Connect with us

Haberler

Çocuk İşçiliği Paneli: MESEM’de Çocuklar, Doğrudan Ağır İş Süreçlerine Dahil Ediliyor

Yayınlanma:

-

Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 13 Aralık 2025 Cumartesi günü “Çocuk İşçiliği ve MESEM” başlıklı bir panel düzenledi. Makine Mühendisleri Odası İl İSİG Komisyonundan Zafer Güzey’in moderatörlüğünü yaptığı ve İSİG Meclisinden Murat Çakır ile İstanbul Tabip Odasından Dr. Nazmi Algan’ın konuşmacı olarak katıldığı panelden öne çıkan notlar şu şekilde:

Murat Çakır:

– Son iki yıldır çocuk işçiliğine odaklandık. MESEM uzun süredir var ancak kitlesel bir çocuk işçiliği yoktu. Biz, meseleyi sonuçtan yola çıkarak tartışıyoruz. Bu sene 87 çocuk ölümü var.

– Devlet, çocuk işçiliğini görünmez kılıyor. SGK, 20 çocuk ölümü olarak açıkladı. Devletin açıkladığından kat kat daha fazla sayıda çocuk ölüyor.

– Son iki yılda tarım ölümleri yüzde 60’tan yüzde 30’a düşmüş durumda. Ölümler kentlere kaydı. Böylece bu gerçeği daha çok hissetmeye başladık.  Tarımdan sanayiye kayan bir durum var.

– 18 yaşını doldurmayan herkes çocuktur. Çalışıyorsa çocuk işçidir. 3 milyon çocuk işçi var. Bu duruma yasalarla kılıf üretmeye çalışıyorlar.

– Her ile üniversite açarak emeği ucuzlatma hedefine ulaştılar. Meslek liseleri çoğalınca öğrencileri sanayiye yönlendirdiler. “Ara eleman” olarak istihdam ettiler.

– 2008 krizi dünyayı çok etkiledi. Emeklilik maaşı düşürüldü, yaş yükseltildi. 18 yaşın altındaki çocukları işçileştirmek istediler.

– Çocuklar üç şekilde işçileştirildi: Mevsimlik tarım işçiliği, Bulundukları ilde tarım işçiliği, Gezici mevsimlik tarım işçiliği.

– Çocuk emeği, aile emeği içinde görünüyor, o nedenle sayıları belirginleşmiyor. Yine bu çocuklar, aileleriyle inşaat işçisi olarak çalışıyorlar.

– AVM’lerde çalışanların yüzde 90’ı 18 yaşın altında. “Doğumdan ölüme” bir işçilik var.

– MESEM meselesi: 2001’de Çıraklık Eğitim Merkezleri MESEM oldu. 2016’da eğitime entegre edildi. Çıraklar da MESEM’li oldu. Ücretler işsizlik fonundan karşılanıyor, patronlar vermiyor. Devlet fonlaması olunca da pek çok yolsuzluk oluyor. Çok sayıda işçi alınmış gösteriliyor ve her biri için para alınıyor.

– Meslek eğitiminde kişinin başında durularak parça parça öğretim yapılması gerekiyor. MESEM’de ise çocuklar doğrudan ağır iş süreçlerine dahil ediliyor.

– MÜSİAD, 2012’de yaptığı çalıştayda bu sürecin 8. sınıftan itibaren başlamasını istemiştir.

– Şimdi meslek liseleri azalıyor, MESEM’ler çoğalıyor.

– Bütün bunlar, yoksullaştırma politikalarının sonuçlarıdır.

Dr. Nazmi Algan:

– Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık, piyasalaştı. Çocuk yoğun bakım ünitelerinin yüzde 56’sı özelde iken ancak yüzde 44’ü kamuda bulunuyor.

– Çocuklar yeterli beslenemiyor. Bodurluk arttı. 80’lere kadar daha mutedil idi, şimdi düşüyor.

– Çocukların çok büyük kısmı et, tavuk ve balığa ulaşamıyor. Konut problemi, özellikle eğitim alanında çocukları etkiliyor.

– 66 bin çocuk için istismar dosyası var. Bu, buzdağının görünen kısmıdır.

– İş hayatında mobbing, istismar ve işkence var. TBMM’deki istismar örneği çarpıcıdır. Genç kızlar hizmet sektörüne yönlendiriliyor, buralarda fuhşa sürükleniyorlar.

– MESEM’ler sermaye sınıfına ucuz iş gücü kaynağıdır.

– Üretim baskısı söz konusu ise, üretim eğitimin yerine geçmeye başlarsa bu çocuk işçiliğidir.

– 259 bin çocuk, değişik suçlarda mağdur durumda. Yüzde 10 kadarı da suçlu.

– Çocuk yaşta uyuşturucu bağımlılığı ve satıcılığı arttı. EGM raporuna göre 15-34 yaş arasının 3’te 1’i madde kullanmış. Devlet okullarının çevresinde uyuşturucu satışı çok fazla.

– Cezaevlerindeki çocuk sayısı arttı. Bunların önemli bir kısmı anne hükümlülerin yanındaki çocuklar. Mülteci çocukların riskleri biraz daha fazla.

– İş kanunundaki “çocuk işçi” tanımı problemli. Farklı yerlerdeki farklı tanımlar çelişiyor.

– Yetersiz denetlenen yerlerde MESEM ölümleri daha az. Kâğıt üzerinde stajyer olup uygulamada işçi olarak çalışıyorlar.

Haber: Ahmet Örs

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x