Connect with us

Haberler

Laure Foucher: “İsrail, Fransa’yı Ortadoğu’dan Dışlamak İçin Elinden Geleni Yapıyor”

Yayınlanma:

-

İsrail dış politikası uzmanı Laure Foucher, Le Monde gazetesine verdiği röportajda, İsrail’in bölgesel hegemonyaya yönelik projesinin Fransa’nın stratejik çıkarlarıyla nasıl çeliştiğini açıklıyor.

1921 tarihli “Le Petit Journal illustré” gazetesinin bu ön sayfası, 1921 yılında Şam ile Kuneytra arasındaki yolda Fransa’nın Suriye yüksek komiseri General Henri-Joseph-Eugène Gouraud’a yönelik suikast girişimini anlatıyor. Henri Gouraud’un Selahaddin’in mezarında şöyle dediği rivayet edilir: “Uyan Selahaddin, geri döndük. Burada bulunmam, haçın hilale karşı kazandığı zaferi simgeliyor.” PRINT COLLECTOR /GETTY IMAGE

Bağımsız bir Fransız düşünce kuruluşu olan Stratejik Araştırmalar Vakfı’nda İsrail dış politikası konusunda kıdemli araştırmacı olan Laure Foucher, Le Monde gazetesine verdiği röportajda Fransa ile İsrail arasındaki ilişkilerin bozulmasını analiz ediyor.

Fransa’nın 22 Eylül Pazartesi günü Birleşmiş Milletler’de Filistin Devleti’ni tanımaya hazırlanırken -bu hamle İsrail’i öfkelendirdi- Foucher, bu düşmanlığın Filistin meselesinin çok ötesine geçtiğini belirtiyor.

Laure Foucher’ın araştırmaları esas olarak Orta Doğu ülkelerinin iç ve dış/savunma politikalarına (özellikle İsrail/Filistin) ve Avrupa’nın Orta Doğu politikasına odaklanmaktadır. Uzmanlık alanı ayrıca bölgedeki çatışmaların önlenmesi ve çözümüne yönelik danışmanlığı ve stratejik diyalogların koordinasyonunu da kapsamaktadır. Laure Foucher, bölgede (Lübnan, Suriye, İsrail/Filistin, Ürdün, Mısır, İran) kapsamlı saha araştırmaları yapmış ve yoğun şekilde seyahat etmiştir.

Fransa ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler en düşük noktasına mı ulaştı?

Öyle görünüyor. İki ülke, Orta Doğu ve özellikle Filistin meselesi konusunda her zaman derin anlaşmazlıklar yaşamıştır. Çoğu zaman, bu anlaşmazlıklar, ikili ilişkileri belirleyen diğer meseleler, özellikle stratejik öncelik olarak görülen İran nükleer meselesi lehine bir kenara bırakılmıştır.

Bugün, İsrail yetkilileri kendilerini Ortadoğu’da Batı’nın öncüsü olarak sunmaya devam ediyorlar ancak gerçekte 7 Ekim saldırısından sonra yeniden tanımlanan Fransa ve İsrail’in stratejik çıkarları arasındaki farklar önemli ölçüde artmıştır. Eski anlaşmazlıklar sadece yoğunlaşmakla kalmamış, Suriye’de olduğu gibi yeni anlaşmazlıklar da ortaya çıkmıştır.

Aynı zamanda, İran meselesinde görüldüğü gibi ortak çıkarlar da zayıflamaktadır.

(Söyleşinin tamamı lemonde.fr/en/ adresinden okunabilir.)

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x