Connect with us

Haberler

Eminönü’nde Eylem: Siyonizmin Koruyucusu ABD’nin Savaş, İşgal ve Katliam Şefi Blinken, Defol!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, ÖYB ve Sağlık İlke-Sen, İstanbul Eminönü meydanında ABD’yi ve Türkiye temasları öncesi ABD dışişleri bakanı Blinken’ı protesto eylemi düzenledi.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, NATO’dan Çıkılsın Emperyalist Üsler Kapatılsın, İncirlik Üssü Kapatılsın, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, Kürecik Radarı Kapatılsın, 9 Milyar Dolarlık Ticaret Kesilsin, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Siyonistler Yenilecek Direnen Filistin Kazanacak, Hamas’a Selam Direnişe Devam” sloganları atıldı, tekbirler getirildi.

Cahit Erdem Örs’ün Türkçesini, Melike Belkıs Örs’ün İngilizcesini okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde:

SİYONİZMİN KORUYUCUSU ABD’NİN SAVAŞ, İŞGAL VE KATLİAM ŞEFİ BLINKEN, DEFOL!

 Bismillahirrahmânirrahim

Arkadaşlar,

Katil, gasıp, işgalci İsrail, Gazze’de yüzyılın katliamını yapıyor!

Eşi benzeri görülmemiş bir katliam bu!

Anneler, çocuklar paramparça; evler, hastaneler, okullar aralıksız vuruluyor!

İnsanlıktan nasibini almamış Siyonistler, emperyalistlerin desteğiyle arsızca saldırıyor.

Bütün bir insanlık görüyor ve biliyor ki büyük şeytan Amerika bu katliamın baş himayecisidir.

Şer ekseninin diğer üyeleri olan İngiltere’yi, Fransa’yı, Almanya’yı da diğer himayeciler olarak sıralayalım.

Bu Nazi artıkları katil Netanyahu hükümetini peşi sıra ziyaretlerle cesaretlendirdiler.

Emperyalizmin şefi Biden ve onun dışişleri bakanı Blinken saldırı ve katliamı doğrudan yönlendirmektedir.

Siyonizm’in koruyucusu ABD’nin savaş, işgal ve katliam şefi Blinken, Ortadoğu ülkeleri arasında mekik dokuyor.

HAMAS ve diğer direniş örgütlerinin “Aksâ Tûfânı” mücadelesini boğmak için çırpınıyorlar!

Kendini işgalci ve katil İsrail’in varlığına adayan bir Siyonist olarak Blinken, yeni Ortadoğu, yeni Filistin projesi için şimdi de Türkiye’ye geliyor.

Biz, bu savaş ve katliam şefinin niyetini, tekliflerini elbette biliyoruz.

Ortadoğu’daki diğer direniş gruplarını tehdit ederek İsrail’in varlığını güvence altına almaya çalışıyorlar.

Bunun için ABD, Akdeniz’e, Basra körfezine uçak gemileri göndermişti.

Bu şeytani ekibin ve şeflerin temel görevleri direnişi boğmaktır.

Blinken, Türkiye’ye gelsin ya da gelmesin Büyük Şeytan Amerika’nın ve NATO’nun temel hedefi budur.

Türkiye’nin alttan alta “garantörlük” teklifleri bu plânlarla örtüşmektedir.

Baştan söyleyelim:

Bu tekliflerin temel amacı direnişi bitirmektir.

Bu tekliflerle masaya oturmak, bu doğrultuda projeler geliştirmek tarihi bir hata, affedilmez bir suçtur.

Öteden beri dillerine doladıkları “iki devletli çözüm” yaygarası ile kastettikleri budur.

Bu yola tevessül etmek Türkiye ve diğer muhtemel bölge ülkeleri için yeni bir ihanet ve işbirlikçilik süreci olarak kayda geçecektir.

Çalınan Filistin doğal gazını dünyaya pazarlamak için İsrail’le yapılan görüşmelerde direniş tarafından suçüstü yakalanan AKP iktidarını, emperyalizmin dayatarak sunduğu yeni aşama için tekrar uyarıyoruz:

Siyonistlerle yıllık 9 milyar dolarlık rekor ticarete ulaşarak İsrail’e can suyu verdiniz.

Azerbaycan petrolünü İskenderun’dan gemilerle İsrail’e ulaştırarak Siyonist katliam mekanizmasının işlemesine katkıda bulundunuz.

Şimdi taraftarlarınız Coca-Cola boykotu falan yapıyor da, Coca-Cola’nın koca fabrikasını besmele ve Rabia işaretleriyle siz açtınız!

Mavi Marmara davasını kapattınız!

Diplomatik ataklarla İsrail’in bölgesel meşruiyet arayışlarını desteklediniz.

Filistin halkının gözlerinin içine baka baka Siyonist katil Herzog’u şaşaalı törenlerle karşıladınız.

Netanyahu ve ekibini kendi ekibinizle Birleşmiş Milletler’de sarmaş dolaş bir araya getirdiniz.

Enerji bakanınız Filistin halkından çalınan doğalgazı “İsrail gazı” diye pazarlama görüşmeleri için tam Siyonistlerle görüşmeye gidecekti ki direniş gidişata el koydu.

Bunca işbirlikçilikten sonra Filistin’in ve Ortadoğu’nun emperyalist şefler tarafından yeniden dizayn edilme sürecine dâhil olursanız verilecek hesabınız ve günahınız katlanacaktır.

Dostlar,

Şu meydan ve diğer meydanlar şahittir ki yıllarca “İsrail’le Anlaşma Ümmete İhanettir!” diye haykırdık.

İslam ülkelerindeki rejimlerin kahir ekseriyeti ise işbirlikçilikte sıraya girdiler.

Türkiye ve AKP iktidarının seyrini kısaca anlattık.

Mısır’dan Ürdün’e, Birleşik Arap Emirlikleri’nden yenilerde sıraya giren Suudi Arabistan’a varıncaya kadar bu işbirlikçi rejimler yavrularımızın katledilmesini öylece izlediler.

Cânî Siyonist rejime petrol gönderdiler, gıda gönderdiler ancak Gazze’de kurumuş dudaklara bir damla su; karanlığa gömülmüş hastanelerin jeneratörlerine bir bidon yakıt yetiştiremediler!

Savaş ve katliam şefi Blinken işte bu işbirlikçi rejimleri dolaşıp duruyor, onları hizaya sokuyor, gidip Siyonistlere rapor veriyor.

Şimdi de yolunu Ankara’ya düşürmüş.

Katil Blinken, Ortadoğu’dan, işgal edilmiş Filistin topraklarından ve Türkiye’den defol!

NATO üslerini, İncirlik üssünüzü, Kürecik radarınızı, tankınızı, topunuzu, soyunuzu, sopunuzu al ve defol!

Yeryüzünün her bir noktasında ayaklanarak eşsiz bir küresel vicdan devrimini ateşleyen dünya halkları ve bizler, sizi işgal ettiğiniz her bir noktadan söküp atacağız.

Vaktiniz daraldı.

Sizi hiçbir işbirlikçilik kurtaramayacak!

Allah’ın izniyle Gazze’den, Filistin’den yükselen direniş dünyayı ikiye yarıp safları netleştirecek, emperyalist kötülük kaybedecektir.

 

Katil Blinken Ortadoğu’dan Defol!

Katil ABD Ortadoğu’dan Defol!

İncirlik – Kürecik Üsleri Kapatılsın!

NATO’dan Çıkılsın, Emperyalist Üsler Kapatılsın!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

BLINKEN, THE CHIEF OF WAR, OCCUPATION AND MASSACRE OF THE USA, THE PROTECTOR OF ZIONISM, GET OUT!

Bismillahirrahmânirrahim

Murderer, usurper, occupier Israel is committing the massacre of the century in Gaza!

This is an unprecedented massacre!

Mothers and children are torn to pieces; Houses, hospitals and schools are being hit constantly!

Zionists, who have no share in humanity, are attacking shamelessly with the support of imperialists.

All humanity sees and knows that the great devil, America, is the chief patron of this massacre.

Let us list the other members of the axis of evil, England, France and Germany, as other protectors.

These Nazi remnants encouraged the murderer Netanyahu government with successive visits.

Biden, the chief of imperialism, and his foreign minister Blinken are directly directing the attack and massacre.

Blinken, the chief of war, occupation and massacre of the USA, the protector of Zionism, is shuttling between Middle Eastern countries.

They are struggling to strangle the struggle of HAMAS and other resistance organizations against the “Al Aqsa Flood”!

As a Zionist who devotes himself to the existence of the occupying and murderer Israel, Blinken is now coming to Turkey for the new Middle East, new Palestine project.

Of course, we know the intentions and proposals of this chief of war and massacre.

They are trying to secure Israel’s existence by threatening other resistance groups in the Middle East.

For this reason, the USA sent aircraft carriers to the Mediterranean and the Persian Gulf.

The main mission of this evil team and chiefs is to strangle resistance.

Whether Blinken comes to Turkey or not, this is the main goal of the Great Devil America and NATO.

Turkey’s secret “guarantorship” offers coincide with these plans.

Let us say it from the beginning:

The main purpose of these proposals is to end the resistance.

Sitting at the table with these proposals and developing projects in this direction is a historical mistake and an unforgivable crime.

This is what they mean by the “two-state solution” clamour that they have been talking about for a long time.

Taking this path will be recorded as a new process of betrayal and collaboration for Turkey and other possible countries in the region.

We warn the AKP government, which was caught red-handed by the resistance in the negotiations with Israel to market the stolen Palestinian natural gas to the world, about the new stage imposed by imperialism:

You gave life to Israel by reaching a record annual trade of 9 billion dollars with the Zionists.

You contributed to the operation of the Zionist massacre mechanism by delivering Azerbaijani oil to Israel by ships from Iskenderun.

Now your fans are boycotting Coca-Cola or something, but you opened Coca-Cola’s huge factory with Bismillah and Rabia signs!

You closed the Mavi Marmara case!

You supported Israel’s quest for regional legitimacy with diplomatic attacks.

Looking into the eyes of the Palestinian people, you welcomed the Zionist murderer Herzog with magnificent ceremonies.

You brought Netanyahu and his team together with your own team at the United Nations.

Your energy minister was about to meet with the Zionists to discuss marketing the natural gas stolen from the Palestinian people as “Israeli gas”, when the resistance took control of the situation.

After all this collaboration, if you get involved in the process of redesigning Palestine and the Middle East by the imperialist leaders, your accountability and sins will be multiplied .

 

This square and other squares bear witness that for years “Agreement with Israel is a Betrayal to the Ummah!” we shouted.

The overwhelming majority of regimes in Islamic countries have aligned themselves with collaboration.

We briefly explained the course of Turkey and the AKP government.

From Egypt to Jordan, from the United Arab Emirates to Saudi Arabia, these collaborationist regimes just watched our children being slaughtered.

They sent oil and food to the murderous Zionist regime, but in Gaza, a drop of water for dry lips; they could not get a can of fuel to the generators of the hospitals that were plunged into darkness!

Blinken, the chief of war and massacre, goes around these collaborationist regimes, keeps them in line, and reports to the Zionists.

Now he has made his way to Ankara.

Killer Blinken, get out of the Middle East, the occupied Palestinian territories and Turkey!

Take your NATO bases, your Incirlik base, your Kürecik radar, your tank, your cannon, your lineage, your baton and get out!

We and the people of the world, who have ignited a unique global revolution of conscience by rising up in every corner of the earth, will expel you from every point you occupy.

Your time is running out.

No cooperation will save you!

With God’s permission, the resistance rising from Gaza and Palestine will divide the world into two, clear the ranks, and imperialist evil will lose.

Killer Blinken, Get Out of the Middle East!

Killer USA Get Out of the Middle East!

Incirlik – Kürecik Bases Should Be Closed!

Leave NATO, Close Imperialist Bases!

EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.egitimilkesen.org)

SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma Sendikası, www.saglikilkesen.org)

TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği, www.tokad.org)

ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

Haberler

Aksâ Tûfânı’nın Yıl Dönümünde İstanbul’daki Yürüyüşten Tam Ambargo Çağrısı

Yayınlanma:

-

Filistin Eylem Komitesi (FEK), her yıl dönümünde yaptığı gibi üçüncü yılını dolduran Aksâ Tûfânı için üçüncü büyük yürüyüşünü yaptı. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünden “Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor! Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!” yazılı pankart ve sloganlarla Dolmabahçe’ye kadar süren yürüyüşe binlerce kişi katıldı.

Yürüyüşün sonunda Arapça ve İngilizcesi de okunan açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

Gazze, 3 Yıldır Soykırıma Direniyor!

Filistin’e Özgürlük! İsrail’e Ambargo!

Değerli basın emekçileri,

Bugün, 7 Ekim 2023 tarihinde Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen haklı ve meşru bir askerî operasyonun, El Aksa Tûfânı’nın 3. yıldönümü vesilesi ile bu eylemi düzenliyoruz. Amacımız Filistin direnişinin mücadelesini selamlamak, sonrasında Siyonist İsrail tarafından başlatılan soykırımı kınamak ve sorumlularını halkımıza tekrar hatırlatmaktır.

7 Ekim sabahına geldiğimizde, henüz Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuştu. Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmıştı. Türkiye ve Siyonist devlet arasında en üst düzeyde görüşmelerle yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişti ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktaydı. İşte böyle bir zamanda, Filistin direniş örgütleri bir saldırıyla Siyonist düşmanı (ve Filistin’in sözde dostlarını) gafil avladı.

Filistinliler, böyle bir askerî harekâtı planlarken, Filistin davasının geldiği bu karanlık noktaya ve haklarının geri dönüşsüz olarak gasp edilmesine varacak bir sürece yanıt vermekteydi. Emperyalistler, İsrail Siyonizm’i, işbirlikçiler, İsrail ile çelişki yaşadığını iddia edip emperyalist-Siyonist ittifaka gönüllü asker olarak yazılan AKP iktidarı ve Katar gibileri, hepsi birden Batı Asya’da emperyalizmin rakipsiz kalacağı bir sözde yeni Ortadoğu’nun parçaları olacak, Filistin halkının geri dönüş hakkı bu arada çöpe atılacaktı. El Aksa Tûfanı, yok edilmeye çalışılan bir halkın kaçınılmaz tepkisiydi ve bu plana ciddi bir darbe indirdi. Yaşasın Filistin direnişi, yaşasın intifada ruhu, yaşasın El Aksa Tûfanı!

Filistinliler, tûfanı, en azından dost bildikleri ülkelerin ayağa kalkacağı, yaptırımlarla, ambargolarla İsrail’i zorlayacakları bir sürecin izleyeceğini umdular. Ama Direniş Ekseni güçleri bir tarafa bırakılırsa, ülkemizdeki hükümet başta olmak üzere hiçbir güç İsrail’e gerçek bir karşılık vermedi. Böylelikle Filistinli direniş örgütlerinin haklı ve meşru eylemini, İsrail’in iki yıl süren ve yüz binden fazla Filistinli’nin katli ile sonuçlanan Siyonist soykırımı izledi.

Eylül 2026 itibarıyla Gazze Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği soykırım sürecinde katledilen toplam Filistinli sayısı 73 bini aşmış durumda. Enkaz altında olduğu düşünülen kayıplarla birlikte bu sayı 100 binin üzerinde tahmin ediliyor. Gazze’nin eğitim altyapısının yaklaşık %98’i zarar görmüş veya yıkılmış durumda. Eylül 2026’da bile yaygın yıkım, barınma sorunu, yardım girişindeki kısıtlamalar ve devam eden saldırılar ciddi bir insanî kriz potansiyeli yaratmaktadır.

İsrail ve ABD sadece Filistin’e değil, Filistin’in fiilen yanında yer alan tüm güçlere saldırmıştır. Nisan 2024’te İran’ın Suriye’deki diplomatik yerleşkesine saldırmış, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik saldırılarını 12 Gün Savaşı ile bir üst alamaya taşımış ve nihayetinde 28 Şubat 2026’da İran’a topyekûn saldırıya geçmişlerdir. Yine Filistin’e destek olan Yemen ve Lübnan da İsrail tarafından sıklıkla hedef alınmıştır.

Siyonist soykırım kâğıt üzerinde bir ateşkes ile sona ermiş görünmektedir. Oysa Gazze halkına karşı galip gelemeyen, direniş örgütlerini yok edemeyen İsrail, sözde bir “barış kurulunun” varlığına ve gözlemci ülkelere rağmen saldırılarına rahatlıkla devam etmektedir. Ateşkesten bu yana süren saldırılarda 1500 kadar Filistinli katledilmiştir. Gazze’deki Filistinliler halen muhasara altındadır. Üstelik Batı Şeria’da da yerleşimci saldırıları ve Filistinlilerin yerlerinden edilmesi artmış durumdadır. 2026’nın başından bu yana 1.600’den fazla yerleşimci saldırısı kaydedilmiştir. Önümüzdeki ay yapılacak İsrail seçimlerine yaklaştıkça bu sayı artabilir.

Tüm bunlar olurken, bu topraklarda Filistin halkının sesine halkımız ses vermiş, ama halkımızın bu hassasiyeti iktidar ve onun aparatları tarafından manipüle edilmek istenmiştir. Filistinlilerin İsrail’e yönelik boykot, yaptırımlar ve ambargo çağrıları duymazdan gelinmiş, ticaret bypass edilmesi çok kolay olacak şekilde sadece kâğıt üzerinde yasaklanmış, iç politikaya hizmet eden yürüyüşler düzenlenmekle yetinilmiş, hükümet tarafından İsrail’e yönelik dişe dokunur hiçbir adım atılmamıştır. Çok parlatılan İsrail’e ticaretin yasaklanmasına dair düzenleme, malların varış ülkesinin kâğıt üzerinde Filistin olarak gösterilmesiyle veya Filistin dışında üçüncü bir ülkenin aracı kılınmasıyla rahatlıkla aşılabilmektedir.

Aksine, limanlardan İsrail’e mal akışı sürmüş, Azerbaycan petrolü bu topraklardan soykırım boyunca İsrail’e akmaya devam etmiş, Kürecik ve İncirlik üsleri İsrail’e çalışmıştır. Aynı hükümet, içinde Filistin halkının katillerini de barındıran, bir bütün olarak İsrail’in çıkarlarına hizmet eden NATO adlı terör örgütünü geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’da ağırlamış, emperyalizme biat tazelemiş ve Filistin halkının dostu halkımızın yaşadığı mahalleleri dev panolarla gizleyerek, onlarca insanı NATO’yu rahatsız etmesinler diye tutuklayarak halkımıza büyük bir utanç yaşatmıştır.

Son olarak iktidarın Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı, fakat TBMM’ye getirmekten kaçındığı anlaşmanın da iktidar kanallarında propagandasının yapıldığı gibi İsrail’e değil, İsrail’in düşmanlarına karşı yapıldığını görüyoruz. Bu ittifakın üyelerinin emperyalizmle hiçbir çelişkisi olmadığı gibi, İsrail ile de temel, çözülemez bir çelişkisi olmadığını biliyoruz. Trump’ın aferinini alan bu ittifakın ilk hedefinin de muhtemelen Yemen gibi Filistin’in yanında yer alan bölge ülkeleri olacak olmasına şaşırmıyoruz.

Bugün Filistin’in yanında olmak demek NATO’dan çıkmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek emperyalist üsleri kapatmak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek İsrail’e bir tam ambargo uygulamak demektir. Bugün Filistin’in yanında olmak demek Filistin direnişinin silahsızlandırma planlarına karşı çıkmak, ateşkesi ihlal eden İsrail’e baskı yapmak yerine Filistin’e silahsızlanması için baskı yapmaktan vazgeçmek, Trump’ın kurduğu sözde barış kurulundan çıkmak demektir.

Filistin eylem Komitesi olarak, Filistin halkının onurlu direnişini bir kez daha selamlıyoruz. Bu topraklarda iktidarın fiilen İsrail ve emperyalizmin yanında olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. İsrail’e derhal tam ambargo başlatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz. Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet eden bütün askeri üslerin derhal kapatılmasını talep etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın Filistin!

Kahrolsun emperyalizm!

Yıkılsın Siyonist İsrail devleti!

Filistin Eylem Komitesi (FEK)

Haber: YeniPencere

Devamını Okuyun

Haberler

ABD’den İran’a Soykırımcı Ambargo

Yayınlanma:

-

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD’nin yeni yaptırımlarının dünya genelindeki tüm İran hava yollarını “kapatacağını” söyledi

Duyuru, Trump’ın ‘bütün ülkeyi havaya uçurma’ yönündeki soykırım tehdidinin ardından geldi.

Hazine Bakanı Scott Bessent, 21 Eylül Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran hava yolu şirketlerinin küresel bağlarını kesmeyi amaçlayan yeni yaptırımları devreye sokmaya hazırlandığını bildirdi. ABD, savaşın tetiklediği enerji krizi hızla kötüleşirken İran’ı daha da izole etmek amacıyla küresel finans sistemi üzerindeki gücünü bir kez daha devreye sokmak istiyor.

CNBC’ye verdiği mülâkatta Bessent, “23 Eylül’de tüm İran hava yolları -dünyadaki bütün İran hava yolu şirketleri- faaliyetlerini durdurmuş olacak!” dedi.

Bessent, yaptırımların bir İran hava yolu şirketinin uçuşunun herhangi bir aşamasına yardımcı olan aktörlere de uygulanacağını belirtti ve sözlerini “Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. Onlara yer hizmeti sunamazsınız, bilet satamazsınız; aksi takdirde dolar sisteminin dışına itilirsiniz!” diye sürdürdü.

Bessent, ABD’nin İran hükümetine destek vermekle suçladığı -Mısır, Türkiye ve Rusya’dakiler de dahil olmak üzere- bankalara şimdiden bir dizi ikincil yaptırım uyguladığını öne sürerek övündü. Bessent, Trump yönetiminin “süreçle son derece yakından ilgilendiğini” belirttiği Çinli yetkililerle de “perde arkasında görüşmeler” yürüttüğünü ima etti.

Hazine Bakanı, bu yaptırımların 11 Eylül’ün ardından başkana tanınan yetkiler kapsamında uygulandığını söyleyerek o dönemin “şu anda sahip olduğumuz yetkilerin birçoğunun bize verildiği zaman” olduğunu ifade etti.

ABD, bu ayın başlarında hâlihazırda 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulamıştı. Bessent, bu yaptırımların “İran’ın bugün tamamına yaptırım uyguladığımız geri kalan hava yolu şirketleriyle iş yapan herkes için bir uyarı” olduğunu belirterek “Küresel finans sisteminden soyutlanma riskiyle karşı karşıyasınız,” dedi.

Bu tedbirler, İranlı sivillerin yurt dışına seyahat etme imkânlarını daha da kısıtlayacak. İran’ın önde gelen hava yolu şirketlerinden Mahan Air, Bessent’in açıklamasından önce Umman ve Türkiye uçuşlarını askıya aldığını duyurmuştu. Ayrıca ABD, bu ay uygulamaya koyduğu kapsamlı yaptırım rejimi çerçevesinde İranlıların dünya genelindeki İngilizce lisansüstü programlarına başvurmalarını sağlayan sınavlara girmelerini de engellemişti.

Diğer yandan ekonomik yaptırımlar, savaş dönemi yaptırımlarından en ağır şekilde etkilenen İranlı sivilleri gittikçe daha fazla olumsuz etkiliyor. İran ekonomisinin 21 Mart ile 20 Haziran arasında yüzde 10 küçülmesiyle birlikte birçok İranlı, işini kaybetti. Enerji ve gıda gibi temel maddelerin fiyatları fırladı ve çakılan riyal yüzünden ailelerin geçimi iki kat daha zorlaştı.

İran hava yolu şirketlerine yönelik yaptırımlar, ülke dışına seyahat masraflarını da artıracaktır. Bu da Trump, İran’a ve onun 92 milyonluk nüfusuna yönelik soykırım niteliğindeki tehditler savururken İranlı sivilleri fiilen kapana kıstırma anlamına geliyor!

“Pazar günü Donald Trump, Fox News’ten Trey Yingst’e İran konusunda bir ‘karar verme aşamasında’ olduğunu ve bu hususta yakında ‘çok büyük şeylerin’ yaşanacağını söylemişti. Yingst, Trump’ın “masadaki mevcut seçenekleri ‘İran’ı haritadan silmek, ekonomik olarak çökmeye terk etmek veya bir anlaşma yapmak’ şeklinde tanımladığını” aktardı.

Yingst’in bildirdiğine göre Trump, “Benim asıl sorduğum soru şu: Bütün bir ülkeyi ne zaman yerle bir edeceğim ya da edecek miyim?” ifadelerini kullandı ve ekledi: “Aklı başında davransalar iyi ederler.” Savaşın gölgesinde, bu tarz soykırım söylemli tehditler Trump cephesinde artık kanıksanmış durumda.

Bu yorumlar, ABD’nin bağımsız BM yetkilileri tarafından İran’da sivillere karşı savaş suçları işlemekle suçlandığı bir sırada geldi.

Kaynak: truthout.org

Devamını Okuyun

Haberler

DİSK-AR Çocuk İşçiliği Raporu: 9 Yılda En Az 646 Çocuk, Çalışırken Yaşamını Yitirdi

Yayınlanma:

-

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı Eylül-2026 tarihli “Çocuk İşçiliği Raporu”na göre 9 yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi.

Rapora göre Türkiye’de çalışan çocukların iş kazası geçirme sıklığı, SGK’nin 2017-2025 dönemine ait verilerine göre son derece çarpıcı bir yükseliş göstermektedir. 14-17 yaş grubunda iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2017’de 6 bin 348 iken 2025’te 20 bin 836’ya yükselmiştir. Bu 9 yılda yaklaşık 3,3 katına çıkması anlamına gelmektedir.

Aynı dönemde 18 yaş üstü işçilerde iş kazası geçirenlerin sayısı 353 bin 305’ten 745 bin 203’e yükselerek yaklaşık 2 katına çıkmıştır. Raporda, çocuk işçilerdeki yükselişin yetişkinlerde gözlenen değişimin çok üzerinde olduğu vurgulandı.

İSİG Meclisi verilerine atıfla raporda 2017’den 2026 Temmuz’a en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdi vurgulandı ve bu hususta şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:

2017-2022 arasındaki altı yıllık dönemde çocuk işçi ölümleri yıllık 60- 67 aralığında seyretmiş, 2023 yılında 54 olarak kaydedilmiştir.

Ancak 2024 yılından itibaren tablo değişmiş, ölüm sayısı 2023‘teki 54 iken 2024‘te 71’e çıkmış, 2025‘te ise 94’e ulaşmıştır.

Yalnızca 2024- 2025 arasındaki ölümlerin hızlanma oranı yüzde 32,4’tür.

2025’teki 94 rakamı, ele alınan dönemde ulaşılan en yüksek değerdir.

2026’nın ilk yedi ayında ise 42 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

2025 yılında hayatını kaybeden 94 çocuğun yaş dağılımına bakıldığında 26’sı 14 yaş ve altında, 68’i ise 15-17 yaş grubundadır, yani ölen her dört çocuktan yaklaşık üçü 15-17 yaş grubuna aittir.

Ölen çocukların 81’i erkek, 13’ü kız çocuğu, 5’i ise göçmendir.

Sektörel dağılımda 31 çocuk tarımda, 27 çocuk sanayide, 20 çocuk hizmetlerde ve 16 çocuk inşaatta yaşamını yitirmiştir.

Bunlara ek olarak 6 MESEM öğrencisi ile 7 meslek lisesi öğrencisinin çalıştıkları veya staj yaptıkları işyerlerinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.  Bu da meslekî eğitim adı altında sürdürülen çalışma biçiminin ölümcül sonuçlarının istatistiklere doğrudan yansıdığını göstermektedir.

Raporda, TÜİK’in 2025 verileri esas alınarak Türkiye’deki 6 milyon 708 bin çocuğun gelir yoksulluğu içinde yaşadığı ve çocuk yoksulluğu oranının yüzde 31, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının ise yüzde 36,8 seviyesinde olduğu belirtildi ve MEB verileri esas alınarak 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranının 2022-2023 eğitim yılında yüzde 94,5 iken 2024-2025’te yüzde 86,4’e gerilediği, dolayısıyla lise çağında eğitimden kopuşun arttığı kaydedildi.

MESEM yarası derinleşiyor

DİSK-AR raporunda MESEM, birçok boyutuyla ele alınıyor. Yoksullukla MESEM arasında doğrudan bir münasebet kurulan değerlendirmede şu ifadelere yer veriliyor:

Çocukların gelir elde edebildikleri işletme temelli mesleki eğitime yönelmelerinde hanelerin ekonomik koşullarının belirleyici olması durumunda, mesleki eğitim özgür bir eğitim tercihinden çok ekonomik zorunluluk tarafından şekillenebilir. Yoksul ve emekçi ailelerin çocuklarının erken yaşta işletmelere yöneldiği, ekonomik olanakları daha yüksek ailelerin çocuklarının ise akademik eğitim kanallarında kalabildiği bir yapı, eğitim yoluyla sınıfsal farklılıkları azaltmak yerine bunları yeniden üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle MESEM tartışması yalnızca “Çocuk meslek öğreniyor mu?” sorusuna indirgenemez. Hangi çocukların, hangi ekonomik ve toplumsal koşullar altında ve neden bu sisteme yöneldiği de sorgulanmalıdır.

Rapora göre MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 2016-2017 ile 2025-2026 arasında 5,3 kat arttı. En büyük artış 2021-2022 eğitim yılında yaşandı. Öğrenci sayısı bir yılda 159 bin 773’ten 400 bin 437’ye çıktı. MEB verilerine göre 492 bin 627 MESEM öğrencisinin 392 bin 887’si 15-18 yaş grubunda. Bakanlık, yaş grubunu tek kategori hâlinde açıkladığı için bunların kaçının 18 yaşın altında olduğu bilinmiyor.

DİSK-AR, MESEM öğrencilerinin işletmelerde üretim sürecine katılmalarına rağmen hukuken öğrenci statüsünde bulunmalarının ücret, sosyal güvenlik, sendikalaşma ve işçi sağlığı alanlarında ciddi koruma sorunları yarattığını belirtiyor:

MESEM’in sendikal açıdan önemli sonuçlarından biri de çocukların ve gençlerin işyerlerinde yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içerisinde bulunabilmelerine rağmen ücret, sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları açısından aynı statüye sahip olmamalarıdır. Kamu kaynaklarıyla maliyeti düşürülen genç emeğinin kitlesel hale gelmesi, yalnızca MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarını değil, işyerlerindeki genel ücret ve istihdam yapısını da etkileyebilecek bir gelişmedir. Düşük maliyetli genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin ve güvenceli istihdam üzerinde baskı yaratma riski taşımaktadır. Bu nedenle yarım milyonu aşan MESEM’li öğrenciler yalnızca bir eğitim istatistiği değildir. Bu büyüklükte bir yapı ücretler, sosyal güvenlik, işçi sağlığı ve iş güvenliği, işgücü piyasasının bölünmesi ve sendikal örgütlenme bakımından da çalışma yaşamının önemli bir parçası haline gelmektedir.

Kaynak: disk.org.tr

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x