Connect with us

Haberler

BM Güvenlik Konseyinin Gazze Plânını Onaylaması, Üsküdar’da Protesto Edildi

Yayınlanma:

-

BM Güvenlik Konseyinin, ABD başkanı Trump’ın Gazze plânını onaylaması 30 Kasım 2025 Pazar günü Üsküdar’da Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB tarafından düzenlenen bir eylemle protesto edildi. Mimar Sinan Meydanında yapılan eylemde, plâna destek veren pek çok devlet işbirlikçilik ve ihanetle suçlandı.

Eylem boyunca “Katil İsrail Filistin’den Defol, Yaşasın Gazze Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, Soykırıma Değil Direnişe Destek Ol, BM Terör Örgütü, BM Kararı İşgal Yasası, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Direniş Sürüyor İntifada Büyüyor sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına Cahit Erdem Örs’ün okuduğu açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Bismillâhirrahmânirrahîm

BM Güvenlik Konseyinin ABD başkanı Trump’ın Gazze plânını onaylaması, egemen dünya düzeninin ve İsrail’in tarihî rolünün ne manaya geldiği hususunda son derece açıklayıcı bir hamle olarak kayıtlara geçmiştir.

Sabit “beşli çete” ve onlara, dönemsel değişimlerle eklemlenen 10 üye ile egemen dünya düzeninin kirli işlerini plân ve onaylama makamı olan BM Güvenlik Konseyi, “Dünya beşten büyüktür!” propagandasının da hamasetten öte bir şey olmadığını bir kez daha göstermiştir. Şarm’uş-Şeyh’teki Trump şarlatanlığının şovuna koşa koşa gidenlerin yukarıdaki propagatif söylemlerinde ne kadar samimiyetsiz oldukları yine kanıtlanmıştır.

Filistin’i vaktiyle Siyonist şebekeye peşkeş çeken BM, şimdi de Gazze’yi egemen dünya düzeninin inisiyatifine terk ediyor. Yirminci yüzyılın başındaki allı pullu “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” söylemleriyle arz-ı endâm eden egemenler, emperyalizmin Batı Asya’ya, İslam dünyasına açılan kapısını tutmak söz konusu olunca birinci elden operasyon çekiyorlar. Bu tutum elbette egemen aktörlerce ihdas edilen BM’nin karakterine de son derece uygundur, onun kuruluş amacına yakışmıştır!

İslam dünyasındaki diğer pek çok işbirlikçi rejimin yanı sıra Türkiye de Trump şarlatanlığının ortağı olarak bu plânın arkasında duruyor. Artık bunlardan bahsetmek lüzûmsuzlaşsa da dindarlığın mukaddesatçı kanadından gelen iktidara dahil olan İslamcı çevrelerin bitmek tükenmek bilmeyen aşınma sürecine eklenen yeni bir halkayla karşı karşıya olduğumuzu da belirtmeden duramayacağız.

BM’nin egemen dünya düzeni bahsindeki rolü, onu çekip çeviren baş aktörlerin niyet ve icraatları açıktır, değişmez. Birtakım ayartmalarla o işleyişe dahil olanların ezilen halkların, özgürleşmeye çalışan mazlum ve mustazaf coğrafyaların layıkıyla yanlarında durmaları söz konusu bile edilemez. Gazze’yi imha etmeye ayarlı soykırım savaşı, emperyalist-Siyonist kuşatmaya peşinen itiraz eden Aksâ Tûfânı’nın arkasında yatan temel gerekçenin anlaşılmasını kısmen engellemiş olabilir. Filistin; emperyalizmin “koçbaşısı” olarak vâr ettiği İsrail sûretinde İslam halkları yoğunluklu Batı Asya’ya geçmek durumunda olduğu “kapı” ise Direniş, o kapıyı, o geçidi tutma sorumluluğu ile hareket etmiştir/etmektedir. Bir halk, bir asrı geçkin bu tarihsel misyon için bedel ödedi. Emperyalistlerin son enerji hatları projelerinin Gazze’ye ulaşıp Akdeniz’de vanalanma arzuları, Filistin’in tümden yıkımı ile İslam coğrafyasının mutlak talanını hedeflediği için son ve büyük bir hurûç “Aksâ Tûfânı” ismiyle tarih sahnesinde şaşılası bir bedenlenme olarak sahneye çıktı.

Köleliğe çektiği kılıcı, isyan sancağını korkusuzca yükselten Direniş, belki yanında bulmayı ümit ettiklerini Şarm’uş-Şeyh’te şarlatanlık halkasında sıralanmışlar olarak bir kez daha gördü ama çok şükür ki mutlak zaferin Allah katında ve nihâî olarak âhirette olduğuna herkesten çok iman etmiş bir itminana sahiptir.

Trump tarafından sunularak BM Güvenlik Konseyinde oylamaya çıkarılan sözüm ona “barış” plânı, direnenlere verilmek istenen bir köleleştirme tehdidi olarak okunmalıdır. “İki devletli çözüm” tuzağını alenen dillendirerek Direniş’i uzun vadede mahkûm edecek işbirlikçi rejimlerin desteği, kuşatmanın “olmazsa olmaz” lojistiği olarak hizmet görmüştür/görmektedir.

Gazze’de işgal ve soykırım, sözüm ona barış süreci ile yavaşlamış görünse de bombalamalar tacizler ve plânlı kıtlığın yarattığı insanî kriz sürüyor. Bütün dünyaya umut olan Gazze’deki direnişi ezemeyen işgal güçleri şimdi de Direniş’i silahsızlandırmayı ve Gazze’yi diplomasi masasında teslim almayı amaçlıyor.

Gazze için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen son plân, “istikrar” ve “yeniden inşa” söylemleriyle sunulsa da gerçekte bölgeyi sömürgeleştirme sürecinin kurumsallaştırılması anlamına gelen emperyalist bir müdahaledir. Bu plânı Filistin halkının iradesi adına konuşuyormuş gibi onaylayan devletler -Türkiye dâhil- Gazze’nin söz hakkını değil, ABD’nin ve Siyonistlerin bölgesel çıkarlarını esas almaktadır. Hâlbuki Direniş, bu tasfiye mekanizmasını açıkça reddetmiştir.

Bugün Gazze’de İsrail’in sistematik saldırıları, toplu açlık, kıtlık ve kuşatma tüm ağırlığıyla sürerken insanların en temel yaşama hakkı bile gasp edilmektedir. Bu koşullarda saldırganı aklayan her uluslararası hamle, yalnızca politik bir tercih değil, devam eden soykırıma verilen açık fiilî bir destektir. Dahası, bugün Gazze için meşrulaştırılmak istenen bu müdahale, yarın herhangi bir ülkenin kaderine emperyalistlerin el koyabilmesi için bir hukukî zemini yaratmaktadır. Gazze’de kurulan bu vesayet düzenine itiraz edilmezse bugün yaşananların yarın başka halklar için de “uluslararası meşruiyet” adı altında dayatılmasının önüne geçilemeyeceği açıktır.

Bu çerçevede Türkiye’nin Filistin meselesine ilişkin uluslararası süreçlerde aldığı pozisyon, yalnızca pasiflik ya da yetersizlik olarak değil, süregelen işbirlikçi çizgisini daha da pekiştiren bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır. Gazze’de aylardır süren İsrail’in plânlı, örgütlü ve kastî yıkım operasyonları devam ederken bölgesel ve küresel güçlerin bu saldırganlığa meşruiyet kazandıran tutumları, Siyonizm’in tarafında yer aldıkları gerçeğini pekiştirmektedir. Bu tablo içinde Türkiye’nin müdahil olduğu süreçler ve emperyalist-Siyonist plâna Trump’ın da övgüsünü alan desteği, işbirlikçiliğin yeni halkalarıdır!

Mezkûr plânlamalar, Gazze’nin geleceğini Filistin halkının değil dış güçlerin belirleyeceği bir vesayet rejimine teslim etmeyi hedeflemektedir. Bölgenin Direniş güçlerinden arındırılması, sınırların uluslararası güçlere devri ve Filistin’in siyasi statüsünün belirsizliğe itilmesi, Filistin halkının iradesinin açık gaspıdır. Bu düzen, saldırgan devlete meşruiyet kazandırmakta ve saldırıları bir “güvenlik” ihtiyacı olarak sunan söylemleri güçlendirmektedir. Üstelik bu süreç, yalnızca ABD-İsrail ekseninde değil, İslam dünyasındaki işbirlikçi rejimlerin gönüllü onayıyla yürütülmektedir.

Türkiye’nin bu süreçteki rolü, kimi çevrelerce “arabuluculuk” adıyla pazarlanmaya çalışılsa da aslında Filistin direnişini hedef alan uluslararası tasfiyenin bir parçası olarak işlev görmektedir. Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonu; kamuoyunun tepkisini esas alan bir değerlendirmeyle değil ancak ülkenin uzun süredir izlediği işbirlikçilik ve teslimiyet zincirine yeni bir halka eklemesi olarak anlaşılmalıdır.

Değerli arkadaşlar,

Gazze’de yaşananlar hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği açık bir soykırımdır. Bu, İsrail’in devlet örgütlenmesi eliyle yürüttüğü sistematik katliam, imha ve kuşatma operasyonudur. Sağlık altyapısının yok edilmesi, sivillerin hedef alınması, evlerin, okulların, kampların bombalanması, plânlı bir askerî şiddettir. Bu saldırgan Siyonist çete ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdüren her devlet, bu suçun ortağıdır.

Türkiye ise saldırıları durdurmak için hiçbir bağlayıcı adım atmamakla kalmamış; İsrail’le diplomatik, ekonomik ve stratejik ilişkilerini tamamen kesmeyerek saldırgan devlete uluslararası baskı oluşturulmasının önüne geçen aktörlerden biri olmuştur. Bu tavır, Türkiye’yi sürecin “zımnî” bile değil, apaçık ortağı hâline getirmektedir.

Bugün yapılması gereken bellidir: Türkiye, işbirlikçi pozisyonunu tahkim eden bütün platformlardan çekilmeli; İsrail’e karşı kapsamlı siyasi, ekonomik ve stratejik yaptırımlar uygulamalı; başta petrol sevkiyatı olmak üzere tüm ilişkileri kesmeli ve Filistin halkının direnme hakkını hamaset yapmadan somut adımlar ile savunmalıdır. Bu adımlar ertelenemez, ertelendikçe işlenen suça ortaklık derinleşmektedir.

Bu süreç yalnızca bölgesel dengeleri değil, kimlerin saldırganın yanında durduğu, kimlerin direnen halklarla dayanışma gösterdiği sorusuna verilen cevabı da belirlemektedir. Gazze’nin teslimiyete zorlandığı bu tarihsel anda Türkiye’nin mevcut tutumu, politik bir yanlışlığın ötesinde, açık bir ihanet pratiği olarak kaydedilmektedir.

Değerli Filistin dostları,

Filistin halkının direnişi meşrudur ve sürmektedir. Hiçbir istikrar gücü, hiçbir diplomatik manevra, hiçbir uluslararası plân bu hakikati ortadan kaldıramaz. Gazze’nin yıkıntılarından yükselen ses açıktır: “Teslim olmayacağız! İrademizin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz!”

Bilinmelidir ki bu sese sırtını dönen herkes, insanlığın adalet talebini de görmezden gelmektedir!

Bütün bu tablo karşısında çağrımız nettir:

  • Filistin’i kuşatan uluslararası mekanizmalara ortak olmayın!
  • İsrail’le tüm ilişkileri kesin!
  • Petrol sevkiyatını ve limanlardan İsrail’e giden her gemiyi durdurun!
  • Saldırganı yaptırımsız bırakan bir “barış”tan söz etmeyin!
  • Direniş’i silahsızlandırmayı ve tasfiye etmeyi hedefleyen hiçbir plânın parçası olmayın!

Bu çağrıyı Türkiye dahil tüm bölge iktidarlarını açık bir uyarı olarak yükseltiyoruz: Direnen bir halkla dayanışmaya herhangi bir gerekçe ile yanaşmazsanız gün gelecek bu işbirlikçi tutumunuzun sonuçlarıyla yüzleşeceksiniz

Tarih, bu süreçte kimlerin ABD emperyalizmi ve Siyonist çete ile yan yana durduğunu, kimlerin direnenlerle omuz omuza yürüdüğünü kaydetmeye devam edecektir.

Yaşasın Küresel İntifada, Yaşasın Direniş!

Nehirsen Denize Özgür Filistin!

Haber: Şilan Deniz

Tıklayın, yorumlayın
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Haberler

“NATO’ya Hayır” İmza Kampanyasına Engel: ‘Vicdan Çağrısı’ Sitesine Erişim Engellendi

Yayınlanma:

-

Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi’ne karşı İslami ve antiemperyalist çevreler tarafından başlatılan “Vicdan Çağrısı – NATO’ya Karşı Hayır İmza Kampanyası“nın yürütüldüğü web sitesi mahkeme kararıyla erişime kapatıldı. Özellikle müslüman muhafazakar kamuoyunda geniş yankı uyandıran ve çeşitli ulusal haber organlarınca gündeme taşınan kampanya, yasak kararı gelmeden önce 3.000 imza barajına yaklaşmıştı.

Erişim Engeli Kararının Detayları

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) üzerinden Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla alan adı sağlayıcı şirkete iletilen resmi bildirimle vicdancagrisi.com adresi 6 Temmuz’dan itibaren askıya alındı ve site üzerinden yapılan yayınlar tamamen durduruldu.

Kampanya 3 Bin İmzaya Yaklaşmıştı

“NATO’ya Hayır İnisiyatifi” adlı bağımsız bir platform tarafından hayata geçirilen imza kampanyası, kısa sürede hızlı bir büyüme ivmesi yakalamıştı. Ulusal basında da haberleştirilen inisiyatif, muhafazakar ve İslami çevrelerden destek görerek kapatılmadan hemen önce 3.000 imza sayısına ulaşmak üzereydi.

‘Vicdan Çağrısı’ Neyi Savunuyordu?

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız” şiarıyla yola çıkan platform, NATO’yu bir güvenlik kalkanı olarak değil; küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının “kanlı bir askerî aygıtı” olarak nitelendiriyordu. Kampanya bildirisinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

  • Gazze Vurgusu: Bildiride, NATO’nun Gazze’deki işgal ve yıkımın en büyük suç ortağı olduğu ifade edilmiş, İsrail’in cesaretini bu emperyalist zırhtan aldığı savunulmuştu.

  • Dini Referanslar: Hûd Suresi (11/113) ve Âl-i İmrân Suresi (3/160) gibi Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulunularak, zulmedenlere meyletmemenin dini bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştı.

  • Zirveye Tepki: 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen zirve “ihanet” olarak nitelendirilmiş ve emperyalist güçlerin Türkiye topraklarında ağırlanmasının kabul edilemez olduğu belirtilmişti.

İnisiyatif üyeleri, sitenin kapatılmasının ardından hukuki haklarını arayacaklarını belirtirken, karara Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edilmesi bekleniyor.

İmza Kampanyası’nın Bildiri Metni

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Devamını Okuyun

Haberler

NATO’ya Hayır İmza Kampanyası Sürüyor

Yayınlanma:

-

Ankara’nın 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapmaya hazırlandığı NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’deki antiemperyalist ve İslami çevrelerden itirazlar yükselmeye devam ediyor. NATO’ya Hayır İnisiyatifi tarafından başlatılan ve Vicdan Çağrısı sitesinde kamuoyuna duyurulan imza kampanyası, kısa sürede 2000 imza barajını aştı.

“Zulme Karşı Müslümanların Ortak Vicdanıyız”

Kampanya web sitesinde yer alan “Biz kimiz?” içeriğinde şu açıklamaya yer verildi: “NATO’ya Hayır İnisiyatifi, emperyalist savaşlara, işgallere ve mazlum halklara yönelik saldırılara karşı Müslümanların ortak vicdanını ve sorumluluğunu ortaya koymak amacıyla bir araya gelmiş gönüllülerin oluşturduğu bağımsız bir platformdur. İnancımız bize, zulme ortak olmamayı ve zalimlere meyletmemeyi emretmektedir. Nitekim Rabbimiz, “Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur…” (Hud, 11/113) buyurmaktadır. Bu bilinçle, zulmü meşrulaştıran ve savaş politikalarını besleyen yapılara karşı sesimizi yükseltiyor; adaletin, hakkın ve mazlumların yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”

İmza kampanyası bildirisi ise şöyle:

NATO’YA HAYIR!

NATO ZİRVESİ İHANETTİR!

“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur! Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” (Hûd Suresi, 11/113)

Bizler; adaleti, halkların özgürlüğünü ve ümmetin onurunu savunan, yeryüzündeki sömürü düzenine itirazı olan Müslümanlar olarak NATO’nun bir “güvenlik kalkanı” değil, küresel kapitalist sistemin ve ABD hegemonyasının kanlı bir askerî aygıtı olduğunu savunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana dünyaya barış yerine işgal, darbe, sömürü ve bağımlılık ihraç eden bu ittifak, bugün başta Gazze’de yaşanan soykırım olmak üzere coğrafyamızdaki sömürü ve yıkımın en büyük suç ortağıdır.

Tarihsel gerçekler açıkça göstermektedir ki NATO; bir savunma paktı, güvenlik şemsiyesi veya barışın koruyucusu değildir. ABD’nin öncülüğünü yaptığı emperyalizmin jandarmasıdır. Bu jandarmalığın bölgemizdeki en stratejik karakolu ise Siyonist İsrail’dir. NATO belgelerinde açıkça “doğal ortak” ilan edilen İsrail, 7 Ekim’den bu yana başta Gazze olmak üzere Batı Asya’da yürüttüğü işgal ve soykırım savaşlarında cesaretini doğrudan bu emperyalist zırhtan almaktadır.

Türkiye’nin NATO içindeki rol ve konumu, bölgemizi küresel güçlerin stratejik hesaplarına mahkûm eden bir vesayet üretmeye ayarlıdır. Tarihsel olarak NATO; kontrgerilla yapılanmalarıyla cinayetler işleyen, katliamlar yapan ve iç siyasetleri dizayn eden uzantılarıyla açık bir kontrol örgütü ve baskı mekanizmasıdır.

Öncülüğünü, şefliğini ABD’nin yaptığı bu ittifak, egemenlerin çıkarlarına odaklıdır. Başta Batı Asya olmak üzere dünyada derinleşen yoksulluğun ve adaletsizliğin, savaşların ve soykırımların asıl kaynaklarından biri bu ittifak olmuştur. Unutulmamalıdır ki NATO, emperyalist hegemonyanın ve küresel sermayenin yerli işbirlikçileri aracılığıyla kurdukları bu neoliberal sömürü düzeninin sorunsuz işlemesine hizmet eden kolluğun ta kendisidir!

Ankara; Afganistan, Irak, Yemen, Filistin ve işgal edilmiş tüm coğrafyaların kanı ellerinde olan bu küresel zulüm şebekesinin 7-8 Temmuz 2026’da yapılması plânlanan zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır. Gazze soykırımını destekleyen emperyalist şeflerin bu topraklarda ağırlanacak olması, inancımız adına kabul edilemez bir utanç, başta Gazze olmak üzere emperyalizme direnen tüm halklara karşı bir ihanettir!

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah, size yardım ederse hiç kimse sizinle baş edemez ama ya O sizi terk ederse kim, size yardım edebilir? O hâlde mü’minler Allah’a güvensinler!” (Âl-i İmrân, 3/160) Bu vahyî ilke nerede durmamız, izzet ve şerefi nerede aramamız gerektiğini beyan ederken hem katil ve mel’un NATO’ya hem Âlemlerin Rabbine aynı anda hürmet ve hayranlık yöneltmenin açık şirk olduğu izahtan vârestedir.

İmzamız ve eylemimiz; zulme karşı adaletin, bâtıla karşı hakkın, tahakküme karşı özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnişin ilanıdır. İslam’ın bizlere yüklediği Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğuyla, yeryüzünde fitne çıkaranlara ve onlarla masaya oturanlara karşı direniş bilincini kuşanıyoruz.

Zulüm üreten güç odaklarına yaslanmayı, onların gölgesinde güvenlik aramayı reddediyoruz! Emperyalist saldırganlık ve organizasyonlara, işbirlikçilik ve ihanete karşı Tevhid ve Adalet cephesinde duruyor ve direnenlerin yanında saf tutuyoruz!

Bu tarihî günlerde kesin bir dille NATO’YA HAYIR diyor ve halkımızı bu sesi yükseltmeye davet ediyoruz!

Vicdan Çağrısı sitesi üzerinden devam eden kampanyanın, zirve boyunca devam ederek kitlesel bir bilince dönüşmesi hedefleniyor.

İmza kampanyasına katılmak için www.vicdancagrisi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yenipencere.com

Devamını Okuyun

Haberler

NATO Zirvesine Karşı Beşiktaş Nöbeti: NATO’nun Askeri Olmayacağız

Yayınlanma:

-

Ankara’da 36.sı yapılması plânlanan NATO zirvesine ve zirve nedeniyle Ankara’ya geleceği söylenen Trump’a karşı protestolar devam ediyor.

Eğitim İlke-Sen, TOKAD, Sağlık İlke-Sen ve Özgür Yazarlar Birliği de 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan söz konusu organizasyona karşı sürdürdükleri nöbetlerinin dördüncüsünü 01 Temmuz 2026 Çarşamba günü Beşiktaş İskele (Barbaros) Meydanında yaptılar. Eylemde, Türkiye’nin NATO üyeliğini sonlandırması, NATO zirvesinin iptal edilmesi talep edildi ve Kürecik Radarının ve İncirlik üssünün kapatılması istendi. Ayrıca Beykoz’a kurulacak NATO Deniz Unsurları Komutanlığı ile Adana’da konuşlandırılacak NATO kolordusu protesto edildi, bu üslerin işgali pekiştirdiği savunuldu.

İran ve Gazze’deki katliam ve yıkımın baş sorumlusu olan Büyük Şeytan ABD’nin başkanı katil ve sapkın Trump’ın Ankara’ya gelmesinin bütün bir memleket adına utanç verici olduğu dile getirilen açıklamada halkın bu utanca karşı ayağa kalkması istendi ve NATO zirvesi nedeniyle Ankara’nın yasaklarla bir hayalet kente çevrildiği kınandı.

Eylemde okunan açıklamada NATO zirvesi öncesi yapılan gözaltı ve tutuklamalara da değinildi ve şu sözlere yer verildi:

“Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde yapılması plânlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da, sabah erken saatlerde çok sayıda eve baskın düzenlendi.

Ankara Valiliğinin zirve kapsamında aldığı yasak kararlarının ardından yapılan operasyonlarda NATO protestoları örgütleyeceği düşünülen 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Yine geçtiğimiz gün Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da katıldığı NATO Parlamenter Zirvesi’ni protesto eden en az 100 NATO karşıtı, göz altına alındı.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu baskınlar, NATO’ya dikensiz bir gül bahçesi sağlama operasyonudur!

İnsanlığa ölüm, yıkım ve savaş dışında hiçbir şey vaat etmeyen NATO’ya karşı çıkanları susturmak istiyorlar. Efendilerine tek bir ses dahî yükselmesin diye ve halkların katillerini kırmızı halılarla karşılayıp rahatça ağırlayabilmek için baskı ve gözaltılarla ön almaya çalışıyorlar.

Ancak bilmeleri gereken bir şey var: Görülmemiş güvenlik tedbirleriyle, gözaltılarla, baskı ve operasyonlarla NATO karşıtı mücadeleyi durduramayacaklar.

Mazlum ve mustazaf halkların kanı üzerinden kurulan savaş politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. NATO’ya da onun işbirlikçilerine geçit vermeyeceğiz!”

Eylem boyunca, “NATO’cu AKP Hesap Verecek, Bu zirve yapılmayacak/ TRUMP-NATO defolacak/ ABD NATO üsleri/ Hemen şimdi kapanacak, NATO’nun Savaş Üssü Olmayacağız, Katil NATO-Katil Trump, NATO’nun Askeri Olmayacağız, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, NATO’yu Parçala NATO’dan Hemen Çık, NATO İşgal Örgütüdür, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil Trump Türkiye’den Defol, Katil NATO Türkiye’den Defol, NATO Zirvesi İhanettir, Anadolu NATO’ya Mezar Olacak!”” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylemin video kaydı, linkten takip edilebilir.

Facebook bağlantı linki

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x