletten ödenek tahsis edilen bu yapıların çalışma koşullarına ilişkin bir dizi kaygıyı güçlendiriyor. Yapılan mülakatlarda ve özellikle çocukları koruma altına alınan ailelere ilişkin kurumların umarsız davranışlarının artık “koruma” maksadının yanı sıra “ödenek kaygısı” ile açıklamak mümkün görünüyor.

Jugendamt ve benzeri kuruluşların göçmen ve yabancılara ilişkin ayrımcı tavrına rağmen mağduriyetin önemli bir bölümünü de Alman vatandaşları oluşturuyor. Her yıl binlerce çocuğun ailelerinden alınarak koruyucu ailelere verildiği Almanya’da göçmenler bir ölçüde örgütlenirken Alman vatandaşları arasında itirazların çok daha cılız kaldığı ifade ediliyor.

Jugendamt üzerinden Avrupa’nın çocuğa bakışı

Kocaeli Üniversitesi’nden Selim VATANDAŞ’ın bu konuda yaptığı araştırma çarpıcı sonuçları ortaya çıkarıyor. Temel olarak 2. dünya savaşı sonrasında oluşan bu kurumların amacı çocukların istismarına engel olmak için bugün bir başka amaca evrilmiş görünüyor.

İnsan Hakları Bildirgesi’nde çocuklara ilişkin yasal vasilerin ebeveynleri olduğu ve devletin bu ilişkiyi desteklemesi gerektiği ifade edilirken durum pratikte farklı bir sürece evrilmiş durumda. Almanya Medeni Kanunu’nun 1666 ve 1666a maddesinde anne ve babanın, velayet hakkından doğan hak ve sorumluluklarını kullan(a)madığı takdirde ‘çocuğun selameti’nin (kindeswohl) tehlike altına girmesi durumunda, çocuğun velayetini Jugendamt’a verebileceği belirtilmekte. Bu hukuki dayanak nedeniyle Almanya’da Jugendamt çocuklar üzerinde ailelerin hak ve inisiyatiflerini ortadan kaldıracak süreçleri kolaylıkla başlatabilir. Üstelik Aile mahkemeleri ve karar temyize giderse Yüksek Eyalet Mahkemeleri dışında Alman Gençlik Dairelerini denetleyici herhangi bir mekanizma bulunmuyor.

Almanya, İsveç ve Fransa dışında tüm kıta Avrupasında çocuk ve aile arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasının sadece Jugendamt gibi kurumların inisiyatifi ile gelişmediğinin de altını çizmek gerekir. Modern devletin aile ilişkilerini zayıflatan ve birey vurgusunu öne çıkarmasının bir çıktısı olan bu kurumlar; ailenin çocuk üzerindeki inisiyatiflerini sürekli gerileten bir politika izliyor.

Türkiye’de SHÇEK, Almanya’da Jugendamt gibi kurumlar modernitenin devlet tanımına uygun olarak aile ve çocuk arasında nihai karar verici konuma yükseldiği söylenebilir. Modern devletin güvenlik kuramının vatandaş yetiştirmekle başladığı düşünülürse, konunun çocuk boyutu daha iyi anlaşılıyor. Çocukları koruma refleksi ile kurumsallaşan yapılar bu nedenle çok kısa sürede politize olabilecek bir potansiyel taşıyor.

2010 yılında ilkokula başörtülü gönderilen çocukların devlet tarafından el konulabileceğini Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf ifade etmişti.

“İlkokulda başörtüsü giyen çocuk devlet tarafından ailesinden alınabilir”

Devletin çocukları istismar, şiddet ve sömürüye karşı koruma gerekçeleri ile oluşturduğu kurumların yeri geldiğinde nasıl politik kararlar alabileceğinin örneği sadece Avrupa’da bulunmuyor. Türkiye’de 2010 yılındaki bir haber bu konuda devletin “kurumsal” yaklaşımına dair önemli ipuçları taşıyor. 2010 yılında çocuğunun ilkokula başörtülü gönderen veliye karşı devlet kademelerinden yükselen tepkilerin en dikkat çekeni dönemin Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’tan gelmişti. Kavaf, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül’un, çocuklarını türbanla ilköğretim okullarına gönderen ailelerin tutumunun, çocuğun öğrenim özgürlüğünü engellemesi halinde, devletin çocukları alabileceğine ilişkin açıklamasına destek vermişti. Kavaf yaptığı açıklamada “biz mahkemenin tedbir kararından sonra çocukları korumamız altına alabiliriz. O konuda bir engel yok, sebebi gerekçesi ne olursa olsun..” ifadelerine yer vermişti.

Avrupanın çocuk ve aile arasında gözetleyici ve belirleyici pozisyonunu giderek aile kurumunun kendisine karşı bir tehdide dönüştürmesi Türkiye için henüz yeni olsa da uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.

YeniPencere Özel Haber

 

İlgili Makaleler:

  • Alman Gençlik Dairesi (Jugendamt) ve Koruma Altına Alınan Türk Kökenli Çocuklar (Selim Vatandaş)
    https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/43447
  • Alman Gençlik Dairesi ve Çocukların Koruma Altına Alınması Uygulamalarına Yönelik Eleştiriler1 (Mustafa Uyanık)
    https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/511383
  • Alman Gençlik Dairesi Tarafından Koruma Altına Alınan Türk Kökenli Çocuklar – Rapor (Zeliha Eliaçık, Tuba Sarıaltın, Fikret Yaman)
    https://setav.org/assets/uploads/2019/12/R148.pdf

İlgili Haberler:

  • İsveç’te çocukları ellerinden alınan Müslüman ailelerden protesto
    https://www.isvecgundemi.com/gundem/isvec-te-cocuklari-ellerinden-alinan-musluman-ailelerden-h24887.html

  • Almanya’da Türk ailenin her iki çocuğu da ellerinden alındı
    https://www.iha.com.tr/haber-almanyada-turk-ailenin-her-iki-cocugu-da-ellerinden-alindi-851488/

  • Bakan Çavuşoğlu: Almanya’da çocukları ellerinden alınan ailenin yanındayız
    https://www.trthaber.com/haber/gundem/bakan-cavusoglu-almanyada-cocuklari-ellerinden-alinan-ailenin-yanindayiz-501892.html
  • Türk ailenin 4 günlük bebeğini alan Alman Gençlik Dairesi protesto edildi
    https://www.sondakika.com/haber/haber-turk-ailenin-4-gunluk-bebegini-alan-alman-genclik-12763877/

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x