Connect with us

Haberler

Arnavutköy Ranta Teslim, İstanbul’da Tarım ve Hayvancılık Sürgün

Yayınlanma:

-

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Arnavutköy İlçe Umumi Hıfzıssıhha kararıyla İstanbul tarımına, tarım ve hayvancılık yapan halka ve doğal hayata büyük bir darbe indirildiğini vurgulayan bir açıklama yayımladı. Açıklamada özellikle mega projeler dolayımında ilerleyen inşaat rantının İstanbul’un tarım ve hayvancılık merkezlerinden Arnavutköy’ü hedef aldığına dikkat çekildi.

Açıklamada öne çıkan bazı değerlendirmeler şu şekilde:

– Alınan kararda sadece kent yerleşim alanı içerisinde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla uğraşmayan halkın sağlık gerekçeleri gözetilmiş, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan çiftçi aileleri ile hayvanlarının barınma, beslenme ve yaşam alanlarının korunması açısından hiçbir tedbir ve destek oluşturulmadan sürgün edilmelerinin fermanı yazılmıştır.

– Geçimini hayvancılıktan sağlayan yerleşik çiftçiler ve yöre halkı başka yerlere gidecek, bölgenin demografik yapısı değiştirilecek, tarımsal üretimin olmadığı, arsa spekülasyonu ve inşaat rantı için uygun alan yaratılacaktır.

– Bu karar ile Arnavutköy ilçesi ve İstanbul halkının kısa mesafeden tarımsal ürün ve gıdaya ulaşmaları (gıda kısa yolları) engellenmiş olacaktır.

– Kararın etkileyeceği çiftçiler ve aileleri büyük ölçüde hayvancılık yapmaktan vazgeçecek, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı çiftçi sayısı azalmaya devam edecektir.

– Hayvanlar ve hayvansal üretim yapan çiftçiler bölgeden uzaklaştırıldığında meraların vasıf değişikliği ve amacı dışında kullanılmasının da önü açılacaktır.

– Keyfi olarak, hayvancılık yapan çiftçilerin görüşleri alınmadan oy birliği ile alınan karar, hayvancılık sektörünün geliştirilmesi için görev yetki ve sorumluluğu bulunan ilçe tarım ve orman müdürlüğünün görevlerini yerine getirmediklerinin açık göstergesidir.

– Pandemi koşulları tüm yıkıcılığıyla devam ederken alınan bu karar insani duyarlılıktan da yoksundur. Pandemi yasakları sürerken alınan bu karar ve verilen süreler çiftçilerin sağlıklarına karşı duyarsızlığın ifadesidir.

– Toplumu besleyen tarım kesimi yok sayılmış, inşaat rantı, bitkisel ve hayvansal tarıma tercih edilmiştir. Alınan karar bu uygulamanın derinleşmesine yol açacaktır. Köylere yerleşen tarımsal üretim faaliyeti yapmayan yuttaşların, tarımın doğasından kaynaklanan bazı çevresel etkileri şikayet etmeleri karşısında yerel idarelerin tarımsal üretim aleyhine kararlar almaları kamu çıkarlarına aykırıdır.

– Çiftçiler arazilerini, varlıklarını ve haklarını koruyabilmek için dünyada olduğu gibi dayanışma içinde olmak ve örgütlenmek zorundadır.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

ALINAN ARNAVUTKÖY İLÇE UMUMİ HIFZISSIHHA MECLİS KARARI HAKSIZ VE HUKUKSUZDUR

TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

İSTANBUL ŞUBESİ

BASIN AÇIKLAMASI

16 Şubat 2021

Mega projelerin kesişme noktası olan Arnavutköy ilçesi, inşaat rantına teslimiyetin odağı haline gelmiştir.

İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararı; hayvansal üretim faaliyetlerinin engellenmesi ve hayvancılıktan başka geçim kaynağı olmayan çiftçilerin sürgün edilmesi veya hayvancılıktan vazgeçmeleri anlamını taşımaktadır.

ARNAVUTKÖY İLÇE UMUMİ HIFZISSIHHA MECLİSİ KARARI HAKSIZ VE HUKUKSUZDUR.

 HAYVANSAL ÜRÜN EN FAZLA İSTANBUL’A LAZIM

TC Arnavutköy İlçesi Umumi Hıfzıssıhha Meclisi 19.10.2020 tarihinde, İlçe Belediye Başkanı, İlçe Sağlık Müdürü, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden bir temsilci, İlçe Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürü, bir serbest tabip, bir serbest eczacı üye katılımıyla Arnavutköy kaymakamı başkanlığında tek gündemle toplanmış ve 58 numaralı kararı vermiştir. Gündem ve kararın sonuç bölümü şöyledir;

“GÜNDEM:  1)İlçe genelinde bulunan hayvan ahırları, burada beslenen hayvanların başı boş veya kontrollü olarak ilçe dahilinde dolaştırılmaları ve bu tarz olumsuz durumun önlenmesine yönelik tedbirlerin görüşülmesi.”

KARAR NO:58 ;”….İlçemiz Taşoluk Mahallesi, Haraççı Mahallesi, İstiklal Mahallesi, Adnan Menderes Mahallesi ve Arnavutköy Merkez Mahallesi’nde bulunan tüm hayvan ahırlarının, ivedi bir şekilde tahliye edilmesine, bu çalışma için ahır ve hayvan sahiplerine 20.10.2020-04.12.2020 tarihleri arasında 45 gün süre verilmesine,

Karlıbayır, Mavigöl , İslambey, Nenehatun ve Yavuzselim Mahallelerinde bulunan hayvan ve ahır sahiplerine 05.12.2020-05.01.2021 tarihleri arasında 30 gün süre verilmesine,

Anadolu, Atatürk, Mustafa Kemal Paşa, Hicret ve Yunus Emre Mahallelerinde bulunan hayvan ve ahır sahiplerine 06.01.2021-06.02.2021 tarihleri arasında 30 gün süre verilmesine,

Deliklikaya, Maraşal Fevzi Çakmak, Mehmet Akif Ersoy ve İmrahor Mahallelerinde bulunan hayvan ve ahır sahiplerine 10.03.2021-11.04.2021 tarihleri arasında 30 gün süre verilmesine,

Bu süre zarfları içerisinde hayvanların ahırların dışına çıkarılmamasına, tahliye işleminden sonra mevcut yapıların ahır vb. olarak kullanılmasına devam edildiği taktirde Arnavutköy Belediyesi tarafından yıkım işlemlerinin başlatılmasına, zabıta ekiplerince sürekli denetimler yapılmasına, süre içerisinde ve süre sonunda alınan kararlara uyulmaması halinde Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve T.C.K. dahilinde yasal işlem yapılmasına, bu kararın gereği için ilgili kurumlara yazı ile bildirilmesine karar verilmiştir.”

Bu kararı değerlendirmeden önce karar metninde bulunan maddi bir hatadan bahsetmek gerekir. Kararın gerekçeler kısmında, İlçe Tarım Ve Orman Müdürlüğü, İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü olarak yazılmıştır. Bu isim, 9.7.2018 tarihinde resmi gazetede yayımlanan 703 sayılı KHK’da yapılan isim değişikliğinden önceki isimdir. 8 Haziran 2011`de Resmi Gazete`nin mükerrer sayısında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın adı “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” olmuştu.

Bu hata, karar metninin bazı paragraflarının Temmuz-2018 öncesi hazırlanmış olduğu veya o zaman hazırlanan bir metinden kopyala yapıştır olduğu izlenimi vermektedir.  En az üç yıl önce Kanal İstanbul ÇED Raporu ve İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği onaylarından önce bu metnin hazırlanmış olabileceği ancak bu günlerde karar altına alıp uygulamaya geçildiği anlaşılmaktadır.

 

ARNAVUTKÖY’Ü TANIYALIM

Arnavutköy, 41 derece Kuzey enlemi ile 28 derece Doğu boylamının kesiştiği noktada yer almaktadır. Kuzeyinde Karadeniz, güneyinde de Sazlıdere Barajı bulunmaktadır. İstanbul’un ciğerleri tabir edilen ormanlık alanlara sahiptir.

Resmi Gazetede 22 Mart 2008 tarihinde yayınlanan “İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” ile birlikte resmen ilçe olan Arnavutköy, İstanbul’un 39 ilçesinden biri olmuş ve Avrupa Yakası’nın yüzölçümü en büyük ilçelerinden biri haline gelmiştir. Genç ilçe çevresinde bulunan Boğazköy, Bolluca, Taşoluk, Haraççı, Durusu ve Hadımköy beldelerinin birleşiminden oluşturulmuştur. Önceki nüfusu 60 bin olan Arnavutköy’ün ilçe olmasıyla birlikte nüfusu 140 bin kişiye ulaşmış, 2,33 kat artmıştır. İstanbul’un Avrupa Yakasının içme suyunu karşılayan Durusu Gölü doğu sınırları ve havzası ile Sazlıdere Barajını da içine alan Arnavutköy’ün yüzölçümü, 506,52 km²’ye kadar genişlemiştir.

5747 sayılı kanunla Arnavutköy İlçesi’ne bağlanan Nakkaş (46,78 km²) ve Bahşayış (9,46 km²) mahalleleri 6360 sayılı “Onüç İlde Büyükşehir Belediyesi ve 26 İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Çatalca İlçesi’ne bağlanmıştır. Böylece ilçenin yüzölçümü 56,24 km² küçülerek 450,28 km² olmuştur. Buna rağmen Arnavutköy İstanbul’un dördüncü büyük ilçesi olma özelliğini korumuştur.

Arnavutköy, sahip olduğu su potansiyeli ile İstanbul’un birçok ilçesini geride bırakmaktadır. Başta Durusu Gölü olmak üzere Sazlıdere Barajı ile kuzeyinde mesire yeri olarak kullanılan ve İstanbulluların hoşça vakit geçirebildiği irili ufaklı birçok gölet bulunmaktadır. Yeşil alanları, piknik alanları, mesire yerleri ve ormanlarıyla Arnavutköy, İstanbulluların özellikle hafta sonları sıkça ziyaret ettiği yerlerin başındadır.

Arnavutköy İlçesi nüfusu 2019’da 282.488, 2020’de 296.709 olmuş, Türkiye nüfus artış ortalaması binde 13,9’ken, Arnavutköy nüfusu yüzde 5,03 artış göstermiştir. İlçede Türkiye ortalamasının 3,61 katı olarak gerçekleşen nüfus artışı, plansız yapılaşma ve alınan aşırı göçten kaynaklıdır.

İstanbul`un nüfusu ve yüzölçümü dikkate alındığında kilometrekareye ortalama 2 bin 841 kişi düşerken, Arnavutköy’de 585 kişi düşmektedir.

5747 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Arnavutköy İlçesi sınırları içinde kalan 8 orman köyü hariç olmak üzere, diğer bütün köylerin tüzel kişiliği kaldırılmış ve mahalleye dönüştürülmüştür. Orman köyü statüsünü koruyan köyler ise şunlardır: Baklalı, Balaban, Boyalık, Hacımaşlı, Karaburun, Tayakadın, Yassıören, Yeniköy.

İstanbul’un tarım yapılan ve orman köyleri bulunan önemli ilçelerinden olan Arnavutköy’ün, 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na göre %57’si 259,4 km² ormanlık alandır. Mutlak ve marjinal tarım arazileri İlçe topraklarının %35’ini oluşturmaktadır. 176,4 km² tarım arazisi mevcuttur. Bu alanlar, ilçenin güneyinde, batısında ve orta kesimlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bölgeler hafif dalgalı düzlükler şeklindedir. Ayrıca, ormanlık alanlar arasında da yer yer tarım arazileri bulunmaktadır.

Arnavutköy’de bulunan Terkos kumulları, çok sayıda dar yayılışlı ve bölge için endemik olan türleri içermesi nedeniyle, uluslararası önem kazanmıştır. Bu kumullarda Bern Sözleşmesi kapsamında yer alan ve tehlike altında olan türler bulunmaktadır. Bern Sözleşmesi’ne göre bulunduğu yerde koruma altına alınması taahhüt edilen nadir ve endemik bir bitki olan Centaurea Hermannii (Çatalca Peygamber Çiçeği) adlı bitkinin korunması için Arnavutköy-Şamlar karayolunun inşası esnasında güzergâh değişikliği yapılmıştır. Kanal İstanbul Projesi bu kumul ekosistemini tahrip etme tehlikesi barındırmaktadır.

Arnavutköy-Şamlar Yaban Hayatı Koruma Sahası koruma altına alınan önemli bir alandır. Terkos Gölü ördek ve yaban kazı, diğer ormanlık arazilerde ise yaban domuzu, tilki, çakal, çulluk, sülün ve yaban güvercini görülmektedir. Ayrıca, sürülerinden ayrılmış ve zaman içinde vahşileşmiş mandalar da bulunmaktadır.

“Terkos ve Kasatura arasındaki ormanlık alan ve kıyı şeridi ekolojik ve biyolojik önem taşıyan doğal yaşam mekânıdır. Terkos Gölü ve civarı ülke düzeyinde önemli bir kuş alanıdır. Ayrıca, Terkos ormanları İstanbul’da uluslar arası kriterlere uyan üç orman alanından biridir. (İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, s. 116) Terkos Gölü civarındaki 5790 hektarlık alan aynı zamanda muhafaza ormanı niteliğindedir (İstanbul İl Çevre Düzeni Planı, s. 127). Terkos Gölü aynı zamanda İstanbul’daki sulak alan statüsündeki üç bölgeden biridir.

İstanbul’daki dört ekolojik koridorun 3 tanesi Arnavutköy ilçesini kuzey-güney doğrultusunda katetmektedir. Bunlar Büyükçekmece-Terkos, Küçükçekmece-Terkos ve Haliç-Terkos koridorlarıdır. Buralar İstanbul’un nefes boruları fonksiyonunu görmektedir.”

ARNAVUTKÖY’DE TARIM

12 Kasım 2012`de Büyükşehir Yasası değişiklik yapılarak 30 ilde 16 bin 220 köy, mahalleye dönüştürüldü. Mahalleye dönüşen köylerin ve beldelerin ortak kullanılan tüm malları, meraları, taşınmazları bağlandıkları belediyeye geçti.

İlçede, köylerin önemli geçim kaynaklarından birisi süt üretimine yönelik hayvancılıktır. Hayvancılık, büyük çiftliklerden ziyade küçük aile çiftçiliği şeklinde devam etmektedir. 2008 yılı verilerine göre, büyükbaş hayvancılık yapan 1.150 aile bulunmakta olup toplam 14.800 adet büyükbaş hayvan varlığı mevcuttur. Küçükbaş hayvancılık yapan 96 aile 12.200 adet küçükbaş hayvan yetiştirmektedir.

Günümüzde Arnavutköy İlçesinde tarımsal üretimle uğraşan yaklaşık 500 çiftçi ailesi 72.000 dekar tarım alanında ağırlıklı olarak hububat, ayçiçeği, kanola, fiğ ve silajlık mısır ekimi yapmaktadır. Bu çiftçi ailelerine ait 9.000 büyükbaş, 13.000 küçükbaş,1.000 manda bulunmakta olup, mevcut 4.000 dekar kaba yem ihtiyacını karşılamakta kullanılan mera alanına sahiptir. Arnavutköy’ün bugüne kalan meraları, mevcut hayvan varlığını besleyemeyecek oranda azalmıştır. Mera varlığının her geçen yıl azalması yetiştiricilerin yem ihtiyacını satınalma yoluyla temin etmek zorunda bırakmakta, hayvansal ürün maliyetlerinin ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

MEGA PROJELERİN ODAĞI ARNAVUTKÖY

Arnavutköy’ün ekolojik, kültürel ve sosyolojik yapısı 3 koldan kırıma uğramıştır. Mega projelerin kesişme noktası olan ilçe, inşaat rantına teslimiyetin odağı haline gelmiştir.

  1. Köprü Yolu Kuzey Marmara Otoyolu için Arnavutköy`de Deliklikaya, Hadımköy, Ömerli, Sazlıbosna ve Yeşilbayır mahallelerinde acele kamulaştırma kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırmalar yapılmıştır.
  1. Havalimanı için Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yapılması öngörülen acele kamulaştırma kararı, Arnavutköy İlçesi, İmrahor, Tayakadın ve Yeniköy  mahallelerinde yapılmıştır. 3. havalimanının 76 milyon metrekarelik inşaat alanının bir kısmı maden ve orman alanıdır. 3. Havalimanı için Akpınar Köyü`nde kamulaştırma kapsamına alınan 60 parsel arazinin 12`si madencilikle uğraşan şirketlere aittir.

45,2 km uzunluğunda planlanan Kanal İstanbul’un 28,6 km’si Arnavutköy sınırlarından geçmektedir. Kanal İstanbul projesine ilişkin hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna son şekli verilerek 23 Aralık 2019 günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından askıya çıkarılmış, 10 gün boyunca halkın görüşüne açılan nihai ÇED raporuna 100.000’e yakın İstanbullu itiraz dilekçesi vererek itiraz etmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED raporunun İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından değerlendirildiğini, komisyon çalışmaları ve halkın görüşleri(!) dikkate alınarak 17 Ocak 2020 itibari ile “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı verdiğini duyurmuştu. Böylece tartışmalı projenin ÇED Raporu tüm itirazlara rağmen aynen onaylanmıştı.

23.12.2019 tarihinde Çevre Şehircilik Bakanlığınca onaylanan, “İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği”ne ilişkin itiraz başvurularına yönelik, “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği” ve yürürlükteki çevre düzeni planı amaç, ilke, esasları ile iletilen bilgi ve belgeler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler neticesinde; 23.12.2019 tarihli İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yapılan değişikliklerin 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6. maddesi ile 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 22.06.2020 tarihinde onaylanmıştır.

İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği Plan Açıklama Raporundan aldığımız verilere göre;

Sultangazi İlçesinin; Malkoçoğlu Mahallesinde 24 hektarlık alan dahil olmak üzere toplamda 33.498 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Ayrıca Planlama alanının sınırları içerisinde Küçükçekmece Gölü, Sazlıbosna Baraj Gölü, Terkos Gölünün bir kısmı olmak üzere toplam 2.954 hektarlık göl alanı da yer almaktadır.

Planlama alanında, Arnavutköy ilçesinin; Karaburun, Yeniköy, Terkos, Durusu, Tayakadın, Boyalık, Baklalı, Yassıören, Dursunköy, Çilingir, Hadımköy, Haraççı, Sazlıbosna, Deliklikaya, Hacımaşlı, İmrahor, Bolluca mahalleleri, 20.160 hektarlık alan ile toplam plan alanının % 60,18’ini kapsamaktadır.

Arnavutköy İlçesi, zengin tarım ve orman alanlarına sahiptir.

Arnavutköy ilçesinde toplanan atıklar, katı atık aktarma istasyonuna döküm yapmadan direkt Odayeri Düzenli Depolama İstasyonu’na götürülmektedir.

İstanbul Havalimanından kaynaklanacak gürültü analizine göre planlama alanının kuzeyinde; özellikle Karadeniz kıyısındaki yerleşmelerde ve Arnavutköy yerleşmesinde gürültü kirliliğinin oluşacağı öngörülmektedir. Özellikle Yeniköy yerleşmesi gürültü analizi kapsamında en çok etkilenen yerleşme alanı olarak görülmektedir. Gürültü analizine göre gürültüden etkilenecek alanlarda yoğun yapılaşmalardan kaçınılması gerekmektedir.

Planlama alanında temel makroform stratejileri ifade edilirken “gelişme alanları, planlama alanının etrafında gelişme baskısı altında olan Arnavutköy yerleşmesindeki baskıyı azaltacak nitelikte belirlenmelidir” denmektedir.

Bu açıklama ve nitelemelere rağmen planlama alanının Arnavutköy yerleşmesi ile sınır oluşturan bölgesi “Gelişme, Konut ve Ticaret Bölgesi” olarak tanımlanmakta planlama ilkelerine aykırı olarak planlanmaktadır.

İnşaat rantına dayalı, planlama ilkelerine aykırı yeni rant alanları oluşturma arayışının ürünü olan 3 mega projenin kesiştiği ilçe olan Arnavutköy, yeni yerleşim alanları açma uğruna ekolojik, kültürel ve sosyolojik olarak tahrip edilmeye devam etmektedir.

Bunun son örneği, İlçe Hıfzıssıhha Meclisinin hayvancılıkla ilgili aldığı karardır. Ne yazık ki İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü de bu karara destek vermiştir.

Bu karar; İlçe belediyesinin inşaat ruhsat pazarını büyütmek, imar uygulamalarına alan açmak, yeni yerleşmeyi ve göçü teşvik etmek için İstanbul İli Avrupa Yakası Rezerv Yapı Alanı 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planını onaylayan Çevre Şehircilik Bakanlığı desteğinde ilgili mahallelerde hayvansal üretim faaliyetlerinin engellenmesi ve hayvancılıktan başka geçim kaynağı olmayan çiftçilerin sürgün edilmesi veya hayvancılıktan vazgeçmeleri anlamını taşımaktadır. Bu kararın bir hükumet kararı olduğu, çiftçilerin bağlı bulunduğu bakanlık olan Tarım ve Orman Bakanlığının sessizliğinden anlaşılmaktadır.

KÖYLÜLER VE KIRSALDA ÇALIŞAN DİĞER İNSANLARIN HAKLARI

Büyükşehir yasası ile bir gecede mahalle yapılan köylerde yaşayan halkın, yaşamlarını sürdürebilmeleri için yapmaları gereken üretim faaliyeti, tarım olmaya devam etmiş, yerine herhangi bir kentsel istihdam olanağı koyulmamış, buna karşın çeşitli düzenlemelerle tarımsal üretim faaliyetini sürdürmeleri engellenmeye/zorlaştırılmaya devam etmiş ve etmektedir.

18 Aralık 2018’de BM Genel Kurulu’nda Köylüler ve Kırsalda Çalışan Diğer İnsanların Hakları Deklarasyonu, 121 kabul, 54 çekimser, 8 karşı oy alarak onaylandı. Türkiye çekimser oy kullandı.

“Bu Deklarasyona göre; Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanlar çalışma hakkına sahiptir.”

“Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların doğrudan ve/veya temsilci örgütleri aracılığıyla, kendi hayatlarını, topraklarını ve geçimlerini etkileyen politika, program ve projelerin oluşturulmasına, uygulanmasına ve değerlendirilmesine aktif, özgür, etkili, anlamlı ve bilinçli katılma hakkı vardır.”

“Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanlar, topraklarından, ikamet yerlerinden veya çeşitli faaliyetleri ve uygun yaşam koşullarını sağlamak için kullandıkları doğal kaynakların bulunduğu yerlerden keyfi şekilde uzaklaştırılmaya karşı korunma hakkına sahiptir. Devletler, yerinden edilmeye karşı koruyucu tedbirleri, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk standartlarıyla uyumlu bir biçimde, yerel mevzuatlarına dahil etmelidir. Devletler, cezai tedbir veya savaş aracı ya da yöntemi olarak uygulanması dahil olmak üzere, zorla tahliye, ev yıkımları, tarım alanlarının tahrip edilmesi ile toprak ve diğer doğal kaynaklara keyfi olarak el konulması veya kamulaştırılmasını yasaklamalıdır.”

“Köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların evlerinden zorla tahliyeye, tacize ve diğer tehditlere karşı korunma hakları vardır.”

“Devletler, köylüleri ve kırsalda çalışan diğer insanları, uygun yasal koruma veya başka tür korunma yöntemlerine erişimleri veya güçleri yetmeden mesken tuttukları evlerinden veya topraklarından rızaları olmadan geçici veya kalıcı tahliye edemezler. Tahliyenin kaçınılmaz olduğu hallerde, devlet doğabilecek maddi ve diğer kayıpları karşılamalı veya adil bir tazminat temin etmelidir.”

“Tahliye durumunda devletler köylüler ve kırsalda çalışan diğer insanların erişilebilirlik, finansman gücü, barınabilme, imtiyaz güvencesi, kültürel açıdan uygunluk, uygun konum, sağlık, eğitim ve su gibi temel haklara erişim şartlarını karşılayan konut edindirme seçeneklerini içerecek şekilde yeniden iskanını garanti etmelidir.”

KARAR YANLI VE EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRIDIR

Arnavutköy ilçe merkezi ile Taşoluk-Hadımköy-Haraççı ve Bolluca mahallelerinin merkezi ve trafiğin çok olduğu yerlerde plansız kentleşme uygulamaları nedeniyle tarım dışı nüfus artmış olduğundan alınan karar doğru gibi görünüyor olsa bile hayvancılıkla uğraşan çiftçilerin yurtlarından uzaklaştırılarak cezalandırılması adil değildir. Bu gerekçe İmrahor, Terkos, Karlıbayır, Deliklikaya, Ömerli gibi kırsal özelliğini sürdüren ve yoğun nüfusun olmadığı mahallelerde hayvancılık işletmelerinin kaldırılmasını açıklamakta yetersizdir. Buralar her ne kadar mahalle olsa bile bildiğimiz anlamda köy türü üretiminin yaygın olduğu, sadece hayvansal tarım değil, bitkisel tarımın da aktif olduğu yerlerdir. Bu mahallelerde sadece hayvancılık ile geçinen yaklaşık 350 aile, bitkisel üretimle uğraşan 60 aile vardır.

İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisinin almış olduğu karar yanlı olup eşitlik ilkesine aykırıdır.

Alınan kararda sadece kent yerleşim alanı içerisinde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla uğraşmayan halkın sağlık gerekçeleri gözetilmiş, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan çiftçi aileleri ile hayvanlarının barınma, beslenme ve yaşam alanlarının korunması açısından hiçbir tedbir ve destek oluşturulmadan sürgün edilmelerinin fermanı yazılmıştır.

Geçimini hayvancılıktan sağlayan yerleşik çiftçiler ve yöre halkı başka yerlere gidecek, bölgenin demografik yapısı değiştirilecek, tarımsal üretimin olmadığı, arsa spekülasyonu ve inşaat rantı için uygun alan yaratılacaktır.

Bu karar ile Arnavutköy ilçesi ve İstanbul halkının kısa mesafeden tarımsal ürün ve gıdaya ulaşmaları (gıda kısa yolları) engellenmiş olacaktır.

Kararın etkileyeceği çiftçiler ve aileleri büyük ölçüde hayvancılık yapmaktan vazgeçecek, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı çiftçi sayısı azalmaya devam edecektir.

Hayvanlar ve hayvansal üretim yapan çiftçiler bölgeden uzaklaştırıldığında meraların vasıf değişikliği ve amacı dışında kullanılmasının da önü açılacaktır.

Keyfi olarak, hayvancılık yapan çiftçilerin görüşleri alınmadan oy birliği ile alınan karar, hayvancılık sektörünün geliştirilmesi için görev yetki ve sorumluluğu bulunan ilçe tarım ve orman müdürlüğünün görevlerini yerine getirmediklerinin açık göstergesidir.

Pandemi koşulları tüm yıkıcılığıyla devam ederken alınan bu karar insani duyarlılıktan da yoksundur. Pandemi yasakları sürerken alınan bu karar ve verilen süreler çiftçilerin sağlıklarına karşı duyarsızlığın ifadesidir.

İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisi kararında, sahil mahallelerinde bulunan hayvancılık işletmelerinin turizmi olumsuz yönde etkileyeceği ifade edilmektedir. Bu anlayış bilimsel temelden yoksun sadece rantçı bir bakış açısının ortaya konmuş halidir. Doğa koruma ve tarım alanında hukuksal düzenlemeleri yapmış ve kültürel gelişimini tamamlamış ülkelerde, kırsal tarım ile turizmin bir arada yürütüldüğü agro-ekolojik turizm faaliyetlerinin birçok sektörden daha fazla bütüncül fayda sağladığı görülmüştür. Aynı durum iç turizm açısından da büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde bu amaçla kurulmuş çok sayıda işletme bulunmaktadır. Arnavutköy’ün sahil mahalleleri bir yana diğer mahallelerinde bile Valilik, belediye, kaymakamlık ve çiftçi aileleri işbirliğinde agro-ekolojik turizm alanları yaratılarak tarım, hayvancılık ve turizm faaliyetlerinin bir arada yürütülmesi mümkündür.

İstanbul İli gıda gereksiniminin karşılanması ve tarımsal nüfusun yerinde istihdamının sağlanması yerel kalkınmada başarılı bir araç olarak kullanılan ve İstanbul’da geçmişten beri gerçekleştirilen “Kentsel Tarım” uygulamalarının desteklenmesi, Terkos Gölü çevresinin ekolojik üretime yönlendirilmesi. Tarım turizmi (agro-turizm) potansiyelinden faydalanılabilmesi amacıyla gerekli tarımsal örgütlenme ve uygulamalara geçilmesi yerine büyükşehir yasasına sığınarak hayvancılık yapan çiftçilerin faaliyetlerinden men edilmesi insan haklarına ve eşitlik ilkesine aykırı, toplumun gıda güvencesi ve gıda egemenliğine ulaşma yolunda çıkarılan engeldir.

Kanal İstanbul çevresinde bulunan ve yasa gereği tarımsal niteliği korunması gereken tarım arazileri ve meraların vasıfları nasıl değiştirildiyse zaman içinde bu arazilere komşu olan arazilerde de aynı uygulamaların olmasını beklemek eşyanın tabiatı gereğidir.

Toplumu besleyen tarım kesimi yok sayılmış, inşaat rantı, bitkisel ve hayvansal tarıma tercih edilmiştir. Alınan karar bu uygulamanın derinleşmesine yol açacaktır. Köylere yerleşen tarımsal üretim faaliyeti yapmayan yuttaşların, tarımın doğasından kaynaklanan bazı çevresel etkileri şikayet etmeleri karşısında yerel idarelerin tarımsal üretim aleyhine kararlar almaları kamu çıkarlarına aykırıdır.

Çiftçiler arazilerini, varlıklarını ve haklarını koruyabilmek için dünyada olduğu gibi dayanışma içinde olmak ve örgütlenmek zorundadır.

Murat KAPIKIRAN

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

(Yönetim Kurulu Adına)

 

Kaynak: www.zmo.org.tr

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

Burhan Kavuncu: Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka Uymak Zorundadır!

Yayınlanma:

-

Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi sözcüsü Burhan Kavuncu, Göç İdaresi Başkanlığının hukuk ihlâlleri ile ilgili olarak bir açıklama yaptı.

Özellikle Özbekistan ve Çin gibi hukuksuz uygulamaları ile bilinen ülkelere yapılan geri göndermelerdeki hukuksuzluklara dikkat çekilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

Göç İdaresi Başkanlığı ve Tüm Resmî Kurumlar Hukuka/Yasalara Uymak Zorundadır!

“Hiçbir kurum, keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir!”

Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesi, anayasada “bir hukuk devletidir” ibaresiyle belirtilmiştir. Öncelikli olarak resmî kurumların hepsi hukuka, yasalara uymak ve mahkeme kararlarını uygulamak zorundadır. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Bu çok açık olan ilkeye rağmen maalesef Göç İdaresi Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bazı mahkemeler hukukun dışına çıkmakta kendilerini masun (dokunulmaz) sanmaktadır. Yeni gelen İçişleri ve Adalet Bakanlarının bu durumu düzelteceklerini ümit ediyoruz.

Önceki bakanlar döneminde yaygın olarak yapılan hukuk ihlalleri özetle şöyledir:

Geri Gönderme Yasağı

Devletin ilgili kurumları elbette vatandaşlarını her türlü tehlike ve kötülüklere karşı korumakla yükümlüdür ancak hiçbir koruma tedbiri, hukukun getirdiği dengeli yaklaşımı yok sayarak tek yönlü ve keyfî bir şekilde uygulanamaz.

Örneğin çeşitli sebeplerle ülkemizde bulunan yabancıların tehdit oluşturabileceği durumlar ve alınacak önlemler yasalarda ayrıntılı bir şekilde tanımlanmıştır. (Türkistan ülkelerinden gelen kardeşlerimizin “yabancı” sayılmaması gerektiği ilkemizi ayrıca hatırlatalım.)

Hiçbir devlet görevlisi, istediği yabancıyı istediği zamanda yani keyfî bir şekilde, “tehdit oluşturabilir, şüphe yeterlidir, belge gerekmez” diyerek GGM’ye kapatma ve sınır dışı işlemi yapma, hürriyetinden mahrum bırakma yetkisine sahip değildir. Ama maalesef son yıllarımız bu keyfî uygulamanın örnekleri ile dolu. Hatta İdarî mahkemelerin “İptal”, Anayasa Mahkemesi’nin “İhlal” kararları bile bu keyfî uygulamaları durduramadı. Şu anda dahî birçok Türkistanlı göçmen kardeşimiz Geri Gönderme Merkezleri (GGM)’de tutuluyor.

6458 sayılı Yabancılar Yasası’nda “Geri gönderilemeyecek yabancılar” “Geri gönderme yasağı” başlığı altında açık bir şekilde tanımlanmıştır:

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.

Yasanın 55. maddesinde de “Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar” beş fıkrada ayrı ayrı sıralanmış, (a) fıkrası şöyle:

MADDE 55 – (1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahî, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz:
a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddî emare bulunanlar.

İki Ülke: Özbekistan ve Çin

Bir Türkistan bölge ülkesi olan Özbekistan, bağımsız olduğu 1991 yılından sonra bir türlü istikrar kazanamamış, önceki başkan İslam Kerimov’un otoriter yönetimi altında çok acı günler geçirmişti. Kerimov’un 2016 yılında ölmesinden sonra cumhurbaşkanı olan Şevket Mirziyayev bazı iyileştirmeler ve reformlar yapmaya çalıştıysa da bunlar yeterli olmadı. Mirziyayev döneminde de işkence ve diğer hak ihlalleri devam etti. Bu durumu TC Göç İdaresi Başkanlığı “Özbekistan Menşe Ülke Raporu”nda (Kasım 2019) İnsan Haklarının Durumu başlığı altında Özbekistan insan haklarını tanımasına rağmen insan hakları problemleri görülmektedir. En önemli insan hakları problemleri: işkence, tutukluların kötü muameleye tabi tutuldukları, adil yargılanma hakkının ihlali …”  cümleleri Özbekistan’daki durumu özetlemektedir (s.21, Bölüm 5). Raporun sonuç bölümünde Özbekistan cumhuriyeti, kapalı ve kontrolcü bir devlet yönetimi özelliği sergilemektedir. İnsan hakları ihlalleri, dini özgürlükler temel problemler olarak göze çarpmaktadır.” (s.29).

Her ne kadar raporun girişinde “kurumun resmî görüşünü yansıttığı şeklinde yorumlanamaz” denilmişse de söz konusu metin, devletin resmî kurumunun internet sayfasında var olan bir gerçeklik olarak bulunmaktadır.

Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyayev çeşitli konuşmalarında “ülkede vatandaşlara kötü muamele ve işkencenin bitmediğini, sorgu odalarında ve cezaevlerinde işkenceden ölüm olayları olduğunu” vurgulayarak diğer yöneticileri eleştirmekte.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın Menşe Ülke Raporu, bir gerçeklik olarak Özbekistan’daki durumun “Geri Gönderme Yasağı” kapsamında olduğunu ikrar ediyor.

Diğer örneğimiz Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise Doğu Türkistan Türklerine yönelik Toplama Kampları ve asimilasyon uygulamalarının varlığı. Bu durum Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Şubat 2019 tarihli açıklaması ile resmi olarak ilan edilmişti:

“Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.

Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.

Keyfî tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir. Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.

21. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası, insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.” gibi ifadeler yer almaktadır.

Ayrıca, Sincan Uygur Özerk Bölgesinde (Doğu Türkistan) Çin devletinin soykırıma varan hak ihlâlleri yaptığı konusunda BM’de yayımlanan bildirilere Türkiye Cumhuriyeti tarafından imza konulmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Geri Gönderme Yasağı” kapsamındaki ülkeler arasında olduğu resmî açıklamalarla sabit iken Göç İdaresi hâlen ülkemizde bulunan Uygur Türklerini sınır dışı kararıyla GGM’ye kapatmakta, bazı İdare Mahkemeleri de “Çin’de işkence olduğuna dair belge getirmediği” gerekçesiyle Uygurlara verilen sınır dışı kararını onaylamaktadır. Örnek olarak 2025 yılı içinde İstanbul 16. ve 18.İdare Mahkemeleri iki Uygur Türkü için “Gönderileceği ülkede karşılaşacağı riskleri ayrıntılı şekilde açıklamadığı ve iddialarını destekleyen belge sunmadığı” gerekçesiyle sınır dışı kararının iptalini reddetmişti. Bu kararlar Türkiye kamuoyunda geniş tepkilere sebep olmuştu.

Uygulamada genel olarak Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz Çin’e teslim edilmemekle birlikte, sınır dışı kararlarıyla huzursuz edilmekte, GGM’lerde ailelerinden ayrı kalmakta veya başka ülkelere gitmeye zorlanmaktadır. “3. ülke” adı altında Tacikistan vb. ülkelere zorla gönderilen Uygur Türklerinin dolaylı olarak Çin’e iade edildiği bilinmektedir.

Özbekistanlı ünlü alim Alişir Tursunov (Mübeşşir Ahmed) de aynı şekilde 10 Mayıs 2025 günü ülkesine iade edilmiş ve “dinî materyalleri yaymak ve kamu güvenliğine tehdit oluşturmak” suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Ilımlı bir din adamı olarak tanınan Tursunov, cezaevinde iken iki kere kalp krizi geçirmiştir ve hâlen hapiste tutulmaktadır.

Mültecilerin Özbekistan ve Çin’e iade edilmesi işlemleri ancak ilgili yasa maddeleri çiğnenerek uygulanabilmiştir.

Aslında Çin ve Özbekistan dışında Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Irak’ta da ağır hak ihlâlleri tespit edilmiştir. Bu ülkeler de geri gönderme yasağı kapsamında kabul edilmelidir.

Göç İdaresi Başkanlığı durum bütün açıklığı ile ortada olduğu halde keyfî ve yasalara aykırı olarak Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan vatandaşlarını yakalamakta ve sınır dışı kararı vermeye devam ediyor. Onlarca göçmen bu şekilde iade edilmiştir.

Mahkemelere Baypas, Yargıya Brifing

Göçmenler hakkında verilen birçok sınır dışı kararının hukuka aykırılığı mahkeme kararları ile tescil edilmiştir. Buna rağmen Göç İdaresi Başkanlığı’nın çeşitli birimleri, İdare Mahkemelerinin iptal kararlarından sonra “yeniden kod koyma” ve “yeniden sınır dışı kararı verme” uygulamaları ile hukuku baypas eden yasa tanımaz tutumunu sürdürmektedir.

Mahkemelerin sınır dışı kararını iptal ettiği göçmenlere “oturma izni” vermek zorunda olduğu hâlde (6458 / md46) vermeyerek onları düzensiz göçmen durumuna düşürmekte ve yeniden yakalayarak GGM’lere kapatmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin verdiği hak ihlâli kararları bile çoğu kez Göç İdaresi tarafından işleme alınmamıştır.

Mahkemelerden istediği kararların çıkmasını sağlayamayan İdare, 28 Şubat döneminden beri uygulanmayan “Yargıya Brifing” ile yargıya müdahaleyi en üst düzeye çıkarmıştır. Hâkim ve savcılara “idareden suç delili istememesi gerektiği, göçmenlerden, sınır dışı edildiğinde kötü muamele göreceğine dair delili istenmesi gerektiği” telkin edilmiştir.

Sonuç

Bir hukuk devleti olduğu belirtilen Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm resmî kurumlar hukuka, yasalara uymakla ve mahkeme kararlarını uygulamakla mükelleftir. Hiçbir kurum keyfî idare olma ayrıcalığına sahip değildir.

Kanunsuz işlemler yapmakta ısrar eden idarenin uygulamaları, ülkeyi yöneten iktidarı sorumlu kılmaktadır.

İçişleri ve Adalet bakanlarını, Göç İdaresi Başkanlığı’nın keyfî ve hukuk dışı uygulamalarına son vermeye ve yargı üzerindeki baskıları durdurmaya çağırıyoruz.

Burhan Kavuncu – Türkistanlılar Dayanışması İnisiyatifi

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da 1 Mayıs Yürüyüşü: Emeği Yağmalayan, Tabiatı Talan Eden Sermayeye Karşı Omuz Omuza!

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve ÖYB, Üsküdar’da 1 Mayıs yürüyüşü düzenledi.

Mimar Sinan Kapalı Otoparkından başlayan yürüyüş, Marmaray önünden devam ederek sahile ulaştı ve vapur iskelesi yanında yapılan konuşmalarla sona erdi.

Konuşmalarla ilerleyen yürüyüş boyunca, “1 Mayıs Direniş Zulme İsyan, Yaşasın Küresel İntifada, Tevhid Adalet Özgürlük, Sermaye Büyüyor Kölelik Sürüyor, Sermayenin Değil Rabbimizin Kuluyuz, Yoksulluk Büyüyor Açlık Derinleşiyor, Asgari Ücret Köleliktir, Hakça Bölüşüm Adil Paylaşım, Emekçiler Köle Olmayacak, İşçiler Ölüyor Sermaye Büyüyor, Yaşarken Kölelik Ölürken Cinayet, Kahrolsun Kapitalist Yağma Düzeni, Sermayeyi Değil Hayatı Savun, Zam Sömürü Yağma Düzenine Hayır,  Esnaf Batıyor Sermaye Büyüyor, Irkçılık Değil Dayanışma, Rekabet Değil Dayanışma, Roboski Kanıyor Adalet Bekliyor, Kürt Sorununa Adil Barışçıl Çözüm, Yaşasın Gazze Direnişimiz, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, Bakü Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Emekçiler Yoksul Emekliler Aç, Sumud Filosu Onurumuzdur” sloganları atıldı, tekbir getirilip “Dağlardayız Biz Ovalarda” marşı söylendi. Yürüyüş boyunca Doruk Maden işçileri ile Şık Makas işçileri özelinde işçi direnişleri ve tabiatlarına yapılan saldırılara karşı mücadele eden köylülerin direnişleri selamlandı.

Topluluk adına açıklamaları Şilan Deniz ve Meryem Karayıl okudu. Yürüyüş sonunda okuman açıklamanın tam metni aşağıda yer alıyor. Yürüyüşten bir kesit, video kaydından takip edilebilir.

TEVHİD, ADALET, ÖZGÜRLÜK ŞİÂRI VE BATI ASYA DİRENİŞİNİN YÜKSELTTİĞİ 

KÜRESEL İNTİFADA ÇAĞRISIYLA 1 MAYIS’TA, ALANLARA!

     Bismillahirrahmânirrahim

    Kıymetli dostlar,

Son yıllarda olduğu gibi bu seneki 1 Mayıs’a da “Küresel İntifada”nın ayak sesleriyle girdik.

Batı Asya direnişinin her bir coğrafyada vicdanları ayaklandırdığı, insanlığın yeni bir evreye geçtiği günlere ulaştık.

Çok şükür ki yeryüzünün pek çok noktasında zulme isyan eden, kölelik zincirlerini parçalama niyetini açık eden, tutsaklığı reddeden özgür bilinçlerin doğumuna tanıklık etmekteyiz.

Öncelikle, bütün bu eşsiz ufukları insanlığa armağan eden Filistin direnişimizi, Gazze müdafaamızı, Lübnan ve İran direnişimizi büyük bir minnet, takdir ve saygıyla selamlıyoruz!

     Şehitlere, direnenlere selam olsun!

Biz de emek ve alın teri mücadelesinin, haysiyet ve özgürlük davasının billûrlaştığı; zulme ve zalime isyanın dalga dalga bütün şehirlere, sokak ve caddelere yayıldığı bu 1 Mayıs gününde, Küresel İntifada’nın bir parçası olmaktan onur ve kıvanç duymaktayız!

     Kardeşler,

Her 1 Mayıs’ta, emeğin ve emekçinin gür sadâsı meydanları doldurmaktadır.

İnsanlığa, ağaçlara, kuşlara, dere ve ırmaklara, yaylalara, börtü böceğe, kara ve denizlere musallat olan sermaye düzenine isyan eden yüreklerin çığlıkları; sınırları, engelleri aşarak birbiriyle buluşmakta ve benzersiz bir isyan korosu oluşturmaktadır.

Biz de bugün burada; İstanbul’da, Üsküdar’da, İstanbul Boğazının hemen yanında “Tevhid, Adalet ve Özgürlük” şiarıyla bu koroya katılıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki örgütlü kötülüğe karşı ancak örgütlü bir adalet hattı tahkim edilerek karşı durulabilir.

Çünkü biliyoruz ki küresel zulüm ve sömürü düzenine karşı ancak küresel direniş ağlarıyla irtibatlanarak sağlam cepheler kurulabilir.

Çünkü biliyoruz ki ancak “Küresel İntifada” çağrısıyla yükseltilebilecek bir mücadele Egemen Dünya Düzeninin küresel şeytanlığını alt edebilir!

 

     Emeğin ve emekçilerin dostları,

Şeytânî sermaye düzeni halkımızı amansız bir cendereye almıştır.

Milyonlarca emekçiye, açlık sınırının altında yaşamlar dayatılmaktadır.

Kölelik, rıza gösterilmesi istenen bir statü olarak kabul ettirilmek istenmektedir.

Sermayesever AKP düzeni, sömürücü politikalarıyla hâneleri yangın yerine çevirmiştir.

Halkımız kira-pazar kıskacında sıkışmıştır.

Alın teri yağmalanmış, emek kıymetsizleştirilmiştir.

Üretimden, topraktan, tabiattan kopartılan geniş kitleler birer Gregor Samsa adayı olarak kapitalist işleyişin çarklarına yem olarak sunulmuştur.

Faturası yoksullara kesilen sözüm ona “krizler”, kapitalistler için daha büyük ve yeni fırsatlar yaratmakta; işçilerden, emekçilerden çalınanlarla harâmîler, servetlerine servet katmaktadır!

Şunu peşinen söylemeliyiz ki kölelik düzeninin en açık, en net göstergesi asgarî ücrettir!

Asgarî ücret hâl-i hazırda 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak uygulanırken açlık sınırı 35 bin liraya dayanmıştır!

Şair Turgut Uyar’ın mısralarına yansıdığı üzere “Açlık Çoğunluktadır!”

Bu hakikat, ülkedeki mevcut durumun en net fotoğraflarından biridir.

Hakça Üretim ve Bölüşüm, Âdil Paylaşım” ilkesini reddeden bu sömürü düzeninde, emekçilere ancak kölelik rolü biçilmiştir!

Buradan güçlü bir şekilde bir kez daha haykırıyoruz:

Elbette emekçiler köleliğe asla rıza göstermeyecekler ve bu kölelik düzenini mutlaka yıkacaklardır!

     1 Mayıs’ta direniş alanlarına akan yürekler,

Türkiye, emekçiler için bir cehennem konumundadır.

43 büyük ülke ekonomisi arasında sömürü oranının yüksekliğinde Meksika’dan sonra ikinci sıradayız.

Türkiye’deki emek rejimi; Çin, Tayvan, Güney Kore gibi ülkelerden bile kötü durumdadır.

Köleci kapitalist düzen, işçileri kesintisiz bir katliama tâbi tutmaktadır.

     İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 yakın emekçi, iş cinayetlerinde katledilmiştir.

MESEM öğrencisinden mevsimlik tarım işçisine, gencinden yaşlısına, mültecisinden yerlisine, kadınından erkeğine kadar onca işçi kardeşimiz yollarda, makine başlarında, inşaatların tepelerinde, yollarda katledilmiş; sermayedarlarların daha çok kazanma hırsları için yaşamlarından kopartılmıştır.

Her ay 200’e yakın emekçi, yoksul halkımızın evlatları bu cinayet düzeninde katledilmek üzere sırasını beklemektedir.

Bu süregiden katliam düzenini egemenler sorun etmemekte, halkımızın gündeminden kaçırmaktadır.

İşçiye “Yaşarken kölelik, ölürken cinayet!” dayatılmakta; üstüne üstlük bu katliamcı düzen, “kader” söylemiyle Allah’ın dinine iftira atmak sûretiyle aklanmak istenmektedir.

Oysa Allah, kimseye zulmetmez fakat egemen azınlıklardır ezilenlere, mazlum ve mustazaflara zulmeden!

O hâlde şundan eminiz ki Âlemlerin Rabbi olan Allah, bu katliamcı fâillerin hesabını ahirette mutlaka görecektir; biz de bu hesabı bu dünyada sormak için elimizden geleni yapacağız!

     Arkadaşlar,

İnsana ve tabiata musallat olan kapitalist yağma düzeni, ülkenin dört bir yanını talan etmektedir.

Ormanlarımız, dağlarımız, su kaynaklarımız altın madenlerinin, taş ocaklarının, siyanür havuzlarının tehdidi altında zehirlenmekte; yaşam, çok boyutlu olarak ifsad ve imha tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Her zaman dillendirdiğimiz bir ayet olan Rum Sûresi 41’de Rabbimiz, “İnsanların kendi elleriyle yapıp-ettikleri sonucunda karada ve denizlerde çürüme ve bozulma başladı: Bu şekilde [Allah], belki [doğru yola] geri dönerler diye yaptıklarının bazı [kötü] sonuçlarını onlara tattıracaktır.” buyurarak bu hakikate işaret etmektedir.

1 Mayıs vesilesiyle çıktığımız bu direniş alanlarında her zaman hayatı, tabiatı ve insanı savunmak; ekolojik tahribat ve kıyımın karşısına dikilmek temel ve öncelikli sorumluluğumuz olmalıdır.

     Akbelen ormanları, Kaz Dağları, Kelkit vadileri, Dersim Dağları, HES’lerle kelepçelenen Karadeniz dereleri; başta Ordu’nun, Giresun’un olmak üzere Anadolu yaylaları, yağma ve talancıların gözüne kestirdikleri Kanal İstanbul güzergâhı, rezerv alan yağması, katliâma tâbi tutulmak istenen hayvanlar bir başka direniş korosu oluşturmakta ve neoliberal yağma düzeninin saldırısına direnecek halkaların çoğalmasını beklemektedir.

İşte biz de bu bilinç ve duyarlıkla o zincirin halkaları olmaya azmederek termik santrale karşı İkizköy’ün tabiatını savunduğu için tutuklanan Esra Işık’ın; Perşembe yaylasını ve bütün bir doğayı savunan onurlu insanların yanında durmak için 1 Mayıs alanlarına çıktık; tabiatın ve yaşamın gür sesi olmaya ahdettik!

     Köleliği reddeden yürekler,

Açlık seviyesinde hayatların dayatıldığı milyonlar adına meydanlardayız!

Örgütlü, örgütsüz bütün ezilenlerin, yoksulların, hürriyeti gasp edilenlerin sesi olabilmek için meydanlardayız!

Ülkemizde zam, sömürü, yağma düzeni derinleşmektedir.

Milyonlar geçim savaşı içinde çırpınmaktadır.

Banka, kredi, kredi kartı düzeni halkımızın iliğini emmektedir.

24 Ocak neoliberalizminin şampiyonu AKP, hükümetinin rantçı ekonomi, zam ve faiz politikaları, barınma ve beslenme hakkından başlayarak bütün temel hakları halkımız için ulaşılmaz kılmıştır.

Bugün öğrenciler açlık ve barınamama tehdidiyle karşı karşıyadır.

Yoksulluk, yaygın bir gerçeklik olarak halkımızın bugününü ve yarınını boğmaktadır.

Gençler için gelecek belirsiz, emekliler için hayat ölüm öncesi bir işkence zorbalığıdır. Türkiye, OECD üyeleri arasında işsizliğin en yüksek olduğu ülkedir.

Küçük köylülük ve küçük esnaflık banka-kredi sarmalı ve tekelleşme marifetleriyle sermaye lehine imha edilmiştir.

Ülkenin her bir kamusal varlığı neoliberal yağmanın iştihasına özelleştirme politikalarıyla yem edilmiştir.

Tabiatın talan edilmedik tek bir metrekaresinin kalmayacağı pek yakın zamanda açıklanan ve resmî kurumlardan elde edilen bilgilerle kesinleşmiştir.

Bütün bu gerçeklikler ise iktidarın hamaset söylemleriyle örtülmek istenmektedir.

Yapılması gerekenleri, hakça bölüşüm ve adil paylaşım için nasıl bir işleyişin gerekli olduğunu tartışmak için yine bir 1 Mayıs’ta meydanlardayız!

     Adalet ve özgürlükten yana duran bilinçler!

Bütün bir yeryüzü için mültecilik acil ve öncelikli gündem maddesi hâline gelmiştir.

Egemen dünya düzeninin insanlığı ve coğrafyaları alt üst eden sömürü faaliyetlerinin doğurduğu bu meselede adaleti amaçlamak temel öncelik olmalıdır.

Mülteciliği doğuran koşulların tespiti ve onlarla mücadele yolları önceliğimiz olmazsa meselenin kavranılıp çözülmesi de mümkün olmaz.

Geri gönderme merkezleriyle mülteci hayatların tehdit edilmesine, yükseltilen ırkçılıkla mültecilerin hedef gösterilmesine, mülteci emeğinin sömürülüp yağmalanmasına izin vermeyeceğiz!

     Dostlar,

Roboski katliamı sembolüyle kanayıp duran Kürt meselesi bölgesel ve küresel bir vaziyet almıştır.

Bölge halklarının barış ve kardeşlik içinde yaşamasına engel olan yerel ve küresel fitne merkezlerine karşı başka bir anlayışı egemen kılmalıyız.

Amacı, yöntemi kesin olarak belirlenmeyen ve halktan sakınarak yürütülen birtakım çözüm plânlarına kanmadan Kürt sorununa adil ve barışçıl çözümler üretmek boynumuzun borcu olmalıdır.

Dilden politik alanlara kadar en geniş yelpazede yasak, baskı ve dayatmaların, yok saymaların son bulduğu bir çözüm mümkündür.

Biz, vahyî ilkelerle biçimlenen bir çözümde ısrar ediyoruz. Hem Kürt halkının hem bölge halklarının hakiki kurtuluşunun ancak Âl-i İmrân sûresi 103. ayette belirtilen “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın!” ilâhî uyarısına göre olabileceğine inanıyoruz.

Şunu biliyoruz ki pek çok sebeple kanayıp duran Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun barış ve huzuru, bütün bir yeryüzünün barış ve özgürlüğü olacaktır.

     Direnişin yoldaşları,

Bu 1 Mayıs’a Küresel İntifada’nın ayak sesleriyle girdik, demiştik.

Yerelden küresele ulaşan ve birbiriyle irtibatlı bütün meselelerimiz için Filistin halkının müdafaası; Gazze, Lübnan ve İran direnişleri önümüze İNTİFADA seçeneğini tekrar koymuştur.

İşbirlikçilik ve ihanetin kıskacında boy veren ve Siyonist rejimi meşrulaştıran bölge ülkelerinin zavallılık ve pespayelik maskelerini indiren Direniş, uzak Asya meydanlarından Amerikan kampüslerine, Güney Afrika’dan Norveç’e, Yemen’den Avrupa başkentlerine kadar bütün vicdanları ayağa kaldırmıştır.

Siyonist İsrail’le zaten uzun yıllardır hız kazanıp savaş boyunca da arsızca sürdürülen ticari ilişkiler; ABD’nin İran saldırılarına açık tavır almayışı AKP iktidarının işbirlikçi yüzünü bir kez daha göstermiştir.

İsrail’i korumak için kurulduğu öteden beri herkesin bildiği Kürecik Radarı ve emperyalist müdahalelerin hava üssü İncirlik, zaten NATO üyesi olan Türkiye’nin emperyalist bloktaki yerini her türlü tartışma ve izahtan uzak bir biçimde göstermektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından sayısız şehidin kanıyla yıkanan paraları utanmadan savunan işbirlikçi AKP iktidarı ve TÜSİAD-MÜSİAD fark etmeksizin kâra iman etmiş işbirlikçi sermaye, katliam ortakları olarak çoktan insanlığın ufkuna kara bir leke olarak asılmıştır.

Siyasetçileri ve şirketleriyle egemenler bilsinler ki Siyonist katliam ve soykırım ortaklıklarını kesip atacağız!

Başta, İsrail’in kalkanı olarak çalışan ve ABD ile İsrail’in İran saldırılarında aktif bir şekilde kullanılan Kürecik Radarı ve işgal üssü İncirlik olmak üzere bütün emperyalist merkezleri söküp atacak ve ülkemizi NATO’dan çıkaracağız!

     Arkadaşlar,

Soykırım ve katliamcı emperyalist-Siyonist cephe karşısında Gazze’den başlayan Batım Asya direnişi insanlığın elinden tutacaktır; umutluyuz!

Direniş ateş ve coşkusu Batı Asya’daki işbirlikçi rejimleri alt edecektir; inançlıyız!

Küresel İntifada çağrısı bütün mazlumların, ezilenlerin kurtuluş parolası olacaktır; heyecanlıyız!

Yükselecek bu yeni ve gür sadâ, üzerimize çöken ataleti kaldırıp atacaktır.

Emperyalizme, küresel kapitalizme karşı ayaklanan vicdanlar hakikatle buluşacak ve yeni bir geleceğin kapılarını birlikte aralayacaklardır.

Sayısız havzada süren işçi mücadelelerini Doruk maden işçilerinin ve Şık Makas emekçilerinin zorlu ve umut aşılayan direnişleri özelinde selamlıyoruz!

Bütün bu direniş ateşleri, sermayenin yerel ve küresel militarizm iş birliğiyle kurduğu yerel ve küresel tahakküm düzenine karşı mücadele azmimizi bilevlemektedir.

Tevhid-Adalet-Özgürlük hattı olarak biz de işte tam bu noktada, bu direniş meydanlarında insanlığın ve tabiatın kurtuluşu ve özgürleşmesi için sözümüzle, gücümüzle her türlü katkıyı vereceğimizi ilan ediyoruz!

     Yaşasın 1 Mayıs

     Yaşasın Küresel İntifada!

     Selam olsun Direniş etrafında kenetlenen halklara!

     Selam olsun emek ve alın terine sahip çıkıp haysiyet mücadelesini yükseltenlere!

     EĞİTİM İLKE-SEN (İlkeli Eğitim ve Bilim Çalışanları Dayanışma Sendikasıwww.egitimilkesen.org)

     SAĞLIK İLKE-SEN (İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Dayanışma  Sendikası, www.saglikilkesen.org)

     TOKAD (Toplumsal Dayanışma, Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneğiwww.tokad.org)

     ÖYB (Özgür Yazarlar Birliği, www.ozguryazarlarbirligi.org)

 

Devamını Okuyun

Haberler

Tasfiye Dergisinin 59. Sayısı Çıktı

Yayınlanma:

-

Direnen Edebiyat” mottosuyla yayımlanan Tasfiye edebiyat-düşünce dergisinin Yaz-2026 tarihli 59. sayısı yayımlandı. Bu sayıyla birlikte Tasfiye, 22. yılını tamamlamış oldu.

Tasfiye’nin 59. sayısının içeriği şu şekilde:

Şiir

Nil ve Akdeniz Arasında/Nazlı Nesibe Kılıçoğlu, 2; Uzaklardasın Yurdum/Ahmet Örs, 5;

Sessizlik Uyanacak/Faruk Yeşil, 14;

İsyanın Adı Yok/Faruk Yeşil, 26; Acının Gözleri/Faruk Yeşil, 33;

Sahaf Arif Efendinin Notları/Abdurrahman Adıyan, 32; Uğurlama/Ahmet Örs, 71;

Gerçekliği Yeniden Onarmak/Halil Toprak, 105;

Hayatımızın Yatağını Değiştirebilecek miyiz?/Halil Toprak, 106;

Pencerenin Ardındaki Sessizlik/Eyyüp Bozkurt, 127

 

Tiyatro, Öykü, Anlatı

Bugün Açız Yine Evlatlarım-Tevfik Fikret’in “Balıkçılar” Şiirinden Oyunlaştıran/Ahmet Örs, 16;

Üç Günlük Dünya Çay Ocağı/Ahmet Örs, 2;

Umut ve Karanlık, V/Sait Alioğlu, 34;

Meslekler-VI: Demircilik/Ahmet Örs, 47;

Benim Bürolarım/Mehmet Ali Başaran, 55

Makale, Eleştiri

Diken ve Karanfil: Hâfıza ve Direniş Düzleminde Çok Sesli Bir Okuma Denemesi/Yasin Yarar, 6;

“Berlin Hatıraları” Üzerinden Mehmet Akif’in Almanya/Avrupa Algısı ve Çözümlemesi/Kadir Canatan, 42;

İslamcılık Üzerine/Ali Bulaç, 89;

Sisi’nin 2013 Yılında İktidara Gelmesinden Bu Yana Siyasî Gelişmeler Gramsci’nin “Hegemonya”

Kavramı Çerçevesinde Nasıl Analiz Edilebilir?/Ebrar Özütürk, 95;

Hakikatin Bütünlüğü İçin Bilgi Türlerinin Sınırları:

Epistemolojik Taşkınlıklar ve Dengeleyici Bir Yorum/Hasan Köse, 107;

Ahmet Örs’ün 35C Romanı Üzerine/Halil Toprak, 121

 

Söyleşi

Ümit Aktaş’la Üçüncü Şiir Kitabı “Rüzgârlara Karışan Sesin” ve Şiir Hakkında/Ahmet Örs, 51;

“Direnen Edebiyat” Yoluna Devam Ediyor/Nazlı Nesibe Kılıçoğlu-Ahmet Örs, 73

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x