Connect with us

Haberler

Ateşkes Süreci, Gazze’yi ve Direnişi Nasıl Etkileyecek?-IV

Yayınlanma:

-

Gazze’de ilan edilen ateşkesi, ateşkese giden süreci, ateşkes sonrası muhtemel gelişmeleri Aksâ Tûfânı boyunca sahada aktif mücadele içinde de yer alan Filistin dostları, Yeni Pencere için değerlendirdi. Değerlendirmelerin dördüncü bölümünü ilginize sunuyoruz.  

Levent Baştürk:

Trump’ın “barış plânı”, barış plânına giden süreç ve ateşkes sonrası neler olabileceğine dair hakkında düşüncelerim:

1- Bu aslında bir barış plânı değil. Sadece çatışmanın, daha doğru bir ifadeyle şimdilik Siyonist işgalci saldırının durmasını ve yıkıma ara verilmesini sağladı. Bunun tek olumlu sonucu can kaybının durmasını sağlayıp gıda ve insanî yardımın Gazze’ye girecek olmasına imkân vermesidir. Bu hâliyle bile çaresiz kalmış Gazzeliler arasında buruk bir memnuniyete sebep oldu.

Diğer yandan Lübnan’da olduğu gibi ateşkese rağmen Siyonist Entite, daha düşük ölçekte olsa da can almaya devam etti. Hayatını kaybeden rehinelerin tamamının cesetlerini teslim edilmemesini bahane ederek de Gazze’ye serbest bırakılması gereken insanî yardımın yarısının engellenmesine karar verdi.

Siyonist Entite daha ilk günlerde bu ihlallere teşebbüs etmemiş olsaydı bile “barış plânı” denilen bu anlaşmanın amacının barış getirmek olmadığı ortada. Bu bir teslimiyet dayatması! Gazzelilere iki şey sunuyor: Zehirli kadehten içmek ya da tamamen yok edilmek! Şimdilik bir ateşkes sağlanmasının ve kısmî olarak Siyonist militer güçlerin bazı bölgelerden çekilmesini sağlamanın ötesine gitmeyen bu sözde barış plânının neler getirdiğine kısaca baktığımızda bunun 19. yüzyılvârî bir kolonyal dayatma olduğu daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Bu anlaşma; BM, insan hakları kuruluşları, uluslararası mahkemeler ve soykırım çalışan bilim adamları kuruluşları tarafından da soykırım uyguladığı açıkça ortaya konmuş olan SiyoNazi Entite’ye istediği zaman soykırıma devam etmesi için açık kapı bırakırken soykırımın mağduru olup işgale karşı mücadele eden ve Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının mücadelesini veren Filistin direnişine silahsızlandırılma dayatıyor. Soykırımcı Siyonist işgal güçlerinin aşamalı olarak çekilmesini öngörüyor ama tamamen çekilmesini öngörmüyor. Gazze’de Hamas’sız bir yönetimin kurulmasını dayatırken Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı konusunda hiçbir şey söylemiyor. Gazze’ye, Müslüman ülke askerlerinden oluşturulacak bir barış gücünü aslında Filistin direnişini etkisizleştirecek bir sömürgecilik aparatı olarak devreye sokmayı plânlıyor. Kesintisiz insani yardım sağlanmasını öngörüyor ama bunun temin edilmemesi hâlinde SiyoNazi Entite’ye karşı herhangi bir yaptırım uygulanmasına dair bir hüküm içermiyor.

Direniş’i tamamen devre dışı bırakırken Ramallah merkezli sözde Filistin Yönetimine bile ancak kısıtlı bir alan açıyor ve Gazze’de oluşturulacak yeni yönetimin üzerinde soykırım faillerinden ABD Başkanı Trump’ı yetkili kişi olarak dayatıyor. Bir başka deyişle sözde barış getiren kişi olarak kendini pazarlayan Trump, yine kendini Gazze’nin sömürge valisi yerine koyuyor. Anlaşmanın altına imza atan Türkiye, Katar ve Mısır da öngörülen bu sömürge yönetiminin garantörü olmayı taahhüt ediyor. Kısaca ortada barış diye bir şey yok.

Bu anlaşmanın birinci aşamanın ötesine gidebileceği bile şüpheli bir görüntü arz ediyor. İki devletli çözümün bile bu barış plânı kapsamında olduğunu iddia etmek çok güç. Hatta artık herhangi bir objektif zemini de kalmamış olan iki devletli çözüm önerisinin öldüğünü bile söyleyebiliriz. Bu sözde barış plânında iki devletli çözüme bile tarafları yaklaştıracak hiçbir şey yok.

Sözde Filistin Yönetiminin bir “taraf” olarak sürece dahil olması bile kendini reform etme şartına bağlı.

Bu anlaşmanın sayın Özgür Özel ve bazı yorumcuların belirttiği gibi Bosna’da savaşı bitiren Dayton anlaşmasına benzetilmesi de tamamen bir yanılsamadan ibaret. Bir defa ortada Filistinlilerin barış için bir ortağı yok çünkü onları bir taraf olarak gören de yok!

Evet, Filistin tarafında bazı kutlamalar oldu ama bu öyle çok coşkulu olmadı. İçlerinden bir kısmı artık var olmayan evlerine dönüyorlar.

Zaten kendisi de soykırımın faillerinden olan Trump’ın barış plânı, hâliyle SiyoNazi Entite için hiçbir hesap verebilirlik mekanizması da içermiyor. Filistinlileri “radikalleşmekten vazgeçmeye” çağıran plân, Siyonist soykırımcılar için benzer bir çağrı yapmıyor.

Biden yönetiminin Netanyahu’ya savaşı durdurması için baskı uygulamamasından yola çıkarak bu ateşkesten dolayı Trump’a kredi verenler var ancak bu baskının hangi objektif koşullarda ortaya çıktığına bakılmaksızın yapılan övgüler ve verilen kredi çok fazla anlam taşımıyor. Trump, soykırım sürecinde hem kundakçı hem de itfaiyeci rolünü oynadı. Trump, aylarca İsrail’in Gazze halkına uyguladığı zulmü ve kitlesel açlığı mümkün kıldı. Şimdi ise kendi kolaylaştırdığı savaşa şimdilik ara verdirdi fakat istediği sonuçlar elde edilemediği taktirde cehennemin kapılarının açılacağı tehdidini savurmaktan da geri durmuyor.

Arife Taştan:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Gazze bize bir mektep oldu. Bir turnusol kâğıdı gibi herkesin rengini netleştirdi. Aksâ Tûfânı hakikat meşalesinin fitilini ateşledi. Direnişin önderleri Vâkıa suresinde övülen öncülerin ne tür insanüstü varlıklar olduğunu bizim için mücessem hâle getirdi. Ayakları yeryüzünde başları ise gökyüzünde olan bir halk, tüm halklara Zâriyat 56’nın tefsirini öğretti. Hâlıkına ubudiyyetten gayrı özgürlük tutkusunun, onurlu duruşun, izzetin insanı nasıl da yüceltip göklere çıkardığını gösterdi.

Dünyanın kalan halkları arasında Âl-i İmrân 103’ün nüvelerinin henüz belirmeye başladığı sırada bile ne denli güç inkişaf ettirdiğini ortaya koydu. Vicdan, Madleen, Hanzala, Sumud, Özgürlük gemileri ile başlayan akının baş edilmez bir güce dönüşeceğini anlayan ve halklar nezdinde karanlık yüzünün apaçık malum olduğunu, itibarının yerle bir olduğunu dolayısıyla zanlar üzerine kurduğu mâlî imparatorluğun yerle bir olma ihtimalini gören düşmanın prestij kaybını toparlama telaşıyla ateşkese nasıl sarıldığına şahit kıldı.

Bundan sonra yük, omuzlarımızdadır. Aksâ’yı hayatta sahip olabilecekleri en kıymetlileri pahasına tüm inananlar, tüm bağlılar adına korumayı üstlenen; harîm-i namusuna nâmahrem eli değdirmemek için tek başına da kalsa bayrağı elden bırakmayan Gazze’nin kahraman yiğitleri şimdi cepheye bizi de dahil etmiştir. Düşmanı göğüsleyecek ipin bir ucunu da bize tevdi etmiştir. Topluca Allah’ın ipine sarılma emriyle muhatap hâlinde üstlendiğimiz bu sorumluluk, Gazze dışında tüm dünyanın işgal altında olduğunu anladıktan sonra daha bir anlam ve önem kazanmıştır.

Şimdi bu sorumluluğa sahip çıkma; Direniş’in aziz şehitlerine vefa gösterme; adaletin tüm dünyaya yayılması için Âl-i İmrân 103 formülüyle Zâriyat 56’nın özgürlük rûhuna ve Bakara 193’ün fitne ve zulümden ârî dünya hedeflerine yönelme, oyun kurucu edasıyla masanın etrafında toplananların vahşi iştihâlarının önüne geçme ve plânlarına taş koyma zamanıdır.

Nihat Taştan:

Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ım bu süreci zalimlerin dilediği gibi değil, mazlumların dilediği gibi sonuçlandır.

Gelinen noktaya bakacak olursak kesinlikle büyük şeytan ABD, mel’un İsrail ve diğer dünya devletlerinin desteklediği Gazze plânının şimdilik tutmadığını gördük. Diğer yandan şeytanî şebekenin hain plânlarından henüz vazgeçmediğini de biliyoruz. Hain plânlarına ulaşamamalarının sebebine gelirsek bu; hem Gazze halkı, Hamas ve diğer direniş gruplarının verdiği şanlı mücadelenin hem de İran, Yemen gibi ülkelerin desteğinin sonucudur. Ayrıca devletlerinin duyarsızlığı karşısında başlayan ve Sumud filosu ile ivme kazanarak kelebek etkisine dönüşmeye başlayan pasif direniş hareketlerinin katkısı da aşikardır.

Evet bu, bir nebze de olsa başarıdır. Fakat dikkat edersek Suriye demografisinin yeniden şekillenmesi kapsamında Türkiye’nin faşist bir bakış açısıyla sergilediği refleksin Gazze sürecine olumsuz katkı sunduğu da açıktır. Türkiye başta olmak üzere işbirlikçi bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, ekonomik işbirliklerini, sosyolojik ve sınır sorunlarını Hamas’a karşılık pazarlık yaptıkları ayan beyan ortadadır. Bu süreçte Trump’ın sözlü tehditleri ile başlayan ilk 20 maddenin Hamas tarafından masadaki müzakereler sonucu kendi lehine çevrildiği bilinmektedir.

Bu başarının devam etmesi temennisi ile bundan sonraki süreçte yine Müslümanların üzerine çok ciddi görevler düştüğünün bilincindeyiz. Bu bilincin dünya halklarını hareketlendirerek kelebek etkisini katlanarak artırması ve oluşturulacak hamlelerin Filistin’in ve Gazze’nin kurtuluşuna vesile olmasını ümit ediyorum. Selam ve dua ile.

Muhammet Emin Ünal:

Trump henüz başkan olmadan önce “Göreve başlayana kadar rehineler bırakılmazsa, Gazze’ye cehennemin kapıları açılacak!” demişti. Bu tehdidin Hamas için bir anlamının olmadığını geçen süreç içerisinde anladı. Şu anda bir ateşkes sağlanmış görünüyor ancak bu ateşkesi diğerlerinden ayıran bir durum var. Trump, bölge ülkelerinin iradesini satın alarak Hamas’a şartların dayatılmasını sağlamıştır. Bu ateşkes için Hamas’tan gelen “arabulucu ülkelerin iyi niyeti” ifadesi dikkat çekicidir. Çıkan sonuç şudur: Ateşkesi sağlayan asıl etken Trump değil, Trump’ın iradelerini satın aldığı bölge ülkeleridir. Buna rağmen Hamas’ın kendi şartlarını kabul ettirmesi Hamas açısından büyük bir başarı iken bölge ülkeleri liderlerinin Trump ile beraber hareket etmesi Hamas’a yapılan bir ihanettir.

Burada dikkat edilmesi gereken iki konunun altını çizmek istiyorum.

Birincisi; Trump, tıpkı bölge ülkelerine yaptığı gibi Hamas’a yaklaşmak istedi.  Bölge ülkelerinin liderlerine “meşruiyet” tehdidi yoluyla boyun eğdiren ve istediğini bu tehditlerle alan tipik Amerikan kibri profilini tüm çıplaklığı ile ortaya çıkardı. Bölge ülkeleri Trump’ın bu tehditlerine iktidarlarını koruyabilmek için her seferinde boyun eğdi. Hamas’ı da alışageldik tehditlerle yola getireceği zannına kapıldı fakat istediğini alamadı. Hamas, tehditlerle boyun eğdirebileceği bir yapı değil. Amerika’nın tüm silahı, bu: cehenneme çevirme iddiası. Cehennemin içerisinde cenneti arzulayanlar için bu tehditler anlamsız kaldı. İşte tam bu noktada “Cehennem silahı” tükenen Trump, bölge ülkelerinin iradesizliğinden faydalanarak ateşkes ilan etti. Her şeye rağmen Hamas, teslim olmadı. Allah’ın izni ile de ayakta kalmaya devam edecek.

İkincisi ise Müslüman dünya, Gazze’nin neyi başarmak istediğini anlayamadı. Gazze’yi yerel bir isyan olarak gördüler. Hâlbuki onlar, mazlumların, ezilmişlerin ve en önemlisi de ümmetin onuru için savaşıyorlar. Evet, ümmet! Unuttuğumuz bir kavram adına savaşıyorlar. Üstü tozlanmış, unutulmuş bir kavram olan ümmet adına! Artık ümmetin yerini ulusal çıkarlar aldı. Bölge ülkeleri ulusal çıkarlar uğruna Amerika’dan, İsrail’den yana taraf oldular. Hiçbir yaptırımda bulunmadılar. Zaten topraklarında Amerikan üssü bulunan ülkeler nasıl olur da emperyalizme karşı durabilirdi ki! Hamas, emperyalizmin karşısında durdu ve durmaya devam edecek. Amerikan emperyalizminin tükendiği noktadır Hamas! İşte Hamas’ın davasını temiz kılan da bu: emperyalizm ile tek ilişkisi savaşmak.

İslam dünyası, yaşanan tüm gelişmeler karşısında hâlen daha “maruz kalan” tarafta kalmaya ısrar ediyor. Gazze, onların nazarında “sorun çıkaran şımarık bir çocuk” profilinden öteye gitmiyor. Emperyalizme karşı boyun eğmiş oluşlarını Gazze’ye de kabul ettirmeye çalışıyorlar lâkin çıkış yolu bu değil. Emperyalizm karşısında tüm ümmetin “amasız” olarak ideolojik, mezhepsel birlikteliğini sağlaması lazım. Sonrasında ödeyeceğimiz bedellere hazır olmamız gerekiyor.

Ebu Ubeyde’nin her konuşmasını bitirirken söylediği gibi, “ya zafer ya şehadet”in şiarımız olması gerekiyor.

Haberler

Dr. Ertuğrul Zengin ile İslam Düşüncesi Atölyesi, “Fuad Zekeriya” ile Devam Etti

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliğinin tertip ettiği “Dr. Ertuğrul Zengin ile İslam Düşüncesi Atölyesi”nin dördüncü programı 12 Nisan 2026 pazar günü yapıldı.

Atölyenin dördüncü programında Fuad Zekeriya’nın “Çağdaş İslami Hareketlerde Hakikat ve Hayal” kitabı müzakere edildi. Kitabın ele tartıştığı hususları kritik eden Dr. Ertuğrul Zengin’den sonra söz alan katılımcılarla atölye devam etti.

Atölyenin son programında Abdulvahhab el-Efendi’nin “Nasıl Bir Devlet?” adlı kitabı müzakere edilecek.

Devamını Okuyun

Haberler

Eğitim İlke-Sen: Okul Saldırıları, Güvenlik Tartışmalarını Aşan Bir Derinliğe Sahip

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Kahramanmaraş’taki okul saldırısından sonra bir açıklama yayımlayarak iş bırakma kararı aldı. Sendikanın açıklaması şu şekilde:

“Henüz Şanlıurfa-Siverek Ahmet Koyuncu Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesindeki silahlı saldırı hâdisesinin etkisi altında iken Kahramanmaraş-Onikişubat Ayser Çalık Ortaokulunda, öğrencilerimizin ve öğretmen arkadaşımızın can verdiği başka bir saldırı haberi ile sarsıldık.

Üzgün ve öfkeliyiz!

Okullarda büyük bir süratle yükselen şiddetin ne denli vahim boyutlara ulaştığına ve ulaşabileceğine benzersiz bir acıyla ülke olarak tanık olduk.

Bu silahlı saldırılar, hakikatsizlik batağına itilen genç kuşakların nasıl bir vâroluşsal tehditle karşı karşıya olduğunu, meselenin güvenlik boyutunu çok çok aşan bir derinliğe kök saldığını bir kez daha çarpıcı bir şekilde göstermiştir.

EĞİTİM İLKE-SEN olarak kaybettiğimiz canlara Rabbimizden rahmet diliyor; öğrencisi, öğretmeni ve diğer tüm bileşenleriyle toplumumuzu bir bütün hâlinde tehdit eden bu şiddet, cinayet ve hakikatsizlik batağına sebebiyet veren kusur ve ihmâlleri işaret ve protesto etmek için 16-17 Nisan 2026 Perşembe ve Cuma günleri Türkiye genelinde İŞ BIRAKIYORUZ!”

Devamını Okuyun

Haberler

Üsküdar’da Yeni NATO Üslerine Reddiye; İran, Küba, Lübnan ve Filistinli Esirlerle Dayanışma Eylemi

Yayınlanma:

-

Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve Özgür Yazarlar Birliği; 12 Nisan 2026 Pazar günü Üsküdar’da “Katil ABD-İsrail, Küba ve İran’dan; Katil NATO, Beykoz ve Adana’dan; Katil İsrail, Filistin ve Lübnan’dan Defol!” başlıklı bir eylem tertip etti.

Beykoz’da NATO üssünün, Adana’da NATO kolordusun kurulmasının protesto edildiği ve Küba, Lübnan ve İran’la dayanışma mesajlarının verildiği eylemde ayrıca Filistinli esirler selamlandı ve İsrail’in Filistinli esirlere dönük idam kararı protesto edildi.

Eylem boyunca, “Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, NATO’dan Çıkılsın Üsler Sökülsün, Kürecik Radarı İsrail’in Kalkanı, NATO’ya Sığınma İşgale Ortak Olma, Katil ABD Ortadoğu’dan Defol, Katil ABD Küba’dan Defol, Katil ABD İran’dan Defol, Küba Halkı Yalnız Değildir, Yaşasın Küba Direnişimiz, Yaşasın İran Direnişimiz, Şehitlerin Hesabı Sorulacak, İstanbul’dan Tahran’a Direnişe Bin Selam, İşbirlikçi AKP Hesap Verecek, İşbirlikçi Rejimler Hesap Verecek, ABD’nin Değil Direniş’in Dostu Ol, NATO’nun Askeri Olmayacağız, Katil NATO Beykoz’dan Defol, Katil NATO Adana’dan Defol, Bakü-Ceyhan Hattından Akan Petrol Değil Kan, İsrail’le Ticaret Filistin’e İhanet, Katil İsrail Lübnan’dan Defol, Yaşasın Lübnan Direnişimiz, Yaşasın Küresel İntifada, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, Filistinli Esirler Onurumuzdur, Kahrolsun Siyonist İdam Rejimi” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Eylem, video kaydından takip edilebilir.

Topluluk adına Şilan Deniz’in okuduğu açıklamanın tam metni:

Bismillâhirrahmânirrahîm

Kıymetli Üsküdar halkı,

Doğrudan söze girelim:

Emperyalizm ve Siyonizm’in İran’a saldırısını fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni üsler ve karargâhlar kurma hazırlığına girişmiştir.

Boğaz’ın kalbinde, hemen az ilerimize, komşu ilçemiz Beykoz’da, Anadolu Kavağı’na emperyalist bir karargâh olarak NATO’nun taşeron komutanlığı kurulacak!

Yani NATO’nun taşeronu olacak bu üs, Karadeniz’i bir savaş denizi yapacak!

Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan askerî koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor.

Diğer bir yandan NATO’nun Batı Asya’ya müdahale için hazırlıkları kapsamında Adana’da kolordu kurma hazırlığı içinde olduğunu öğrendik.

Adana İncirlik’teki Amerikan güçlerinin yanı sıra bir NATO kolordusunun kurulması ancak ve ancak Anadolu’nun, Batı Asya’nın/Ortadoğu’nun tam ve kesin olarak işgalini hedeflemektir!

Yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Plânı’nda kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

Değerli halkımız,

Tavrımızı Üsküdar’dan peşinen ilan edelim:

Beykoz’daki NATO deniz üssünün de Adana’daki NATO kolordusunun da kurulmasına izin vermeyeceğiz; bunun için sonuna kadar direneceğiz!

Bu vesileyle NATO sevdalısı AKP iktidarına sesleniyoruz:

ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan saldırılarında, Gazze soykırımında bu katillere çalışan Kürecik NATO Radarını kapatmadınız, aksine sürekli olarak NATO’ya bağlılık deklare ettiniz!

Kürecik NATO Radarını kapatın, Beykoz ve Adana’da yeni NATO unsurlarının yerleşmesine ön ayak olmayın!

Temmuz ayında Ankara’da toplanmayı plânlayan bu katil ve işgalci sürüsüne ev sahipliği yapmayın! Unutmayın ki tarihe, halklara ve en önemlisi de Allah’a vereceğiniz hesabınız kabarıyor!

Kıymetli dostlar,

Birkaç ay önce yine bu meydanda ABD’nin Venezüella’ya müdahalesini ve Maduro’nun eşiyle birlikte kaçırılmasını protesto etmiştik.

Dünyanın dört bir yanında baskın ve işgallerle sömürü politikalarını derinleştirmek isteyen ABD, şimdilerde Küba’yı ölümcül bir muhasara altında tutmaktadır.

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Küba, ABD nüfûzunu reddettiği için her zaman hedefteydi.

Trump’ın talebi üzerine, Venezuela’da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba’ya yönelik hâlihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD, Karayipler’deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba’ya sevkiyat plânlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı yapılmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının ancak yüzde 30’undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba’da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.

Biz buradan, İstanbul’dan sesleniyor ve ABD kuşatmasına direnen Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu gururla haykırıyoruz!

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin şefi Trump’ın baskı ve tehditlerine karşı Küba halkının yanındayız. Dünyanın pek çok yerinden Küba’ya insani yardım seferberliği başlatan herkesi selamlıyor ve onlarla birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz!

Direniş dostları,

Büyük şeytan Amerika ve emperyalizmin ileri karakolu İsrail’in İran’a saldırarak başlattıkları amansız 40 günlük savaş; Allah’ın izniyle İran’ın zaferi, ABD ve İsrail’in kibrinin yerlere serilmesiyle neticelendi. Bu zafer için Allah’a şükrediyor, şehitleri ve bombalara göğüslerini siper ederek sabahlara kadar meydanları dolduran, canlı kalkan olan kahraman İran halkını tebrik ediyoruz.

Soykırımcı Epstein koalisyonunun 170 kız evladımızı okullarında vurarak katletmesiyle başlayan savaş, nasıl bir küresel canavarlık rejimiyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha göstermiştir!

Uzun süredir mahzun olan İslam ümmeti ve bütün mazlum halklar, İran’ın ABD ve İsrail haydutluğuna karşı gösterdiği olağanüstü direnişle tekrar büyük cesaret ve özgüven kazanmış; emperyalizme ve Siyonizm’e karşı mücadele azim ve kararlılığını tekrar kuşanmıştır.

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki ateşkes müzakerelerinde ABD ve İsrail tarafının hiçbir sözüne güvenilemez, bunu daha önce pek çok defa gördük. Bize düşen sorumluluk bellidir: Bütün bölge ülkeleri, halklar, müslümanlar olarak yekvücut hâlinde bu emperyalist-Siyonist saldırganlığın karşısına dikilerek zafere kadar mücadele etmek! Tek seçenek budur ve bu seçenekte sebat etmektir.

Arkadaşlar;

Bu süreçte İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyet bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. İşbirlikçi bölge rejimleri ABD’ye açtıkları üslerle İran karşıtı cephede yer almışlar, İsrail karşısında dut yemiş bülbüle dönmüşler, üstüne bir de İran’ı suçlamışlardır.

Diğer yandan savaş boyunca AKP hükümeti sadece İsrail’i suçlayıp durmuş, asıl fâil ABD ve Trump hakkında tek bir eleştiri ve kınama sarf etmemiştir. Bu suskunluğu not ediyoruz. İslam coğrafyasına, mazlum halklara, kardeşlerimize yapılan saldırılar karşısında susmak zulmü onaylamak değil de nedir!

Herkes bilip duysun ki bu işbirlikçilik ve ihanetlere karşı meydanlarda hakikati haykırmaya devam edeceğiz!

İntifada yârenleri,

Gazze’de ateşkes sürecine rağmen katliamlar sürmekte, Filistin halkı açlık ve sürgünle mücadele etmektedir.

Bir yandan da gâsıp ve işgalci Siyonist rejim, direnişi bastıramadığı için Filistin halkını idamlarla tehdit etmekte ve bu istikamette yasalar çıkarmaktadır.  Siyonistler, sayısız evladı özgürlük mücadelesinde şehit olmuş Filistin halkını idamlarla korkutabileceklerini sanmaktadır.

Filistinli esirlerin, Filistin direnişinin idamla tehdit edilmesi karşısında Direniş ve dayanışmayı yükseltmekten başka seçeneğimiz yoktur! İsrail’i besleyen can damarları hâlâ faaliyettedir ve İsrail bundan güç almaktadır. Siyonistlere BTC boru hattından petrol sevkiyatı sürmekte; türlü kılıflarla her geçen gün ciro artışı yaşanan ticaret büyümektedir.

Yılmadan, usanmadan bu işbirlikçilik ve ihanet sarmalına karşı çıkmaya devam etmeliyiz!

Direnişin dostları,

Biliyorsunuz, katil İsrail, bütün gücüyle Lübnan’a saldırmakta, Hizbullah’ın direnişini yok etmeye çalışmakta, katliamlarına yenilerini eklemekte, bu süreçte yüz binlerce insanı yerinden etmektedir.

Lübnan’da Hizbullah tarafından sayısız kere mağlubiyetlere uğratılan korkak Siyonistler, karadan ilerleme sağlayamadıkça hava bombardımanlarıyla sivillerin hayatına kastetmekte, Lübnan için de Gazze senaryosunu hayata geçirmek istemektedir.

Ancak yağma yok! Siyonizm’e geçit yok!

Bütün dünya görüp duydu ki artık çanlar Siyonizm için çalmaktadır!

Artık çanlar emperyalizm için çalmaktadır!

Artık çanlar işbirlikçiler için çalmaktadır!

Aksâ Tûfânı’ndan bugüne yeryüzünde bambaşka bir hareketlenme vardır. İnsanlık boğucu şeytanî düzenlere karşı ayağa kalkmış, İNTİFADA ateşiyle yeni ve bambaşka bir ufkun farkına varmıştır!

İşte bu dalga Gazze’yi, Lübnan’ı, bütün bir Batı Asya’yı, zulüm ve sömürü altındaki coğrafyaları özgürleştirecek; İran’da, Küba’da, Venezüella’da emperyalist şeytanların sonunu getirecek ve egemen dünya düzenini alt edecektir!

Yaşasın İran direnişmişiz!

Yaşasın Filistin direnişimiz!

Yaşasın Küba direnişimiz!

Yaşasın Lübnan direnişimiz!

Katil NATO, Beykoz’dan, Adana’dan, İncirlik’ten defol!

Katil ABD, İran’dan, Küba’dan elini çek!

Siyonist idam yasasına hayır!

EYLEM videosu bu linkten takip edilebilir:

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x