Connect with us

Haberler

Eminönü’nde Eylem: Siyonizmin Koruyucusu ABD’nin Savaş, İşgal ve Katliam Şefi Blinken, Defol!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen, İstanbul Eminönü meydanında ABD’yi ve Türkiye temasları öncesi ABD dışişleri bakanı Blinken’ı protesto eylemi düzenledi.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, NATO’dan Çıkılsın Emperyalist Üsler Kapatılsın, İncirlik Üssü Kapatılsın, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, Kürecik Radarı Kapatılsın, 9 Milyar Dolarlık Ticaret Kesilsin, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Hamas’a Selam Direnişe Devam” sloganları atıldı, tekbirler getirildi.

Cahit Erdem Örs’ün Türkçesini, Melike Belkıs Örs’ün İngilizcesini okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SİYONİZMİN KORUYUCUSU ABD’NİN SAVAŞ, İŞGAL VE KATLİAM ŞEFİ BLINKEN, DEFOL!

 Bismillahirrahmânirrahim

Arkadaşlar,

Katil, gasıp, işgalci İsrail, Gazze’de yüzyılın katliamını yapıyor!

Eşi benzeri görülmemiş bir katliam bu!

Anneler, çocuklar paramparça; evler, hastaneler, okullar aralıksız vuruluyor!

İnsanlıktan nasibini almamış Siyonistler, emperyalistlerin desteğiyle arsızca saldırıyor.

Bütün bir insanlık görüyor ve biliyor ki büyük şeytan Amerika bu katliamın baş himayecisidir.

Şer ekseninin diğer üyeleri olan İngiltere’yi, Fransa’yı, Almanya’yı da diğer himayeciler olarak sıralayalım.

Bu Nazi artıkları katil Netanyahu hükümetini peşi sıra ziyaretlerle cesaretlendirdiler.

Emperyalizmin şefi Biden ve onun dışişleri bakanı Blinken saldırı ve katliamı doğrudan yönlendirmektedir.

Siyonizm’in koruyucusu ABD’nin savaş, işgal ve katliam şefi Blinken, Ortadoğu ülkeleri arasında mekik dokuyor.

HAMAS ve diğer direniş örgütlerinin “Aksâ Tûfânı” mücadelesini boğmak için çırpınıyorlar!

Kendini işgalci ve katil İsrail’in varlığına adayan bir Siyonist olarak Blinken, yeni Ortadoğu, yeni Filistin projesi için şimdi de Türkiye’ye geliyor.

Biz, bu savaş ve katliam şefinin niyetini, tekliflerini elbette biliyoruz.

Ortadoğu’daki diğer direniş gruplarını tehdit ederek İsrail’in varlığını güvence altına almaya çalışıyorlar.

Bunun için ABD, Akdeniz’e, Basra körfezine uçak gemileri göndermişti.

Bu şeytani ekibin ve şeflerin temel görevleri direnişi boğmaktır.

Blinken, Türkiye’ye gelsin ya da gelmesin Büyük Şeytan Amerika’nın ve NATO’nun temel hedefi budur.

Türkiye’nin alttan alta “garantörlük” teklifleri bu plânlarla örtüşmektedir.

Baştan söyleyelim:

Bu tekliflerin temel amacı direnişi bitirmektir.

Bu tekliflerle masaya oturmak, bu doğrultuda projeler geliştirmek tarihi bir hata, affedilmez bir suçtur.

Öteden beri dillerine doladıkları “iki devletli çözüm” yaygarası ile kastettikleri budur.

Bu yola tevessül etmek Türkiye ve diğer muhtemel bölge ülkeleri için yeni bir ihanet ve işbirlikçilik süreci olarak kayda geçecektir.

Çalınan Filistin doğal gazını dünyaya pazarlamak için İsrail’le yapılan görüşmelerde direniş tarafından suçüstü yakalanan AKP iktidarını, emperyalizmin dayatarak sunduğu yeni aşama için tekrar uyarıyoruz:

Siyonistlerle yıllık 9 milyar dolarlık rekor ticarete ulaşarak İsrail’e can suyu verdiniz.

Azerbaycan petrolünü İskenderun’dan gemilerle İsrail’e ulaştırarak Siyonist katliam mekanizmasının işlemesine katkıda bulundunuz.

Şimdi taraftarlarınız Coca-Cola boykotu falan yapıyor da, Coca-Cola’nın koca fabrikasını besmele ve Rabia işaretleriyle siz açtınız!

Mavi Marmara davasını kapattınız!

Diplomatik ataklarla İsrail’in bölgesel meşruiyet arayışlarını desteklediniz.

Filistin halkının gözlerinin içine baka baka Siyonist katil Herzog’u şaşaalı törenlerle karşıladınız.

Netanyahu ve ekibini kendi ekibinizle Birleşmiş Milletler’de sarmaş dolaş bir araya getirdiniz.

Enerji bakanınız Filistin halkından çalınan doğalgazı “İsrail gazı” diye pazarlama görüşmeleri için tam Siyonistlerle görüşmeye gidecekti ki direniş gidişata el koydu.

Bunca işbirlikçilikten sonra Filistin’in ve Ortadoğu’nun emperyalist şefler tarafından yeniden dizayn edilme sürecine dâhil olursanız verilecek hesabınız ve günahınız katlanacaktır.

Dostlar,

Şu meydan ve diğer meydanlar şahittir ki yıllarca “İsrail’le Anlaşma Ümmete İhanettir!” diye haykırdık.

İslam ülkelerindeki rejimlerin kahir ekseriyeti ise işbirlikçilikte sıraya girdiler.

Türkiye ve AKP iktidarının seyrini kısaca anlattık.

Mısır’dan Ürdün’e, Birleşik Arap Emirlikleri’nden yenilerde sıraya giren Suudi Arabistan’a varıncaya kadar bu işbirlikçi rejimler yavrularımızın katledilmesini öylece izlediler.

Cânî Siyonist rejime petrol gönderdiler, gıda gönderdiler ancak Gazze’de kurumuş dudaklara bir damla su; karanlığa gömülmüş hastanelerin jeneratörlerine bir bidon yakıt yetiştiremediler!

Savaş ve katliam şefi Blinken işte bu işbirlikçi rejimleri dolaşıp duruyor, onları hizaya sokuyor, gidip Siyonistlere rapor veriyor.

Şimdi de yolunu Ankara’ya düşürmüş.

Katil Blinken, Ortadoğu’dan, işgal edilmiş Filistin topraklarından ve Türkiye’den defol!

NATO üslerini, İncirlik üssünüzü, Kürecik radarınızı, tankınızı, topunuzu, soyunuzu, sopunuzu al ve defol!

Yeryüzünün her bir noktasında ayaklanarak eşsiz bir küresel vicdan devrimini ateşleyen dünya halkları ve bizler, sizi işgal ettiğiniz her bir noktadan söküp atacağız.

Vaktiniz daraldı.

Sizi hiçbir işbirlikçilik kurtaramayacak!

Allah’ın izniyle Gazze’den, Filistin’den yükselen direniş dünyayı ikiye yarıp safları netleştirecek, emperyalist kötülük kaybedecektir.

 

Katil Blinken Ortadoğu’dan Defol!

Katil ABD Ortadoğu’dan Defol!

İncirlik – Kürecik Üsleri Kapatılsın!

NATO’dan Çıkılsın, Emperyalist Üsler Kapatılsın!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

BLINKEN, THE CHIEF OF WAR, OCCUPATION AND MASSACRE OF THE USA, THE PROTECTOR OF ZIONISM, GET OUT!

Bismillahirrahmânirrahim

Murderer, usurper, occupier Israel is committing the massacre of the century in Gaza!

This is an unprecedented massacre!

Mothers and children are torn to pieces; Houses, hospitals and schools are being hit constantly!

Zionists, who have no share in humanity, are attacking shamelessly with the support of imperialists.

All humanity sees and knows that the great devil, America, is the chief patron of this massacre.

Let us list the other members of the axis of evil, England, France and Germany, as other protectors.

These Nazi remnants encouraged the murderer Netanyahu government with successive visits.

Biden, the chief of imperialism, and his foreign minister Blinken are directly directing the attack and massacre.

Blinken, the chief of war, occupation and massacre of the USA, the protector of Zionism, is shuttling between Middle Eastern countries.

They are struggling to strangle the struggle of HAMAS and other resistance organizations against the “Al Aqsa Flood”!

As a Zionist who devotes himself to the existence of the occupying and murderer Israel, Blinken is now coming to Turkey for the new Middle East, new Palestine project.

Of course, we know the intentions and proposals of this chief of war and massacre.

They are trying to secure Israel’s existence by threatening other resistance groups in the Middle East.

For this reason, the USA sent aircraft carriers to the Mediterranean and the Persian Gulf.

The main mission of this evil team and chiefs is to strangle resistance.

Whether Blinken comes to Turkey or not, this is the main goal of the Great Devil America and NATO.

Turkey’s secret “guarantorship” offers coincide with these plans.

Let us say it from the beginning:

The main purpose of these proposals is to end the resistance.

Sitting at the table with these proposals and developing projects in this direction is a historical mistake and an unforgivable crime.

This is what they mean by the “two-state solution” clamour that they have been talking about for a long time.

Taking this path will be recorded as a new process of betrayal and collaboration for Turkey and other possible countries in the region.

We warn the AKP government, which was caught red-handed by the resistance in the negotiations with Israel to market the stolen Palestinian natural gas to the world, about the new stage imposed by imperialism:

You gave life to Israel by reaching a record annual trade of 9 billion dollars with the Zionists.

You contributed to the operation of the Zionist massacre mechanism by delivering Azerbaijani oil to Israel by ships from Iskenderun.

Now your fans are boycotting Coca-Cola or something, but you opened Coca-Cola’s huge factory with Bismillah and Rabia signs!

You closed the Mavi Marmara case!

You supported Israel’s quest for regional legitimacy with diplomatic attacks.

Looking into the eyes of the Palestinian people, you welcomed the Zionist murderer Herzog with magnificent ceremonies.

You brought Netanyahu and his team together with your own team at the United Nations.

Your energy minister was about to meet with the Zionists to discuss marketing the natural gas stolen from the Palestinian people as “Israeli gas”, when the resistance took control of the situation.

After all this collaboration, if you get involved in the process of redesigning Palestine and the Middle East by the imperialist leaders, your accountability and sins will be multiplied .

 

This square and other squares bear witness that for years “Agreement with Israel is a Betrayal to the Ummah!” we shouted.

The overwhelming majority of regimes in Islamic countries have aligned themselves with collaboration.

We briefly explained the course of Turkey and the AKP government.

From Egypt to Jordan, from the United Arab Emirates to Saudi Arabia, these collaborationist regimes just watched our children being slaughtered.

They sent oil and food to the murderous Zionist regime, but in Gaza, a drop of water for dry lips; they could not get a can of fuel to the generators of the hospitals that were plunged into darkness!

Blinken, the chief of war and massacre, goes around these collaborationist regimes, keeps them in line, and reports to the Zionists.

Now he has made his way to Ankara.

Killer Blinken, get out of the Middle East, the occupied Palestinian territories and Turkey!

Take your NATO bases, your Incirlik base, your Kürecik radar, your tank, your cannon, your lineage, your baton and get out!

We and the people of the world, who have ignited a unique global revolution of conscience by rising up in every corner of the earth, will expel you from every point you occupy.

Your time is running out.

No cooperation will save you!

With God’s permission, the resistance rising from Gaza and Palestine will divide the world into two, clear the ranks, and imperialist evil will lose.

Killer Blinken, Get Out of the Middle East!

Killer USA Get Out of the Middle East!

Incirlik – Kürecik Bases Should Be Closed!

Leave NATO, Close Imperialist Bases!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Haberler

Yaşam Savunucuları, Esra Işık İçin Nöbette

Yayınlanma:

-

Akbelen İstanbul Dayanışması, İkizköy’deki tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz ettiği için tutuklanan Esra Işık için başlattığı nöbetlerine devam ediyor.

Ormanlık arazilerin madene açılmasına bölge halkı ve köylüleriyle birlikte karşı çıkan Işık’ın tutukluluğuna itiraz eden Akbelen İstanbul Dayanışması, Kadıköy Yoğurtçu Parkı ve Beşiktaş Meydanındaki nöbetlerin ardından üçüncü nöbetinde Üsküdar Mimar Sinan Parkında bir araya gelerek Esra Işık ve bütün doğa savunucuları için özgürlük çağrısı yaptı.

“Doğa İçin Sanat Derneği”nden sanatçıların Esra Işık ve ninesinin direnişini resmettikleri ve bilgilendirici konuşmaların yapıldığı nöbet yaklaşık iki saat sürdü.

Topluluk üyelerinden Aslı Kahraman Eren’le yaptığımız söyleşiyi video kaydından izleyebilirsiniz.

Haber: Ahmet Örs, YeniPencere  

Devamını Okuyun

Haberler

Saha Expo’daki Soykırımcı Firmalar Protesto Edildi, Fuar Ziyarete Kapatıldı

Yayınlanma:

-

SAHA EXPO Uluslararası Savunma Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında boy gösteren ve soykırımcı İsrail’e silah tedarik eden REPKON, BAE SYSTEMS, LEONARDO ve LBA Systems gibi firmalar Direniş Çadırı‘nın çağrısıyla Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezinde protesto edildi.

Protesto eylemi boyunca konuşmalar yapıldı, marşlar söylendi. Eylem esnasında üç kişi fuar içinde de protesto eylemi yaptıkları için göz altına alındı. Eylem neticesinde fuar, normal kapanış saatinden en az iki saat önce kapılarını ziyaretçilerine kapatmak zorunda kaldı.

Haber: Şilan Deniz-YeniPencere

Eylem esnasında topluluk adına okunan açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Değerli Filistin dostları,

Cumhurbaşkanlığı himayesinde düzenlenen “SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı”nda bulunan soykırım tedarikçisi şirketleri protesto etmek ve soykırım tedarikçilerine alan açan, sponsorluk imkanları sunan iradeye hesap sormak için burada toplandık. Filistin halkına uygulanan soykırıma karşı bugüne kadar “Direniş Çadırı” olarak yüzlerce basın açıklaması yaptık. Kamuoyunu doğru bilgilendirme amacıyla raporlar yayınladık. Bugün yine aynı amaçla fuar alanının önündeyiz.

Siyonist İsrail’in devam eden soykırımına, işgaline ve yıldırma politikalarına karşı kararlılıkla mücadelemize devam ediyoruz. Türkiye’deki Filistin dostları olarak mücadelemizin merkezinde, soykırımın tedarik zincirini kırmak ve ülkemizin İsrail’le kurmuş olduğu her türlü ilişkinin kesilmesi için çabalamak yer almaktadır.

Değerli Filistin dostları,

Şu anda soykırım süresince yürütülen politikaların devamı niteliğinde bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’nin milli sınırları içerisinden geçen BTC petrol boru hattı soykırıma petrol sağlıyor. Türkiye’nin milli sınırları içerisinde yer alan Kürecik radarı ABD’ye ve dolayısıyla İsrail’e istihbarat sağlıyor. Türkiye’nin “milli” karasuları ve limanları ZIM gibi filolara, soykırıma tedarik sağlayan gemilere mesken kılınıyor. Şu anda da “milli” savunma fuarı denen bu fuarda soykırım tedarikçisi şirketlere alan açılıyor!

Avrupa’da Filistin dostlarının protestosuna muhatap olan, Francis Albanessa’nın soykırım tedarikçisi şirketler listesinde yer alan kanlı sermaye grupları 2025 yılında gerçekleşen fuarda yine ağırlanmış ve bu kirli süreci protesto eden birçok Filistin dostu gözaltı ve yargılamalara muhatap olmuştu. Fuarı düzenleyen aktörler soykırım tedarikçilerini aklayan bu politikalarını kararlı şekilde sürdürüyorlar. Onlara karşı daha kararlı olan Filistin dostları olarak buradayız ve bu kirli süreci protesto ediyoruz. Dünyanın dört bir yanında kalbi Filistin’le atan tüm dostlarımız gibi cesaret ve kararlılıkla hukuksuz gözaltı ve yargılamalardan korkmadan hakikati dile getirdik ve getirmeye devam edeceğiz.

Değerli Filistin dostları,

Bizler için her türlü hedef gösterme ve hukuksuzluk süreçlerinden daha ağır olanı Türkiye’de soykırım tedarikçilerinin onore edilerek ağırlanmasıdır. Soykırımcı İsrail ordusunun ana hava gücünü oluşturan F-35 savaş uçaklarının ana elektronik sistemlerinin tedarikçisi L3HARRIS; savaş uçakları için bileşenler, mühimmat, füze fırlatma kitleri ayrıca zırhlı araçlar temin eden BAE SYSTEMS; radar sistemleri, savaş gemilerine monte edilen deniz topları ve lazer hedefleme sistemi sağlayan LEONARDO; Siyonist işgal ordusunun Gazze başta olmak üzere savaş açtığı ve işgal ettiği topraklarda bilgi toplama ve suikast saldırıları gerçekleştirmek üzere kullandığı insansız hava uçaklarının üretiminde ortak olan AIRBUS; İsrail ordusu ve savunma sanayisine endüstriyel ve mühendislik yazılımları sağlayan SIEMENS; işgal ordusuna insansız hava araçlarının bileşenlerini tedarik eden THALES UK, İsrail ve ABD ye MK-80 gibi Gazze’de ve Lübnan’da pek çok bölgede birçok kişinin katlinde kullanılan mühimmatları üreten REPKON az ötemizde stant açıyor ve taltif ediliyor. Bu durum yalnızca Filistin’e değil aynı zamanda tüm insani değerlere ihanettir. Bizler bu ihanete ve işbirlikçiliğe karşı bedeli ne olursa olsun sözümüzü yükselteceğiz.

Bahsi geçen tüm şirketler ve işlemiş oldukları suçlar açık kaynaklarda yer almakta, BM raporlarında geçmekte ve dünyanın dört bir yanında işlemiş oldukları suçlara bağlı olarak protesto edilmektedirler. İlgili şirketlerin yetkilileri ve fuarın organizatörleri daha önce de sunmuş olduğumuz birçok delile karşı cevap vermek yerine karşımıza emniyet güçlerini dikmektedir. Bizim muhatabımız emniyet değil, soykırım tedarikçileri ve onlara alan açan yetkililerdir. Verecekleri bir cevap olmadığından bizleri engelleme ve susturma yolunu tercih etmektedirler.

Türkiye’yi yöneten siyasal irade söylem ve eylemleri arasındaki çelişkili tutuma bir an önce son vermelidir. Uluslararası Adalet Divanında Güney Afrika’nın açmış olduğu davaya taraf olan, Bogato bildirisine imza atan, Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesine taraf olan bir ülkenin soykırım tedarikçilerine alan açması, soykırıma petrol taşınmasına aracılık etmesi, soykırımcılara limanlarını açması apaçık bir çelişkidir! Bu çelişkinin gölgesinde 72 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Değerli Filistin dostları,

15 Mayıs Nekbe sürgününün yıldönümüne yaklaşırken Filistin’in Nehirden Deniz Özgür olması için çağrımızı yeniliyoruz: İsrail’le tüm ilişkileri kesin! Soykırımın tedarik zincirini kırın! Soykırıma tedarik sağlayan şirketleri kovun! Soykırım suçuna ortak olan şirketlere alan açmak yerine hukuki süreç başlatın!

Filistin Özgür olana dek mücadelemiz sürecek!

Direniş Çadırı

Devamını Okuyun

Haberler

Burhan Kavuncu: Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka Uymak Zorundadır!

Yayınlanma:

-

Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi sözcüsü Burhan Kavuncu, Göç İdaresi Başkanlığının hukuk ihlâlleri ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.

Özellikle Özbekistan ve Çin gibi hukuksuz uygulamaları ile bilinen ülkelere yapılan geri göndermelerdeki hukuksuzluklara dikkat çekilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka/Yasalara Uymak Zorundadır!

“Hiçbir kurum, keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesi, anayasada “bir hukuk devletidir” ibaresiyle belirtilmiştir. Öncelikli olarak resmî kurumların hepsi hukuka, yasalara uymak ve mahkeme kararlarını uygulamak zorundadır. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Bu çok açık olan ilkeye rağmen maalesef Göç İdaresi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bazı mahkemeler hukukun dışına çıkmakta kendilerini masun (dokunulmaz) sanmaktadır. Yeni gelen İçişleri ve Adalet Bakanlarının bu durumu düzelteceklerini ümit ediyoruz.

Önceki bakanlar döneminde yaygın olarak yapılan hukuk ihlalleri özetle şöyledir:

Geri Gönderme Yasağı

Devletin ilgili kurumları elbette vatandaşlarını her türlü tehlike ve kötülüklere karşı korumakla yükümlüdür ancak hiçbir koruma tedbiri, hukukun getirdiği dengeli yaklaşımı yok sayarak tek yönlü ve keyfî bir şekilde uygulanamaz.

Örneğin çeşitli sebeplerle ülkemizde bulunan yabancıların tehdit oluşturabileceği durumlar ve alınacak önlemler yasalarda ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır. (Türkistan ülkelerinden gelen kardeşlerimizin “yabancı” sayılmaması gerektiği ilkemizi ayrıca hatırlatalım.)

Hiçbir devlet görevlisi, istediği yabancıyı istediği zamanda yani keyfî bir şekilde, “tehdit oluşturabilir, şüphe yeterlidir, belge gerekmez” diyerek GGM’ye kapatma ve sınır dışı işlemi yapma, hürriyetinden mahrum bırakma yetkisine sahip değildir. Ama maalesef son yıllarımız bu keyfî uygulamanın örnekleri ile dolu. Hatta İdarî mahkemelerin “İptal”, Anayasa Mahkemesi’nin “İhlal” kararları bile bu keyfî uygulamaları durduramadı. Şu anda dahî birçok Türkistanlı göçmen kardeşimiz Geri Gönderme Merkezleri (GGM)’de tutuluyor.

6458 sayılı Yabancılar Yasası’nda “Geri gönderilemeyecek yabancılar” “Geri gönderme yasağı” başlığı altında açık bir şekilde tanımlanmıştır:

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.

Yasanın 55. maddesinde de “Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar” beş fıkrada ayrı ayrı sıralanmış, (a) fıkrası şöyle:

MADDE 55 – (1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahî, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddî emare bulunanlar.

İki Ülke: Özbekistan ve Çin

Bir Türkistan bölge ülkesi olan Özbekistan, bağımsız olduğu 1991 yılından sonra bir türlü istikrar kazanamamış, önceki başkan İslam Kerimov’un otoriter yönetimi altında çok acı günler geçirmişti. Kerimov’un 2016 yılında ölmesinden sonra cumhurbaşkanı olan Şevket Mirziyayev bazı iyileştirmeler ve reformlar yapmaya çalıştıysa da bunlar yeterli olmadı. Mirziyayev döneminde de işkence ve diğer hak ihlalleri devam etti. Bu durumu TC Göç İdaresi Başkanlığı “Özbekistan Menşe Ülke Raporu”nda (Kasım 2019) İnsan Haklarının Durumu başlığı altında Özbekistan insan haklarını tanımasına rağmen insan hakları problemleri görülmektedir. En önemli insan hakları problemleri: işkence, tutukluların kötü muameleye tabi tutuldukları, adil yargılanma hakkının ihlali …”  cümleleri Özbekistan’daki durumu özetlemektedir (s.21, Bölüm 5). Raporun sonuç bölümünde Özbekistan cumhuriyeti, kapalı ve kontrolcü bir devlet yönetimi özelliği sergilemektedir. İnsan hakları ihlalleri, dini özgürlükler temel problemler olarak göze çarpmaktadır.” (s.29).

Her ne kadar raporun girişinde “kurumun resmî görüşünü yansıttığı şeklinde yorumlanamaz” denilmişse de söz konusu metin, devletin resmî kurumunun internet sayfasında var olan bir gerçeklik olarak bulunmaktadır.

Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev çeşitli konuşmalarında “ülkede vatandaşlara kötü muamele ve işkencenin bitmediğini, sorgu odalarında ve cezaevlerinde işkenceden ölüm olayları olduğunu” vurgulayarak diğer yöneticileri eleştirmekte.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın Menşe Ülke Raporu, bir gerçeklik olarak Özbekistan’daki durumun “Geri Gönderme Yasağı” kapsamında olduğunu ikrar ediyor.

Diğer örneğimiz Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise Doğu Türkistan Türklerine yönelik Toplama Kampları ve asimilasyon uygulamalarının varlığı. Bu durum Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Şubat 2019 tarihli açıklaması ile resmi olarak ilan edilmişti:

“Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.

Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.

Keyfî tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir. Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.

21. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası, insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.” gibi ifadeler yer almaktadır.

Ayrıca, Sincan Uygur Özerk Bölgesinde (Doğu Türkistan) Çin devletinin soykırıma varan hak ihlâlleri yaptığı konusunda BM’de yayımlanan bildirilere Türkiye Cumhuriyeti tarafından imza konulmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Geri Gönderme Yasağı” kapsamındaki ülkeler arasında olduğu resmî açıklamalarla sabit iken Göç İdaresi hâlen ülkemizde bulunan Uygur Türklerini sınır dışı kararıyla GGM’ye kapatmakta, bazı İdare Mahkemeleri de “Çin’de işkence olduğuna dair belge getirmediği” gerekçesiyle Uygurlara verilen sınır dışı kararını onaylamaktadır. Örnek olarak 2025 yılı içinde İstanbul 16. ve 18.İdare Mahkemeleri iki Uygur Türkü için “Gönderileceği ülkede karşılaşacağı riskleri ayrıntılı şekilde açıklamadığı ve iddialarını destekleyen belge sunmadığı” gerekçesiyle sınır dışı kararının iptalini reddetmişti. Bu kararlar Türkiye kamuoyunda geniş tepkilere sebep olmuştu.

Uygulamada genel olarak Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz Çin’e teslim edilmemekle birlikte, sınır dışı kararlarıyla huzursuz edilmekte, GGM’lerde ailelerinden ayrı kalmakta veya başka ülkelere gitmeye zorlanmaktadır. “3. ülke” adı altında Tacikistan vb. ülkelere zorla gönderilen Uygur Türklerinin dolaylı olarak Çin’e iade edildiği bilinmektedir.

Özbekistanlı ünlü alim Alişir Tursunov (Mübeşşir Ahmed) de aynı şekilde 10 Mayıs 2025 günü ülkesine iade edilmiş ve “dinî materyalleri yaymak ve kamu güvenliğine tehdit oluşturmak” suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Ilımlı bir din adamı olarak tanınan Tursunov, cezaevinde iken iki kere kalp krizi geçirmiştir ve hâlen hapiste tutulmaktadır.

Mültecilerin Özbekistan ve Çin’e iade edilmesi işlemleri ancak ilgili yasa maddeleri çiğnenerek uygulanabilmiştir.

Aslında Çin ve Özbekistan dışında Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Irak’ta da ağır hak ihlâlleri tespit edilmiştir. Bu ülkeler de geri gönderme yasağı kapsamında kabul edilmelidir.

Göç İdaresi Başkanlığı durum bütün açıklığı ile ortada olduğu halde keyfî ve yasalara aykırı olarak Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan vatandaşlarını yakalamakta ve sınır dışı kararı vermeye devam ediyor. Onlarca göçmen bu şekilde iade edilmiştir.

Mahkemelere Baypas, Yargıya Brifing

Göçmenler hakkında verilen birçok sınır dışı kararının hukuka aykırılığı mahkeme kararları ile tescil edilmiştir. Buna rağmen Göç İdaresi Başkanlığı’nın çeşitli birimleri, İdare Mahkemelerinin iptal kararlarından sonra “yeniden kod koyma” ve “yeniden sınır dışı kararı verme” uygulamaları ile hukuku baypas eden yasa tanımaz tutumunu sürdürmektedir.

Mahkemelerin sınır dışı kararını iptal ettiği göçmenlere “oturma izni” vermek zorunda olduğu hâlde (6458 / md46) vermeyerek onları düzensiz göçmen durumuna düşürmekte ve yeniden yakalayarak GGM’lere kapatmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin verdiği hak ihlâli kararları bile çoğu kez Göç İdaresi tarafından işleme alınmamıştır.

Mahkemelerden istediği kararların çıkmasını sağlayamayan İdare, 28 Şubat döneminden beri uygulanmayan “Yargıya Brifing” ile yargıya müdahaleyi en üst düzeye çıkarmıştır. Hâkim ve savcılara “idareden suç delili istememesi gerektiği, göçmenlerden, sınır dışı edildiğinde kötü muamele göreceğine dair delili istenmesi gerektiği” telkin edilmiştir.

Sonuç

Bir hukuk devleti olduğu belirtilen Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm resmî kurumlar hukuka, yasalara uymakla ve mahkeme kararlarını uygulamakla mükelleftir. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Kanunsuz işlemler yapmakta ısrar eden idarenin uygulamaları, ülkeyi yöneten iktidarı sorumlu kılmaktadır.

İçişleri ve Adalet bakanlarını, Göç İdaresi Başkanlığı’nın keyfî ve hukuk dışı uygulamalarına son vermeye ve yargı üzerindeki baskıları durdurmaya çağırıyoruz.

Burhan Kavuncu – Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x