Connect with us

Haberler

Avrupa’nın El Koyduğu Çocuklar

Yayınlanma:

-

Bir süredir İsveç gündeminde ülkenin sosyal hizmetler kurumunun el koyarak farklı ailelere verdiği çocuklar tartışılıyor. Başkent Stockholm’de 7 Şubat’ta gerçekleştirilen protesto eylemi ile seslerini duyurmaya çalışan aileler, çocukların ellerinden haksız yere ele alındıklarını ve kendilerine gösterilmediklerini ifade ettiler. Eyleme destek veren Farklı Renkler Partisi Genel Başkanı Mikail Yüksel, AA muhabirine verdiği demeçte birçok ailenin dram içinde hayattan kopuk yaşadıklarını kaydetti.

İsveç’in başkenti Stockholm’de çocukları ellerinden alınan Müslüman ebeveynler, sosyal hizmetler kurumunu protesto etti. Parlamento önünde bir araya gelen aileler hükümetin duruma el koymasını ve çocuklarının geri verilmesini istedi. Göstericiler, ellerinde “Çocuklarımızı geri verin”, “Yavrularımız elimizden alındı, haksızlığa maruz kaldık”, “Adalet istiyoruz” yazılı pankartlar taşıdı. ( Atila Altuntaş – Anadolu Ajansı )

Diğer taraftan İsveç’in Sosyal Hizmetler Kurumu’nun çocukları alma konusunuda ayırımcılık yaptığını da belirten Mikail Yüksel şunları kaydetti: “İsveçli aileden çocuk alma gerekçesi ile bir Müslüman ve göçmen aileden çocuk alma gerekçesi birbirine uymuyor. Uygulamada müthiş ön yargılar Müslüman ve göçmen aile için devreye giriyor. Diğer yandan mağdur olan Hristiyan aileler de var, bunları da takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.”


İsveç Varberg’te çocuklarına el konulan ailenin çırpınışları yürek sızlatıyor.

Sorun İsveç’e mi özgü? 

Türkiye kamuoyunda farklı dönemlerde öne çıkan “çocukları zorla alma” eylemi Avrupanın diğer ülkelerinde de sıklıkla başvurulan bir yöntem. Almanya’daki Jugendamt ve benzeri kuruluşlar kıtanın farklı bölgelerinde çocukların ailelerinden alınarak koruyucu ailelerin yanına verildiği biliniyor. Üstelik bu “alıkoyma” işlemi göçmen ve sığınmacılar için bir ayrımcılık uygulamasına dönüştürülmüş durumda.

Almanya’nın Düsseldorf kenti yakınlarındaki Dormagen beldesinde Alman Gençlik Dairesi (Jugendamt) tarafından iki çocuğu ellerinden alınan Altınkaya ailesi, mahkeme kararıyla evlatlarının velayetine tekrar kavuştu.

Almanya’nın Duisburg kentinde yaşayan Kara ailesinin hukuk mücadelesi ilgili kurumların tarafsızlığını sorgulatıyor. Kara ailesi Jugendamt (Almanya Gençlik Dairesi) kurumunun kararıyla 2, 4, 6 ve 8 yaşındaki 4 çocuğun kendilerinden haksız yere alınması nedeniyle 4 yıl hukuk mücadelesine devam etti. Davanın kazanılmasına rağmen çocuklarına kavuşmaları sürekli ertelenen Kara ailesi Duisburg’ta yapılan gösteriler ile oluşan kamuoyunun baskısı neticesinde çocuklarını alabildi.

2020 yılında İHA’nın yaptığı bir haberde yine Almanya’da Dormagen kentinde yaşayan Altınkaya ailesinin 1.5 ve 4 yaşındaki çocuklarına el konulduğu ifade ediliyor. Çocuklar darp ihtimaline karşı devlet gözetimine alındığı belirtilse de aslında ailenin rutin doktor kontrolleri ve çocukların oyun esnasında yaşadığı basit yaralanmalar sürecin başlamasını sağlıyor.

Avrupada koruyucu ailelere teslim edilen çocuklarla ilgili bir dizi skandal iddiası bulunuyor.

Koruyucu aile skandalları

Avrupanın pekçok ülkesinde çocukların ailelerinden alınmaları için aile içi şiddetten düzgün beslenememeye ve hatta ailenin yaşadığı ekonomik sorunlara kadar uzanan gerekçeler yeterli görülüyor. Büyük ölçüde kararların ilgili kurumların uzmanlarının inisiyatifinde olduğu belirtilirken, ayrımcılığın da bu noktada başladığı ifade ediliyor. İsveçli yada Alman ailelerin çocuklarına el koymak için devlet kurumları bir dizi prosedürü uygulamaya koyarken konu göçmenlere geldiğinde süreç çok hızlı sonuçlandırılıyor.

Çocukları ellerinden alınan aileler ve çocuklar için ise mağduriyetler süreklilik arzediyor. Araştırma kuruluşu SETA’nın yaptığı çalışmada 2018’de el konulan 52 binden fazla çocuğun neredeyse yarısının yabancı uyruklu olduğu kaydedildi. Üstelik çocuklar devlet gözetimine alındıktan sonra uyruk ve din konusundaki hassasiyetler gözetilmeden koruyucu ailelere verildiği ifade edildi. Haklarında pedofili, eşcinsellik yada ırkçılık gibi ciddi suçlamalar olan birçok koruyucu aileye karşı ise çocukların ebeveynleri tamamen yalnız bırakılmış durumda. Hukuki sürecin işleyişine göre Jugendamt tarafından el konulan çocuklar mahkeme sonuçlanıncaya kadar kurumun inisiyatifinde kalıyor. Son olarak 2022’de İsveç’in Norrbotten bölgesinde ikamet eden Suriyeli Talal ailesi AA’ya mağduriyetlerini anlattı. Baba Diab Talal 4 çocuklarının ellerinden alındığını, haklarında açılan mahkemede çocukların şiddet görmediği belirlenmesine rağmen el konulan çocuklarını göremediklerini ifade ettiler. Diab Talal en küçüğü 8 aylık, en büyüğü ise 9 yaşında olan çocukları hakkında yaşadıklarını şöyle aktardı: “Biz stresli bir yoldan ve savaştan İsveç’e geldik. İlk geldiğimizde depresyondaydık. Komşumuzun şikayetiyle 4 çocuğumuzu elimizden aldılar. Ardından yapılan soruşturmada, onlara şiddet uyguladığımıza dair kanıta rastlanmamasına rağmen çocuklarımızı geri vermediler. Çocukları farklı ailelere verdiler ve bizle görüşmelerini de yasakladılar. Biz de en tabii hakkımızı kullanarak bu durumu protesto etmek için eylemlere katıldık ve bu, çok ses getirdi. Eylemlerde biz çocuklarımız için gözyaşı dökerken ‘İslamcı ve terörist’ şeklinde yaftalayarak İsveç medyasında hedef gösterildik.”

Avusturya’da çocukları ellerinden alınan Çıldıroğlu ailesi hukuk mücadelesini sürdürüyor. Çocuklarının kaldıkları yurtlarda tacize uğradıklarına dair ifadelerin olduğunu söyleyen çift, yardım bekliyor.

Çocukları Koruma A. Ş.

Konunun çok dikkat çekilmeyen bir başka noktası ise Jugendamt ve benzeri kuruluşların yarı özerk yapıları ile ilgili. Koruma altına aldıkları çocuk sayısınca devletten ödenek tahsis edilen bu yapıların çalışma koşullarına ilişkin bir dizi kaygıyı güçlendiriyor. Yapılan mülakatlarda ve özellikle çocukları koruma altına alınan ailelere ilişkin kurumların umarsız davranışlarının artık “koruma” maksadının yanı sıra “ödenek kaygısı” ile açıklamak mümkün görünüyor.

Jugendamt ve benzeri kuruluşların göçmen ve yabancılara ilişkin ayrımcı tavrına rağmen mağduriyetin önemli bir bölümünü de Alman vatandaşları oluşturuyor. Her yıl binlerce çocuğun ailelerinden alınarak koruyucu ailelere verildiği Almanya’da göçmenler bir ölçüde örgütlenirken Alman vatandaşları arasında itirazların çok daha cılız kaldığı ifade ediliyor.

Jugendamt üzerinden Avrupa’nın çocuğa bakışı

Kocaeli Üniversitesi’nden Selim VATANDAŞ’ın bu konuda yaptığı araştırma çarpıcı sonuçları ortaya çıkarıyor. Temel olarak 2. dünya savaşı sonrasında oluşan bu kurumların amacı çocukların istismarına engel olmak için bugün bir başka amaca evrilmiş görünüyor.

İnsan Hakları Bildirgesi’nde çocuklara ilişkin yasal vasilerin ebeveynleri olduğu ve devletin bu ilişkiyi desteklemesi gerektiği ifade edilirken durum pratikte farklı bir sürece evrilmiş durumda. Almanya Medeni Kanunu’nun 1666 ve 1666a maddesinde anne ve babanın, velayet hakkından doğan hak ve sorumluluklarını kullan(a)madığı takdirde ‘çocuğun selameti’nin (kindeswohl) tehlike altına girmesi durumunda, çocuğun velayetini Jugendamt’a verebileceği belirtilmekte. Bu hukuki dayanak nedeniyle Almanya’da Jugendamt çocuklar üzerinde ailelerin hak ve inisiyatiflerini ortadan kaldıracak süreçleri kolaylıkla başlatabilir. Üstelik Aile mahkemeleri ve karar temyize giderse Yüksek Eyalet Mahkemeleri dışında Alman Gençlik Dairelerini denetleyici herhangi bir mekanizma bulunmuyor.

Almanya, İsveç ve Fransa dışında tüm kıta Avrupasında çocuk ve aile arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasının sadece Jugendamt gibi kurumların inisiyatifi ile gelişmediğinin de altını çizmek gerekir. Modern devletin aile ilişkilerini zayıflatan ve birey vurgusunu öne çıkarmasının bir çıktısı olan bu kurumlar; ailenin çocuk üzerindeki inisiyatiflerini sürekli gerileten bir politika izliyor.

Türkiye’de SHÇEK, Almanya’da Jugendamt gibi kurumlar modernitenin devlet tanımına uygun olarak aile ve çocuk arasında nihai karar verici konuma yükseldiği söylenebilir. Modern devletin güvenlik kuramının vatandaş yetiştirmekle başladığı düşünülürse, konunun çocuk boyutu daha iyi anlaşılıyor. Çocukları koruma refleksi ile kurumsallaşan yapılar bu nedenle çok kısa sürede politize olabilecek bir potansiyel taşıyor.

2010 yılında ilkokula başörtülü gönderilen çocukların devlet tarafından el konulabileceğini Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf ifade etmişti.

“İlkokulda başörtüsü giyen çocuk devlet tarafından ailesinden alınabilir”

Devletin çocukları istismar, şiddet ve sömürüye karşı koruma gerekçeleri ile oluşturduğu kurumların yeri geldiğinde nasıl politik kararlar alabileceğinin örneği sadece Avrupa’da bulunmuyor. Türkiye’de 2010 yılındaki bir haber bu konuda devletin “kurumsal” yaklaşımına dair önemli ipuçları taşıyor. 2010 yılında çocuğunun ilkokula başörtülü gönderen veliye karşı devlet kademelerinden yükselen tepkilerin en dikkat çekeni dönemin Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’tan gelmişti. Kavaf, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül’un, çocuklarını türbanla ilköğretim okullarına gönderen ailelerin tutumunun, çocuğun öğrenim özgürlüğünü engellemesi halinde, devletin çocukları alabileceğine ilişkin açıklamasına destek vermişti. Kavaf yaptığı açıklamada “biz mahkemenin tedbir kararından sonra çocukları korumamız altına alabiliriz. O konuda bir engel yok, sebebi gerekçesi ne olursa olsun..” ifadelerine yer vermişti.

Avrupanın çocuk ve aile arasında gözetleyici ve belirleyici pozisyonunu giderek aile kurumunun kendisine karşı bir tehdide dönüştürmesi Türkiye için henüz yeni olsa da uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.

YeniPencere Özel Haber

 

İlgili Makaleler:

  • Alman Gençlik Dairesi (Jugendamt) ve Koruma Altına Alınan Türk Kökenli Çocuklar (Selim Vatandaş)
    https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/43447
  • Alman Gençlik Dairesi ve Çocukların Koruma Altına Alınması Uygulamalarına Yönelik Eleştiriler1 (Mustafa Uyanık)
    https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/511383
  • Alman Gençlik Dairesi Tarafından Koruma Altına Alınan Türk Kökenli Çocuklar – Rapor (Zeliha Eliaçık, Tuba Sarıaltın, Fikret Yaman)
    https://setav.org/assets/uploads/2019/12/R148.pdf

İlgili Haberler:

  • İsveç’te çocukları ellerinden alınan Müslüman ailelerden protesto
    https://www.isvecgundemi.com/gundem/isvec-te-cocuklari-ellerinden-alinan-musluman-ailelerden-h24887.html

  • Almanya’da Türk ailenin her iki çocuğu da ellerinden alındı
    https://www.iha.com.tr/haber-almanyada-turk-ailenin-her-iki-cocugu-da-ellerinden-alindi-851488/

  • Bakan Çavuşoğlu: Almanya’da çocukları ellerinden alınan ailenin yanındayız
    https://www.trthaber.com/haber/gundem/bakan-cavusoglu-almanyada-cocuklari-ellerinden-alinan-ailenin-yanindayiz-501892.html
  • Türk ailenin 4 günlük bebeğini alan Alman Gençlik Dairesi protesto edildi
    https://www.sondakika.com/haber/haber-turk-ailenin-4-gunluk-bebegini-alan-alman-genclik-12763877/

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

Dr. Ertuğrul Zengin ile İslam Düşüncesi Atölyesi, “Fuad Zekeriya” ile Devam Etti

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliğinin tertip ettiği “Dr. Ertuğrul Zengin ile İslam Düşüncesi Atölyesi”nin dördüncü programı 12 Nisan 2026 pazar günü yapıldı.

Atölyenin dördüncü programında Fuad Zekeriya’nın “Çağdaş İslami Hareketlerde Hakikat ve Hayal” kitabı müzakere edildi. Kitabın ele tartıştığı hususları kritik eden Dr. Ertuğrul Zengin’den sonra söz alan katılımcılarla atölye devam etti.

Atölyenin son programında Abdulvahhab el-Efendi’nin “Nasıl Bir Devlet?” adlı kitabı müzakere edilecek.

Devamını Okuyun

Haberler

Eğitim İlke-Sen: Okul Saldırıları, Güvenlik Tartışmalarını Aşan Bir Derinliğe Sahip

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Kahramanmaraş’taki okul saldırısından sonra bir açıklama yayımlayarak iş bırakma kararı aldı. Sendikanın açıklaması şu şekilde:

“Henüz Şanlıurfa-Siverek Ahmet Koyuncu Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesindeki silahlı saldırı hâdisesinin etkisi altında iken Kahramanmaraş-Onikişubat Ayser Çalık Ortaokulunda, öğrencilerimizin ve öğretmen arkadaşımızın can verdiği başka bir saldırı haberi ile sarsıldık.

Üzgün ve öfkeliyiz!

Okullarda büyük bir süratle yükselen şiddetin ne denli vahim boyutlara ulaştığına ve ulaşabileceğine benzersiz bir acıyla ülke olarak tanık olduk.

Bu silahlı saldırılar, hakikatsizlik batağına itilen genç kuşakların nasıl bir vâroluşsal tehditle karşı karşıya olduğunu, meselenin güvenlik boyutunu çok çok aşan bir derinliğe kök saldığını bir kez daha çarpıcı bir şekilde göstermiştir.

EĞİTİM İLKE-SEN olarak kaybettiğimiz canlara Rabbimizden rahmet diliyor; öğrencisi, öğretmeni ve diğer tüm bileşenleriyle toplumumuzu bir bütün hâlinde tehdit eden bu şiddet, cinayet ve hakikatsizlik batağına sebebiyet veren kusur ve ihmâlleri işaret ve protesto etmek için 16-17 Nisan 2026 Perşembe ve Cuma günleri Türkiye genelinde İŞ BIRAKIYORUZ!”

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Yeni NATO Üslerine Reddiye; İran, Küba, Lübnan ve Filistinli Esirlerle Dayanışma Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği; 12 Nisan 2026 Pazar günü Üsküdar’da “Katil ABD-İsrail, Küba ve İran’dan; Katil NATO, Beykoz ve Adana’dan; Katil İsrail, Filistin ve Lübnan’dan Defol!” başlıklı bir eylem tertip etti.

Beykoz’da NATO üssünün, Adana’da NATO kolordusun kurulmasının protesto edildiği ve Küba, Lübnan ve İran’la dayanışma mesajlarının verildiği eylemde ayrıca Filistinli esirler selamlandı ve İsrail’in Filistinli esirlere dönük idam kararı protesto edildi.

Eylem boyunca, “Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’ya Sığınma İşgale Ortak Olma, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Küba’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Küba Halkı Yalnız Değildir, Yaşasın Küba Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, Şehitlerin Hesabı Sorulacak, İstanbul’dan Tahran’a Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, ABD’nin Değil Direniş’in Dostu Ol, NATO’nun Askeri Olmayacağız, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Katil İsrail Lübnan’dan Defol, Yaşasın Lübnan Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Filistinli Esirler Onurumuzdur, Kahrolsun Siyonist İdam Rejimi” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylem, video kaydından takip edilebilir.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli Üsküdar halkı,

Doğrudan söze girelim:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli dostlar,

Birkaç ay önce yine bu meydanda ABD’nin Venezüella’ya müdahalesini ve Maduro’nun eşiyle birlikte kaçırılmasını protesto etmiştik.

Dünyanın dört bir yanında baskın ve işgallerle sömürü politikalarını derinleştirmek isteyen ABD, şimdilerde Küba’yı ölümcül bir muhasara altında tutmaktadır.

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Küba, ABD nüfûzunu reddettiği için her zaman hedefteydi.

Trump’ın talebi üzerine, Venezuela’da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba’ya yönelik hâlihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD, Karayipler’deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba’ya sevkiyat plânlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı yapılmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının ancak yüzde 30’undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba’da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.

Biz buradan, İstanbul’dan sesleniyor ve ABD kuşatmasına direnen Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu gururla haykırıyoruz!

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin şefi Trump’ın baskı ve tehditlerine karşı Küba halkının yanındayız. Dünyanın pek çok yerinden Küba’ya insani yardım seferberliği başlatan herkesi selamlıyor ve onlarla birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz!

Direniş dostları,

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin ileri karakolu İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları amansız 40 günlük savaş; Allah’ın izniyle İran’ın zaferi, ABD ve İsrail’in kibrinin yerlere serilmesiyle neticelendi. Bu zafer için Allah’a şükrediyor, şehitleri ve bombalara göğüslerini siper ederek sabahlara kadar meydanları dolduran, canlı kalkan olan kahraman İran halkını tebrik ediyoruz.

Soykırımcı Epstein koalisyonunun 170 kız evladımızı okullarında vurarak katletmesiyle başlayan savaş, nasıl bir küresel canavarlık rejimiyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir!

Uzun süredir mahzun olan İslam ümmeti ve bütün mazlum halklar, İran’ın ABD ve İsrail haydutluğuna karşı gösterdiği olağanüstü direnişle tekrar büyük cesaret ve özgüven kazanmış; emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele azim ve kararlılığını tekrar kuşanmıştır.

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki ateşkes müzakerelerinde ABD ve İsrail tarafının hiçbir sözüne güvenilemez, bunu daha önce pek çok defa gördük. Bize düşen sorumluluk bellidir: Bütün bölge ülkeleri, halklar, müslümanlar olarak yekvücut hâlinde bu emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısına dikilerek zafere kadar mücadele etmek! Tek seçenek budur ve bu seçenekte sebat etmektir.

Arkadaşlar;

Bu süreçte İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyet bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. İşbirlikçi bölge rejimleri ABD’ye açtıkları üslerle İran karşıtı cephede yer almışlar, İsrail karşısında dut yemiş bülbüle dönmüşler, üstüne bir de İran’ı suçlamışlardır.

Diğer yandan savaş boyunca AKP hükümeti sadece İsrail’i suçlayıp durmuş, asıl fâil ABD ve Trump hakkında tek bir eleştiri ve kınama sarf etmemiştir. Bu suskunluğu not ediyoruz. İslam coğrafyasına, mazlum halklara, kardeşlerimize yapılan saldırılar karşısında susmak zulmü onaylamak değil de nedir!

Herkes bilip duysun ki bu işbirlikçilik ve ihanetlere karşı meydanlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

İntifada yârenleri,

Gazze’de ateşkes sürecine rağmen katliamlar sürmekte, Filistin halkı açlık ve sürgünle mücadele etmektedir.

Bir yandan da gâsıp ve işgalci Siyonist rejim, direnişi bastıramadığı için Filistin halkını idamlarla tehdit etmekte ve bu istikamette yasalar çıkarmaktadır.  Siyonistler, sayısız evladı özgürlük mücadelesinde şehit olmuş Filistin halkını idamlarla korkutabileceklerini sanmaktadır.

Filistinli esirlerin, Filistin direnişinin idamla tehdit edilmesi karşısında Direniş ve dayanışmayı yükseltmekten başka seçeneğimiz yoktur! İsrail’i besleyen can damarları hâlâ faaliyettedir ve İsrail bundan güç almaktadır. Siyonistlere BTC boru hattından petrol sevkiyatı sürmekte; türlü kılıflarla her geçen gün ciro artışı yaşanan ticaret büyümektedir.

Yılmadan, usanmadan bu işbirlikçilik ve ihanet sarmalına karşı çıkmaya devam etmeliyiz!

Direnişin dostları,

Biliyorsunuz, katil İsrail, bütün gücüyle Lübnan’a saldırmakta, Hizbullah’ın direnişini yok etmeye çalışmakta, katliamlarına yenilerini eklemekte, bu süreçte yüz binlerce insanı yerinden etmektedir.

Lübnan’da Hizbullah tarafından sayısız kere mağlubiyetlere uğratılan korkak Siyonistler, karadan ilerleme sağlayamadıkça hava bombardımanlarıyla sivillerin hayatına kastetmekte, Lübnan için de Gazze senaryosunu hayata geçirmek istemektedir.

Ancak yağma yok! Siyonizm’e geçit yok!

Bütün dünya görüp duydu ki artık çanlar Siyonizm için çalmaktadır!

Artık çanlar emperyalizm için çalmaktadır!

Artık çanlar işbirlikçiler için çalmaktadır!

Aksâ Tûfânı’ndan bugüne yeryüzünde bambaşka bir hareketlenme vardır. İnsanlık boğucu şeytanî düzenlere karşı ayağa kalkmış, İNTİFADA ateşiyle yeni ve bambaşka bir ufkun farkına varmıştır!

İşte bu dalga Gazze’yi, Lübnan’ı, bütün bir Batı Asya’yı, zulüm ve sömürü altındaki coğrafyaları özgürleştirecek; İran’da, Küba’da, Venezüella’da emperyalist şeytanların sonunu getirecek ve egemen dünya düzenini alt edecektir!

Yaşasın İran direnişmişiz!

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın Küba direnişimiz!

Yaşasın Lübnan direnişimiz!

Katil NATO, Beykoz’dan, Adana’dan, İncirlik’ten defol!

Katil ABD, İran’dan, Küba’dan elini çek!

Siyonist idam yasasına hayır!

EYLEM videosu bu linkten takip edilebilir:

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x