Connect with us

Haberler

Marmara Bölgesindeki Hapishanelerde 1609 Hak İhlali

Yayınlanma:

-

İHD (İnsan Hakları Derneği) İstanbul Şubesi, Ekim-Kasım-Aralık 2022 döneminde yapılan  57 başvuruya göre Marmara Bölgesi hapishanelerinde bu dönemde en az 1609 hak ihlali tespit edildiğini duyurdu.

Basın taraması yolu ile tespit edilen 364 hak ihlali ile  ihlal sayısının 1973’e çıktığının belirtildiği rapora göre, yaşam hakkı, sağlık hakkı, iletişim hakkı ve adil yargılanma hakkı gibi haklar başta olmak üzere temel haklara erişimde önemli sorunlar yaşandığı vurgulandı.

Rapora göre İHD İstanbul şubesine Ekim, Kasım, Aralık aylarında Silivri Kampüs Ceza İnfaz Kurumu (CİK), Kandıra 1 ve 2 Nolu F Tipi CİK, Kocaeli CİK, Maltepe 1 Nolu L Tipi CİK, Edirne F Tipi CİK, Tekirdağ 1 ve 2 Nolu F Tipi CİK, Bolu F Tipi CİK, Silivri Açık CİK, Bakırköy Kadın Kapalı CİK, Gebze M Tipi CİK, Bursa H Tipi Kapalı CİK, Erzurum Dumlu 1 Nolu Yüksek Güvenlikli CİK, Antalya S Tipi CİK, Ahlat T Tipi Kapalın CİK, Sincan Kadın Kapalı CİK, Adana Kürkçüler 1 Nolu T Tipi CİK, Kayseri Bünyan Kadın Kapalı CİK, Şakran T Tipi Kapalı CİK, R Tipi Kapalı CİK, Sincan 2 Nolu F Tipi CİK, Diyarbakır Kadın Kapalı CİK olmak üzere 21 hapishaneden 57 başvuru yapılmış.

Raporda, söz konusu aylarda ihlaller şu şekilde sınıflandırılmış:

Yaşam hakkı ihlali/ Yaşama Yönelik Saldırılar

Ölüm (6) -İntihar girişimi (2) -İntihara zorlama (2) -Ölümle tehdit ve Can güvenliği endişesine neden olacak davranışlar (19)

Ayrıca basın taraması yoluyla tespit edilen ve sayısal veri olarak toplamda gösterilen 6 ölümlü vaka söz konusu olup, tespitlere göre bu rapor döneminde dördü hapisliği devam ederken ve ikisi serbest bırakıldıktan sadece günler sonra olmak üzere 6 hasta mahpus (Tahir Gürdal, Emre Abalak, Ehettin Kaynar, Süphan Çabuk ve Kemal Mutlum, Vural Avar) yaşamını yitirmiştir.

Kötü Muamele, Onur Kırıcı Muamele, Darp, İşkence

Kötü muamele (75) -Psikolojik baskı ( 55 ) – Hücreye koyma (35) – Çıplak aramaya zorlanma (24) – Ağız içine araması (6) – Dayak, işkence (6) – Baskın hücre araması (33) –Aramalarda hücrelerin dağıtılması, eşyalara el koyma ( 50) -Irkçı söylem, etnik ayrımcılık (36) – Ailelere küfür, hakaret (11) – Pişmanlık dayatması (15) – Havalandırmasının üzeri tellerle kaplı hücreye koyma ( 5) – mahpusların darp raporu almasının engellenmesi(11) -Sürgün sevk (38) -mahpuslar hakkında gerçeğe aykırı tutanak tutma (57) – Oda değişikliği talebinin karşılanmaması (10) – Mahpusu tekli hücreye götürerek sorgulama girişimi (1) -Politik mahpusların yanına geçme talebinin karşılanmaması (2) – Kalabalık koğuş (15) – Aramalarda kadınların iç çamaşırlarının teşhir edilmesi (13) – Disiplin cezası (24) – Keyfi ve sık hücre araması(35) – Erkek gardiyanın kadın mahpusun vajinal bölgesine tekme ile vurması (1) – Aramalarda kadın mahpusların havalandırmaya kilitlenmesi (15) -Aramalarda kantin fişi, defter, günlük, mektup vb. el koyma (40) – Giysilere el koyma (15) – mahpusun ameliyat yerine tekme atılarak dikişlerinin açılması(1) -Çıplak süngerli hücreye koyma (4) -Hücreye itfaiye hortumuyla su tutma (1) – darp sonucu mahpusun ayağının kırılması(1) -gerçeğe aykırı tutulan tutanağa dayanılarak 11 gün hücre cezası verilmesi (1) – 3 kişilik odaya 7 kişinin konulması(3) – Elleri arkadan ters kelepçeli hücreye koyma (2) -Mahpusların bulunduğu koğuşun havalandırmasına mermi atılması (1) – Türkü söylediği ve oda değişikliğinde ısrarcı olduğu için disiplin cezası verilmesi(1) -“Terör kimliği” takma dayatması (5) – Sürgün sevk sonrasında 2 ay aile ve avukat görüşü engellemesi (1) -Aileye yakın cezaevine sevk talebinin karşılanmaması (9) – Aramalara jandarmanın hücrelere girmesi (20) – Sivil polislerin aramalara girdiği iddiası (3) – Mahpusun kaldığı hücrenin penceresinin ikinci bir tel örgü ile kapatılıp yeterince hava almasının engellenmesi (3) – Etkinliklere katılmama cezası (5) – Arama sırasında mahpusun boynuna kafasına basma ve copla darp(1) -Kantinden alınan eşyalara el konulması(3) – El yazılı 10 adet deftere el konulması(1) – Kuranı Kerim’i arama sırasında çöpe atma (1) -İtirafçıların politik mahpusların yanına konması (2) -Ağırlaştırılmış müebbet cezası olan mahpusların günlük 3 saat olan havalandırma hakkının 1 saat uygulanması (8) -5 kişilik odaya 1 yatak verilmesi (2) -Odaya giysi dolabı konmaması (1) – Mahpusları tarafsız odaya geçmeye zorlama (7) – FETÖ davası tutukluları ile diğer politik mahpuslar arasında provokasyon yaratma girişimi (5)

Sağlık Hakkı İhlali

Hastane sevklerinin iptali (28) -Revire çıkarılmama (35 ) -Düzenli kullanılan ilaçların verilmemesi(3) -Ameliyatların ertelenmesi ( 2) -Laboratuvar ve tetkik sonuçlarının verilmemesi (16 ) – diş tedavisinin yapılmaması( 27) -Diyet yemeği verilmemesi (18 ) -Kelepçeli muayene zorlanma(19) -Sağlık raporlarının verilmemesi(15) -Hastaneye hücreli ring aracıyla götürme(8) – Hastaneye yatırılan mahpusun tedavi edilmeden aynı gün hapishaneye geri götürülmesi (1) -Doktorun kelepçeyle muayene etmek istemesi (2) -Mahpusa hastalığı ile ilgili bilgi verilmemesi (14) -Revir doktorunun darp raporu vermemesi (2) -Mahpusun hastaneye yatırıldığı bilgisinin aileye bildirilmemesi ( 3) -Ameliyattan hemen sonra mahpusun hücreli ring aracıyla cezaevine götürülmesi (1) – Mahpusun sağlığı için gerekli havadar bir odaya geçme talebinin karşılanmaması (1) – Kalabalık koğuş nedeniyle salgın hastalık riski (2) – Mahpusun sağlık dosyasının aile ve vasisine verilmemesi (3) – Hastaneye geç götürülme nedeniyle hastalığın ileri aşamada teşhisi (1) – Mahpusun kontrol randevusuna götürülmemesi (3) – Doktor tarafından verilen ortopedik yastık ve mindere el konulması( 1) -Kemoterapiye gitmesi gereken mahpusun götürülmemesi (1) -Ağır hasta mahpuslara ATK’nın cezaevinde kalabilir raporu vermesi(9)

Yeterli ve Sağlıklı Beslenme ve Temiz Suya Erişim Hakkı İhlali, Öz Bakım İhtiyaçlarının Karşılanmaması

Yemeklerin az ve kalitesiz verilmesi (75) -Suların kirli akması (3) -Sıcak ve soğuk suya kota uygulaması (2) -Temizlik malzemelerinin verilmemesi (14) – Kantinde çeşit azlığı, fahiş fiyat uygulaması (25) – 7 kişilik koğuşa 3 kişilik yemek verilmesi (5) – Yemeklerin çürük, bayat sebzelerden yapılması, içerisinden böcek ve kıl çıkması (4) – Sabun, bulaşık deterjanı, şampuan, kadın pedi verilmemesi (5) -Yemeklerin az ve kalitesiz oluşuna ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun gerekçe gösterilmesi (5) -Elektrik faturalarının çok yüksek gelmesi, faturayı ödeyememe (18)

Adalete Erişim Hakkı İhlali

Dilekçelerin işleme konmaması (24 ) – -Dilekçelere cevap ermeme(23) – -Dilekçelerin çıkış numaralarının mahpuslara verilmemesi (7) – – İnfaz hakimliğine yazılan dilekçenin gönderilmemesi(1) – -İtiraz dilekçelerinin içleme konmaması (9 ) – -Dilekçelerin yırtılması ( 1) – -Mahpuslara asılsız suçlamalarla dava açılması (5)

İletişim Hakkı İhlalleri

Tecrit -Sohbet, spor, ortak kullanım alanlarının kullandırılmaması (60 ) -Görüş yasağı, görüş iptali (26) – Telefon hakkının engellenmesi(19) – Süreli süresiz yayın, kitap ve mektup yasakları (49) – Kitap sınırlaması (7) -Politik mahpusların görüntülü telefon görüşmesinden faydalanamaması ( 21) – Gönderilen mektupların adresine ulaşmaması, sakıncalı diyerek el koyma (9) -Muhalif televizyon kanallarının izlenmesinin engellenmesi (11) -Koğuş değişikliği talebinin karşılanmaması (9) -Gelen kargonun verilmemesi (7) İHD’ ye gönderilen mektubun gönderilmemesi (1) -Dışarıyla iletişimi kesme ( 2) – Ailelere bilgi vermeme (7) – Telefon görüş süresinin kısaltılması (13) -Görüş süresinin kısaltılması( 8 ) – Mahpusların APS gönderdiği mektupların çıkış barkodunun mahpuslara verilmemesi (2 ) – Mektupların yerine ulaşmaması(15) – Aynı hücrede bulunan mahpusların aynı kişiye gönderdikleri mektupları aynı zarf içinde gönderememesi (2) – Mahpusun mektubunu korku, panik, yalan yanlış bilgi verdiği gerekçesiyle karalanması (1) – Görüntülü telefon görüşünden yararlanamama (18) – kargoların 2 ayda bir kabul edilmesi( 6) – Kürtçe kitapların alınmaması (3) – Kürtçe kitabın tercüme parasının mahpuslardan istenmesi (3)

Haksız Tutukluluk ve Adil Yargılanma Hakkı, İnfazda Ayrımcılık İhlalleri

Tahliye tarihi geldiği halde “iyi halli değil” denilerek bırakılmama (4) -“Toplumla bütünleşmeye hazır değil” gerekçesiyle tahliye edilmeme(1) – Mahpusun koşullu salıverilmesinin 2 kez 6 şar ay süreyle ertelenmesi (1) – Eski tarihli disiplin cezaları gerekçesiyle tahliyenin engellenmesi (1) – 5-6 ay cezası kalan mahpusun açık cezaevine geçirilmemesi (1) – İnfaz yakma (2) -Adil yargılanmama iddiası (25 ) – Denetimli serbestlik hakkının kullandırılmaması (8 ) – Mahpuslara iyi hal puanı uygulaması (9 ) – Açık cezaevine geçmesi gereken mahpusların bu haktan yararlandırılmaması (4 )

Açlık Grevleri ve Yaşanan İhlaller

Açlık grevi (4) – Ölüm Orucu (1)

Kaynak: ihd.org.tr

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x