Connect with us

Haberler

ABD’nin Maduro’yu Kaçırmasına Tepkiler Sürüyor: Firavun Trump, Venezuela’dan Defol!

Yayınlanma:

-

ABD’nin Venezuela’ya saldırarak devlet başkanı Maduro’yu ve eşini kaçırması 4 Ocak 2026 Pazar günü Üsküdar’da protesto edildi. Eğitim İlke-Sen, Sağlık İlke-Sen, TOKAD ve ÖYB tarafından düzenlenen eylemde egemen dünya düzenine, emperyalist saldırganlığa karşı durulması çağrısı yapıldı.

Katil ABD Venezuela’dan Defol, Venezuela Halkı Yalnız Değildir, Katil ABD Katil İsrail, Emperyalistler Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak, NATO’dan Çıkılsın Emperyalist Üsler Kapatılsın, Borular Sökülsün İşgalciler Sürülsün, Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi, Direniş Var Yılgınlık Yok, Firavun Trump Venezuela’dan Defol, Trump’ın Değil Halkların Dostu Ol” sloganları atıldı, tekbir getirildi.

Topluluk adına açıklamayı Şilan Deniz, Meryem Karayıl ve Gülşah Eldemir okurken yazar Şükrü Hüseyinoğlu da bir konuşma yaptı.

Eylemde okunan açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Firavun Trump, Venezuela’dan Defol!

Bismillâhirrahmânirrahîm,

Bugün, Latin Amerika’nın kalbi Venezuela’ya yapılan haydutça saldırılara karşı sesimizi yükseltmek; emperyalizmin karşısına dikilmek için buradayız! Katil, emperyalist, yağmacı ABD’nin askerî müdahalesi yalnızca Venezuela’yı değil, tüm dünya halklarının özgürlük ve bağımsızlık iradesini hedef almaktadır.

ABD yönetimi, on yıllardır sürdürdüğü “arka bahçe” zihniyetiyle, Venezuela’yı ekonomik abluka, siyasi darbe girişimleri, hibrit savaş yöntemleri ve açık askerî müdahale tehditleriyle diz çöktürmek için her yolu denemiştir. Venezuela’ya yönelen bu saldırganlık, tesadüfî ya da geçici değildir; bu saldırı, emperyalizmin küresel ölçekte yaşadığı hegemonya krizinin açık bir sonucudur.

Kıymetli dostlar!

ABD’nin son yıllarda yayımladığı Ulusal Güvenlik ve Savunma Strateji belgeleri, Washington’un sömürgeci niyetlerini artık gizleme ihtiyacı duymadığını göstermektedir. Bu belgelerde Batı Yarımküresi üzerinde ilan edilen sözde “özel haklar”, 19. yüzyıldan kalma karanlık Monroe Doktrini’nin güncellenmiş ve militarize edilmiş bir versiyonudur.

ABD, Latin Amerika’yı hâlâ kendi münhasır nüfûz alanı olarak görmekte; bölge halklarının iradesini tanımamakta; bağımsız devletlerin kendi siyasi, ekonomik ve diplomatik tercihlerini yapmasını bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak ilan etmektedir. Venezuela’nın hedefe konulmasının temel nedeni de budur: Emperyalizme boyun eğmeyen, bağımsız bir iktisat ve dış politika hattı izleme ısrarı!

Venezuela halkı, Amerikan strateji belgelerinin bir piyonu olmayacak kadar onurludur!

Emperyalizmin karşısına dikilen bilinçler!

Bugün Venezuela’ya yönelen saldırıyı yalnızca ikili bir ABD-Venezuela gerilimi olarak okumak, gerçeği perdelemek olur. Bu müdahale, küresel sistemde yaşanan derin güç kaymasının, ABD hegemonyasının zayıflamasının ve çok kutuplu bir dünya düzeninin doğuş sancılarının bir parçasıdır.

ABD, Çin’in yükselişini, Rusya’nın askerî ve diplomatik yeniden konumlanışını ve Küresel Güney’in bağımsızlaşma eğilimlerini kendi egemenliği için bir tehdit olarak görmektedir. Venezuela ise, Çin ve Rusya ile geliştirdiği ekonomik, enerji ve diplomatik ilişkiler nedeniyle Washington açısından “cezalandırılması gereken” bir örnek haline getirilmiştir.

Ancak altını çiziyoruz:
Bizler, emperyalizme karşı mücadelede hiçbir büyük gücü masumlaştırmıyoruz. Rusya ve Çin’in de kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden küresel güçler olduğu açıktır. Ne var ki Venezuela halkının bu ülkelerle kurduğu ilişkiler, ABD’nin dayattığı sömürü ve bağımlılık zincirlerine alternatif arayışlarının bir sonucudur. Emperyalizmin tahakkümüne karşı manevra alanı yaratma çabası, işgal gerekçesi olamaz!

Ezilen halkların omuzdaşları!

Egemen dünya düzeni, hiçbir zaman kendi ilkelerine, yaldızlı laflarına sadakat göstermedi. Uluslararası hukuk gibi palavraların öteden beri ne anlama geldiğini biliyoruz!

Biz uluslararası hukuk denen ve sömürüyü perdeleme vazifesi gören şarlatanlıkların ne manaya geldiğini Afganistan ve Irak işgallerinden, Filistin’e karşı yürütülen soykırım savaşından biliyoruz!

Beyaz Saray koridorlarında yazılan senaryolar, dışarıdan atanan “geçici başkanlar”, ekonomik boğma politikaları ve asker! tehditler; egemen dünya düzeninin gerçek işleyişidir; herhangi bir hukukla ilgisi yoktur, bu uygulamalar ancak ve ancak sömürge dönemlerinin zorbalığıyla açıklanabilir!

Direnen halkların yanında saf tutan yürekler!

Bizler çok iyi biliyoruz ki ABD’nin Venezuela’ya yönelik “demokrasi”, “insan hakları” ve “insanî yardım” söylemleri Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da ve Suriye’de milyonlarca insanın hayatına mal olan yalanların birebir aynısıdır.

Venezuela’ya yönelen bu saldırganlığın temel nedeni, ülkenin sahip olduğu devasa petrol rezervleri, doğal gaz yatakları, altın ve stratejik madenlerdir. Yaptırımlar yoluyla halkı açlığa mahkûm etmek, sağlık sistemini çökertmek ve ardından “insani kriz” bahanesiyle askerî müdahaleyi meşrulaştırmak, emperyalizmin bilinen kirli bir yöntemidir.

Kardeşler,

ABD’nin Venezuela saldırısı, sadece bu ülkeyle sınırlı değildir. Bu müdahale; Küba’ya, Nikaragua’ya, Kolombiya’ya ve emperyalizmin çizdiği sınırlara sığmayan tüm halkçı hareketlere verilmiş açık bir gözdağıdır. Latin Amerika’da yeniden yükselen bağımsızlık ve entegrasyon arayışları, Washington açısından kabul edilebilecek bir yönelim değildir!

Aynı saldırgan zihniyetin Batı Asya’da İran’a, Yemen’e ve Filistin halkına yönelmiş olması tesadüf değildir. Emperyalizm, coğrafya tanımaz; bir yerde açılan gedik, tüm mazlum halkların geleceğini tehdit eder.

ABD öncülüğünde ve İsrail’in tetikçiliğinde ilerleyen egemen zorbalık; Suriye ve Libya’dan sonra İran’da, Lübnan’da, Yemen’de yeni gedikler açmak istiyor. Baştan başa bütün dünyaya diz çöktürmek istiyor ancak yağma yok! Emperyalizme de Siyonizm’e de geçit vermeyeceğiz!

Venezuela’daki bu aşağılık müdahalede İsrail’in ABD’ye verdiği açık destek, saldırının ideolojik ve stratejik boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir. Evet, Batı Asya’yı/Ortadoğu’yu işgal, abluka ve katliamlarla kana bulayanlar ile Latin Amerika’da darbe plânları yapanlar aynı küresel çıkar ağlarının parçasıdır.

İsrail’in Venezuela’yı direniş hareketleriyle ilişkilendiren suçlamaları boşuna değildir. Bu, halklara karşı kurulmuş küresel bir zorbalık ittifakıdır.

Venezuela’nın istikametini Washington’daki savaş lobileri değil ancak zulme, sömürüye direnen Venezuela halkı belirleyebilir!

Bizler, emperyalizmin, zorbalık ve işgalin karşısına dikilen vicdanlar olarak;

Haysiyet sahibi bütün insanlardan, bütün siyasi hareket ve topluluklardan Venezuela’ya yapılan ABD müdahalesinin karşısına dikilmesini,

Yine bu çevrelerden İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına konuşlu ABD-NATO üslerinin sökülüp atılması için mücadeleyi büyütmelerini istiyoruz.

Evet, Anadolu baştan başa ABD-NATO üsleriyle işgal edilmiştir. Bunu, çok uzun seneler boyunca söyledik. Bu üsler Gazze’deki soykırım savaşında aktif rol üslendi. Venezuela’daki şeytanlık ve hoyratlığa verilecek en güzel cevap bu üslerin kapatılmasını sağlamak için azim ve kararlılığı lâyıkıyla kuşanmak olacaktır!

Egemen dünya düzeninin muârızları,

Madem emperyalizmi hayatta tutan kan, petroldür madem o petrolü taşıyan damarlar petrol botu hatları, küresel gemi rotalarıdır; o hâlde üzerimize düşen sorumluluk bellidir! Irak’ta petrol için ABD’nin yaptığı aşağılık işgali ve milyonların katledilişini biliyorsunuz.

Bugün de en büyük emperyalist projelerden biri olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, emperyalizme ve Siyonizm’e çalışmaktadır ve Gazze’deki soykırım makinesinin can suyudur. O hâlde ABD’nin petrol için, enerji kaynakları için Venezuela’daki darbesine, küstahlığına verilecek en muhteşem cevap BTC boru hattının Anadolu’dan sökülüp atılması olacaktır!

Bir sözümüz de AKP iktidarınadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Maduro ile yakın ilişkisi herkesin malumudur. Eşiyle birlikte konutundan alınıp kaçırılan Maduro için tek kelime etmeyip sanki ortada eşit taraflar varmış gibi “itidal” çağrısı içeren 5 cümlelik bir Dış İşleri açıklamasıyla yetinmek son derece düşündürücü ve ibretlik bir durumdur! Unutmayalım ki tarihi ancak adil, cesur ve kararlı adımlar kurar; ezilen halklara, mazlum ve mustazaflara ancak onlar umut olur; güçlüden korkup sinenler değil!

Küresel İntifada’nın yârenleri!

Emperyalizm ne kadar saldırgan olursa olsun, Allah’ın izniyle direnen halkların iradesini kıramayacaktır. Bütün bu sancılar, Gazze’den Latin Amerika’ya uzanan Küresel İntifada’nın serpilip büyümesini müjdelemektedir!

Venezuela halkı yalnız değildir. Onların direnişi, bizim direnişimizdir!

Kahrolsun Emperyalizm!
Yaşasın Tam Bağımsız Venezuela!
Kahrolsun Küresel Emperyalizm ve İşbirlikçileri!
Yankee Go Home!

EĞİTİM İLKE-SEN       

SAĞLIK İLKE-SEN

TOKAD (TOPLUMSAL DAYANIŞMA KÜLTÜR EĞİTİM VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR DERNEĞİ)

ÖYB (ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ)

Haberler

ÖYB’de “Cezaevinde Yazar Olmak” Programı

Yayınlanma:

-

Özgür Yazarlar Birliği’nin tertip ettiği “Cezaevinde Yazar Olmak” söyleşisi Avukat Mehmet Ali Başaran moderatörlüğünde 14 Şubat 2026 Pazar günü yapıldı.

Programın konukları Nevzat Güngör ve Eyyüp Bozkurt, cezaevi gerçeği çerçevesinde konuştular ve yazarlık tecrübelerinin cezaevi süreçlerinde nasıl şekillendiğini dinleyenlerle paylaştılar.

Mahpusların hem duygu dünyalarının hem de sosyal çevrelerinin uzun yıllar boyunca süren tutukluluktan nasıl etkilendiğinin ve devletin rolünün ve hukuk sisteminin tartışılıp konuşulduğu programı, video kaydından takip edebilirsiniz.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

M. Ali Başaran ve Ahmet Örs ile Yeni Romanları Hakkında Söyleşi

Yayınlanma:

-

Yeni Pencere yazar ve editörlerinden Mehmet Ali Başaran ve Ahmet Örs, yeni yayımlanan romanları çerçevesinde Özgür Yazarlar Birliği’nde Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı bir söyleşi ve imza programında bir araya geldiler.

Mehmet Ali Başaran, 2025 yılının Kasım ayında yayımlanan “272-Şüpheli Bir Ölüm Üzerine Kovuşturma” adlı romanı; Ahmet Örs ise 2026 Ocak ayında yayımlanan “35C” romanı hakkında Nazlı Nesibe Kılıçoğlu’nun sorularını yanıtlayıp edebiyata yükledikleri anlam çerçevesinde değerlendirmelerde bulundular.

Katılımcıların sorularıyla ilerleyen söyleşinin sonunda yazarlar, kitaplarını imzaladı.

Program, video kaydından takip edilebilir.

Haber: Şilan Deniz

Devamını Okuyun

Haberler

Sağlık İlke-Sen’den Tuğba Tanık Açıklaması: Sosyal Güvenlik Temel Haktır!

Yayınlanma:

-

İlkeli Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Çalışanları Dayanışma Sendikası (Sağlık İlke-Sen), nadir görülen bir hastalıkla mücadele eden ve bir kutusu 700 bin liraya yakın olan ancak SGK ödeme listesinden çıkarılan ilacı için verdiği hukuk mücadelesini AYM’ye taşıyan 23 yaşındaki Tuğba Tanık’la ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şu şekilde: 

Nadir görülen kronik bir hastalık olan “Nörofibromatozis Tip 1”den mustarip 23 yaşındaki Tuğba Tanık’ın bugüne kadar SGK tarafından karşılanan ilacı Koseluga’nın temini, Sağlık Bakanlığı’nın onayına rağmen SGK tarafından reddedilmiştir. Mevcut kapitalist yağma düzeninin bir gereği olarak astronomik fiyattan satışa sunulması sebebiyle, Türkiye’de söz konusu hastalıkla mücadele eden kişilerin bu ilacı kendi imkânlarıyla temin etmesi fiilen olanaksızdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu, özü ve rûhu gereği bu ve benzeri ilaçları ihtiyaç sahibi herkes için erişilebilir kılmak gibi mukaddes bir vazifeyle yükümlüdür. Haddizatında sosyal güvenlik, bir toplum hâlinde yaşayabilmeyi mümkün kılan en önemli unsurlardan biridir. Zira kardeşçe yaşayabilmemiz, aramızdan birinin başına beklenmedik bir musibet geldiğinde hepimizin onu makul şekilde destekleyeceğine dâir inancımızla ilişkilidir.

Buna rağmen neoliberal politikaların etkisiyle SGK’nın gitgide kâr etmesi gereken bir şirket gibi işletildiğine tanık olmanın derin üzüntü ve öfkesiyle doluyuz. EYT’yle ilgili düzenlemeden sonra emekli maaşlarının “emekli harçlıklarına” çevrilmesi sonucunda yüz binlerce ileri yaştaki insanımız, çok ağır imtihanlarla karşı karşıya bırakılmış, adeta kulu kula kul etmenin maddi koşulları inşa edilmiştir.

Buna benzer şekilde sıklıkla daha önce SGK tarafından ödemesi yapılan kritik ilaçların ödenmediğine şahit oluyoruz. Nitekim, bu trend hepimizin ülkenin tüm meydan ve caddelerinde sürekli “ilaç için yardım taleplerine” tanık olmamıza yol açıyor. Bu güvencesizleştirme insanların onur ve haysiyetlerine sistematik bir saldırı niteliği taşıdığı gibi, bu yolla kula kulluğun maddi zeminini de büyütüyor. Tüm bu hengâmede, sosyal güvenlik hakkı târumâr edilirken biraz daha iktisadî imkânı olanlara ise el altından kendi tedbirlerini almaları salık veriliyor. Biraz gelir elde edebilenler, gemilerini kurtarmak için bireysel emeklilik sigortaları ve tamamlayıcı sağlık sigortaları gibi kapitalist piyasanın tiksindirici “ürünlerinin” insafına havale ediliyorlar.

Onurlu, eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşam için sosyal güvenlik hakkına yönelik saldırılara hep birlikte göğüs germek mecburiyetindeyiz. Nadir hastalığı için kullandığı ilacı temin edilmeyen Tuğba Tanık, olağan dava yolları sonuçsuz bırakıldığı için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru aracılığıyla bu hakkını aramaktadır. Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Mevcut politik eğilimleri değil, adaletin gereklerini esas almakla mükelleftir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kısıtlayıcı uygulamalarından derhâl vazgeçmelidir!

Sağlık İlke-Sen olarak, kimseye el açıp yalvarmadan, birbirimizle onurlu bir dayanışma ilişkisi içinde yaşamamızı sağlayan kapsamlı bir sosyal güvenlik kurumsallaşmasının önemini şiddetle vurguluyor, vurgulamaya gayret ettiğimiz ilkeleri şahsında sembolleştiren Tuğba Tanık kardeşimizle ilgili sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

SAĞLIK İLKE-SEN YÖNETİM KURULU

Devamını Okuyun

GÜNDEM

0
Would love your thoughts, please comment.x