Connect with us

Haberler

Eğitime Erişim Sorunu Teknik Aksaklıklarla Sınırlı Değil

Yayınlanma:

-

Eğitimciler, salgın sürecinde uygulanan uzaktan eğitimi sitemiz için değerlendirdi:

Pandemi nedeniyle internet ve televizyon aracılığıyla uzaktan verilen eğitim sürecini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Öğrencilerin uzaktan eğitim araçlarına ulaşma imkânları çerçevesinde bir değerlendirme yapar mısınız? Eğitim-öğretim süreçlerinin tek bir merkeze bağlı olması salgın gibi kriz anlarında hangi semptomları göstermektedir? Herkes için daha iyisi nasıl mümkün olabilir?

Alaattin Uras:

EĞİTİME ERİŞİM SORUNU TEKNİK AKSAKLIKLARLA SINIRLI DEĞİL

Tüm dünyayı derinden sarsan ve elektron mikroskobuyla ancak görülebilen bir virüs, eğitimi de derinden sarsmış ve eğitimi yeniden düşünmeye, onu dönüştürmeye zorlamıştır. Kuşkusuz pandemi ilan edilmeden önce de eğitim sistemi birçok sorunla boğuşmaktaydı ancak bu sorunlar ortaya çıkan yeni sorunlarla çarpan etkisi yapmıştır.

Pandemi sonrası gelişen olaylar, süreçler ve ortaya çıkan yeni olgular yüz yüze eğitimin örtmüş olduğu meseleleri daha bir görünür kılmış, eğitim sisteminin kırılganlığını bütün çıplaklığıyla ortaya sermiştir. Yüz yüze eğitimin, dev bir halı gibi altına süpürülen sorunları nasıl örttüğünü ortaya çıkan kaosla daha iyi anlamış olduk.

Türkiye’de ilk Covid-19 vakası ortaya çıktıktan sonra okullar hemen kapatılmıştır. Bu önemli adımdan sonra EBA kanalları devreye sokularak iyi bir reaksiyon verildiğini düşünüyorum. Televizyon ve uydu alıcılarının hemen hemen her evde var olduğu düşünüldüğünde, öğrencilerin eğitime ulaşımı noktasında ufak tefek bazı sorunlar dışında ciddi bir mesele ortaya çıkmamıştır.

Okulların kısmi olarak yüz yüze açılması ve büyük çoğunluğunun ise uzaktan eğitimle devam etme kararının alınmasından sonra ortaya çıkan yeni sorunlar için ise, pandeminin ilan edilişinden beri hiçbir şey yapılmamış, Ziya Selçuk’un sık sık farklı senaryolar üzerinde çalışıldığını belirtmesine rağmen ortaya çıkan fotoğrafta öyle olmadığı ve durumun tam bir felaket olduğu görülmüştür. Marttan sonra televizyon üzerinden verilen dersler bu sefer EBA çevrimiçi sosyal eğitim platformu üzerinden canlı derslerin diğer kademelere de yaygınlaştırılması ve desteklenmesiyle başladı her şey.

Yeni dönemin ilk günü yukarıda bahsettiğim kaosun ve kıyametin koptuğu andı.  Öğretmenler, öğrenciler, veliler ve eğitimin diğer paydaşları cehennemi yaşadı desek, yeridir. 21 Eylül günü sabah dersi olanlar ne EBA sayfasına girebilmiştir, ne de canlı derslere bağlanabilmiştir. Eğitim çalışanları ve öğrencilerin karşılaştığı tek şey ekranda beliren ‘ÇOK KALABALIK’ yazan ve büyük puntoların üstünde olan öğrencilerin gösterildiği ‘şirin’ bir grafikti. Bu erişim sorunu üzerine Milli Eğitim Bakanının yaptığı açıklamalar ise bardağın dolu tarafını göstermekti. Çok fazla talep var diyen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “İnanılmaz bir talep var. Özellikle yüz yüze eğitimin başladığı günlerde büyük bir sıçrama oluştu. Bu altyapı giderek daha da güçlenecek ve bu talebin karşılanması için de her türlü tedbiri alıyoruz.” diyerek bardağın boş tarafının daha fazla olduğunu gözden kaçırmaya çalışarak güya olumlu bir hava varmış gibi konuşmuştur. Ancak gerçek çok farklı ve eğitime erişim meselesi çok ciddi boyutlarda sosyal bir problem olarak büyümeye devam etmektedir.

Tabi eğitime erişim sorunu teknik aksaklıklarla sınırlı değil. Bundan çok daha derin meseleler, teknik sorunlar giderilse bile dağ gibi çözülmeyi beklemektedir. Her şeyden önce yoksulluk bu yeni dönemde de katmerleşerek büyümekte ve eğitime erişimde en büyük bariyeri oluşturmaktadır. Diyebiliriz ki yoksulluk meselesi bitirilmeden uzaktan eğitime erişim sorunu hiçbir şekilde bitirilemez. Bu da bugünden yarına olabilecek bir şey değil ve sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nın meselesi de değil.

Düşünün ki basit bir tablet alamıyor velilerimiz. Evlerinde, 21. yüz yılda internet yok. Var olan telefonları ise hangi çocuğa yetişsin! Baba sabah işe gidiyor. Evde annenin telefonuyla, diyelim ki üç çocuklu bir ailede tek bir telefon var,  nasıl yetsin!

Bu sorunları palyatif çözümlerle de gideremeyiz. Çünkü bu bütün çocuklara ulaşmayı garantileyemez. Yapılan hayır kampanyaları da ucuz bir şovdan öteye gitmez. Hayır bu Acun’un çözebileceği bir sorun da değildir!  Zaten ortada tek bir sorun da yoktur. Devletin önünde gerçekten büyük bir problem duruyor ve geçmişte yapılanlar ve yapılamayanlar bu durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Öneriler

Canlı dersler sanki uzaktan eğitimin tek yoluymuş gibi algılanıyor. Bu anlayıştan vazgeçilmelidir. Öğretmenler çok değişik araçlar kullanabilmelidir. Örneğin eğitimde Web 2.0 araçları hayli yaygın olarak kullanılmakta. Birçok farklı internet sitenin sunduğu içerikler, videolar da uzaktan eğitim olarak da okunmalıdır. Bunun dışında örneğin Anadolu Üniversitesi’nin Açıköğretim Fakültesi ve Uzaktan Öğretim şekli çok boyutlu bir şekilde yürütülebilmektedir. Orada okuyan bir öğrenci e-kampüse girerek istediği içeriğe ulaşabilmektedir.  Sınavlarını dahi uzaktan yapabilmektedir. Bu bağlamda Milli Eğitim Bakanı’nın sınavların yüz yüze yapılacağına dair açıklamalarını da tehlikeli bulmaktayım.

EBA’yı da gördüğüm kadarıyla birçok öğretmen kullanıyor. EBA’ya getirilen harici ders tanımlamasıyla birlikte bu platforma yine Zoom’a yönlendiriyor. Yani Zoom’a dolaysız bir şekilde bağlanabilecekken, neden EBA üzerinden bağlanmaya zorlanılıyor? Orada olan basit bir link oluşturma aslında… Eğitimi tek elden yönetme, devlet kontrolü yine de elinde tutmak istiyor ama ortaya çıkan sonuç EBA’daki yükü arttırıyor.

İkincisi, EBA’yı dünyaya propaganda etmeyi bir an önce bırakıp, gerçek sorunlarla yüzleşilmeli. Uzaktan eğitimde dünyaya sunulduğu gibi bir tablo yok aslında.

Tüm bunların dışında Ağustosun son haftası seminere alınan öğretmenler ne telafi eğitimin nasıl olacağı, ne de yeni dönemin nasıl şekilleneceği hakkında tek bir bilgi elde edememiştir ve okulların yüz yüze açılacağı ve uzaktan eğitimin başlayacağı son günlere kadar da doğru düzgün bir bilgilendirmeyle veyahut demeçle karşılaşmamıştır. Dedikodu, söylenti,  sosyal medya ve internet sitelerinde dolaşan isimsiz ve imzasız dilekçelerle hareket etmeye zorlanmış, öğretmenler karanlık bir tünelde yol almaya çalışmışlardır. Öğretmenler ücret tehdidiyle hareket ettirilerek sanal dünyada dolaşan ders çizelgesine göre örneğin ilkokullar için günlük 6 ders işlenmeye zorlanmıştır. Üstelik bahsedilen yazının asılsız olduğuyla ilgili bir açıklama da yapılmamış, nitekim sonraki günlerde günlük ders sayıları düşürülmüştür. Zik zak çizerek gidilen yolda, eğitim verenler ve eğitim görenler olarak, haddinden fazla yük bindirilerek ve bunun da stres olarak ortaya çıktığı düşünüldüğünde, bu ortamda nasıl sağlıklı kalınacağını tahmin edebilirsiniz.

 

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

Üsküdar’da Eylem: Gazze Barış Kurulu Soykırım Oyunudur; Katil ABD, İran’dan Defol!

Yayınlanma:

-

Üsküdar’da, 1 Mart 2026 Pazar günü Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen’in tertip ettiği eylemde ABD ve İsrail’in İran saldırısı ve Trump önderliğinde kurulan Gazze Barış Kurulu protesto edilirken Türkiye limanlarından İsrail’e devam eden sevkiyat ve petrol transferi eleştirildi.

Eylem boyunca; “İran, ABD’ye Mezar Olacak, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, İstanbul’dan Gazze’ye Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi Hainler Hesap Verecek, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Katil ABD Katil İsrail, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, Barış Kurulu Soykırım Oyunu” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Gülşah Eldemir’in okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SİYONİST KATLİAMIN SÜRDÜĞÜ GAZZE’DEKİ “BARIŞ KURULU” SOYTARILIĞINA;

İSRAİL’LE DEVAM EDEN TİCARETE VE SOYKIRIMA PETROL SEVKİYATINA;

KATİL İSRAİL VE ABD’NİN İRAN MUHASARASI VE SALDIRISINA;

İŞBİRLİKÇİLİK VE İHANETE HAYIR!

   Bismillâhirrahmânirrahîm,

   Kıymetli dostlar,

Aksâ Tûfânı’nın başlangıcından bu yana eşi benzeri olmayan günlerden geçiyoruz. İnsanlık tarihinin görüp göreceği en büyük soykırımlardan birine ve bağlantılı olarak insan havsalasının alamayacağı boyutlarda bir direnişe tanık olduk.

Batı Asya’daki emperyalist-Siyonist kuşatma bugün bambaşka bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

Dün itibariyle İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan yeni ve büyük savaş, tarihin yeni bir kırılma ânı olarak kaydedilecektir.

Egemen dünya düzeninin kibri, Batı Asya’daki her bir İslam beldesini birer birer yutan azgın bir canavara dönüşmüş; yeni ve son bir hamle olarak gidip İran’ın kapısına dayanmıştır!

Gazze’de iki yılı aşkın bir süre boyunca yüz binlerce kardeşimizi Siyonist lejyonu aracılığıyla katledip ölçülemez bir yıkım gerçekleştiren emperyalizm, Suriye’yi yeni bir mevzii olarak ele geçirdikten sonra 1979’daki İslam Devriminden bugüne en büyük düşmanı ilan ettiği İran’a karşı plânlayıp durduğu ölümcül darbe için türlü bahane ve gerekçelerle okyanustan körfeze, işbirlikçi rejimlerin yönetimindeki bölge ülkelerine konuşlu üslerine kadar tarih boyunca görülebilecek en büyük yığınaklardan birini “muhasara” için kurduktan sonra 12 Gün Savaşında olduğu gibi sözüm ona “müzakereler” esnasında alçakça yeni bir saldırı başlatmıştır.

   Emperyalizmin ve Siyonizm’in karşısına dikilen yürekler!

Bugün İran etrafında boy veren muhasara ve saldırganlık ancak farklı halkaların oluşturduğu bir zincir metaforu ile anlaşılabilir. “Arap Baharı” diye adlandırılan sürecin son ve çetin halkaları Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin’de yaşanmıştır. Küresel hegemonyaya karşı itirazın yoğunlaştığı cephelerde, emperyalistlere ve işbirlikçi rejimlere karşı kıyasıya bir mücadele sergilenirken Gazze Direnişi, sadece Batı Asya’da/Ortadoğu’da değil bütün bir dünyada küresel hegemonyaya itirazın ete kemiğe bürünmüş hâli oldu.

İşte bu iradeyi kırmak, küresel şeytanî işleyişin temel amacı olmuş ve bunu da ya doğrudan ya da işbirlikçi rejimleri koşullamak sûretiyle yapmıştır.

Filistin halkının Gazze’de gösterdiği eşsiz direniş, sadece Siyonist savaş makinesinin karşısına dikilmedi! Katil İsrail’in işgal ettiği Filistin coğrafyasına ya da genel anlamda bütün bir Batı Asya’ya/Ortadoğu’ya tutunması ancak bölgedeki işbirlikçi rejimler marifetiyle mümkün olduğu için Direniş, önce bölgedeki bu rejimlerle dolayısıyla da hepsinin ipini elinde tutan Büyük Şeytan Amerika’ya ve onun Egemen Dünya Düzeni içindeki ortaklarına karşı mücadele etmişti.

Türkiye’de, sizler gibi yürek ve bilinçleri İntifada saflarında harlanan devrimci halkalar; ülkenin dört bir yanında, şehirlerin cadde ve meydanlarında Siyonist katliam makinesini besleyen bütün atardamarları söküp parçalamak için mücadele etti.

Azerbaycan’dan Gazze’ye ölüm akıtan BTC boru hattının vanalarının kapatılması, İsrail’in her türlü ihtiyacını temin eden tedarik zincirinin kırılması, İsrail’in güvenliği için çalışan Kürecik NATO Radarı ile İncirlik Amerikan Üssünün kapatılması bu mücadelenin temel hedefleri olmuştu.

Halkımızın Filistin hassasiyetini sonuna kadar istismar eden AKP iktidarı ise işte bu mücadeleyi yükselten İntifada dostlarının karşısına dikilmekte gecikmedi; tutuklamalar, hapsetmeler ve uzayan yargılamalarla hakikatin bilinç ve yüreklerde mayalanmasının önüne geçmek istedi.

Şimdi ise Gazze’de direnişi yok etmek için Büyük Şeytan ABD’nin şefi Trump’ın başkanlığını yürüttüğü ve işbirlikçi bölge rejimlerinin de yer aldığı BARIŞ KURULU soytarılığı ile yeni ve bambaşka bir durum çıktı ortaya!

Herkes bilmelidir ki bütün bu şarlatanlıkları reddediyoruz! Katillerden barış güvercini çıkarma hipnozuna elbette teslim olmayacak ve Gazze direnişini bütün unsurlarıyla yok ederek işgali kalıcılaştırmak isteyen bu iradenin karşısında durmaya devam edeceğiz!

Direnişin dostları!

2002-2022 arasındaki AKP iktidarı yılları boyunca İsrail’le ticaretin 1,5 milyar dolardan 9,5 milyar dolara çıktığını; siyasî ilişkilerdeki tüm kriz iddialarına rağmen ticarî münasebetlerin istikrarlı bir şekilde sürdüğünü gördük ve yıllar boyunca bu iş birliğine karşı mücadele ettik.

Aksâ Tûfânı sürecinde “İsrail’le ticaret, Filistin’e ihanet!” itirazımızın nasıl kitleselleştiğini hatırlayalım; “Gemiler Gazze’ye, Hayfa’ya değil!” sloganının da öyle…

AKP iktidarının İsrail’le önce reddettiği sonra kısıtladığı daha sonra da baskıları savuşturmak için tümden yasakladığını iddia ettiği ticaretin hileli yollarla nasıl sürdüğünü herkes çok iyi hatırlıyor.

Şimdi artık bambaşka bir gerçeklik var. Suriye’de az önce bahsettiğimiz dönüşüm ve egemenlerin umursamadığı katliam, açlık ve sefaletle devam eden sözüm ona ateşkesle birlikte düşen duyarlıktan faydalanarak İsrail’le ticaret ve işgale petrol sevkiyatı artık çok daha pervasız bir şekilde yapılıyor.

Arkadaşlarımızın takibini yaptığı KİMOLOS adlı gemi bu pervasızlığın açık bir örneği olarak kayda geçmiştir. 7 Ekim’den sonra yapılan tüm sevkiyatlar perdelenirken son iki sevkiyat (Nissos Christiana ve Kimolos) perdelenmedi. Bu iki sevkiyatta 2 milyon varil ham petrol İsrail’e ulaştı ve elbette bu saldırılarda kullanılıyor çünkü KİMOLOS adlı gemiyle yapılan son sevkiyat, İsrail’in en stratejik ve askerî tesislerine de enerji aktaran Aşkelon’a yapıldı.

   Arkadaşlar!

   Bir yandan Filistin hassasiyetini sonuna kadar istismar etmek; diğer yandan para kazanmaktan vaz geçmemek için İsrail’e mal ve hizmet temin etmek; diğer yandan Epstein sapıklığının baş aktörlerinden bir katilin başkanlığını yaptığı ve soykırımcı Netanyahu’nun üyesi olduğu kurula girmek taktir edersiniz ki akla, vicdana ve hakikate ziyan bir tutumdan başkası değildir! Bu işbirlikçilik ve ihanet tablosuna karşı hakikatin gür sadâsını yükseltmekten başka bir seçeneğimiz yoktur!

Kıymetli kardeşler!

Batı Asya’yı alabildiğine küresel kapitalizmin sömürüsüne açmak için uzun yıllar boyunca adım adım ilerleyen süreç, konuşmamızın başında da belirttiğimiz gibi gelip 1979 İslam Devrimi ile bu sömürgeci hattan kopup bağımsızlaşan İran’ın kapılarına dayandı.

Bölgemiz yine ağır bir muhasara ve yeni bir saldırganlık ile karşı karşıya. İşbirlikçi rejimler sayesinde bölgemizde sayısız üsse sahip olan ABD; İsrail adlı karakolunu tehlikelerden korumak ve Venezuela’da olduğu gibi enerji kaynaklarına çökmek ve küresel rekabette avantajlı duruma geçmek için Küresel 28 Şubat’ı dâimî kılmaya çalışıyor.

Bir yandan 28 Şubat, diğer yandan 1 Mart sembolizmi arasında, bambaşka bir tarihî eşikte bulunuyoruz. “1 Mart tezkeresi” Irak işgaliyle başlayan utanç verici işbirlikçiliğin güçlü bir göstergesiydi. Şimdi bu utanç levhası, sınırlarını çok çok aşıp bambaşka bir tehdit çemberi oluşturdu ancak yağma yok!

Herkes duyup bilsin ki zalimlere, tağutlara geçit vermeyeceğiz! İşbirlikçilik ve ihanet zincirini kırıp parçalayacak ve Allah’ın izniyle asla diz çökmeyeceğiz!

Yaşasın Küresel İntifada!

   Kahrolsun İsrail, Kahrolsun ABD!

   Katil İsrail, Filistin’den Defol!

   Katil ABD, İran’dan Defol!

EĞİTİM İLKE-SEN               

TOKAD

ÖYB                                               

SAĞLIK İLKE-SEN

Devamını Okuyun

Haberler

Açlık Sınırı, 32 bin; Yoksulluk Sınırı ise 105 bin Lirayı Aştı

Yayınlanma:

-

TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak yapılan bu araştırmanın 2026 Şubat ayı sonucuna göre;

  •  Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 32.365 tl’dir.
  • Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) ise 105.425 tl’dir.
  • Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 41.900 tl’dir.
  • Mutfak enflasyonu aylık %3.65, on iki aylık %38.76, yıllık ortalama ise %39.43 olarak hesaplanmıştır.

TÜRK-İŞ’ e göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Şubat 2026 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir:

  • Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 3.65 oranında gerçekleşti.
  • On iki aylık değişim oranı yüzde 38.76 oldu.
  • Yıllık ortalama artış ise yüzde 39.43 olarak gerçekleşti.
  • İki aylık artış oranı ise yüzde 7.37 oranında oldu.

Buna göre Ocak-2026 itibariyle 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlenen Asgarî Ücret; 2026’nın Şubat sonunda açlık sınırının 4.209 lira gerisine düştü.

Kaynak: turkis.org.tr

Devamını Okuyun

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x