Connect with us

Haberler

Üsküdar’da “İsrail’i Tanıma, Tam Ambargo Uygula” Yürüyüşü

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen, Üsküdar sahilde “İsrail’i Tanıma, Tam Ambargo Uygula” temalı bir yürüyüş ve eylem yaptı.

Eylemde, iki hafta sonra İsrail’e ulaştırmak üzere F-35 parçalarıyla yüklü Maersk gemilerinin durdurulması çağrısı yapılarak şöyle denildi:

Danimarkalı nakliye şirkeri Maersk’e ait Maersk Detroit ve Nexoe Maersk gemileri, ABDdeki Lockheed Martin tesislerinden alınan F-35 parçalarını İsrailin Hayfa Limanı’na taşımak üzere rotalarını belirlemiş bulunuyor. Bu rotada, Mersin Limanı kritik bir durak olarak plânlanmış durumdadır: Nexoe Maersk gemisi 28 Nisan 2025 tarihinde Mersine gelecek, kargosunu buradan İsrailin Hayfa Limanı’na ve nihayetinde Nevatim Hava Üssüne ulaştıracak! Bu üs, Gazzede Filistin halkını hedef alan Siyonist bombardımanların merkezidir. Bu yüzden, Nexoe Maersk’in Mersin’e yanaşıp buradan yoluna devam etmesine izin verilmesi durumunda, müdahale etmeyen herkes açıkça İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımına ortak olacaktır!

Yürüyüş ve eylem boyunca “Gazze Ölüyor İnsanlık İzliyor, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, Yaşasın Küresel İntifada, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İşbirlikçi Hanedanlar Hesap Verecek, Vanaları Kapat Petrolü Kes, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, İsrail’e Değil Filistin’e Sevkiyat, Limanlar Siyonizm’e Kapatılsın, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Emperyalistlere Limanları Kapat, İhaneti Bırak Direnişe Destek Ol, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Zalime Yanaşma İşbirlikçi Olma, Gazze’de Çocuklar Açlıktan Ölüyor, Hamaseti Bırak Tam Ambargo Uygula, İsrail’i Tanıma Tam Ambargo Uygula, Rümeysa Öztürk Onurumuzdur, Filistin Davası Yargılanamaz, Fevziye Şenoğlu Onurumuzdur, İkinci Nakba’ya İzin Vermeyeceğiz, İşbirlikçi AKP Hesap  Verecek, Katil ABD İşbirlikçi AKP” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Meryem Karayıl ve Cahit Erdem Örs’ün okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

İSRAİL’İ TANIMA, TAM AMBARGO UYGULA

Bismillâhirrahmânirrahîm

Gazze’de Siyonist soykırım savaşı tüm hızıyla devam ediyor!

Siyonist rejim, Gazze’yi boşaltmak için “YA ÖLÜM YA SÜRGÜN!” hedefiyle saldırılarını yoğunlaştırıp işgali derinleştiriyor!

Gazze halkı bütün bir dünya ve müslümanlar tarafından yalnız bırakılmış ve çıkışsız bir kıskaca alınmıştır!

Gazze’deki katliamlara paralel biçimde İsrail’in, Batı Şeria’daki mülteci kamplarına, köylere, mahallelere yaptığı baskın ve kuşatmalar sürüyor; işgal devleti zaten yetersiz olan alt yapıyı tahrip ediyor, kardeşlerimizi katlediyor!

Koca bir yalan ve iki yüzlülük sûretindeki İslam âlemi, bütün bunları görmemek için olan bitene gözlerini kapattı; işbirlikçilik ve ihanet utancı kara bulut gibi coğrafyalarımıza ve gönüllerimize çöküverdi!

İstanbul halkı!

Gazze’de katliamlar 18 aydır devam ediyor.

Tarihin hiçbir evresinde böyle bir katliam silsilesi görülmedi!

Dünyanın ve Türkiye’nin pek çok yerinde sokağa çıkan milyonlar, İsrail’e verilen destekleri durdurmaya çalıştı.

Biz de elimizden geldiğince bunun için mücadele ettik.

İsrail’i, bu mel’ûn Siyonist soykırım makinesini besleyen kaynakları kurutmak için çağrılarda bulunduk!

“İsrail’e akan petrolü kesin!” diye haykırdık!

“Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından akarak İsrail’e ulaşan Azerbaycan petrolü, Siyonistlerin tank ve uçaklarını çalıştırıyor ve ölüm olarak Filistinli kardeşlerimizin üzerine yağıyor!” dedik.

Ama Türkiye’yi yönetenler, AKP iktidarı vanaları kapatıp petrolü kesmedi!

Bir de utanmadan varil başına 1 dolar 27 sent aldıklarını söylediler!

İsrail’in dostu olduğunu söyleyen Azerbaycan cumhurbaşkanı Siyonistlerin işbirlikçisi İlham Aliyey, Hazar petrolünü İsrail’e satmaktan vazgeçmedi! Katliamdan kazandığı kanlı parayı hanedanını ve iktidarını güçlendirmek için kullandı!

Aynı uyarıyı, çağrıyı yineliyoruz:

Derhâl vanaları kapatın, petrolü kesin!

Mazlumların dostları!

Yine yıllarca “İsrail’le ticareti kesin!” diye haykırdık.

Aksâ Tûfânı’ndan sonra da “İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet” sloganını ülkenin dört bir yanında dillendirdik.

Ancak, Türkiye’yi yönetenler, İsrail’i besleyen diğer bütün kalemleri, bütün bir lojistiği kâğıt üzerindeki birtakım numaralarla gizlemeye çalıştılar.

Filistin’e ihracatın yüzlerce, binlerce kat arttığını söylediler.

İşte bu yalan makinesinin “Filistin’e ihracat binlerce kat arttı!” dediği 2024 yılı aralığında Dünya Gıda Programı (WFP) yaptığı açıklamaya göre Batı Şeria’daki yaklaşık 700.000 Filistinlinin gıda yardımı ihtiyacının %100 artış gösterdi. Bu durum, bölgedeki artan gıda güvensizliğinin ve ekonomik zorlukların yalnızca Gazze ile sınırlı kalmadığını gösteriyor.

“İsrail’le ticareti kestik, Filistin’le ticaret patladı!” iddialarını işte bu açıklamalar yalanlıyor.

İsrail lojistik şirketleri karayollarımızda, limanlarımızda cirit atıyor!

Tekrar uyarıyoruz, tekrar haykırıyoruz:

Ticareti kesin, limanları Siyonist gemilere kapatın!

Kardeşler,

İşte bu meydanlar, bu Üsküdar iskelesi, karşıdaki Eminönü meydanı ve daha nice sokak ve meydanlar da şahittir ki yine yıllarca “İsrail’i koruyan Kürecik NATO radarını sökün, İncirlik ABD üssünü kapatın!” diye sayısız eylem yaptık.

Ancak, Kürecik NATO radarı kendi döneminde açılan AKP iktidarı bu çağrılara da kulak asmadı.

Evet, bunların hiçbirini yapmadılar ama yine de Filistin’i çok sevmeye devam ettiler!

Kırmızı çizgi hamaseti yapıp durdular!

Bakınız, güncel bir durum paylaşmak istiyoruz:

Danimarkalı nakliye şirkeri Maersk’e ait Maersk Detroit ve Nexoe Maersk gemileri, ABD’deki Lockheed Martin tesislerinden alınan F-35 parçalarını İsrail’in Hayfa Limanı’na taşımak üzere rotalarını belirlemiş bulunuyor. Bu rotada, Mersin Limanı kritik bir durak olarak plânlanmış durumdadır: Nexoe Maersk gemisi 28 Nisan 2025 tarihinde Mersin’e gelecek, kargosunu buradan İsrail’in Hayfa Limanı’na ve nihayetinde Nevatim Hava Üssü’ne ulaştıracak! Bu üs, Gazze’de Filistin halkını hedef alan Siyonist bombardımanların merkezidir. Bu yüzden, Nexoe Maersk’in Mersin’e yanaşıp buradan yoluna devam etmesine izin verilmesi durumunda, müdahale etmeyen herkes açıkça İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımına ortak olacaktır!

Gördüğünüz gibi işbirlikçilik ve ihanet bitmiyor!

Bu iktidar sahiplerine soruyoruz:

Neyi bekliyorsunuz? Filistin halkının tümüyle yok edilmesini mi!

Kıymetli halkımız,

Katil ve işgalci ABD ile katil ve işgalci İsrail, Ortadoğu’yu/Batı Asya’yı dizayn etmek için katliamlarına, savaş ve işgallerine hız vermiş durumdadır.

Suriye’de mevzi kazanan bu güçler; Lübnan, Filistin ve Yemen’de direnişi boğmak için 18 aydır amansız bir saldırı dalgası vâr ettiler.

İran’ı kuşatma plânlarının son aşamasına geldiklerini dost-düşman herkes bilmektedir.

Tarihin kritik bir evresindeyiz.

Türkiye, bu kritik eşikte nerede duracaktır? Kimlerle dost, kimlerle düşman olacaktır?

Buna iyi karar vermek zorundadır.

Egemen dünya düzeninden yana saf tutup mazlum ve mustazaf halklarımızın, coğrafyalarımızın karşısına mı dikilecektir yoksa yoksul Yemen halkı gibi şeref ve haysiyeti tercih edip ABD ve İsrail’i bölgeden kazımak isteyenlerle mi birlikte olacaktır?

İşte karşı karşıya kaldığımız/kalacağımız kritik seçim budur; tablo, bu kadar açık ve nettir.

Direnişin dostları,

Gazzeli çocukların, Gazzeli annelerin yürek parçalayan görüntüleri bizi, insanlığımızdan utanma aşamasına getirmedi mi?

Kerbela ıssızlığına, ölüm ve çaresizliğe sürgün edilen yavrularımız rüyalarımıza girmiyor mu?

Artık anlamış bulunuyoruz ki bugün kurtuluş eli, yardımı bekleyenler için insanlık tümüyle ölmüştür.

Bizdeki iktidar sahipleri ise birtakım alicengiz oyunları marifetiyle iktidarlarını daha çok pekiştirmek ve uzatmak derdine düşmüşlerdir.

Sahte Filistin duyarlılıkları bir kez daha ortaya çıkmış, kayyım ve görevden almaları protesto eylemlerinde tutabildikleri gençleri hapsederek asıl gündem ve niyetlerini açık etmişlerdir.

Ey iktidar sahipleri!

Bu ucuz numaraları bırakın!

Hem açlık ve yoksullukla boğuşan halkımızın gerçek gündemine yoğunlaşıp adaletsizlik ve hukuksuzluklardan vazgeçin hem de hemen yanı başınızda bir halk günde yüzlercesiyle katledilirken birazcık olsun utanın!

Neyle meşgulsünüz?

İktidarınız, o çok övündüğünüz hassasiyetleriniz, İHA ve SİHA’larınız neye yarıyor?

İmkânlarınızı mazlumların kurtuluşu için kullanmayacaksanız da ne için kullanacaksınız?

İsrail’i tanımaktan vaz geçin!

İsrail’i koruyan Kürecik NATO Radarını ve İncirlik ABD üssünü kapatın!

İsrail’e hilesiz hurdasız TAM AMBARGO uygulayın!

Biz sizin hamasetinizden bıkıp usandık; ya bunları hemen, derhâl yapın ya da artık susun, gölge etmeyin!

Kardeşler!

Filistin halkının özgürlüğü için mücadele eden Rümeysa Öztürk kardeşimizi haydut ABD gözaltına aldı.

Kardeşimizi hemen serbest bırakın!

Rümeysa Öztürk kardeşimiz de Rachel ve Ayşenur gibi size asla boyun eğmeyecektir!

Tutuklamalarla intifada yârenlerini yıldıramazsınız.

Bu hususta bir sözümüz de Rümeysa Öztürk’ü tutuklayan ABD’yi kınayan hükümet yetkililerinedir:

Siz ne yüzle böyle bir açıklama yapıyorsunuz?

“Gemileri durdurun, İsrail’le ticareti kesin!” diyen kardeşlerimizi işkenceyle göz altın alıp hapis istemleriyle yargılayan siz değil misiniz?

Adana’da, konsoloslukları önünde katil Amerika’yı protesto eden kardeşlerimizi işkenceyle göz altına alan siz değil misiniz!

Farklı noktalarda Filistin eylemleri yapan kardeşlerimizi İstanbul ve Ankara mahkemelerinde yargılayan, Ankara’da “Süpürün!” talimatıyla Filistin dostlarına saldıran, tekrar tekrar göz altı yapan siz değil misiniz!

Bu iki yüzlülüğünüzü affetmeyecektir!

Arkadaşlar!

Açıklamamızın sonunda mühim bir hususa değinmek istiyoruz.

Son günlerde iktidara yakın medyada yazan ve konuşan bazı isimler Gazzeli kardeşlerimizin hicretinden bahsediyor.

Bu kişiler, “Kudüs’ü fethederiz, bir gece ansızın İsrail’e gireriz!” hamasetini yapan AKP iktidarını alkışlıyorlardı.

Şimdi Gazzelilere açık açık “Bizden size fayda yok, kaçıp canınızı kurtarın!” diyorlar!

Bu arsızlara, bu işbirlikçiliğe teslim olanlara cevabımız şudur:

İkinci Nakba’ya izin vermeyeceğiz!

Filistin halkının tehcirini değil, geri dönüşünü konuşup savunacağız!

İşbirlikçilik ve ihanet politikalarına verdiğiniz destekle tarihin utanç sayfalarındaki yerinizi aldınız!

Veyl olsun duruşunuza, zihniyetinize!

Filistin dostları!

Allah’ın izniyle egemen dünya düzenine, emperyalizme, Siyonizm’e, işbirlikçilik ve ihanete karşı mücadelemiz sürecektir!

Şu şehir, şu deniz, şu gök yüzü, şu insanlar şahit olsun ki mazlumların yanında saf tutmaktan geri durmayacağız!

Herkesi bu cephede toplanmaya çağırıyoruz!

Allah’ın izniyle emperyalistler, Siyonistler yenilecekler ve cehenneme sürüleceklerdir.

Yeter ki biz doğru cephede saf tutalım!

EĞİTİM İLKE-SEN, SAĞLIK İLKE-SEN, TOKAD, ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ

Haberler

Metin Yeğin, ÖYB’de Konuştu: Venezuela’da Neler Oluyor?

Yayınlanma:

-

Latin Amerika hakkındaki çok boyutlu vukûfiyetiyle bilinen gazeteci, yazar ve sinema yönetmeni Metin Yeğin, 07 Ocak 2026 tarihinde Özgür Yazarlar Birliği‘nde “Venezuela’da Neler Oluyor?” başlıklı bir konuşma yaptı.

Metin Yeğin’in konuşmasından notlar şu şekilde:

Bir gün bir kapı açılır ve her şey değişir. Bugün devletler üçe ayrılıyor: kötü devletler, daha kötü devletler, daha daha kötü devletler. Bugün bir devlet gelip sizin devletinizin başkanının kapısından girip onu kaçırabilir. Maduro ve eşine Amerika’nın yaptığı buydu. Aslında eşi demek de sıkıntılı bir durum çünkü Maduro’nun eşi “Cilia Flores” olduğu için kaçırıldı zaten. Eşi diyerek onu kimliksizleştirmemek gerekiyor.

Bugün olan şey tabii ki uluslararası hukuka aykırı. Zaten son yıllarda olan birçok şey ikinci dünya savaşından sonra şekillenen uluslararası hukuka aykırı bir şey. Trump; kaçırmakla yetinmedi, diğer bölge ülkelerine de ayaklarını denk almaları konusunda göz dağı verdi. Bununla da yetinmedi, aslında konuşmasında çekilen fotoğrafların hepsi de verilmek istenen korku mesajına hizmet ediyor; arkasında CIA başkanın olması gibi!

Herkes bu kaçırılma olayını, bu faşizm pornografisi ve propagandası doğrultusunda korkutucu buldu ve dehşete kapıldı. Aslında doğru soruları sormak gerekiyor. “Trump’ın plânı başarılı oldu mu?” sorusu, asıl sorulması gereken sorudur. Bana soracak olursanız başarılı olmadı. Venezuela’ya baktığımızda bir değişiklik görebiliyor muyuz? Venezuela sadece Maduro ya da eşinden mi ibaret? Geriye kalanlar aynen kaldılar. Delcy Rodriguez yardımcıydı, şimdi Maduro’nun yerine geçti. Ben bütün bunları bir iyimserlik tablosu üzerinden değerlendirmiyorum, birer olgu bunlar. Trump da tam bu yüzden “Her şey devam ederse ikinci bir müdahale yaparız!” diyor.

Amerika’nın Venezuela petrolünde gözü olması meselesi de çok gerçekçi değil. Çünkü zaten Venezuela’nın petrol rafirenerisi yok, hepsi Amerika’nın elinde. Elbette bunu söylemek, Amerika’nın oradaki emellerinin yok olduğu anlamına gelmiyor. Petrol dışında talan edilmemiş değerli madenler, su ve Amazon’un bir kısmı da hala Venezuela’da. Bunun gibi birçok değerleri de ele geçirmeye çalışıyor. Yani sadece petrolü ele geçirmesi meselesi değil.

Bütün bunların ardından şunu düşünüyorum: Trump acaba bu eyleminde tuzağa mı düşürüldü? Çünkü Venezuela’da hiçbir şey değişmedi. Rodrigez’in “Amerika ile masaya oturabiliriz.” demesi aslında hiç de yeni bir şey değil. Venezuela zaten 15 yıldır Amerika ile masaya oturuyor. Maduro da kaçırılmadan bir hafta önce Amerika ile masaya oturmuştu. Bu bağlamda bir gerginlikleri yoktu zaten. Burada olan mesele Amerika’nın saldırganlığından ibaret. Bundan sonra Rodrigez ile anlaşmaya oturacak olmaları Venezuela’ya dair değil Amerika’nın kendisine dair bir değişimi gösterir. Aralarında bir gerilim değil, Amerika’nın saldırganlığı ve Venezuela’nın kendisini savunması vardır.

Birçok yalan ve komplo var bu meselede. Bu yalanlara ve komplolara kapılmadan harekete geçme potansiyelini korumak önemli.

Trump, birçok yanlış yaptı bu süreçte. Konseye sormadan askeri güçleri uluslararası bir bölgede kullandı. “Kurşun sıkılmadı, ölüm olmadı.” diyor ancak bunun bir kesinliği yok. Çünkü aynı konuşmasında hastanede olan insanlardan bahsediyor. Ayrıca Maduro’yu kaçırdıktan sonra New York’a götürmek -entelektüel anlamda bu kadar zengin ve muhalif bir yere- ve Florida gibi yerlerde yargılamamak da büyük yanlış.

Maduro’nun mahkemedeki açıklamalarına baktığımız zaman Türkçe kaynaklarda yalnızca kendisine dair “Ben iyi bir insanım!” gibi cümleler var. Ancak İspanyolca çevirilere vs baktığımızda Maduro’nun kendisini Cenevre’ye gönderme yaparak “Ben Venezuela devlet başkanıyım, burada savaş esiri olarak tutuluyorum!” diye savunduğunu görürsünüz. Bu, bir teslim olma değildir aslında. Komplocular bunu basit bir teslim oluş gibi algılıyorlar. Bunun arkasında “O bile teslim oldu, ben niye pijamamla evde oturmayayım?” anlayışı var. Bu da insanları eylemsizliğe götürür.

Oysa devlet dediğimiz hikâye koca bir ideolojidir. Devleti ayakta tutan şey de tüfekler, tanklar değildir; ideolojidir. O ideolojiye karşı bir şey söylemeye kalktığınızda asıl devlet dediğiniz mekanizma bu yüzden bozulur. İdeolojiyi tutan hikâye bu zaten, yoksa herkes boşuna niye demokrasi diyor. Oysa ortada demokrasi dediğimiz bir şey yok ki!

Bize dört ya da beş yılda bir demokrasi hakkı veriyorlar, mührümüzü basıyoruz ve bulaşmasın diye kâğıtları itinayla katlıyoruz. Sonra akşam evlerimizde seçimi kazananı izliyoruz. Ve sonraki dört beş yıl da televizyon izliyoruz. Bu mu demokrasi? Bu, kâğıt katlama sanatı olan origamiden başka bir şey değildir. Ben bu kadar ahmak mıyım ki sizin dört-beş yıldaki kararınıza kendimi bırakacağım? İki ayda fikrimin değişmediğini kim söyledi?

Reichstag yangınında Naziler, bunun komünistlerin suçu olduğunu söylediler. Yargılanan anti-faşist Georgi Dimitrov, Nazi mahkemelerinde beraat etti. Bu ironik durum, şimdiki demokratik durumumuzu gösteriyor.

Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığından kaçırdılar güya. Ancak o bölgede bu suçla en çok özdeşleşen ülke ABD’dir. 1989’da Panama’nın devlet başkanı Noriega’yı da kaçırmışlardı. Noriega aslında CIA ajanıydı, sonradan ilişkileri bozuldu. Dünya üzerinde buna benzer birçok skandal çıktı. Uyuşturucu kaçakçılığı kontr-gerillayı beslemek için kullanılıyordu. Bunun temel müsebbibi CIA ve Amerika’dır.

Böylesine karmakarışık dünyanın içinde bu şiddet ilk başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyaya yöneldi. Latin Amerika’da da radikal sol hükümetler yavaş yavaş dağılmıştı.

Diyelim ki Maduro yıkıldı orada, Çin oradan ayrılacak mı? Anlamsız bir soru, Çin’in Amerika’da da yatırımları var. İnsanların gözden kaçırdıkları başka meseleler var. Mesela Panama Kanalının olması meselesi de tamamen ABD’nin emeline bağlıdır aslında. Başka bir söylem daha var; ABD’nin hegemonyasına dair Afrika ya da Asya’yı Çin, Rusya gibi devletlere bıraktığı ve Latin Amerika’ya odaklandığı şeklinde. Hegemonya bütüncül bir şeydir, “herhangi bir yerden vazgeçmek” demek sistemin kendisinin değişmesi demektir. Amerika’nın yaptığı şey bir yerlerden vazgeçmek değil. Hegemonyası zarar gördü.

Chavez dönemi, Amerika’nın başarısızlığına dair çok güçlü bir örnektir. Amerika bu yüzden Latin Amerika’ya dair bir hegemonya oluşturamadı, oluşturamaz. Şu an pek bir şey değiştirilemedi. Bir süre sonra neler olur bilemeyiz ancak güncel durum bu şekilde.

Ben hâlâ halkların kendisini değiştirme gücüne inanıyorum. Zaten bütün tarih bundan ibarettir. Küba’da bir kahvede otururken halka sormuştum “Amerika’dan korkuyor musunuz?” diye. Onlar da şöyle cevap vermişlerdi: “Amerika’nın işgal etmeye çalıştığı ama sabit kalabildiği tek bir yer var mı ki!”

Notlar: Meryem Kılıç

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’nin Maduro’yu Kaçırmasına Tepkiler Sürüyor: Firavun Trump, Venezuela’dan Defol!

Yayınlanma:

-

ABD’nin Venezuela’ya saldırarak devlet başkanı Maduro’yu ve eşini kaçırması 4 Ocak 2026 Pazar günü Üsküdar’da protesto edildi. Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB tarafından düzenlenen eylemde egemen dünya düzenine, emperyalist saldırganlığa karşı durulması çağrısı yapıldı.

Katil ABD Venezuela’dan Defol, Venezuela Halkı Yalnız Değildir, Katil ABD Katil İsrail, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, NATO’dan Çıkılsın Emperyalist Üsler Kapatılsın, Borular Sökülsün İşgalciler Sürülsün, Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi, Direniş Var Yılgınlık Yok, Firavun Trump Venezuela’dan Defol, Trump’ın Değil Halkların Dostu Ol” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına açıklamayı Şilan Deniz, Meryem Karayıl ve Gülşah Eldemir okurken yazar Şükrü Hüseyinoğlu da bir konuşma yaptı.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Firavun Trump, Venezuela’dan Defol!

Bismillâhirrahmânirrahîm,

Bugün, Latin Amerika’nın kalbi Venezuela’ya yapılan haydutça saldırılara karşı sesimizi yükseltmek; emperyalizmin karşısına dikilmek için buradayız! Katil, emperyalist, yağmacı ABD’nin askerî müdahalesi yalnızca Venezuela’yı değil, tüm dünya halklarının özgürlük ve bağımsızlık iradesini hedef almaktadır.

ABD yönetimi, on yıllardır sürdürdüğü “arka bahçe” zihniyetiyle, Venezuela’yı ekonomik abluka, siyasi darbe girişimleri, hibrit savaş yöntemleri ve açık askerî müdahale tehditleriyle diz çöktürmek için her yolu denemiştir. Venezuela’ya yönelen bu saldırganlık, tesadüfî ya da geçici değildir; bu saldırı, emperyalizmin küresel ölçekte yaşadığı hegemonya krizinin açık bir sonucudur.

Kıymetli dostlar!

ABD’nin son yıllarda yayımladığı Ulusal Güvenlik ve Savunma Strateji belgeleri, Washington’un sömürgeci niyetlerini artık gizleme ihtiyacı duymadığını göstermektedir. Bu belgelerde Batı Yarımküresi üzerinde ilan edilen sözde “özel haklar”, 19. yüzyıldan kalma karanlık Monroe Doktrini’nin güncellenmiş ve militarize edilmiş bir versiyonudur.

ABD, Latin Amerika’yı hâlâ kendi münhasır nüfûz alanı olarak görmekte; bölge halklarının iradesini tanımamakta; bağımsız devletlerin kendi siyasi, ekonomik ve diplomatik tercihlerini yapmasını bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak ilan etmektedir. Venezuela’nın hedefe konulmasının temel nedeni de budur: Emperyalizme boyun eğmeyen, bağımsız bir iktisat ve dış politika hattı izleme ısrarı!

Venezuela halkı, Amerikan strateji belgelerinin bir piyonu olmayacak kadar onurludur!

Emperyalizmin karşısına dikilen bilinçler!

Bugün Venezuela’ya yönelen saldırıyı yalnızca ikili bir ABD-Venezuela gerilimi olarak okumak, gerçeği perdelemek olur. Bu müdahale, küresel sistemde yaşanan derin güç kaymasının, ABD hegemonyasının zayıflamasının ve çok kutuplu bir dünya düzeninin doğuş sancılarının bir parçasıdır.

ABD, Çin’in yükselişini, Rusya’nın askerî ve diplomatik yeniden konumlanışını ve Küresel Güney’in bağımsızlaşma eğilimlerini kendi egemenliği için bir tehdit olarak görmektedir. Venezuela ise, Çin ve Rusya ile geliştirdiği ekonomik, enerji ve diplomatik ilişkiler nedeniyle Washington açısından “cezalandırılması gereken” bir örnek haline getirilmiştir.

Ancak altını çiziyoruz:
Bizler, emperyalizme karşı mücadelede hiçbir büyük gücü masumlaştırmıyoruz. Rusya ve Çin’in de kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden küresel güçler olduğu açıktır. Ne var ki Venezuela halkının bu ülkelerle kurduğu ilişkiler, ABD’nin dayattığı sömürü ve bağımlılık zincirlerine alternatif arayışlarının bir sonucudur. Emperyalizmin tahakkümüne karşı manevra alanı yaratma çabası, işgal gerekçesi olamaz!

Ezilen halkların omuzdaşları!

Egemen dünya düzeni, hiçbir zaman kendi ilkelerine, yaldızlı laflarına sadakat göstermedi. Uluslararası hukuk gibi palavraların öteden beri ne anlama geldiğini biliyoruz!

Biz uluslararası hukuk denen ve sömürüyü perdeleme vazifesi gören şarlatanlıkların ne manaya geldiğini Afganistan ve Irak işgallerinden, Filistin’e karşı yürütülen soykırım savaşından biliyoruz!

Beyaz Saray koridorlarında yazılan senaryolar, dışarıdan atanan “geçici başkanlar”, ekonomik boğma politikaları ve asker! tehditler; egemen dünya düzeninin gerçek işleyişidir; herhangi bir hukukla ilgisi yoktur, bu uygulamalar ancak ve ancak sömürge dönemlerinin zorbalığıyla açıklanabilir!

Direnen halkların yanında saf tutan yürekler!

Bizler çok iyi biliyoruz ki ABD’nin Venezuela’ya yönelik “demokrasi”, “insan hakları” ve “insanî yardım” söylemleri Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da ve Suriye’de milyonlarca insanın hayatına mal olan yalanların birebir aynısıdır.

Venezuela’ya yönelen bu saldırganlığın temel nedeni, ülkenin sahip olduğu devasa petrol rezervleri, doğal gaz yatakları, altın ve stratejik madenlerdir. Yaptırımlar yoluyla halkı açlığa mahkûm etmek, sağlık sistemini çökertmek ve ardından “insani kriz” bahanesiyle askerî müdahaleyi meşrulaştırmak, emperyalizmin bilinen kirli bir yöntemidir.

Kardeşler,

ABD’nin Venezuela saldırısı, sadece bu ülkeyle sınırlı değildir. Bu müdahale; Küba’ya, Nikaragua’ya, Kolombiya’ya ve emperyalizmin çizdiği sınırlara sığmayan tüm halkçı hareketlere verilmiş açık bir gözdağıdır. Latin Amerika’da yeniden yükselen bağımsızlık ve entegrasyon arayışları, Washington açısından kabul edilebilecek bir yönelim değildir!

Aynı saldırgan zihniyetin Batı Asya’da İran’a, Yemen’e ve Filistin halkına yönelmiş olması tesadüf değildir. Emperyalizm, coğrafya tanımaz; bir yerde açılan gedik, tüm mazlum halkların geleceğini tehdit eder.

ABD öncülüğünde ve İsrail’in tetikçiliğinde ilerleyen egemen zorbalık; Suriye ve Libya’dan sonra İran’da, Lübnan’da, Yemen’de yeni gedikler açmak istiyor. Baştan başa bütün dünyaya diz çöktürmek istiyor ancak yağma yok! Emperyalizme de Siyonizm’e de geçit vermeyeceğiz!

Venezuela’daki bu aşağılık müdahalede İsrail’in ABD’ye verdiği açık destek, saldırının ideolojik ve stratejik boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir. Evet, Batı Asya’yı/Ortadoğu’yu işgal, abluka ve katliamlarla kana bulayanlar ile Latin Amerika’da darbe plânları yapanlar aynı küresel çıkar ağlarının parçasıdır.

İsrail’in Venezuela’yı direniş hareketleriyle ilişkilendiren suçlamaları boşuna değildir. Bu, halklara karşı kurulmuş küresel bir zorbalık ittifakıdır.

Venezuela’nın istikametini Washington’daki savaş lobileri değil ancak zulme, sömürüye direnen Venezuela halkı belirleyebilir!

Bizler, emperyalizmin, zorbalık ve işgalin karşısına dikilen vicdanlar olarak;

Haysiyet sahibi bütün insanlardan, bütün siyasi hareket ve topluluklardan Venezuela’ya yapılan ABD müdahalesinin karşısına dikilmesini,

Yine bu çevrelerden İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına konuşlu ABD-NATO üslerinin sökülüp atılması için mücadeleyi büyütmelerini istiyoruz.

Evet, Anadolu baştan başa ABD-NATO üsleriyle işgal edilmiştir. Bunu, çok uzun seneler boyunca söyledik. Bu üsler Gazze’deki soykırım savaşında aktif rol üslendi. Venezuela’daki şeytanlık ve hoyratlığa verilecek en güzel cevap bu üslerin kapatılmasını sağlamak için azim ve kararlılığı lâyıkıyla kuşanmak olacaktır!

Egemen dünya düzeninin muârızları,

Madem emperyalizmi hayatta tutan kan, petroldür madem o petrolü taşıyan damarlar petrol botu hatları, küresel gemi rotalarıdır; o hâlde üzerimize düşen sorumluluk bellidir! Irak’ta petrol için ABD’nin yaptığı aşağılık işgali ve milyonların katledilişini biliyorsunuz.

Bugün de en büyük emperyalist projelerden biri olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, emperyalizme ve Siyonizm’e çalışmaktadır ve Gazze’deki soykırım makinesinin can suyudur. O hâlde ABD’nin petrol için, enerji kaynakları için Venezuela’daki darbesine, küstahlığına verilecek en muhteşem cevap BTC boru hattının Anadolu’dan sökülüp atılması olacaktır!

Bir sözümüz de AKP iktidarınadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Maduro ile yakın ilişkisi herkesin malumudur. Eşiyle birlikte konutundan alınıp kaçırılan Maduro için tek kelime etmeyip sanki ortada eşit taraflar varmış gibi “itidal” çağrısı içeren 5 cümlelik bir Dış İşleri açıklamasıyla yetinmek son derece düşündürücü ve ibretlik bir durumdur! Unutmayalım ki tarihi ancak adil, cesur ve kararlı adımlar kurar; ezilen halklara, mazlum ve mustazaflara ancak onlar umut olur; güçlüden korkup sinenler değil!

Küresel İntifada’nın yârenleri!

Emperyalizm ne kadar saldırgan olursa olsun, Allah’ın izniyle direnen halkların iradesini kıramayacaktır. Bütün bu sancılar, Gazze’den Latin Amerika’ya uzanan Küresel İntifada’nın serpilip büyümesini müjdelemektedir!

Venezuela halkı yalnız değildir. Onların direnişi, bizim direnişimizdir!

Kahrolsun Emperyalizm!
Yaşasın Tam Bağımsız Venezuela!
Kahrolsun Küresel Emperyalizm ve İşbirlikçileri!
Yankee Go Home!

EĞİTİM İLKE-SEN       

SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD (TOPLUMSAL DAYANIŞMA KÜLTÜR EĞİTİM VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR DERNEĞİ)

ÖYB (ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ)

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Asgarî Ücret Eylemi: Kölelik Düzeni Derinleşiyor, İtiraz Et!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği, her 1 Ocak’ta olduğu gibi 2026’nın 1 Ocak günü de “kölelik” olarak tanımladığı asgarî ücret uygulamasını protesto etti.

Kölelik Düzeni Derinleşiyor, İtiraz Et!” başlığı ile düzenlenen eylemde “Asgarî Ücret Köleliktir, Allah Adaleti Emreder, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Emekçiler Köle Olmayacak, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Rakamlar Sahte Sömürü Gerçek, Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Aileler Yoksul Çocuklar Aç,  Sömürücü AKP Hesap Verecek, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Sömürüye Razı Olma İtiraz Et, Uyan Diren Özgürleş” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Cahit Erdem Örs’ün okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Bismillâhirrahmânirrahîm

 Kıymetli dostlar,

Bugün 2026’nın ilk günündeyiz.

Her 1 Ocak’ta olduğu gibi bu 1 Ocak’ta da meydanlardayız.

Yeni bir yıl daha açlıkla, sefaletle, sömürüyle, kölelikle başladığı için meydanlardayız!

Açlık ve yoksulluk her geçen yıl, bir önceki yıla göre daha da derinleştiği; sömürü ve kölelik düzeni daha bir pekiştiği için meydanlardayız!

İnsan haysiyet ve özgürlüğünü hedef alan, insan onurunu çiğneyen bu harâmî düzene karşı yılın bütün günlerinde itirazlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz!

Susmayacağız!

Hakikati haykırmanın öncelikli ödevimiz olduğu bilinciyle hareket edeceğiz.

Âlemlerin Rabbi Allah’tan başka kimseye kul olacak değiliz!

Bütün egemenler; devlet ve sermaye sahipleri de bunu böylece bilsinler!

Emeğin, haysiyetin, ezilenlerin yanında saf tutan kardeşler!

Geçtiğimiz hafta Asgarî Ücret Tespit Komisyonunun kararıyla 2026 yılı için geçerli olacak Asgarî Ücret, 28 bin 75 lira, 50 kuruş olarak ilan edildi.

Böylece bir önceki yıla göre sadece yüzde 27’lik bir artış yapılmış oldu.

TÜRK-İŞ’in düzenli olarak yaptığı araştırmada 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 30 Aralık 2025 itibariyle 98 bin188 lira olarak ölçülmüş ve artık 100 bin lira seviyesine dayanmıştır!

Yine aynı araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 30 bin lirayı aşarak 30 bin 143 lira olarak tespit edilmiştir.

Sevgili halkımız, dikkat ediniz, işçiler yeni yıl artışına göre belirlenen yeni ücretlerini ancak 31 Ocak 2026 tarihinde alabilecekler.

O vakte kadar açlık sınırının, enflasyonun hangi rakamlarda seyredeceğini düşünmek bile istemiyoruz!

Arkadaşlar!

Önceki yıllarda hükümet ve sermaye temsilcilerinin çoğunluğunu oluşturduğu Asgarî Ücret Tespit Komisyonu, artışları nispeten de olsa açlık sınırının üzerinde yapar; asgarî ücret ancak bir-iki ay sonra açlık sınırının altına düşerdi.

Şimdi ise egemen sınıfların gözlerini tamamen kararttığını görüyoruz.

Şimdi henüz Aralık ayında açlık sınırının altında bir Asgarî Ücret ilan ediyorlar!

Sahte TÜİK rakamlarına göre hedef enflasyon numaralarıyla emekçileri kesin olarak köleliğe, en vahşî sömürü koşullarına maruz bırakıyorlar!

Bu ülkede çalışanların en az yarısı doğrudan Asgarî Ücretlidir.

Önemli bir kesim ise “Asgarî Ücret akrabalığı” dediğimiz oranlarda, Asgarî Ücret’in en fazla birkaç bin lira üzerinde bir ücret almaktadır.

Artık Asgarî Ücret, genel geçer ücret olmuştur.

Asgarî Ücret bile alamadan çalışanların, mülteci işçilerin sayısını ise hesap edebilmek imkânsızdır.

Halkını, kanının ve alın terinin son damlasına kadar sömürmeye ahdetmiş bu harâmî düzeni, bu cesaret ve pervasızlığı maalesef büyük sessizlikten almaktadır.

Evet, büyük sessizlik!

Sadece birkaç küçük grubun göstereceği bir tepki, takdir edersiniz ki yetmez!

Adalet arayan; yağmacı, talancı düzenden hesap sormak isteyen herkes, yüksek sesle itiraz etmedikçe sömürü ve kölelik bitmez; bitmeyeceği gibi bir de alabildiğine kök salar!

Emeğin ve emekçilerin dostları!

İş cinayetleri çocuk-yetiştin demeden can almaya devam ediyor!

2025 yılında bir kısmı MESEM’li olan en az 91 çocuğumuz, iş cinayetlerinde hayattan kopartıldı.

Son 13 yılda ise en az 827 çocuk, evet çocuk, iş cinayetlerinde katledildi!

Yine 2025 yılında 2 binin üzerinde emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde can vermiştir!

Son 23 yılda ise 35 binden fazla emekçi kardeşimiz iş cinayetlerinde öldürülmüştür!

Bizim “Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!” dediğimiz bu deveran elbette halkımızın hâşâ kaderi değildir.

Allah kimseye zulmetmez; müstekbirler, azgınlar, gözü dönmüş Karun artıkları, sermaye çevreleri bu zulümleri yapar!

Tabiatla barışık, kendi ürettiğiyle geçinen, dayanışmayı temel ilke olarak benimsemiş bir insan modeli istemeyen egemenler, yoksullaştırdıkları geniş kitlelerin sadece ve sadece kendileri için çalışıp ölmesini istiyor!

Ama yağma yok!

Musa peygamberin, Firavun’un köleleştirdiği İsrailoğullarını Mısır’daki kölelik çarklarından çekip çıkardığı gibi biz de bu kölelik sarmalını parçalayacağız!

Zalimlerin, tâğutların, sermaye sahiplerinin sömürü düzeninin karşısına “Hakça Üretim ve Bölüşüm, Adil Paylaşım” şiârıyla onların korkusu; ezilenlerin, mazlum ve mustazafların umudu olarak çıkmaya devam edeceğiz!

Adaletin yılmaz savunucuları!

Ebu Zer Gıfârî’yi hepiniz bilirsiniz.

Haksızlığın, sömürünün, yolsuzluğun, sınıf ayrımcılığının yılmaz düşmanlarındandır.

Onun meşhur bir sözü vardır:

“Evinde yiyecek ekmeği olmayıp da kınından çekilmiş bir kılıç gibi isyan etmeyen kişiye nasıl şaşmam!”

Bugün emekçi halkımızı, vergilere bağlanan halkımızı, yoksul halkımızı daha derin bir açlık ve yoksulluğa mahkûm ettiler!

Yoksulluk sınırının artık zenginlik sayıldığı günlere geldik.

Açlık sınırının altında başladıkları Asgarî Ücret nedeniyle Ebu Zer’in bahsettiği, isyan ve itiraza davet ettiği ekmeğe ulaşamayan insanımızın sayısı katlanmış bulunuyor.

Motorine 2025 yılı boyunca 45 defa zam yapan AKP iktidarı Asgarî Ücret için senede sadece bir kez artışı dayatıyor.

İşte bu tablo karşısında hayatın durması gerekir.

İrili ufaklı bütün siyasal, toplumsal çevreler, sendikalar, sivil inisiyatifler sarsıcı grevler yapmalı ve bu harâmî düzenden hesap sormalı, sömürü düzeninin fişini çekmelidir.

İstanbul halkı!

2015’ten bu yana ortalama fiyatlar 13 katına çıktı!

Gıda ve kira enflasyonunda zirvedeyiz!

Dikkatinizi çekiyoruz:

İnsanların en temel ihtiyaçları olan barınma ve beslenmeden bahsediyoruz.

Her 3 çocuktan 1’i okula aç gidiyor, sınıflarda açlıktan bayılan öğrenciler varken okullarda 1 öğün ücretsiz yemek verilmesi talebi görmezden geliniyor!

Açlık sınırının altında geliri olan bir ailenin çocukları okula nasıl tok gitsin arkadaşlar, soruyoruz sizlere!

Şair Turgut Uyar’ın o meşhur dizesini bu meydanlarda her eylemde haykırıyoruz:

“Açlık çoğunluktadır!” Evet, açlık çoğunluktadır!

Allah’ın herkes için adil bir şekilde verdiği nimetlere el koyan bir avuç yerel ve küresel azgın azınlık, bütün bir insanlık için hayatı cehenneme çeviriyor!

Bu azgınlığa geçit vermeyeceğiz!

Tabiatın ve insanın yağmalanmadığı yeni bir dünyayı kurmak mümkün ve gereklidir.

Rabbimizin özgür olarak yarattığı kullarını kimse köleleştirmeye çalışmasın!
İnsanlığın tarihi Firavunların, Nemrutların nasıl yere serildiğinin, direniş ve devrimlerin tarihidir.

Evet açlık çoğunluktadır ancak sömürü düzeninin çarklarına çomak sokan birer Ebu Zer olma azim ve kararlılığımız asla yok olmayacaktır!

Şüphesiz ki Allah adaleti emreder, kötülük ve zulmü yasaklar!

EĞİTİM İLKE-SEN        SAĞLIK İLKE-SEN            TOKAD                       ÖYB

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x