Connect with us

Haberler

Çiftçiyi, Fındığı Kartellerden Koruma Çağrısı

Yayınlanma:

-

Çiftçi-Sen “TMO, Şirketlerin Değil, Çiftçilerin Lehine Hareket Et!” başlıklı bir açıklama yayımlayarak fındık rekolte, fiyatlandırma ve alım süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Küresel tekellerin fındık piyasasına müdahale ettiği, çiftçilerin kendi örgütlerinin pasifize edilmeye çalışıldığı vurgulanan açıklamada 1 kg fındığın en az 120 lira olması, gerekçeli olarak dile getirildi.

Fındık toplama işinde çalışan mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarına da dikkat çekilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

TMO; Şirketlerin Değil, Çiftçilerin Lehine Hareket Et!

Son bir yıl içinde döviz kurundaki büyük artışlar, yaşanan ekonomik krizin sonucudur. Tarımsal girdilerde dışarıya olan bağımlılığımız, mazot başta olmak üzere bütün girdilerde büyük artışlara neden olmuştur. Geliri düşmüş fındık çiftçisinin günlük yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu ihtiyaçlarına yönelik zamlar da yoksulluktan açlığa doğru giden bir süreci başlatmıştır.

Uluslararası tekeller yüksek rekolte açıklamaları yaparak piyasayı baskılandırıyor

Küresel iklim krizinden kaynaklı mevsim dışı aşırı yağışlar fındığın üretimini ve kalitesini olumsuz yönde etkilemiştir. Fındığın harmana inemeyeceği, hasat edilip güneşte kurutularak satışa hazır hale getirilse bile sağlıklı ve kaliteli fındık olarak çuvala giremeyeceği olasılığı yüksektir. Rekoltenin ve birçok bölgede dekar başına verimin geçmiş yıllara göre düşük olacağı açıktır. 2017-18 sezonundan itibaren fındık rekolte açıklaması Tarım ve Orman Bakanlığı’nın uhdesinde olmasına rağmen uluslararası tekeller yüksek rekolte açıklamaları yaparak piyasayı baskılandırmaktadır. “Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi” 2023 fındık sezonunda Türkiye için rekolteyi 810 bin ton olarak açıklarken, Ferrero temsilcileri ve İhracatçılar Birliği ise 850 bin ton, Ziraat Odaları ise 718 bin ton civarı olarak açıklamıştır. Fındık tekellerinin yüksek rekolte açıklama amaçları üreticileri ve kamu kuruluşlarını psikolojik baskı altına alarak fındık fiyatlarının düşük tutulmasını sağlamak içindir.

Çiftçi-Sen olarak rekolte tahminlerini iklim koşulları ve külleme hastalığının verim kaybına etkilerini dikkate alarak hesapladığımız ortalama maliyet 68,99 kg/TL’dır. Çıkan bu maliyetin üzerine %25 kar payı ve enflasyon farkı (%40) insanca yaşama payını eklediğimizde; 1 kg fındığın fiyatı en az 120 TL olmalıdır.

İktidarın açıklayacağı fındık fiyatı kadar önemli olan TMO’nun fındık alımlarını nasıl yapacağı, alım için üreticilere randevu verip, vermeyeceği ve ürün bedellerini nasıl ödeyeceğidir.

ÇİFTÇİ-SEN Olarak Diyoruz ki;

Siyasi iktidar BM Genel Kurulu’nda kabul edilen kısaca “Köylü Hakları Deklarasyonu” olarak bilinen deklarasyona uygun davranmalı: “…yerel, ulusal ve bölgesel pazarlarda ürünlerimizi satabilmek için gerekli olan imalat, kurutma, depolama ve taşımacılık araçlarına ulaşma imkânı sağlamalıdır. Yerel, ulusal ve bölgesel pazarlara tam ve adil erişim ve katılımımızı sağlamalı; bu pazarları güçlendirmek ve desteklemek için uygun önlemleri almalıdır”, “Hiçbir ayrımcılığa maruz bırakmadan eşit işe eşit ve adil ücreti garanti altına alacak önlemler geliştirmelidir.”

2000 yılında çıkarılan 4572 sayılı kooperatif yasasının antidemokratik ve şirketler lehine olan hükümleri kaldırılmalı, bütün süreçlerinde katılımcılığı esas alan, üyelerinin söz ve karar sahibi olabileceği demokratik bir kooperatifçilik yasası oluşturulmalıdır.

Fındık alımını TMO değil; üreticilerin üretimden pazarlamaya kadar olan zincirin her halkasını, denetleyip katkı sunduğu bir yapıya kavuşturulmuş FİSKOBİRLİK yapmalıdır. Ferrero’ya sağlanan hibe, vergi muafiyeti vb. teşviklerden vazgeçilmeli ve teşvikler FİSKOBİRLİK’e ve fındık üreticilerine vermelidir.

“Lisanslı depoculuk” şirketlere kazandırmaya yönelik değil, fındık üreticilerinin yararına olacak şekilde yapılandırılmalıdır.

Tarım Sigortaları Yasası şirketlerin kazancını artırmak için değil, fındık üreticilerine zor günlerinde yardımcı olmak amacıyla düzenlenmelidir.

Fındık üreticileri sosyal güvenceye eksiksiz kavuşturulmalıdır.

Kamu mevsimlik tarım işçilerinin sosyal güvence, ulaşım, barınma vb. koşullarının iyileştirmesi için gerekli sorumluluklarını yerine getirmelidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının göç ettikleri bölgelerde eğitimleri için olanak yaratmalı, çocuk emeğinin tarımda kullanılmamasını sağlamalıdır.

Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!

Köylü Hakları Hemen Şimdi!

Ali Bülent Erdem / ÇİFTÇİ-SEN Genel Başkan

Kutsi Yaşar / ÇİFTÇİ-SEN Yürütme Kurulu Üyesi

Kaynak: ciftcisen.org

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x